Cannes Lions 2017’den Zaferle Dönen Reklamlar 1

Reklamcılık alanında dünyanın en saygın ödüllerinin verildiği, her yıl merakla beklenen Cannes Lions festivali, bu yıl da bizi harika çalışmalarla karşıladı. Gelin, birbiri ardına ilgi çekici ve yaratıcı birçok çalışmaya tanık olduğumuz festivalde ödüle uzanan çalışmalara daha yakından bakalım.

Van Gogh’un Yatak Odası

Van Gogh’u tanıyanlar, hele Amsterdam’daki Museumplein’da yer alan Van Gogh Museum’a gidenler, bu dünyaca ünlü ressamın izlenimci tablolarından en dikkat çekenlerden birinin de yatak odasını resmettiği çalışması olduğunu bilirler. Leo Burnett Chicago imzası taşıyan projede, Airbnb ve Chicago Sanat Enstitüsü güçlerini birleştirdi, Van Gogh’un yatak odası tablosunu yeniden yaratarak misafirlerin konaklamasına açtı. Böylece, bu yılki Cannes Lion yaratıcı etki ödülünün sahibi de belli oldu.

Meet Graham

Ulaşım Kazaları Komisyonu (Transport Accident Commision – TAC Victoria) için Clemenger BBDO Melbourne tarafından hazırlanan Meet Graham kampanyası da festivalde ödül kazanan çalışmalardan biri oldu. Meet Graham kampanyası,  “İnsan vücudu trafik kazalarına karşı dayanıklı olsaydı nasıl görünürdü?” sorusundan yola çıkarak hazırlanmış. Kampanya, trafikte güvenliğin önemine dikkat çekerek toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Çalışma, Cannes Lions siber ve sağlık dallarında toplam iki ödüle değer görüldü.

Mailchimp

Müşterilerine pazarlama çözümleri sunan Mailchimp ise ödüle, kendiyle dalga geçerek ulaştı. Şirket, adıyla benzeşen diğer sektörlerdeki markaları konu alan çalışmasıyla dikkat çekti ve bu cesareti siber dalında Grand Prix ödülüne layık görüldü.

Baltık Denizi Projesi

“E-ekstre gönderimi dışında bir bankanın çevre duyarlılığı ne kadar olabilir ki?” diye düşünebilirsiniz. Fakat, kazın ayağı öyle değil. Festivalde, siber dalında ödüllendirilen çalışmalardan biri de Aland Index-Baltık Denizi projesi oldu. RBK’nın Aland Bank için hazırladığı kampanya, toplumsal farkındalığı veriyi anlamlandırma yoluyla işleyen kurgusuyla ödüle uzandı.

Sıra Dışı Futbol Sahası

Dünyanın nüfus yoğunluğu en yüksek yerlerinden olan Bangkok’un Khlong Toei bölgesinde, ne yazık ki çocukların ve gençlerin içlerindeki futbol tutkusunu yansıtabilecekleri bir alan yok. Fakat emlak şirketi AP Thai bu durumu bir engel olarak görmemiş ve sıra dışı bir yöntem seçmiş. Sınırlı alanının taşıyamayacağı kadar bir nüfusa sahip bölgede, standart futbol sahasının dikdörtgenliğiyle sınırlı kalmayıp mevcut alanları futbol sahasına çevirmiş. Böylece takım olma ruhu ve birlikte başarma hissiyle sokaktaki genç kitleyi yakalamış. Cannes Lions tasarım dalında Grand Prix kazanan bu dikkat çekici projeyi videoya taşıyan ise CJ Worx olmuş.

Not Get

İzlandalı müzisyen Björk’ün, Not Get şarkısı için çektiği sanal gerçeklik (VR) videosu, dijital sanat dalında Golden Lion ödülünün sahibi oldu. Warren du Preez ve Nick Thornton Jones ikilisinin yönettiği bu harika video, sanatçının bugüne kadar yansıttığı farklı kimliğiyle örtüşüyor ve görsel efektleriyle izleyeni bambaşka bir dünyaya götürüyor.

