Snack Sektörü Yükseliyor: Dünyada Son Atıştırmalık Trendleri

Snack olarak tabir edilen, atıştırmalık kültürü yükseliyor, şekil değiştiriyor ve birçok yeni ürünle gıda dünyasında yön veren başat aktörlerden birisi olmaya başlıyor!

2017 yılının Mart ayında NPD Grup tarafından yapılan bir araştırmaya göre ana yemek yerine snack tüketimi %24 artmış ve bu rakam 2024’e kadar %36’lara ulaşacakmış. Yani hepimiz oturup düzenli bir yemek yerine bu isteğimizi atıştırmalıklarla bastırır hale geleceğiz gibi.

Ayrıca 3 öğünlü yemek döngümüze 4. ara öğünü de atıştırmalıklarla sıkıştırmaya devam edeceğiz.

Gelin dünyadaki ‘atıştırmalık trendlerine gelin hep beraber göz atalım;

Doğal ‘atıştırmalıklar’

Kişilerin ne yediğine, yediği şeyin nasıl ve nerede üretildiğine olan merakı, şirketleri daha şeffaf olmak zorunda bıraktı.  Sade ve sağlıklı atıştırmalıklar kategorisinde inceleyebileceğimiz Quinn, websitesine eklediği  “tarladan, ambalaja” sekmesi ile tüketicilerine yedikleri ürünün içeriğindekilerin nerede üretildiği bilgisini vermeye başladı. Bu özellikle iş hayatına atılmış, doğa konusunda ‘özenli’ Y neslini çekmek için doğru bir hamle olarak değerlendirilebilir.

Atıştırmalık tüketen gençleri çekebilmek için daha sade bir ambalaj ve içerik bilgisi oldukça değerli! “Çünkü her ne kadar tatlı bir şey bile yiyecek olsalar ürünün içindeki tatlandırıcının ne olduğunu bile araştıracaklardır.” Diyen Packaged Facts araştırmacısı David Sprinkle, Nestle, Mars ve Hershey gibi şirketlerinde yapay içerikleri çıkarıp daha “şeffaf” olma konusuna özen gösterdiğini belirtti.

Sağlıklı atıştırmalık her ne kadar ülkemizde yeni yeni gelişmeye başlayan bir sektör olsa da Grand View isimli bir araştırma şirketinin yaptığı çalışmaya göre 2025 yılına kadar küresel sağlıklı atıştırmalık piyasası 32.8 milyar dolara ulaşacak.

Lezzet ‘Çeşitliliği’ Yaratmak

Piyasa araştırma şirketi IRi’nin yaptığı araştırmaya göre kişilerin %90.6 ‘si atıştırmalıklarını ‘tatlarını’ baz alarak seçiyor. Özellikle Y kuşağı daha kreatif tatlar ve daha paylaşılabilir deneyimler arıyor.

Yeni tatlar arayan maceracı bünyeleri yakalamak için Pringles’in 2017 Ekim Ayı’nda Times Meydanı’nda 26 farklı tat ile özgün tat kombinasyonları yaptığı Pringles Stack Shack pop-up etkinliğin oldukça yerine olduğunu söylemesek olmazdı.

Yine aynı Pringles Kasım ayında “Thanksgiving” için Şükran Günü tatlarından oluşan özel bir yemek paketi hazırlamıştı. Detaylarını buradan okuyabilirsiniz.

Atıştırmalık dünyasının geleceği daha cesur ve yenilikçi tatları, onları denemekten keyif duyan cesur ve araştırmacı kuşakların beğenisine sunarak farklı tatlarla ilerleyecek.

‘Duygusal’ Atıştırmalıklar

Sinema gecesi yapıyorsak patlamış mısır, moralimiz bozuksa bir romantik komedi filmi ve bolca çikolata… Modumuz aslında atıştırmalık tercihimizi belirleyen en önemli etken. Mintel araştırma şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre; Amerikalıların %50’si atıştırmalıkları kendilerini “ ödüllendirmek” için tüketiyor. Çin’de ise dondurmalar gençler tarafından stresli yaşamlarını kolaylaştıran bir mod yiyeceği olarak görülüyor. 

