Mom And Kids Zone – 8. Bölüm – İletişimcilere Öneriler

ANNELER KONUŞUYOR, O ZAMAN SİZ DE ONLARLA KONUŞUN:

Facebook’un gücü yadsınamaz, artık herkes orda. Twitter, bir nebze daha sofistike daha teknolojiye teşne annelere uygun bir mecra. Anneler dertlerini, sorularını, sorularını Facebook platformlarında paylaşıyor.

  • “ Ekmek almaya diye çıkıp, günlerce dönmeyesim var. “
  • “ Bebeğim diş çıkarıyor sanırım, hiç yemek yemiyor, anneler ne yapmalıyım?”
  • “Doktor bize gaz için X ilacını verdi, kullanan var mı?” (Bak, doktora güvenmemiş, başka annelere soruyor)
  • “ Bebeğime X marka pişik yaptı, bana bebek bezi önerecek olan var mı?”
  • “ Çocuğu 2 günlüğüne anneannesine bırakıp, normal inşalar gibi kahve içmeye, dolaşmaya gitsek, sizce psikolojisi bozulur mu?”

Ve daha niceleri… Madem anneler kendi aralarında bu kadar konuşuyor, siz de onlarla konuşun. Facebook sadece post atma yeri değildir. Doktor, alerji uzmanı, diyetisyen destekli, online soru-cevap köşelerine de yer veren markanız, eminim annelerin en sık ziyaret edeceği sayfa olacaktır.

Annelerin bir araya gelip, doğru kişiden bilgi alacağı mekanlara ihtiyacı vardır. Mothers’Land bunlardan bir tanesidir. 1 yıl önce kurulan Mothers’Land, annelerin içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak için kurulmuştur. “Anne dönüşür, dünya değişir” mottosu ile yola çıkan Mothers’Land, hamilelik döneminden başlayarak, annelerin doğru uzmanlarla bir araya gelmesini sağlıyor. Ayrıca çocuklarımız büyüdükçe değişen dertleri ve ihtiyaçları için de özel hizmetler sunuyorlar. Gelin Mothers’Land’in öyküsünü Ceyda Kantarcı’dan dinleyelim:

Unutmayın, anneler, kendi çocukları ile yaşıt çocukları olanlarla iletişim kurarlar, onları her anneyle değil, kendi yaş gruplarında çocukları olan annelerle bir araya getirin ki, ortak dertlerini, aynı dilden konuşabilecekleri bir ortamda paylaşsınlar.

Bu ortamlarda vereceğiniz mesajlar, annelere sunduğunuz “net” faydaları anlatacağınız organizasyonlar, dertlerine çare olacağı için markanızla da bağlarını kuvvetlendirecektir.

ANNELER ÇOCUKLARININ FOTOĞRAFLARINI PAYLAŞMAYA BAYILIR

Anneliğin ilk kuralı, yavruları ile gurur duymak ve bunu paylaşmaktır. Anne olduktan sonra sosyal medya paylaşımları artan ve çocuk resimlerinden size fenalık getiren arkadaşınızı düşünün. Annelerin, sosyal medyada paylaştıkları fotoğraflar için, markanızın da yer aldığı ve esprili yorumların olduğu çerçeveler hazırlayın!

ANNELİK DUYGUSALLAŞTIRIR, KSS’YE ÖNEM VERİN!

Kurumsal sosyal sorumluk bu jenerasyon için önemlidir. Bir de anne olduktan sonra başka çocuklar için de bir şey yapabilmek isterler. Çünkü daha fazla empati kurabilirler. Tüketicilerinizi de dahil edeceğiniz kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, size hem itibar hem de pazarınızda büyüme sağlayacaktır.

BİR ÖNERİ:

Kayıp çocuk sayısının artış gösterdiği günümüzde, iyi kalpli perakende markalarını göreve çağırmak istiyorum. Emniyet Birimleri ile işbirliği yapabilecek markalar, özellikle market içerisinde yer alan, erişimi yüksek markalar! Kutularınızın üzerine, kayıp çocukların fotoğraflarını basarak, bir yaraya dokunabilir ve kayıp hayatları belki de geri döndürebilirsiniz.

İKİNCİ BİR ÖNERİ:

Türkiye’de, 1.8 Milyon çocuk obezite ile karşı karşıyadır. Sokaktan, oyundan uzaklaşan, fiziksel olarak yetersiz hale gelen, bilgisayar bağımlısı çocukları, yeniden sokak oyunları ile bir araya getirmek için iyi kalpli markalara ihtiyacımız var.