Google Home of the Whopper

İşte, birçok açıdan tartışma yaratan o ünlü Burger King viraline geldik. Özel alan ihlâli ve Wikipedia’nın suistimal edilmesinden izinsiz cihaz kullanımına varana dek pek çok açıdan eleştirilen Google Home of the Whooper reklamı, doğrudan pazarlama dalında Grand Prix’nin galibi oldu. David Miami’nin bu sansasyonel çalışmasıyla ilgili ayrıntıları, bir süre önce yayınladığımız bu yazımızda bulabilirsiniz.

We’re The Superhumans

Bu yılki Cannes Lions’ın favorilerinden olan We’re The Superhumans’ın ödüle kavuşması herhalde kimseyi şaşırtmamıştır. Geçen yıl Rio’da düzenlenen Paralimpik Oyunları için 4Creative tarafından hazırlanan ve festivalde film dalında Grand Prix ödülünü kazanan çalışma, engellilerin insanüstü çabalarıyla ulaştıkları başarıları gösteriyor ve aslında kararlılığın önünde hiçbir şeyin duramayacağını kanıtlıyor.

The Blaze – Territory

The Blaze’in “Territory” parçası için çektiği klip, gerek fiziksel performans gerekse etkileyici müziği ile iç ve dış mekânların yer aldığı dikkat çeken fon görüntüleriyle Film Craft Grand Prix dalında ödüle lâyık görüldü. Müzisyenin kendisinin yönettiği klibin yapımcı şirketi ise Iconoclast.

Fearless Girl

Adı gibi korkusuz, cesur bir çalışma olan Fearless Girl (Korkusuz Kız) sadece Wall Street’i sallamakla kalmadı, aynı zamanda ataerkil iş dünyasına kadınlar tarafından verilmiş güçlü bir varoluşçu ultimatom olarak Cannes’da taç giydi. Küresel ölçekli yaratıcı ajans McCann’in girişimiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü için yapılan heykel; glass, açık hava ve halkla ilişkiler dallarında olmak üzere toplam üç Grand Prix birden kazandı. Wall Street’in Korkusuz Kız’ının bu başarısını bu yazımızda sizinle paylaşmıştık.

Boost Your Voice

Geçen yılın kasım ayında gerçekleşen ABD Başkanlık Seçimi’nde, özellikle azınlıkların yaşadığı, sınırlı olanaklar ve yetersiz altyapı nedeniyle oy kullanma erişiminin kısıtlı olduğu yerlerde kurulan anket noktalarıyla, herkesin temel hakkı olan oy kullanma hakkına eşit şekilde erişmesi gerektiğine dikkat çeken “Sesini Yükselt” (Boost Your Voice) kampanyası, festivalin Integrated Grand Prix, Titanium Grand Prix ile Promo & Activation Grand Prix kategorilerinde ipi önde göğüsledi. Çalışma, 180LA Santa Monica imzalı.

Beyond Money

Fearless Girl ile birlikte değerlendirdiğimizde, bu yıl Cannes’da yıldızı en çok parlayan ajans kuşkusuz ki McCann’di. MRM/McCann İspanya’nın çektiği kısa film “Beyond Money”, parayla olan ilişkimizi, Black Mirror esintileri taşıyan bir üslup eşliğinde ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Film, Entertainment Lions dalında Grand Prix zaferi elde etti.

Original Is Never Finished

Büyük marka olmak, uzun bir zaman alan süreç olsa da özellikle bir giyim markasıysanız hem yeni koleksiyonlarınız eskilerini kolayca unutturabilir hem de hızlı bir şekilde taklit edilebilirsiniz. Adidas’ın Original Is Never Finished adlı reklamı tam da bu noktadan hareketle hazırlanmış. Adidas’ın, eski logosunu hâlâ taşıyan Original serisi ürünlerine bağlılığı olan bir kitlesi olduğunu biliyoruz. Marka, bu kemik kitlesine bir saygı duruşu niteliğindeki işini, Frank Sinatra’nın ünlü My Way şarkısıyla birleştirmiş. Bunu yaparken de videodaki kişiler üzerinden sembolist bir söylem geliştirmiş. Beyond Money reklamıyla aynı dalda ödülü paylaşan ve orijinalliğin asla ölmeyeceğini söyleyen çalışma, Johannes Leonardo – New York’un bir âlamet-i fârikası niteliğinde.

