Microsoft’tan Apple’ı Ti’ye Alan Reklam

Microsoft yeni ürünü Surface Pro 4 ‘ün pazarlama stratejisini rakibi Apple’ın klavye ekleyerek ‘bilgisayardan farksız’ dediği Ipad ile sert bir karşılaştırma silsilesi üzerine kurmuş gibi görünüyor. Öyle ki Siri ve Cortana’nın parti yaptığı son reklam filminde bu durum net bir şekilde görülebiliyor.

“Surface daha fazla iş yapar, aynı sizin gibi” mottosuna sahip olan marka son reklam filmi ile de  Apple’ın Ipad Pro’sunun oldukça gereksiz bir harcama olduğunu, Surface Pro 4 ‘ün ise daha  fazla fonksiyona sahip olduğunu anlatıyor.

“Senin herhangi bir şeyi bilgisayar olarak adlandırman onun bilgisayar tanımına uyduğu anlamına gelmez. Cortana, güçlü Intel Core işlemcisi, gerçek tuşlardan oluşan çıkarılabilen klavyesi, dokunmatik ekran ve full Office desteği ile Surface Pro 4’ün bilgisayar tanımına uyduğunu biliyor. Geri kalan her şeyse sadece partiye geç kaldı.”

Tanımına sahip olan Surface reklamının iki başrol oyuncusu markaların sesli asistanları Siri ve Cortana. Microsoft Apple Ipad Pro’nun ‘eklenen yeni klavyesi ile bilgisayardan farksız’ şeklindeki iddialı söylemini Siri’nin klavyesini kutlamak için verilen bir partide Cortana ile karşılıklı konuşması esnasında çürütüyor.

Surface Pro 4 için yapılan web sitesi de genelde Surface Pro 4’ün sahip olduğu özelliklerinin genelde Apple ürünleriyle (bazen Macbook bazen de Ipad Pro) karşılaştırılmasına dayanıyor.

Windows Office desteği, ekran kalitesi ve tüm gün çalışmanıza olanak veren pil süresi gibi rakibinde olmayan özelliklerine odaklanarak Unique Selling Proposition olarak bilinen ve rakipte olmayanlara odaklanarak kişileri bağlı oldukları markadan vazgeçirmeyi hedefleyen stratejiyi hem web sitesinde hem de reklam filmlerinde sert bir tonda olsa da uyguluyor.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

Bir Cevap Yazın

Cinsiyetçi Reklamlardaki Rollerin Cinsiyetleri Değiştirilseydi Nasıl Olurdu?

2018 yılında olsak da, günümüzde hala hayatın birçok alanında cinsiyet ayrımcılığının yapıldığına şahit oluyoruz. Haliyle bu durum reklamlara da yansıyor. Geçtiğimiz yıl da bunun birçok örneğiyle karşılaştık. Örneğin, İsveçli mobilya perakendecisi IKEA’nın Çin’de yayımladığı cinsiyetçi reklam ve Artemis Halı’nın kadınları “dırdırcı” olarak tanımlayan cinsiyetçi reklam bunlardan sadece ikisiydi.

Tabii cinsiyetçi reklamların geçmişi çok eskiye dayanıyor. Plastik Studios ve Plastik Magazine’in kurucusu, yaratıcı yönetmeni ve aynı zamanda bir güzel sanatlar fotoğrafçısı olan Eli Rezkallah, 1940 ve sonraki 30 yıllık süreçte yayımlanan cinsiyetçi reklamlardaki rollerin cinsiyetleri tersine çevrilseydi nasıl olurdu? düşüncesinden yola çıkarak bu reklamları yeniden oluşturdu.

Eli Rezkallah, böyle bir çalışma yapmanın nereden aklına geldiği konusunda ise şunları söyledi:

“Geçen Şükran Günü’nde, amcalarımın, kadınların yemek pişirme, mutfak ile ilgilenme ve kadınlık görevlerini yerine getirme konusunda nasıl daha iyi oldukları üzerine yaptıkları konuşmalara kulak misafiri oldum. Her ne kadar tüm erkeklerin amcamlar gibi düşünmediğini bilsem de, bazılarının böyle düşündüğüm öğrendiğim için şaşırdım. Bu yüzden rollerin tersine döndüğü ve erkeklere, kendi cinsiyetçi zehirlerinin tadına baktırıldığı bir paralel evren hayal ettim.”

