Bildiğini Unutan Marka: Dardanel Ton

“Ton ton ton Dardanel Ton” cingılıyla akıllarda yer etmiş, adını Çanakkale’nin eski isminden alan konserve balık markası Dardanel Ton’un yeni reklam filmine bir iki gündür televizyonda denk geliyorum. “Pilavını Tonla”diye bir cingıl tutturmuş, Anadolu mutfağının baş tacı prinç pilavını Dardanel Ton ile birlikte yemeye bizi ikna etmeye çalışıyor. Gözlerime inanamadım. Bir kaç kez daha izledim. Gerçekten prinç pilavının üzerine ton balığı eklenmişti. Bu fikir bana hiç çekici gelmedi. Tamam, hamsili pilav diye bir klişe var dillerde ama bu teklif çok daha farklı bir. Arada bir bağ kuramadım. Kendi adıma denemeye değer bile görmedim.

Yılların markası Dardanel Ton pazarı genişletme, yeni kullanım alanı açma adına böyle bir adım atıyorsa herhalde sayısız deneme ve tüketici testlerinden sonra pazar dinamiklerini de akıllıca okuyarak yola çıkmıştır diye düşündüm. Ajans Alaaddin Adworks, stratejiyi oluştururken mutlaka bu kararın sağlamasını yapmış markaya gerekli danışmanlığı sunmuştur diye geçirdim aklımdan.

Bana çekici gelmemiş olabilir ama belki ton balığını bu şekilde tüketen insanlar vardır umuduyla sosyal medyada kısa bir tarama yaptım. Ne yazık ki sonuç benimle tamamen paralel çıktı. Bir, iki ton balığı-pilav seven çıktı ama insanlar, çok büyük oranda bu iki yiyeceğin bir arada uygun olmadığı görüşünde. Hatta daha da ileri gidip bunun mide bulandırdığını düşünenler bile var.

 

 

1

2

3

Pazarlama Kurusunun Twitter’da yaptığı mini ankette de ankete katılan 572 kişiden %59’u ton balıklı pilavı yemem seçeneğini tercih etmiş.

4

Mini araştırmam sırasında Dardanel Ton’un Twitter sayfasını biraz karıştırdım. Aslında ton balığının ve diğer ürünlerinin kullanımı ile ilgili birçok mantıklı öneri sunulmuş takipçilere.

Biraz daha eski tarihlere gittikçe bugünkü reklamın ayak izlerine de rastladım.

5

6

Bu önerileri gördükten sonra bu kararın marka tarafından verildiği açıkça anlaşılıyordu. Demek ki ajans markaya böyle bir öneride bulunmamıştı. Muhtemelen marka bu konuda ısrarcı oldu ve ortaya “pilavını tonla” gibi kullanım şekli ile uyumsuz, tüketiciyi ikna etmekten uzak, marka adına olumsuz sonuçlar doğuran bir reklam çıktı. Lakin yine de ajansın bu konuda markayı uyarması ve bu uyarısında ısrarcı olması gerekirdi diye düşünüyorum.

Reklam filminden de anlaşıldığı gibi muhtemelen Dardanel Ton markası yöneticileri böyle bir adımla ton balığını “ev hanımlarına, annelere” yakınlaştırmayı istediler. Evlerde haftada en az 3 gün yenen  pirinç pilavına Dardanel Ton ekletmeyi başarırsak köşeyi döneriz diye düşündüler. Ama o iş öyle olmuyor. Bu memleketin damak tadı bu eşleşmeye sıcak bakmaz. Etkilemeyi düşündüğünüz hedef kitlenin damak tadına uymaz. Ton balığı ile pilav çok farklı tatlara sahip. Tamam, protein değeri çok yüksek, besleyici, anneler sever evet ama pilavla birleşmez. Ye mez ler…

Ülkemizin önde gelen tüketici davranışları ve şikayet yönetimi hocalarından sevgili hocam Prof. Dr. Gülfidan Barış da benzer düşüncelere sahip.

7

OYSAKİ…

Son yıllarda hızla yükselen sağlıklı yaşam trendinin arkasına takılıp ton balığı=protein deposu algısı üzerine yoğunlaşılsaydı harcanan paranın en azından bir dönüşü olurdu. Özellikle AB C1 hedef kitle sağlıklı yaşam konusunda git gide daha fazla tutum takınıyor. Tam buğday ekmeği tüketiyor, protein ağırlıklı beslenmeye gayret ediyor, organik sebze-meyve-yumurta-tavuk arıyor, kola içmemeye çalışıyor, spor salonuna gidiyor. Yani seçici davranıyor. Dardanel Ton hali hazırdaki belki de en pratik protein kaynağı durumunda. Fakat alışkanlık haline dönüşmüş değil. Yani insanlar ton balığının sağlıklı olduğunu biliyor ama satın alma alışkanlığı yok.