CareCounts

Kısa bir süre önce yayınladığımız yazımızda, Whirlpool’un dâhiyane bir şekilde başlattığı CareCounts projesinin Cannes’da ödülle onurlandırıldığından bahsetmiştik. Whirlpool, günlük temiz giysiye erişimi kısıtlı olan ve bu yüzden okul devamsızlığı yapan öğrencilerin okula dönüşünü sağlayan projesiyle dikkatleri üzerine çekti. Çalışmanın DigitasLBi Chicago tarafından hayata geçtiğini de hatırlatalım.

Humanium Metal Initiative

Silah imha programı olan The Humanium Metal girişimi, yasa dışı ateşli silahları geri dönüşüm yoluyla ticari üretime geri kazandırıyor. Videosu verdiği istatistikler açısından oldukça şaşırtsa da görüntü etkisi açısından çok şey vadetmeyen tanıtım filmi, inovatif tarafıyla beğenileri topladı ve Cannes Lions inovasyon dalında ödüle ulaştı. İsveç’ten Åkestam Holst Stockholm ve Great Works ajanslarının ortaklaşa çalışmasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Innovating Saving

E-ticaret sitesi jet.com’un tasarruf kavramını mizahi bir açıdan ele aldığı Innovating Saving adlı çalışma, aslında internet sitesinin kullanıcılara sunduğu bir fiyat karşılaştırma uygulamasını anlatmak için hazırlanmış. Fakat reklamda Super Bowl başta olmak üzere fazlaca şişirilen ticari balonlarla ve ünlülerin yer aldığı reklamlarla dalga geçişi, işi basit bir tanıtım olmaktan çıkarıp izleyicileri güldüren ama iddiasını yansıtan bir reklam ortaya çıkarmış. Uluslararası yaratıcı ajans R/GA’nın New York ekibini hem bu yılki Cannes Lions medya dalındaki şampiyonluğu hem de bu yaklaşımından ötürü özel olarak kutlamak gerekiyor.

The Family Way

“Hayat müşterek”, bir insana hayat vermek de öyle! The Family Way, ataerkil toplum yapısının tabulaştırmasıyla, çoğu zaman kadının sorumluluğunda görülen çocuk sahibi olma yetisinin, aslında çiftin ortaklaşa üstlendiği bir süreç olduğunu gösteriyor. Seem firmasının çıkardığı, çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin akıllı telefonlarını kullanarak sperm sayılarının yeterli olup olmadığını gösteren bir cihazın tanıtımı için çekilen reklam, doğumda erkeklerin rolüyle ilgili olarak Japonya’da elde edilen bulgular ve istatistikler yardımıyla, aslında bu konudaki kimlik bastırılmışlığını ve bunun beraberinde getirdiği ön yargıları da un ufak ediyor. Dentsu Y&R Tokyo’nun hazırladığı ve festivalin mobil dalında ödüllendirilen video, işte bu açıdan bir “put kırıcı” olarak karşımıza çıkıyor.

Twitter Billboardları

Twiter gibi dijital dönüşümün en büyük etkisi olan sosyal ağların önde gelen bir platformunun, neden basılı bir açık hava reklamına yatırım yaptığını düşünmeniz anormal değil. Fakat Twitter öyle düşünmedi ve yakın geçmişte hayatını kaybeden şarkıcı Prince başta olmak üzere, dünyada görsel açıdan dikkat çeken birçok görüntüyü sadece bir hashtag işareti eşliğinde billboard’lara taşıdı. İlginçtir ki bir teknoloji firmasının geleneksel yöntemi denemesi de olumlu sonuç verdi ve kampanya, Cannes Lions açık hava kategorisinde Golden Lion ödülü aldı.