Paralel Bir Evrende” isimli bu çalışma, Eli Rezkallah’ın geçmiş yıllarda gerçekten yayımlanan reklamları kullanarak oluşturduğu kurgusal reklamlardan oluşuyor ve farklı bir yaklaşımla günümüzde hala devam eden cinsiyetçiliği sorguluyor.

Eli Rezkallah’ın bir hayalden yola çıkarak meydana getirdiği ilginç ve kurgusal reklam çalışmalarının tamamına aşağıdan göz atabilirsiniz.

Marka: Alcoa Aluminium

Marka: Chase & Sandborn

Marka: Lux

Marka: Hardee’s

Marka: Schlitz

Marka: Mr Leggs

Marka: Van Heusen

Marka: Hoover

Marka: Chemstrand Nylon

Marka: Mr Leggs

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İKSV, Konuyu Değiştirecek Gençler Arıyor

Her gün aynı şeyleri konuşmaktan, sırf sohbet etmiş olmak için söylenen içi boş sözler söylemekten, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları ele almaktan sıkılmadık mı? Özellikle genç kuşak için belki şimdi daha önemli konulardan, hatta mümkünse kültür ve sanattan bahsetmenin zamanı gelmiştir. Türkiye’nin en önde gelen kültür ve sanat vakfı olan İKSV (İstanbul Kültür Sanat Vakfı), geçen yıl öğrenciler için başlattığı Kültür Sanat Kart uygulamasını bu yıl da sürdürüyor.

Eczacıbaşı Topluluğu’nun öncü sponsorluğunu ve yönetiminin önemli bir bölümünü üstlendiği vakıf için bu yıl 1000 üniversite öğrencisine ücretsiz olarak dağıtacağı ve tüm İKSV etkinliklerinde geçerli olan 250 TL değerindeki Kültür Sanat Kart’ın tanıtımı için üç reklamdan oluşan, yaratıcı bir tanıtım kampanyası başlatıldı. Rafineri reklam ajansının imzasını taşıyan seride, birçok gencin her gün yaptığı sıradan sohbetler konu ediliyor. Genç neslin kendi aralarında sıkça konuştuğu konuların ne kadar sıradan ve “konuşulmasa da olur” türden olduğunu bize gösteren çalışmalar, sondaki dış sesin kullandığı ifadelerle gençleri kültür ve sanat üzerine görüş alışverişi yapmaya çağırıyor.

Eczacıbaşı

Çalışmalardan ilki, tam da bu hedef kitlenin her gün etkileşim içinde olduğu sosyal medya kavramından yola çıkıyor. Reklam, teknede seyahat eden iki gencin diyaloğuyla başlıyor ve devam ediyor. Erkek oyuncu akıllı telefonuna bakar bakmaz bir anda heyecanlanıyor ve yanındaki arkadaşına hoşlandığı kızın Instagram hikâyesine baktığını söylüyor. Arkadaşı ise kızın izleyenler listesinde kaçıncı sırada olduğunu soruyor ve en altta olduğunu öğrendikten sonra bu kadar heyecanın anlamsız olduğunu, çünkü listede en altta gözüküyorsa içeriğe tesadüfen rastladığını, özel olarak bakmadığını belirtiyor. Diyalog sonrasında konu, en çok beğenenin nerede göründüğüne, en fazla yorum yapanın görünmede avantajlı olup olmadığına ve hatta sosyal medyadaki arkadaşlık süresine kadar varıyor.

İstanbul’da yaşıyorsanız ve özellikle de ev ile iş arasında her gün yaka değiştiriyorsanız, metrobüsün bu koca kentin en büyük sosyal fenomenlerinden biri olduğunu bilirsiniz. Kalabalıklığıyla meşhur bu ilginç taşıt öyle kalabalıktır ki bırakın oturacak yeri, ayakta durabilecek bir yer aramak için sayısız geometrik duruş şekli denersiniz ve peronda kalanlardan olmamak için kendini metrobüse atma taktikleri geliştirmiş insanlara rastlarsınız. İKSV’nin Kültür Sanat Kart reklamlarının bir diğeri de buradan yola çıkmış. Bir parkta egzersiz yapan iki arkadaşın sohbetine şahit olduğumuz çalışmada, metrobüste hangi taraftan binmeye çalışılırsa veya içinde nerede durulursa yer kapılabileceği üzerine “kafa yoruluyor”. Konu, izlenecek yöntemin metrobüsün kaç kapılı olduğuna göre değişebileceğine ve kaç seferde bir kapı sayısı farklı araç geldiği hakkında akademik tartışmaları aratmayacak derecede “derin” (!) bir ikili iletişime kadar uzanıyor.