Marka, bu hedef kitle ve pazara odaklanıp “sağlıklı yaşamın vazgeçilmezi” algısını deşmek  yerine ton balığını pilava sos yapmak gibi belirsiz sulara dalıyor. Hadi makarna, salata  dese tamam diyeceğim. Maksat pazarı büyütmekse, yukarıda söylediğim hedef kitlenin dışındaki insanlara ton balığı satmaksa ayağı yere sağlam basan önerilerle tüketicilerin karşısına çıkması lazım.  “Pilavını tonla” gibi beyhude bir çaba ne ton balığı pazarını büyütür ne de Dardanel Ton’un satışlarına kalıcı bir etki eder.

Son olarak geçen yıl Dardanel Ton’un Batesmotelpro ile birlikte yaptığı ve Kristal Elma kazanan “Unutulmaz Tonlar” serisine değinmeden geçemeyeceğim.

 

Tüketicinin karşısına bu “ton”larda çıkmak lazım. İçeriğin içerisine kararında yedirilmiş reklam. Yukarıda bahsettiğim kitleye “sağlıklı yaşam-protein tüketmenin önemi-en pratik protein kaynağı Dardanel Ton” zihin yolu, bu tonda işerle, didaktik söylemlerden kaçınılarak ısrarla tavsiye edilmeli. Bu şekilde hem organik büyüme sağlanır hem de markanın geleceğine yatırım yapılır diye düşünüyorum.

Bu üçlü seri ile ilgili aşağıdaki yorumları okumalısınız.

8

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden 2013 yılında mezun oldum. Marka İletişimi ve Stratejik Planlama üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu topraklarda dünya markası çıkarma gönüllüsüyüm. Ayrıca siyasete, bilime ve tarihe özel bir ilgim var.

Bir Cevap Yazın

Esra Erol Başrolde, Netflix Yerlerde

Esra Erol

Bir giysi satın alırken nelere dikkat edersiniz? Meselâ sırf dikkat çekecek diye sizi gülünç duruma düşürecek bir rengi seçme ihtimaliniz var mı? Boyut açısından düşünelim, vücudunuza dar gelen bir giysi sizi komik duruma düşürmez mi? Yani eninde sonunda bir uyum yakalamak zorunda olduğunuzun bilincindesinizdir ki kendi çizginizi çevrenize doğru bir şekilde yansıtın. Gelin görün ki Netflix, kurumsal imajının kaç gömlek altında olduğunu bilemediğimiz öyle bir çalışma yayınladı ki pek çok insan “Oldu mu şimdi?” demekten kendini alamadı. Televizyon kanallarının sabah kuşağını bir dönem acımadan işgal eden ve kültürel erozyonumuza müthiş bir katkı yapan izdivaç programlarının en popüler sunucusu Esra Erol, Netflix tarafından Black Mirror için hazırlanan reklamda yer aldı.

Reklamda birbirine “talip” olan kadın ve erkek, bir masada oturup onca insanın önünde sözde birbirlerini tanımaya çalışıyorlar. Maddiyata önem verdiğini açıkça belli eden kadın ve bu tavra hiç gelemeyen erkek arasında gerilim oluşuyor ve kadın “elektrik alamadığını” söylüyor. Esra Erol bir hakem edasıyla araya giriyor ve ikilinin “kaderine” önce salondaki izleyiciler ve ardından sanal karakter Şirin Ana karar veriyor. Yani anlayacağınız, bir izdivaç programında reyting uğruna yapılabilecek bütün ucuz cambazlıklar yapılıyor. Çalışma, Black Mirror dizisinin bu sezonki bölümlerinden olan “Hang the DJ” bölümünden izler taşıyor.

Netflix, Stranger Things dizisinin yeni sezonu için de yerelleşme mantığında bir tanıtım filmi hazırlamış ve pek çok kesim tarafından olumlu geri bildirimler almıştı. Şu bir gerçek ki baktığınız zaman Saadettin Teksoy’un kişiliği ve gazetecilik anlayışı da öyle seçkin bir kimliğe sahip değil. Fakat kendisinin bugüne kadar hep tuhaf olayları, efsaneleri araştırması; Stranger Things dizisinin içeriğiyle son derece uyumluydu. Kaldı ki Saadettin Teksoy hakikaten de nev-î şahsına münhasır biri olduğundan, ona ilgi göstermeyenler bile sempatiyle yaklaşabiliyor, en azından onu komik buluyordu. Hâliyle ortada ilgisizlik ya da kalitesizlik de söz konusu olmadı ve film kalabalık bir kitle tarafından izlenip beğenildi.

