Güzellik Rakamların Ötesinde, Peki Reklamların da Ötesinde mi?

Dove geçtiğimiz hafta içinde “Benim güzelliğim rakamların ötesinde” sloganıyla kadınlara sayılarla biçilen değerleri özgürleştiren bir reklam filmi yayınladı. Reklam filmi kadınları genel geçer ölçülere göre değerlendirdiğimiz dünyada o ölçülerin aslında gerçek birer kriter olmadığını vurguluyor.

Kadınlar reklam filminde beden ölçüleri, güzellik puanları, yaş gibi sayılarla somut bir şekilde ifade edilen değerleri soyutlaştırıyor ve benim güzelliğim rakamların ötesinde diyorlar. Peki bu güzellik anlayışı rakamların ötesine geçerken reklamların da ötesine geçebiliyor mu? Dilerseniz önce reklam filmini izleyelim daha sonra bu konuyu biraz daha açacağım.

Dove daha önceki reklamlarında da  kozmetik ürünleri üretmesine rağmen doğallığı ve doğallıktan gelen güzelliği kullanmıştı. Bu reklamında da kalıplaşmış güzellik metalarına karşı çıkarak kadınları cesaretlendiriyor.

“34: Beden ölçüm değil, dövmelerimin sayısı”, “90-60-90: Beden ölçülerim değil vize notlarım”, “9: Verdiğim kilolar değil kızımla geçirdiğim aylar” gibi iddialı cümlelerle standart ölçüleri yıkan kadınlar görüyoruz. Son zamanlarda bu minvalde yapılan reklam kampanyalarını düşündüğümüzde kadın hareketlerini ve kadının özgürleşmesini destekleyen markalar takdir ediliyor ve elbette gelecek için umut vadediyor.

Ancak burada akılları kurcalayan önemli bir soru işareti olduğunu düşünüyorum: Markalar ve reklamları samimi mi? Aslında sormak istediğim asıl soru; “Markalar gerçekten kadın direnişini mi destekliyor yoksa dünyanın son trendine uyum sağlayarak belli bir hedef kitleye daha fazla tüketim mi pazarlıyorlar?”

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bu sorunun cevabı ne olursa olsun geçmişteki cinsiyetçi reklamlarla kıyaslandığında şu an dünümüzden çok daha iyi bir noktadayız. Reklam talep edileni pazarlıyormuş gibi gözükse de aslında talebi zaten kendisi yaratır. Yani reklamın sattığı ürün, hizmet, düşünce ne olursa olsun başkalarını yönlendirme amacı taşır. Dove örneğinden gidersek güzel olanın doğal olan olduğu fikri diğer reklamlara göre aykırı ve daha özgürlükçü olabilir ama o da kendi güzellik algısını pazarlamıyor mu?

2016 yılının sonlarına doğru H&M’in yeni koleksiyonunu tanıtırken yayınladığı reklam filmi oldukça konuşulmuştu. Çoğu kesim tarafından tepki çekerken bazı kesimler tarafından da oldukça beğenilmişti. Reklam filmi kalıpları tamamen yıkıyordu ve markanın dünya üzerindeki tüm kadınlara hitap ettiğini vurguluyordu. Bedensel ölçüleri, fikirleri, zevkleri ne olursa olsun herkesi kucaklıyor ve kadını özgürleştiriyordu. Reklam filmini ben de çok beğenmiştim ama H&M’in bunu neden yaptığını çok düşündüm. Sonra 2017 yılının kelimesi “Feminizm” seçildi.

Diyeceğim o ki, talep edilenin ve övülenin cinsiyetçi anlayışa taban tabana zıt olmasında hiçbir sakınca yok bu bir şeylerin iyiye gittiğinin göstergesidir ancak cinsiyetçi reklamlara başkaldıran anti-cinsiyetçi reklamları da kurtarıcımız olarak görmemek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bu durum kim en çok ses getiren feminist kampanyayı başlatacak yarışına dönüşüyor ve asıl amacından (eğer gerçekten asıl amacıysa) sapmış oluyor. Zira savunulan algı revaçtan düşerse markaları aynı desteği sağlarken göremeyebiliriz, böyle bir senaryoya da hazırlıklı olmak lazım.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

İki Siyahi Müşterisini Tutuklatan Starbucks Boykot Ediliyor

ABD’deki bir Starbucks şubesinde, iki siyahi müşterinin sebepsiz yere tutuklanmasıyla ilgili olaydan dün sizlere bahsetmiştik. Starbucks CEO’su Kevin Johnson’ın olayla ilgili yaptığı açıklama ve dilediği özür birçok kişi için yeterli gelmemiş olacak ki, geçtiğimiz hafta yaşanan ve özellikle sosyal medyada büyük bir yankı uyandıran bu olaya yönelik tepkiler artarak devam ediyor.