Twitter’ın geleneksel medya yöntemi kullanımı, pek çok kişiye ilk aşamada garip gelse de başarılı oldu.

Flame Grilled Since 1954

Ateş seni çağırıyor!” mottosuyla akıllarda yer edinen dev fast food zinciri Burger King’in kendi alevine bile dayanamayacak kadar ateşli olabileceği aklımıza gelir miydi? Hamburgerlerini 1954’ten beri alevde ızgara yöntemiyle pişirdiğini hafızalara kazımak isteyen marka, festivalde ödül kazanan diğer çalışması Google Home of The Whooper’ın fikir babası David Miami’nin bu çalışmasında agresif bir yaklaşımla, Pensylvannia’daki restoranının bile “ızgara alevine dayanamadığını” gösterdi. Billboard mesajını veren ise “Alevde ızgara, 1954’ten beri” damgası oldu. Burger King’in bu reklam çalışmasıyla ilgili olarak hazırladığımız habere buradan ulaşabilirsiniz.

Alevde ızgaranın cezbedici etkisine kapılan Burger King restoranı

Tigo-Une Ankesörlü Bankacılık

Son derece ayrıntılı ve oldukça sistematik şekilde düşünülmüş bir Latin Amerika yaratıcılığıyla karşı karşıyayız. Kolombiya’daki dar gelirli bireylerin para biriktirmesinin imkânsız olmadığını müjdeleyen Tigo-Une Payphone Bank, yoksul oldukları için büyük çaplı bankaların önemsemediği, hizmet vermeye değer görmedikleri insanlara yepyeni bir pencere açıp umut ışığı oluyor. Dünyaca ünlü yaratıcı ajans Grey’in Kolombiya ekibinin müthiş bir içgörü ve uygulamayla hazırladığı kurgu, Cannes Lions ürün tasarımı kategorisindeki ödülünü sonuna kadar hak ettiğini kanıtlıyor.

The Sad Man Meal

Bakmayın siz KFC’ye, bu kurgu bildiğimiz “Umut Sarıkaya tipi mutsuzluk” kurgusu yahu! Şaka bir yana, işin aslına baktığımızda gerçekten bu yönde bir benzerlik seziyorsunuz. Tavuk fast food’unun dünyadaki lideri KFC’nin, indirimli menülerini duyurmak ve tavukseverleri harekete geçirmek için Ogilvy&Mather ajansının Johannesburg ekibine hazırlattığı reklam, tam aşağıya çekecekken elinizde bölük pörçük hâle gelen tuvalet kağıdından Tetris oynarken hiç gelmeyen uzun çubuğu beklemenin “hüznüne” varan bir serüveni, KFC’nin menülerini kaçırma üzüntüsüyle derinleştiriyor. Ne dersiniz? Cannes Lions radyo dalındaki yarışı bu reklamla kazanan Ogilvy&Mather’ın, Umut Sarıkaya’ya en azından bir “kova menü” borçlu olması gerekmiyor mu?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Geçmişten Feyz Alarak Gelecekteki Müşteri Deneyimini Tasarlamak 0

“İleriye bakarak noktaları birleştiremezsiniz; bunu sadece geriye bakarak yapabilirsiniz. Bu yüzden noktaların gelecekte bir şekilde birleşeceğine güvenmelisiniz. İster kader deyin, ister karma – Bir şeye güvenmelisiniz. Bu yaklaşım beni hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı. Hayatımın değişmesi buna bağlıydı.” Steve Jobs