Burada durumun öyle olmadığı öyle belli ki bu tip kriz zamanlarında en şeffaf yorumları aktaran sosyal medya, yine gözlerin çevrildiği ilk alan oldu. Ana akım medyadan ve onun ürettiği anlamsız içeriklerden bunalıp Netflix’e geçen, içerik olarak aradığını orada bulan bir kesimin Esra Erol figürüne ne kadar tahammül edebileceğini üç aşağı beş yukarı hepimiz tahmin edebiliriz. Kaldı ki evlilik programları, toplumsal erozyon yarattığı gerekçesiyle defalarca kaldırılması istenmiş bir televizyon kuşağı hâline de geldi. Öyle ki işe devlet yetkililerinin müdahalesi bile söz konusu oldu.

Günün birinde Netflix’in karşımıza bu görüntülerle çıkacağı, hangimizin aklına gelirdi ki?

Fakat anlaşılan o ki Netflix bunu her nasıl olmuşsa hesaplayamamış ve parodi yapayım derken, odaklandığı kitleyi çileden çıkarmış görünüyor. Sayısız Twitter hesabından paylaşılan yorumlarda, “Bu işler nasip, kısmet” adlı tanıtım filminin hem içerikle ilgisiz hem de Netflix’e hiç yakışmadığı söyleniyor. Netflix gibi küresel bir yayıncının, Türkiye’deki hedef kitlesini hâlâ tanıyamamış olmasına mı, yoksa “yerel içerik”ten kastının nasıl bu olabileceğine mi yanalım, açıkçası ben de bilmiyorum.

Reklam öylesine olumsuz tepkiler aldı ki Promoqube Kurucu Ortağı Korhan Kurt’un da aralarında bulunduğu farklı kesimlerden pek çok kişi, çalışmanın oldukça kötü, anlamsız ve gereksiz olduğuna dair tweet’ler paylaştı. Abonelik için ödediği paraların Esra Erol’a gittiğinden yakınan Netflix izleyicileri, yüksek perdeden konuştu. İşte konuyla ilgili olarak Twitter’da paylaşılan bazı yorumlar:

Elbette kimse bu kötü çalışma nedeniyle Netflix aboneliğini iptal edip Black Mirror’a veda etmeyecek. Fakat sonuç olarak bir marka yaratmak, bir kitlenin ihtiyaçlarına cevap vermek ve hatta başarılıysanız onlara yeni bir kimlik vermekle eş anlamlıdır. Bu aşamaları geçmiş bir marka olarak, bir gün âniden kendi kimliğinizi yalanlayan bir içerikle ortaya çıkarsanız, insanlarda hayal kırıklığı yaratırsınız ki bu durum, küresel bir marka olsanız bile, sizin için de geçerlidir.

Umarız Netflix yaptığı hatadan döner ve izleyicilerinin gönlünü, onlara uygun yeni bir tanıtım filmiyle alır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Adidas’ın Berlin Metrosu İlhamlı Sneakerlarını Giyene Ulaşım Ücretsiz!

Bazen doğru ayakkabıya sahip olmak tüm kapıları açabilir. Buna metro kapıları da dahil.

Adidas’ın ikon serilerinin yer aldığı Adidas Originals  EQT Support 93/17 modelinin ilhamını Berlin2in U-Bahn hattında çalışan metrosunun canlı renkler kullanılan koltuk kumaşlarından aldı. Parlak renklerde kamuflaj deseni gibi görünen metro koltuğu kumaşlarından ilham alan EQT Support 93/17 Berlin modelinin lansmanı  Berlin ulaşım yönetimi BVG  tarafından 16 Ocak’tan itibaren geçerli olacak şekilde yapılacak.

Dünya’da türünün ilk ve tek örneği olmayı başaran bu spor ayakkabı çalışması sadece satın alan Berlinlilerin yüzünde gülümseme bırakmakla kalmıyor, aynı zamanda ayakkabının dil kısmında mükemmel bir sürpriz barındırıyor. Küçük ölçülerde bir tren bileti!

Sadece 500 adet üretilen metro temalı bu ayakkabıya sahip olanlar aynı zamanda 16 Ocak’tan başlayarak bu yılın sonuna kadar Berlin’de ki tüm toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabilecekler. Yıllık akbil hayalinin ulaşılabilir fiyatlara ( ayakkabının fiyatı sadece €180) üstüne ayağınızda gerçekten havalı bir spor ayakkabıyla gerçek olduğunu düşününce sevgili Berlin vatandaşlarının oldukça şanslı olduğunu düşünmeden edemiyoruz.

Marka işbirliklerine aşina olsak bile ulaşım yönetimi ile spor markasının işbirliği oldukça yaratıcı. Köklerini Almanya’dan alan Adidas’ın ülkesine küçük bir sürprizi olan bu sneaker ayrıca bizlere ünlü kreatif direktör John Hegarty’nin yaratıcılık “Fikriler her yerdedir, sadece görmeniz gerekir” sözünün adeta vücut bulmuş hali gibi geldi. Siz ne dersiniz oldukça başarılı değil mi?

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link