 

‘İyilik için’ Atıştırmalıklar

Günümüzün duyarlı markaları bizler için sağlıklı atıştırmalıklar oluştururken, bir yerlerde bazı problemleri de çözüyor. Örneğin; İngiltere merkezli Spare Fruit kenara köşeye atılan meyveleri meyve kurusu atıştırmalıklar haline getirerek satıyor.   2017’de CVS “Snacks That Give Back”  kampanyası ile oluşturduğu atıştırmalıklarla bağışlar yapıyor.

 

This Bar Saves Lives ise satılan her atıştırmalık bar ile sağlıksız beslenen ve ihtiyacı olan çocuklara yardım ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

Amazon Kendi Perakende Krallığını Nasıl Kuruyor?

  • E-ticaret devi Amazon, sürekli artan bir ivmeyle büyümeye devam ediyor.
  • Şirketin 2006 yılından beri, bir yıl içinde gerçekleştirdiği en yüksek büyüme oranı 2011 yılında %41 ile gerçekleşti.
  • ABD’li şirketin 2004 yılında 6,92 milyar dolar olan yıllık net geliri, 2017 yılında 177,87 milyar dolara ulaşmış durumda.
  • E-ticaret şirketi, 2017 yılında yıllık net kar miktarını bir önceki yıla göre %28 oranında artırdı.
  • Amazon’un özellikle son dönemde yaptığı hamleler, şirketin perakende alışveriş sektörünü tam anlamıyla egemenliği altına almak istediğine işaret ediyor.
  • İlgili Yazı: Perakende Devi Amazon’un Rakamlarla Tarihi Başarısı
  • İlgili Video: Amazon, Türkiye’ye Girdiğinde Ne Olacak?

Marka değerleme konusunda danışmanlık hizmeti veren Brand Finance şirketi tarafından 150,811 dolarlık marka değeriyle dünya çapında 2018’in en değerli markası olarak gösterilen ve bu yıl içinde ülkemizde faaliyetlerine başlamasını beklediğimiz ABD’li e-ticaret devi Amazon, senelerdir büyük bir ivmeyle büyümeye devam ediyor. Ve ilgili istatistiklere baktığımızda da, şirketin büyüme hızında yakın zamanda bir yavaşlama olacak gibi görünmüyor.

Statista‘nın paylaştığı verilere göre, Amazon 2006 – 2017 yılları arasındaki en düşük yıllık büyüme oranı 2014 ve 2015 yıllarında gerçekleşen %20’lik büyüme oranıydı. Şirketin bir yıl içinde gerçekleştirdiği en yüksek büyüme oranı ise 2011 yılındaki %41’lik büyüme oranıydı. E-ticaret şirketinin 2017 yılındaki büyüme oranı ise %31 idi.

Amazon’un büyüme hızını gösteren bir başka önemli veri ise şirketin 2004 – 2017 yılları arasında e-ticaret ve servislerinden elde ettiği yıllık net gelir miktarı. Statista’nın verilerine göre, şirketin yıllık net geliri her yıl istikrarlı bir şekilde artmış ve 2004 yılında 6,92 milyar dolar olan yıllık net gelir, 2017 yılı itibarıyla 177,87 milyar dolara ulaşmış.

Amazon’un 2004 – 2017 Yılları Arasındaki Yıllık Net Gelirleri

E-ticaret şirketinin 2007 – 2018 yılları arasındaki çeyrek bazındaki net gelirine baktığımızda ise burada da her çeyrekte, bir önceki yılın aynı dönemine göre daha fazla gelir elde edildiği dikkatimizi çekiyor. Bununla birlikte şirketin yıl içerisindeki en yüksek çeyrek gelirini sürekli olarak yılın son çeyreğinde elde ettiği görülüyor. Tabii, tüm dünyada yılın en önemli alışveriş günleri olan Black Friday‘in, Cyber Monday‘in ve tatil döneminin yılın son çeyreğine denk gelmesinin bu durumda büyük etkisi olduğuna hiç şüphe yok.