Serinin üçüncü parçası olan “Siren” adlı reklam ise üç gencin polis, itfaiye ve ambulans araçlarının sirenleri üzerine, arabada başlattığı üçlü konuşma üzerinden ilerliyor. Gençlerden biri itfaiye ile ambulans sirenlerinin neden farklı olduğunu anlamadığını söyleyerek ortaya bir “tartışma konusu” atıyor. İkisinin aynı olduğunu söyleyen diğerlerine durumun öyle olmadığını kanıtlamak için ağzıyla siren sesi çıkaran genç, sürücü koltuğundaki arkadaşından aynı şekilde yanıt alıyor. Üzerinde bir türlü hemfikir olamadıkları bu konuda, en sonunda hepsi birden farklı siren sesleri çıkarıyor. Ortaya çıkan sahne o denli trajikomik ki toplu ve nedensiz bir inada, hatta deliliğe dönen bu manzaraya karşı gülmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Her üç çalışmanın sonunda izleyici olarak “Konuyu değiştir.” İfadesiyle karşılaşıyoruz ve dış ses “Bu sene biraz da filmlerden, konserlerden, sanattan konuş. Eczacıbaşı tam 1000 öğrenciye, tüm İKSV etkinliklerinde geçerli 250 TL değerinde Kültür Sanat Kartı hediye ediyor. Hemen tıkla, konu değişsin.” diyerek bu oldukça dikkat çekici ve yaratıcı kampanyanın ana fikrini bize iletiyor.

Serinin üç parçasının da verilmek istenen mesaj açısından oldukça güzel hazırlanmış olduğunu söylemeliyim. Instagram hikâyesinde kullanılan “like, story, algoritma” gibi sözcükler, sosyal ağların gençlerin kullandığı günlük dili nasıl değiştirdiğini gösterirken; diğer yandan da bu konuya bu kadar hâkim olmalarının aslında ne büyük bir zaman kaybı olduğunu, kendilerini kültür ve sanatla geliştirmelerinin daha iyi olabileceğini anlatıyor. Hayattaki en değerli şey olan zamanın nasıl “öldürülebileceği”ne dair çarpıcı bir örnek sunuyor.

iksv

Metrobüs reklamında da benzer bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Zaten her gün ulaşım için kullanılan, bir rutin hâline gelen metrobüsün sosyal yansımaları elbette göz ardı edilemez. Fakat, bunun üzerine sık sık konuşan insanların olduğu da bir gerçek ki mutlaka yakın çevremizde de bu kişilerden az ya da çok var. Oyuncuların, sanki metrobüs değil de fırlatılan bir uzay mekiği üzerine konuşuyormuş havası vermesi ise inandırıcılık noktasındaki performanslarını son derece olumlu yönde etkilemiş.

Siren başlıklı reklama sanırım ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Zira hakikaten de üzerine beyin jimnastiği yapılıp sorgulanacak en son konulardan birinin, böyle bir toplu çılgınlığa sebep olması komik bir görüntü oluşturuyor. Gençlerin yaptığı siren taklitleri ise seyirciyi sarkastik bir boyuta ulaştırıp âdeta saçmalamanın sınırı olmadığını kanıtlıyor.

Özellikle Instagram temalı çalışmayı düşündüğümüzde, serinin Lipton’un kısa bir süre önce yayınladığı Konuşalım Artık reklamının üstüne gelmesi rastlantı mıdır bilinmez ama tema-içerik-hedef kitle üçgeninde yakalanan uyum sayesinde, harika bir reklam serisinin ortaya çıktığı ve doğru yöntemle sürece yaklaşıldığı açıkça görülüyor. Zira her iki kampanyada da insanların sözlü iletişimi unuttukları vurgulanırken, Eczacıbaşı bunu daha özel bir konuya odaklanarak yapıyor.

Filmekimi, İstanbul Uluslararası Film Festivali, İstanbul Tiyatro Festivali, İstanbul Caz Festivali, İstanbul Müzik Festivali, İstanbul Tasarım Bienali ve Salon İKSV’deki etkinliklerle yıl boyunca sanatseverlerin yanında olan İKSV’ye bu reklamların çok yakıştığını ve hedefini tam isabetle tutturduğunu düşünüyorum. Özetle, Eczacıbaşı Topluluğu, desteklediği vakıf için tam da gençlerin ilgisini çekecek bir yol izlemiş. Elbette yaratıcı süreci yöneten Rafineri’nin de ortadaki bu başarıda büyük payı olduğunu unutmayıp onların da hakkını teslim edelim.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link