Steve Jobs’un da dediği gibi, doğru ve kalıcı bir müşteri deneyimi yaratmak istiyorsanız çoğu zaman geçmişe bakmak zorundasınız. İnsanoğlu varolmaya başladığı günden beri, kendini en konforlu, faydalı, korunaklı ve iyi hissettirecek alanlar yaratmak ve keşifler yapmak zorunda kaldı. Aksi durumda evrenin bu uçsuz bucaksız devasa keşmekeşi içinde, insan kadar zayıf (bedenen) bir canlının hayatta kalabilmesi mümkün olabilir miydi? Yaşamı keşfederken bertaraf etmeye çalıştığımız sorunlarımız bir yana, aslında aldığımız farklı hazlar bizi hep bir sonraki keşfe zorladı. Bugün geldiğimiz noktada ise tüketiciler eğer bir şeylere erişmek ve onu elde etmek istiyorsa, mesafelerin, paranın, bazen de tüm koşullarının ne kadar zor olduğunun pek de önemi kalmıyor. Çünkü insandaki o bitmek bilmeyen merak duygusu, o deneyimi mutlaka bir gün en azından bir defa yaşaması gerektiğini tetikliyor.

Şimdi biraz geçmişe dönelim ve tüketici deneyimlerinin nereden nereye geldiğine bakalım. Çevirmeli kocaman telefonların evlerimize ilk girdiği ve evin en nadide köşesinde beyaz dantelalı örtüsü ile yer aldığı yılları hatırlayanlar, evde anne-baba yokken gereksiz telefon kullanımının önüne geçmek için çevirmeli tuşlara takılan metalden kilitleri de hatırlarlar. Kesin çözüm olduğuna inanılan o yıllardaki bu keşif, bugün mobil telefonlarda “tuş kilidi” olarak kullanılmaya başlandı. Araç telefonları ile başlayan erişilebilirlik  merakı had safhaya gelince kocaman Motorola telefonlar cep telefonu diye satışa sunuldu. Ancak bu çok büyük ve ağır telefonların tüketici açısından kullanımı oldukça rahatsız ve konforsunuz olduğundan kısa zaman içinde kibrit kutusundan neredeyse biraz büyük telefonlar tasarlandı. Müzik o zaman da, şimdi de ruhun gıdası. Kaset-çalarla başlayan akım Walkman ile devam etti. O yıllarda özellikle gençler tarafından tercih edilen, keyifli ve lüx bir akım olan walkman, tüketicinin konforu düşünüldüğünde ağır ve kaba idi. CD teknolojisi başlayınca CD çalarlar (Discman) walkman’lerin yerine geçti ve kısa zamanda da ipod’larla dünyanın müziği ceplerimize girdi. Video kaset çalar devri kocaman kaset betamax’larla başladı. Küçük VHS lerle devam etti. Hatta öyle ki sadece bu kasetleri almak yetmiyordu, yanında da kaseti saran aletler vardı herkesin evinde. CD teknolojisi bu dünyaya da el attı ve DVD – VCD player’lar hala bazılarımızın evlerinde varolmaya devam ediyor.

Tüketici, televizyonlardaki tek kanal devrini bitireli yıllar oldu. Artık evlerimizde yüzlerce kanal var ve aslına bakarsanız sadece 10 veya 20 tanesi yoğun kullanılıyor. Ama olsun, evimizde bulunsun belki bir gün lazım olur diyoruz.

Tüplü televizyonlar yerini plazmalara ve daha sonra LED ve Smart televizyonlara bıraktı. Hatta o zamanın tüplü televizyonları ani elektrik akımından zarar görmesin diye regülatörler vardı. Çatı antenleri yerini çanak antenlere ve hatta internet altyapılı vericilere bıraktı. Artık televizyonlar sadece kendilerinden beklenen hizmeti vermiyor, aynı zamanda bir bilgisayarda ne yapıyorsanız onu da yapmanızı sağlıyor. Cep telefonlarımıza sadece telefon demek sanırım haksızlık olur.