ABD’li şirketin 2007 yılından bu yana elde ettiği en düşük net çeyrek geliri, 2007 yılının ikinci çeyreğinde 2,89 milyar dolar ile gerçekleşirken en yüksek net çeyrek geliri ise 2017 yılının son çeyreğinde 60,5 milyar dolar ile gerçekleşti. Bununla birlikte şirketin 2018 yılının ilk çeyreğindeki net gelir miktarı ise 51,04 milyar oldu.

Amazon’un 2007 – 2018 Yılları Arasında Çeyrek Bazındaki Net Gelirleri

Bu devasa net gelir rakamlarına rağmen, bu rakamın çok küçük bir kısmı Amazon’un kar hanesine yazılıyor. Statista’nın verilerine göre, Amazon 2017 yılındaki net kar miktarını 3,03 milyar dolar olarak açıkladı. Şirketin 2016’daki yıllık net kar miktarı ise 2,37 milyar dolar idi. Bu da şirketin 2017’de yıllık net kar miktarını bir önceki yıla göre yaklaşık olarak %28 oranında artırdığını gösteriyor.

Amazon’un 2009 – 2018 yılları arasında çeyrek bazındaki net kar miktarlarına baktığımızda, ilk olarak şirketin 6 çeyrekte zarar açıkladığı gözümüze çarpıyor. Paylaşılan verilere göre, şirketin bir çeyrekte açıkladığı en yüksek zarar miktarı ise 2014 yılının üçüncü çeyreğindeki 437 milyar dolarlık zarar oldu.

ABD merkezli şirketin çeyrek bazındaki net miktarı genel olarak inişli çıkışlı bir grafik sergilerken şirketin, bundan önceki çeyreklere kıyasla son iki çeyrektir çok yüksek miktarda net kar elde ettiği dikkatleri çekiyor. Amazon’un bir çeyrekteki yüksek net kar miktarını 2017 yılının son çeyreğinde 1,856 milyar dolar olarak açıkladığı görülürken e-ticaret şirketinin 2018 yılının ilk çeyreğinde açıkladığı net kar miktarı ise 1,629 milyar dolar oldu.

Amazon’un 2009 – 2018 Yılları Arasında Çeyrek Bazındaki Net Kar Miktarları

Tüm bu rakamlara bakıldığında, Amazon’un büyüme hızının ne denli etkileyici olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Ancak son dönemde çeşitli alanlarda daha agresif hamleler yapan ve yatırımlarına hız kesmeden devam eden e-ticaret devinin gözü çok daha yükseklerde gibi görünüyor. ABD’li şirketin Türkiye gibi henüz girmediği birçok pazar olduğunu da göz önüne alırsak, şirketin hala büyük bir büyüme potansiyeli barındırdığını söyleyebiliriz.

Daha şimdiden devasa büyüklükte global bir şirket haline gelen Amazon’un özellikle son dönemde yaptığı hamleler, şirketin perakende alışveriş sektörünü tam anlamıyla egemenliği altına almak istediğine işaret ediyor. Şimdi ABD’li e-ticaret devinin yaptığı bu önemli hamlelere birlikte göz atalım.

Birden Fazla Teslimat Hizmeti

Birçok insan için online alışverişin en sıkıntılı tarafı, siparişin teslimatıdır. Özellikle ülkemizdeki kargo şirketi mağdurları, bu dediğime hak vereceklerdir. Online alışverişlerde siparişinizin kısa sürede elinize ulaşmaması bir yana, kargo şirketi çalışanlarının gereken özeni göstermemesinden ötürü siparişin sapasağlam bir şekilde elinize geçmemesi de her zaman ihtimal dahilindedir.