Çocuk sokakları trendi dünyada olduğu kadar Türkiye’de de kabul görüyor. Bu trendi, okul bahçelerinden başlayarak, sokak aralarına, meydanlara kadar taşıyabiliriz. Bu anlamda öncü belediyeler mevcut. Sayılarının artmasını diliyorum.

    

28 Mayıs Dünya Oyun Oynama Günü, Türkiye’de sadece Omo tarafından sahipleniliyor. Bu anlamda daha fazla yatırıma genç Türkiye’nin ihtiyacı var.

                         

BABANIN EKSİKLİĞİNİ GİDERİN!

Artık babalar çok yoğun, X ve Y Mom’ların eşleri çoğunlukla fazla mesailerde, bu da evde annenin uyku saatinde genellikle tek olmasına ve çocuklarla tek başına baş etmesine neden oluyor. Oysa çocuklar babalarını özlüyor.

Babaların, seslerini kaydederek, çocuklarına masal okuyabildikleri bir hikâye kitabı eminim, uyku saatlerinde annelerin hayatını kolaylaştıracaktır. Artık kitapların içerisine ses eklenebiliyor. Bir babanın, her satırı kendi sesi ile okuyup, bunu kaydettiği bir kitap olsa, eminim çocuklar da kendilerini daha güvende hissederek uykuya dalabilirler.

YAZ TATİLLERİNİ BOŞA GEÇİRMEYİN!

Ülkemizde pek çok çocuk kulüplü, aqua parklı tesis olmasına rağmen, bebek ve çocuk konseptini gerçekten yaşatan bir tesis mevcut değildir. İçerisinde bebek bakıcılarının yer aldığı, bebeklere özel menülerin sunulduğu, yataklardan, tesisin içerisindeki güvenlik önemlerine kadar çocuk merkezli hazırlanmış bir tesis ihtiyacı yüksektir.

Yaz okullarının 3 yaş sonrası olması anneleri bu dönemde zora sokmaktadır, bebek yüzme kursları, su oyunları alanları, park ve bahçe organizasyonları için firmaların annelere sunacağı pek çok alternatif yer almaktadır.

Yaz dönemlerinde çocuk tiyatroları bile tatildedir. Annenin, çocuğu ile en fazla zaman geçirdiği bu dönemde, markaların daha fazla event ve aktivite yapması gerekmektedir.

Bir de ricam olacak, çocuk oyun alanı ve anne sosyalleşme alanını uzağa koymayın sayın mimarlar. Çocuklar, anneleri ile mesafe arttıkça, alana girmekte direniyorlar. Bu da yaptığınız yatırımın kullanılmamasına neden oluyor.

Son Bir Öneri:

Evet teknoloji hayat kurtarıyor! Evet, anne olarak nefes almak istediğinizde size destek oluyor. Ancak, pek çok uzman hemfikir ki, teknolojinin sınırları ve doğru zamanda çoğun hayatına girme biçimi anne kontrolünde olmalı.

Çocuklarınızın hayatına teknolojiyi sokarken lütfen dikkatli olun.

Bu konudaki uzman görüşünü Ceyda Kantarcı’dan dinleyelim:

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın

İstanbul’da Kadınlara Özel AVM Açılıyor!

İstanbul Zeytinburnu’nda gelecek hafta açılışı yapılacak olan Zeruj Port adlı alışveriş merkezi “dünyanın ilk kadın ve muhafazakar AVM’si” ve “içinde ezan okunan AVM” olarak tanıtılıyor.

Zeruj Port’un sahibi Zehra Özkaymaz, daha önce Tekstil Port adıyla açılmak istenen AVM binasını satın aldı. İnstagram fenomeni olan Özkaymaz, lakabı olan Zeruj adıyla oluşturduğu kimlikle düzenlediği “muhafazakar moda festivalleri” ile tanınıyor.

İçerisinde 126 mağaza barındırması planlanan Zeruj Port AVM’de sadece kadın ve çocuk ürünlerinin yer alacağı, erkek giyimi ve ihtiyacına yönelik hiçbir şey bulunmayacağı belirtilirken, bu özelliği nedeniyle “Türkiye’de ve dünyada bir ilk” olduğu ifade ediliyor. Kadınların rahat bir şekilde alışveriş yapması için böyle bir projeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Özkaymaz, özellikle muhafazakar kesimin bu türden bir AVM’ye ihtiyacı olduğunu dile getiriyor.

“5 vakit ezan okunacak”

İçerisinde 5 vakit ezanın okunacağı belirtilen bu AVM’de ayrıca pek çok tasarımcının da mağazası bulunacak.