Business Insider’ın yaptığı habere göre, birçok Starbucks müşterisi şirketin bu davranışını protesto etmek amacıyla Burger King, Dunkin’ Donuts, Panera ve yerel kahve dükkanlarından aldıkları kahvelerle çektikleri fotoğrafları sosyal medyadan paylaştı. Bu boykota katılan insanlar, #BoycottStarbucks etiketiyle birlikte tercih ettikleri yeni kahvenin fotoğraflarını sosyal medyadan paylaşıyorlar. Genel olarak insanların kahve almayı tercih ettiği kahve dükkanlarının sahiplerinin siyahi olmaları da olayla ilgili dikkat çeken unsurlardan biri.

Starbucks’ı protesto edenler arasında Ebro Darden isimli radyo sunucusu da vardı. Kendisi Instagram hesabından Dunkin’ Donuts markası altında eleştiri amaçlı olarak hazırlanmış bir görsel paylaştı ve görselde şu yazıyordu:

Kahve iyi değil, ama seni siyahi olduğun için tutuklamıyoruz.

Bir kişi ise Starbucks’a giderek sipariş ettiği kahve için isim olarak “Siyahilerin Hayatları Önemlidir” yazdırdı ve daha sonrasında bunun fotoğrafını sosyal medyada paylaşmayı da ihmal etmedi.

Starbucks CEO’su Kevin Johnson geçtiğimiz cumartesi günü olayla ilgili olarak yaptığı ve özürlerini ilettiği açıklamada, tutuklanan iki siyahi adamla uzlaşmaya gideceklerini ve böyle bir olayın gelecekte tekrar yaşanmamasını garanti altına almak için gerekli değişiklikleri yapacaklarını açıklamıştı. Ancak bu boykot olayının uzun süre devam etmesi durumunda, şirketin imajını düzeltmesi için hızlı bir şekilde yeni adımlar atması gerekecek gibi görünüyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Takıntıyla Seveceğiniz Yeni Koşu Ayakkabınız: Nike Zoom Vaporfly 4%

Nike’ın koşu özelindeki son reklamında New York Maratonu’nu geçen yıl kazanan Shalane Flanagan yer alıyor. Koşudan hemen önce ayakkabılarını kaybettiği kâbusunu gören Flanagan soluğu bir “ayakkabı terapistinde” alıyor. Nike Zoom Vaporfly 4% için çekilen son reklam filmi, ünlü uzun mesafe koşucusu Flanagan’ın yaşadığı gerçek bir hikayeye dayanıyor.

Ayakkabılarına fazlaca bağlı bir koşucuyu canlandıran Flanagan, maraton öncesi ayakkabılarını kaybettiğini anlatmak için ziyaret ettiği ayakkabı terapistine de kırmızı Vaporfly’ları ile gelmeyi ihmal etmiyor elbette. Terapisti canlandıran Lena Waithe’in “Kabustan sonra uyandın, koştun ve kazandın?” sorusuna ayağındaki Vaporfly’lara bakarak “beraber kazandık” vurgusu yapıyor.

Flanagan’ın hızlı yaşamayı sevdiği için ayakkabıları ile beraber yemek yediğini, uyuduğunu, film izlediğini dinleyen terapisti ziyaret eden ve ayakkabılarına olağanın dışında bağlı olan başka sporculara da şahit oluyoruz.

Ayakkabılarına sarılarak gelen Golden State Warriors oyuncusu Draymond Green, ayakkabılarını hava kabarcıklı naylona sararak giyen San Francisco 49ers’ın köşe savunmacısı Richard Sherman ve elektrikli diş fırçası ile ayakkabılarını temizleyen usta kaykaycı Paul Rodrigez’i de bekleme salonunda terapi seanslarını beklerken görüyoruz.

Dünyanın en hızlı koşucularının en iyi performanslarını çıkarabilmeleri için tasarlanan ve en hafif köpük teknolojisi Nike ZoomX foam kullanılan bu koşu ayakkabıları, Nike’ın bir önceki en hızlı koşu ayakkabısı ile karşılaştırıldığında %4 daha iyi. Bu nedenle isminde Nike Zoom Vaporfly 4% ismini alıyor.

Kendi alanlarında en iyi sporcuları, kendi alanları için en iyisi olduklarını düşündüğü Nike ayakkabılarını fazlaca sahiplendiğini gördüğümüz bu reklamı beğendiğiniz mi?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link