İşte online alışverişlerdeki bu sıkıntıları ortadan kaldırmak ve bu şekilde müşterilerine daha iyi bir online alışveriş deneyimi sunmak isteyen Amazon da uzun vadede lojistik şirketlerini tamamen devreden çıkartarak teslimat işini kendisi halletmeyi amaçlıyor. Bunun yanı sıra şirket, online alışverişi kolaylaştırmak için çeşitli teslimat hizmetlerini de kullanıma sunuyor.

Amazon’un Key İsimli Teslimat Hizmeti

Amazon Seller Flex: Amazon’un bir süredir üzerinde çalıştığı Seller Flex isimli program, Amazon Prime hizmeti kapsamında iki günde teslimat vaadiyle satışa sunulan ürünlerin sayısının artmasını sağlayacak bir program. Bu programla beraber, Amazon paketlerin satıcılardan alınması işini kendi üstlenecek. Hatta zaman zaman iş ortakları olan UPS ve FedEx‘i devre dışı bırakarak paketlerin müşterilere teslimatını da kendi gerçekleştirecek.

Amazon Key: Amazon geçtiğimiz ekim ayında, teslimat görevlilerinin, herhangi birisi evde yokken paketleri bırakabilmesi için evlere girmesine imkan tanıyan Amazon Key isimli yeni teslimat hizmetini duyurdu. Hiç tanımadığınız birinin siz yokken evinize girmesi kulağa pek hoş gelmese de, Amazon bunun nispeten güvenli bir yolunu bulduğunu iddia ediyor. Amazon Key hizmeti, şu anda sadece ABD’nin belirli şehirlerindeki Amazon Prime üyelerinin kullanımına açık.

Amazon Hub: E-ticaret şirketinin geçtiğimiz yıl duyurduğu teslimat hizmetlerinden biri de Amazon Hub idi. Amazon Hub, ülkemizde faaliyet gösteren ve 2017 yılının haziran ayında faaliyetlerine son veren Bukoli benzeri bir teslimat hizmeti. Kilitli teslimat dolapları aracılığıyla kullanıcıların paketlerinin teslim edilene dek güvenli bir şekilde muhafaza edilmesini sağlayan Amazon Hub hizmeti, Bukoli’nin hizmetinden farklı olarak apartman vb. konutlara özel olacak.

Amazon Prime Air: Amazon Prime Air, şirketin birkaç yıldır üzerinde çalıştığı “drone ile teslimat” hizmetinin adı. E-ticaret devi, uzun bir süredir ABD ve Birleşik Krallık’ta bu hizmetiyle ilgili olarak denemeler gerçekleştiriyor. Şirket drone ile ilk gerçek teslimatını 7 Aralık 2016 tarihinde İngiltere’de gerçekleştirdi. Bununla birlikte 2017’nin mart ayında ise ABD’de ilk kez halka açık bir alanda drone ile teslimat gerçekleştirildi.

Amazon’un Uçan Deposu: Aslında Amazon Prime Air hizmeti altında yer alan bu uçan depoyu kapsamı nedeniyle bu hizmetten ayrı olarak değerlendirmek daha doğru olur. Online alışveriş şirketinin bir süredir üzerinde çalıştığı patentli uçan deposu, yaklaşık olarak 14 km yükseliğe çıkabilecek ve tamamen otonom olarak çalışacak. Tonlarca yük taşıyabilecek olan bu uçan depodan teslimatlar, drone’lar aracılığıyla gerçekleştirilecek. Özellikle spor etkinlikleri ve festivallerde kullanılması amaçlanan bu uçan deponun ne zaman hizmete gireceği ise henüz belli değil.

Whole Foods ve Amazon Go ile Fiziksel Mağazacılığa Giriş

Her geçen gün online alışveriş sektöründeki ağırlığını iyiden iyiye hissettiren Amazon, son dönemde yaptığı hamlelerle fiziksel mağazacılığa da iddialı bir giriş yaptı. Bu kapsamda geçtiğimiz yıl içerisinde ABD’nin en büyük süpermarket zincirlerinden biri olan Whole Foods’u 13,7 milyar dolar karşılığında satın alan e-ticaret şirketi, böylece hem fiziksel mağazacılığa hem de gıda perakendeciliğine adım atmış oldu.