“Malezya’da kadınlara özel çarşı var”

Sosyal medyada insanların sürekli nabzını tuttuklarını söyleyen Zehra Özkaymaz, “Sosyal medya bizim için büyük bir avantaj oldu. İnsanlar İnstagram ve online sitelerde alışveriş yapıyor ama ürünlerin görünür olup elle tutulur olması hepimizin ihtiyacıydı. İşte burası çıkış noktamız oldu. Bu AVM’nin benzeri başka bir yerde yok. Malezya’da sadece kadınlara hitap eden ürünlerin yer aldığı bir çarşı var ama Zeruj Port, kadın teması ve AVM özelliğiyle tüm bunlardan ayrı bir yerde duruyor” diyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

“Doğal” Teriminin Pazarlama Malzemesi Olarak Kullanılması Yasaklanacak mı?

  • Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, “Doğal” teriminin pazarlama malzemesi olarak kullanılmasının yasaklanması için kampanya başlattı.
  • “Doğal” teriminin, insan tarafından müdahale edilen ürünler için kullanılması algıda çelişki yaratıyor ve tüketiciyi yanıltma potansiyeli taşıyor.
  • “GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların sütünden elde edilen yoğurt paketlerinin üzerine ‘doğal’ yazmanın serbest olduğunu ya da üretiminde Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘muhtemel kanserojen’ olarak rapor edilen glifosat kullanılmış sebze ve meyvelerin ‘doğal’ kabul edildiğini biliyor musunuz?”

Başlatılan kampanya kapsamında basın mensuplarına ulaşan bültende şu ifadelere yer verildi:

“GDO’lu yemlerle beslenen hayvanların sütünden elde edilen yoğurt paketlerinin üzerine ‘doğal’ yazmanın serbest olduğunu ya da üretiminde Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘muhtemel kanserojen’ olarak rapor edilen glifosat kullanılmış sebze ve meyvelerin ‘doğal’ kabul edildiğini biliyor musunuz?”

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği çerçevesinde hazırlanmış olan “Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz”un içeriğindeki “doğal” ve aynı anlama gelen “tabii”, “natürel” ve “natural” terimlerinin izin verilen kullanım esasları, tüketicide sağlıklı, müdahale edilmemiş ürün algısı yaratarak tüketiciyi yanıltabilecek ve organik tarım açısından haksız rekabete yol açabilecek koşullar içeriyor.

Yönetmelikteki “doğal” tanımı ile Türk Dil Kurumu’nun tanımı çelişiyor

“Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuz”un “Belirli Terim ve İfadelerin Gıda Etiketlerinde Kullanımına İlişkin Özel Uygulama Esasları” bölümüne göre “doğal” terimi; tek bileşenden oluşan (katkı, aroma vb. dahil hiçbir ilave bileşen içermeyen) fiziksel, enzimatik veya mikrobiyolojik işlemler dışında herhangi bir işleme tabi tutulmamış, bitki, algler, mantar, hayvan, mikroorganizma veya mineral kaynaklı olan ve doğal yapısında önemli bir değişikliğe sebep olacak herhangi bir işlem uygulanmamış gıdaları tanımlamak için kullanılabilir. Kılavuz, pastörize süt, UHT süt, siyah çay, bitki çayları, yumurta, bal, kahve, taze ve kurutulmuş, dondurulmuş meyve-sebze, yoğurt gibi ürünlerde “doğal” ifadesinin kullanımına izin veriyor.

Türk Dil Kurumu’na göre “doğal”; doğada olan, doğada bulunan, doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, natürel, kendiliğinden olan, insan eliyle yapılmamış, yapay karşıtı anlamlarına geliyor. Tüketici algısına daha yakın olan bu tanıma göre endüstriyel koşullarda üretilmiş hiçbir gıdanın “doğal” olması mümkün değil ve bu şekilde etiketlenmiş gıdalar tüketicide sağlıklı, müdahale edilmemiş ürün, hatta organik ürün algısı yaratabiliyor.

“Doğal” teriminin mevcut teknik tanımı ile halk arasındaki “doğal” algısı ve TDK’daki “doğal” tanımı arasındaki fark, tüketici hakları ve rekabet açısından sıkıntıya yol açıyor ve bu durum ilgili yönetmelik ve kılavuzun amaç ve ilkeleriyle de örtüşmüyor.

Tüketiciler yanıltılıyor

Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği’nin ilk maddesinde “Bu Yönetmeliğin amacı, algı farklılıkları ve bilgi gereksinimleri dâhil gıda hakkında bilgilendirme açısından tüketicilerin üst düzeyde korunmasına ilişkin kuralları belirlemektir” deniliyor.