Tüm bu saydıklarım cok değil 15-20 yılda oldu. Her şeyi ne kadar hızlı tüketiyoruz. Aslında ürün değildi istediğimiz, farklı deneyimlerdi. Sadece ürün olsaydı walkman müzik dinleme işini yapıyordu. Ipod’a ne gerek vardı. Veya tüplü tv’de de toplamda 10 – 15 kanal zaten izlerdik. Ama insanın özündeki o konformist yapı merakı tetikliyor, o da farklı deneyimlere kapı açıyor. Neden aynı uçağın business koltuğunda oturmak için can atıyoruz? En azından bir kere bile olsa denemek istiyoruz. Oysa diğer koltuklara göre çoğu zaman 2 veya 3 katı pahalı. Ama burada o deneyimi yaşamak paranın değerinden daha önemli. Walkman’den CD çalardan kat kat pahalı olan Ipod piyasaya sürülürken Steve Jobs asla fiyata takılmadı. Satılsın diye ucuz bir değer biçmedi. Çünkü o, ürünün (Ipod) değil, deneyimin satılacağına inanıyordu. İnsanlara bir ürün veya hizmet satmak istiyorsanız fayda ve deneyimi ön plana çıkarmak zorundasınız. Müşterileriniz bu deneyimi yaşamak için can atmalılar. Teknolojinin bu kadar hızla hayatımıza girdiği bu yüzyılda şu an belki de hayal bile edemediğimiz deneyimler tasarlanıyordur bizim için. Şu anda bu yazıyı okurken de hayal ettiğiniz bir deneyim mutlaka bir gün gerçek olacaktır.

Çünkü unutmayın Pablo Picasso’nun da dediği gibi “Hayal Edebildiğin Her Şey Gerçektir”

Sevgiyle kalın.

Krispy Kreme, Dünya Diyabet Günü’nde Bedava Donut Dağıttı 0

Donut diyince akla gelen ilk markalardan biri olan ve ülkemizde de faaliyet gösteren Krispy Kreme, son reklam kampanyası kapsamında, 14 Kasım’da, Londra’da tamı tamına 36.000 adet bedava donut dağıttı. Ancak birçok insan, bu olay nedeniyle Krispy Kreme’e tepki gösterdi. Bu tepkinin sebebi ise 14 Kasım’ın Dünya Diyabet Günü olmasıydı.

Ulusal Obezite Forumu, bu kampanyanın zamanlamasıyla ilgili olarak Krispy Kreme‘e önemli sorular yöneltti. Ulusal Obezite Forumu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Tam Fry ise konuyla ilgili olarak “Ne diyeceğimi bilemiyorum. O şekerli şeyin reklamını yapmak için Dünya Diyabet Günü’nü seçmek, ne düşüncesizce ve aptalca bir fikir!” dedi.

Bu yaşananlardan sonra Krispy Kreme’den yetkili bir kişi, “Bugün Krispy Kreme, UberEats ile birlikte bir promosyon başlattı. Ama artık bunun kötü bir şekilde zamanlanmış olduğunu biliyoruz. Umuyoruz ki, hayranlarımız sağlık bir yaşam tarzının bir parçası ve arada sırada olan bir ziyafet olarak donut’larımızın tadını çıkarmaya devam edeceklerdir.” şeklinde bir açıklama yaptı.

Sosyal medyada birçok kişi, Krispy Kreme’e bu duyarsızlığından ötürü tepki gösterdi. Hatta bu konu Twitter’da o kadar çok tartışıldı ki, #KrispyKreme ve #WorldDiabetesDay etiketleri Twitter’ın en çok konuşulan konuları arasına girdi.

Krispy Kreme Birleşik Krallık’ın resmi Twitter hesabı, Dünya Diyabet Günü‘nde donut dağıtmalarını eleştiren bir Twitter kullanıcısının attığı tweet’e “Donut’larımız ara sıra olan bir ziyafet ve biz bugün başkente biraz neşe yaymak istedik. Kötü zamanlama, artık biliyoruz.” şeklinde yanıt verdi.

Bununla birlikte bedava donut almak isteyen birçok Londralı ise internet sitesinde yaşanan teknik bir sorun nedeniyle donut alamadı. Krispy Kreme’in bu sorunla ilgili yaptığı açıklamaya göre UberEats sadece birkaç dakika içerisinde on binlerce sipariş almış ve bu da uygulamanın çökmesine neden olmuş.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link