Gerçi şirketin bir süredir Amazon Books adında kitap dükkanları bulunuyordu, ancak geçtiğimiz kasım ayı itibarıyla bu dükkanların toplam sayısı 12 idi. Bu nedenle Amazon’un, fiziksel mağazacılığa tam anlamıyla Whole Foods’u satın almasıyla giriş yaptığını söylemek yanlış olmaz.

Amazon, Whole Foods’u satın almasıyla birlikte, kısa bir süre içerisinde süpermarket zincirini online alışveriş sistemine dahil etti. Şu anda Whole Foods mağazalarında satılan birçok ürün Amazon’un internet sitesi üzerinden de satın alınabiliyor ve Amazon’un şubat ayında yaptığı açıklamaya göre, bu yılın sonu itibarıyla ABD’deki Amazon Prime üyeleri, Prime Now servisi aracılığıyla Whole Foods ürünlerini herhangi bir ek ücret ödemeden iki saat içinde teslim alabilecekler.

Bunun yanı sıra Amazon, bazı teknolojik ürünlerini Whole Foods mağazalarında satışa çıkarmayı da ihmal etmedi. Şirket, bir süredir Amazon Kindle isimli elektronik kitap okuyucu cihazını ve akıllı kişisel asistan Alexa destekli akıllı hoparlörü Amazon Echo’yu Whole Foods şubelerinde satışa sunuyor. Ayrıca şirket, müşterilerinin online siparişlerini kendilerinin teslim almalarına imkan tanıyan Amazon Lockers isimli kilitli dolaplarına da Whole Foods mağazalarında yer vermeye başladı.

Amazon’un fiziksel mağazacılık alanındaki bir diğer önemli hamlesi ise bu yılın başında hayata geçti. Şirket, yaklaşık olarak bir yıl boyunca çalışanlarına test ettirdiği devrim niteliğindeki kasiyersiz alışveriş teknolojisini barındıran ve Seattle şehrinde yer alan Amazon Go isimli ilk marketini geçtiğimiz ocak ayında hizmete açtı.

Müşteriler, bu markete girerken akıllı telefonlarındaki Amazon Go uygulamasını taratıyorlar. Müşterilerin raflardan ne aldığı kameralar ve sensörler aracılığıyla takip ediliyor. Raftan alınan herhangi bir ürün müşterinin sanal sepetine ekleniyor, müşteri ürünü rafa geri koyduğundaysa ürün sepetten kaldırılıyor. Müşteriler alışverişlerini bitirdikten sonra doğrudan mağazadan çıkabiliyorlar. Alışveriş ücreti ise uygulamaya tanımlı kredi kartından otomatik olarak çekiliyor.

Sonuç olarak Amazon’un Whole Foods’u satın alması ve Amazon Go teknolojisini kullanıma sunması, dev şirketin sadece online alışveriş tarafında değil, fiziksel alışveriş tarafında da var olmak istediğini açık bir şekilde gösteriyor. Bununla birlikte bazı Whole Foods ürünlerinin Amazon’un internet sitesi üzerinden satın alınabilmesi ve Amazon Go’da sunulan kasiyersiz alışveriş teknolojisi, Amazon müşterilerine daha kolay ve bütünleşik bir alışveriş deneyimi sunulmasına yardımcı oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Y Kuşağı, Alışveriş Teknolojilerini En Aktif Kullanan Kuşak

  • Euclid’in yaptığı araştırmaya göre, Y kuşağı bütün satın alma yolculukları boyunca teknolojiyi kullanmaya daha fazla meyilli ve perakende deneyimleri konusunda farklı beklentilere sahip.
  • Y kuşağı, markalarla iletişime geçmek için sosyal medya da dahil olmak üzere birden fazla kanalı kullanıyor. Y kuşağının en çok kullandığı sosyal kanal ise %40 oranla Facebook.
  • Y kuşağı, reklam yerine e-posta pazarlamasına daha sıcak bakıyor.
  • İlgili Yazı: Tesla Model 3, Neden Y Kuşağının Favori Arabası?