Buna karşın, “doğal” kelimesinin tanımı üzerinde üretici firmalar ve tüketiciler arasında ortak bir algıdan söz edilemediği için, etiket üzerinde kullanımı tüketicinin korunması açısından sakıncalar doğuruyor. Tanımlardaki farkların neden olduğu algı farklılıkları, tüketiciler için yanıltıcı oluyor.

Genetiği değiştirilmiş mısır ve soya dahil, piyasadaki taze sebze ve meyvelerin çoğunluğu insan tarafından ıslah gibi yöntemlerle müdahale edilmiş ve yetiştirilen kültür bitkileridir. Diğer yandan doğadan toplanan, insanlarca müdahale edilmeyen ve yetiştirilmeyen mantar, kuşburnu, kekik gibi gıdalar da insan beslenmesinde kullanılıyor. “Doğal” teriminin, insan tarafından müdahale edilen ürünler için kullanılması algıda çelişki yaratıyor ve tüketiciyi yanıltma potansiyeli taşıyor.

Kılavuz’daki Genel Uygulama Esasları’na göre gıdaların, ”tüketiciyi yanıltmayacak şekilde ve satın alacak kişinin bilinçli bir seçim yapabilmesini sağlayacak biçimde etiketlenmesi ve tanıtılması” gerekiyor (Madde 2). Oysa “doğal” teriminin Kılavuz’daki teknik tanımı halk arasındaki algıdan farklı ve bu terimin etiket üzerinde kullanımı tüketicide farklı beklenti yaratıyor. Dolayısıyla tüketiciyi yanıltma potansiyeli taşıyor.

GDO’lu ve zehirli ürünler de “doğal” tanımı içinde!

Yönetmelikte yer alan Gıda Hakkında Bilgilendirmenin Genel İlkeleri’ne göre Bakanlık, gıda hakkında bilgilendirme mevzuatının gerektirdiği zorunlu bilgilendirme kurallarını düzenlerken ”Özellikle belli tüketici gruplarının sağlığına zararlı olabilecek içerik, güvenli kullanım, muhafaza, dayanıklılık ve gıdanın zararlı veya tehlikeli içeriğine ilişkin sonuçları ve riskleri içeren sağlık etkisine dair bilgileri içerecek şekilde tüketici sağlığının korunmasını ve gıdanın güvenilir kullanımını” (Madde 5/b) dikkate alıyor. Oysa, örneğin GDO içerikli ve/veya muhtemel kanserojen olduğu Dünya Sağlık Örgütü’nce rapor edilmiş glifosat içerikli ot ilacı kullanılarak üretilmiş yem ile beslenen hayvanlardan elde edilen sütün ve yoğurdun etiketinde “doğal” ibaresinin kullanımına Kılavuz’da izin veriliyor. Bu durum hem ilgili maddeyle çelişkili hem de yukarıda sözü geçen sakıncalı tarımsal girdilerin kullanılmadığı organik ürünler için haksız rekabet ortamı oluşturuyor.

Benzer durum, taze sebze ve meyveler için de geçerli. Her yıl birçok zirai ilaç etken maddesi, insan sağlığı açısından tehlikeli bulunduğu için yasaklanıyor veya ilgili kodekste kalıntı limitleri düşürülüyor. Oysa ilgili Kılavuz tüm sebze ve meyveyi “doğal” kabul ediyor.

Organik ürünler açısından haksız rekabete neden oluyor

Kılavuz’daki Genel Uygulama Esasları’na göre, gıdanın etiketlenmesi, gıdanın nitelikleri açısından yanıltıcı olmamalı. Buna göre, etiketinde yer alan marka, isim, ifade, terim ve görsellerin, gıdanın özellikle doğası, kimliği, özellikleri, bileşimi, miktarı, dayanıklılığı, menşei ve üretim metodu açısından başka bir ürün grubunu çağrıştırmaması gerekiyor.”Margarin üzerinde tereyağını çağrıştıracak yayık gibi görsellerin kullanılamayacağı”nın belirtildiği Kılavuz’un bu titiz tavrı, “doğal” kelimesinin kullanımıyla değersizleşebilir. Çünkü “doğal” teriminin kullanımı ve “doğal” kavramını çağrıştıran görsel unsurların kullanımı başka bir ürün grubu olan organik ürünleri çağrıştırabiliyor.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı mevzuatına göre hal kayıt sisteminde üreticiler bildirim yaparken taze sebze ve meyve için “organik”, “iyi tarım” veya “geleneksel/konvansiyonel” ibarelerinden birini seçebiliyor. Başka bir kategori söz konusu değil ve yasal zemini olmadığı için de olmamalı. Oysa Kılavuz’a göre, piyasaya sunulan tüm taze sebze ve meyveler ”doğal” kabul ediliyor. “Organik”, “iyi tarım” veya “konvansiyonel”, yasal dayanağı olan ve ürünleri ayrıştıran/kategorize eden birer nitelikken, Kılavuz’daki “doğal” kelimesi, bunları aynı potaya koyan ve bu nedenle algı karmaşasına ve haksız rekabete yol açabilecek bir terim.