Teknoloji hemen hemen her sektörü olduğu gibi, perakende sektörünü de her geçen gün daha fazla etkisi altına alıyor ve bu durum alışveriş deneyimlerimizin değişmesine neden oluyor. Ancak Euclid isimli kuruluşun yaptığı son araştırmaya göre, bu değişime en çok Y kuşağı ayak uyduruyor gibi görünüyor.

Euclid’in geçtiğimiz mart ayında yaptığı ve 1.500 ABD’li tüketicinin yer aldığı araştırmaya göre, Y kuşağı bütün satın alma yolculukları boyunca teknolojiyi kullanmaya daha fazla meyilli ve perakende deneyimleri konusunda farklı beklentilere sahip. Kasadaki bekleme süreleri, envanter bulunma durumu ve kolay iade gibi şeyler X kuşağı ve boomers kuşağının perakendeciler için en önemli öncelikleri arasındayken Y kuşağı ise bu tarz temel perakende becerilerine daha az odaklı durumda.

Diğer kuşaklara kıyasla, kasada kabul edilebilir bir bekleme süresi, Y kuşağı için perakedenin olmazsa olmazları arasında üst sıralarda yer almıyor. Y kuşağının sadece %34’ü kasada bekleme süresinin kendileri için önemli olduğunu belirtirken bu oradan X kuşağında %42, boomers kuşağında ise %59. Ayrıca araştırmaya göre, makul bir iade ve değişim politikası da Y kuşağının öncelikleri arasında yer almıyor. Y kuşağının yaklaşık olarak üçte biri bunun bir öncelik olduğunu belirtirken boomers kuşağının %52’si için bu önemli bir öncelik.

Reklamlar, Y Kuşağını Pek Etkilemiyor

Bunların yanı sıra araştırmada, Y kuşağının diğer kuşaklara göre daha sosyal olduğu ve arkadaşlarıyla ve ailesiyle daha fazla alışveriş yaptığı ifade ediliyor. Buna ek olarak Y kuşağı, genel olarak markalarla iletişime geçmek için sosyal medya da dahil olmak üzere birden fazla kanalı kullanıyor. Y kuşağının markalarla iletişime geçmek için en çok kullandığı sosyal kanal ise %40 oranla Facebook olarak öne çıkıyor. Ayrıca araştırmada belirtilene göre, Y kuşağının, geleceğin alışveriş araçları ve iletişim kanalları olarak sanal asistanları ve akıllı hoparlörleri benimsemesi daha olası.

Y Kuşağının Markalarla İletişime Geçerken Kullandığı Kanallar

Teknolojiyi bu kadar benimsediklerini göz önünde bulundurursak, Y kuşağının, alışveriş yaparken insan satış temsilcileriyle etkileşime girmekten kaçınması beklenebilir. Ancak buna rağmen Y kuşağı, bilgili satış personeliyle etkileşimin satın alma kararınını etkilediğini de belirtti.

Euclid’in yaptığı araştırmaya göre, Y kuşağı, X kuşağı ve boomers kuşağına kıyasla reklam ve hedefli tanıtımlara karşılık vermeye pek de meyilli değil. Buna rağmen Y kuşağı, e-posta pazarlamasına daha sıcak bakıyor gibi görünüyor ve diğer kuşaklara göre yüksek hacimlerde e-posta aboneliğinden çıkma olasılığı çok daha düşük.

Euclid’in yaptığı araştırmanın sonuçları ve tavsiyeleri basit olmakla birlikte, uygulamaya koyması da bir hayli zor:

  • Daha yüksek tüketici beklentilerini teşhis et ve bunlara adapte ol.
  • Farklı müşterilerin teknoloji, pazarlama ve kanallara nasıl yaklaştığını anla.
  • Pazarlama erişimini ve mağaza içi deneyimleri buna göre uyarla.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link