Son derece detaylı biçimde halk sağlığı, doğal varlıkların korunması, hayvan refahı gözetilerek kanunlaştırılmış; konvansiyonel tarım ve gıda ürünlerinde kullanılan birçok zirai mücadele ilacı, hormon, suni gübreler, işlemler ve gıda katkı maddelerinin yasaklandığı organik tarım ürünlerinin bile henüz ne anlama geldiği doğru biçimde algılanmamışken, halk arasında organik ürünlerden “daha sağlıklı” algısının yanı sıra, “insan eli ile yapılmamış”, “tabii”, “doğada rastlandığı gibi” anlamı çıkarılabilecek “doğal” kavramının gıdalar üzerinde kullanılması bu yönetmelik ve kılavuzun ilke, esas ve amaçları ile ters düştüğü gibi, haksız rekabet oluşturuyor.

Çiğ süt de doğal, UHT süt de!

Tüketiciyi yanıltabilecek bir diğer konu; çıkarılan çiğ süt tebliği de dikkate alındığında, herhangi bir pastörizasyon veya UHT işlemine tabi tutulmayan çiğ süte, UHT süte ve pastörize süte “doğal” denebilecek olması. Oysa çiğ süt, tüketici tarafından satın alındığı ana kadar herhangi bir işlemden geçmiyor. UHT sütlerin ise, üretimi sırasında yapılan ısıl işlemler sonucu doğal bileşenleri değişime uğruyor. Ayrıca çiğ süt işletmelerinin hastalıktan ari işletme olması zorunlu iken diğerleri için bu bir zorunluluk değil. Bu nedenle UHT sütlerde, çiğ süt ile birlikte doğal ifadesinin kullanılması tüketici açısından yanıltıcı oluyor.

Doğal” teriminin pazarlama malzemesi olarak kullanılması yasaklansın

Yönetmeliğin amacına hizmet etmesi, haksız rekabetin önüne geçilmesi ve tüketici haklarının korunması açısından ilgili Kılavuz’da ve gerekiyorsa yönetmelikte bir an önce değişiklik yapılması gerekiyor. Yapılmasını önerdiğimiz değişiklikler;

  1. Yukarıda sıralanan gerekçelerden dolayı “doğal” kelimesinin kullanımına hiçbir şekilde izin verilmemesi; Bölüm 1 Madde 5 ve Bölüm 2 Madde 1’in bu bağlamda yeniden düzenlenmesi.
  2. Genel Uygulama Esasları Madde 3’e göre bir etiketin veya tanımlamanın yanıltıcı olarak kabul edilip edilmeyeceği değerlendirilirken gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı, sunumu ve reklamı bir bütün olarak ele alınması gerektiğinden, “doğal” çağrışımı yapacak görsel malzeme kullanımına izin verilmemesi (örneğin, konvansiyonel süt ve süt ürünleri ambalaj ve reklamlarında, kapalı sistemde yetiştirilen inek yerine merada otlayan inek görseli kullanılarak yanıltıcı biçimde doğal algısı yaratılmasının önüne geçilmesi).

Gıda güvenliğimiz için imza topluyoruz

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne yukarıdaki taleplerimiz ile ilgili yazdığımız dilekçeye Müdürlük tarafından yapılan geri dönüşte, “Yönetmelik ve Kılavuzun esas amacı, dilekçenizde belirtildiği gibi tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi olup, Kılavuzun revizyon çalışmalarında ”doğal” ifadesinin kullanımına ilişkin görüşleriniz değerlendirmeye alınacaktır” cevabını aldık. Bu konuya, gerekli hassasiyetin gösterilip, gerekli değişikliklerin yapılacağına inanıyoruz.

Konunun hassasiyetini göz önünde bulundurarak, görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmak için ve “doğal” teriminin tüketiciyi yanıltıcı bir pazarlama malzemesi olarak kullanılmasını durdurmak, sağlıklı gıda hakkı ve gıda güvenliği için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ve ona bağlı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne iletmek üzere imza kampanyası başlattık.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link