Mom and Kids Zone / 5. Bölüm Annelerin Ortak Motivasyon ve Beklentileri

Farklı yaşam biçimleri de olsa, annelerin ortak motivasyonları vardır, bu motivasyonlar, iletişimciler olarak bizim tonumuzu ve tarzımızı etkilemektedir.

Ama şunu unutmamak gerekiyor, günümüz iletişiminde artık daha derine inen, daha ufak grupları hedefleyen, daha odaklı iletişimler yapan markalar, tüketici sadakatini sürdürülebilir kılıyor.

Bir ev kadınının ihtiyacı ve beklentisi ile çalışan annenin zaman yarışı arasında büyük bir fark var. Birbirinden farklı anne profillerinin bekledikleri yanıtları, konvansiyonel kanallarda veremiyorsak bile sosyal medya, birebir iletişim, crm, sosyal sorumluluk projeleri gibi farklı kanallardan çare olmak zorundayız.

Tüm tracking raporlarında küçülen paylarımız var ya markalar, hani artık eskisi gibi satamıyor, eskisi gibi sadakat sağlayamıyoruz ya, işte şimdi size bunu neden yapamadığımızı anlatacağım…

ANNELER NE İSTER, MARKALAR NE YAPAR…

Tam da bu noktada, 2 annenin sesine kulak vermenizi istiyorum. Bu 2 anne, farklı yaş gruplarında çocuklara sahip… 2 farklı anne ve annelik yolcuğunun ortak paydası ne derseniz, aslında bugüne dek yaptığım röportajların ve analizlerin tam bir füzyonunu onlarda yakaladım diyebilirim.

Ses grupları yüksek olan pek çok anne gibi bu 2 anne de, markaların “sıradanlaşan, kalabalıklaşan, özensizleşen” iletişimlerinden uzaklaşmaya başlayan, çocuklarını “kalıplaşmış bir model içinde” değil, “gerçek ilgi ve sevgi ile” büyütmeyi hedefleyen anneler.

Neden önemli beklentileri biliyor musunuz? Çünkü “doğallık trendi” sadece gıda sektöründeki ambalajlı ürünleri vurmadı… Doğallık trendi, aslında özellikle şehir hayatında, ekonomik durumu iyi olmasına rağmen, kaotik iletişim yöntemlerinden, marka kaosundan, maruz kaldıkları ve içinden çıkamadıkları mesaj bombardımanından yorulan kadınlar nedeniyle ortaya çıktı.

Pek çok gıda markası, geçmişte düşük SES gruplarının “uygun fiyatlı” diye tükettikleri açık gıdalarla savaşırken, son 5-6 yıldır AB SES grubunun bu ürünlere neden prim verdiğini ve daha fazla ödeyerek neden aldığının yanıtını sorguluyor. Daha önce halk eğitim merkezleri ve İSMEK’ler üzerinden farkındalık, sağlık bilinci çalışmaları yaparken, bugün erişemediği AB SES grubu annelere nasıl ulaşırım diye düşünüyor.

Sağlıklı besleyeceğim, en doğrusunu yapacağım, en akıllı seçimi yapacağım diye ne yapacağını şaşıran, iyi yetiştireceğim gibi kırk farklı yöntemi deneyen anneler sonunda devreleri yaktı…

“ Annemler bizi yetiştirirken, açık süt kullandı da biz öldük mü?”

“ Kırk çeşit bebek arabası neden var? Hadi var diyelim, ben hangisini alacağımı bilmezken, nasıl seçim yapacağım?”

“ Sadelik istiyorum artık hayatımda… Kendimi markalara ve iletişimlerine kapattım.”

“ İlla bir ihtiyacım varsa internetten bakıyorum, kriterlerimi net belirliyorum sonra araştırıyorum. Artık zaman kaybetmekten yoruldum.”

“ Bana deneyimli anne tiyoları vermeyin artık. Benim ve bebeğimin yolculuğu belki de daha farklı. Beni kalıba sokmaya çalışmayın!”

“ Bebek gibi uyumak masalını unutun artık! Reklamlarınıza inanmıyorum!”

“ Bana başka bir anne üzerinden örnek vermeyin artık, bana sorun üzerinden direkt faydanızı anlatın!”

Blogger kullanımları, tv reklamlarındaki “olmayan masalsı dünyaları anlatan markalar”, güven endeksi düşen ünlü kullanımları, uzmanlıkları ve güvenilirlikleri giderek azalan doktor tavsiyeleri artık iş yapmıyor. Anneler, gerçekten yaşadıkları sorunların birebir karşılığını duymak istiyorlar. Fayda iletişimini sade ve basit bir tonla, gerçek mesajlar üzerinden almak istiyorlar.

Kaosun ilk belirtileri, her şeye bir anda saldıran, soru soran, her birini alıp denemeye çalışan annelerden, artık markaları red eden, “Kendim bulacağım en doğru yolu” diyen annelere dönüşmeye başladı. Bu da sadakat için ciddi yatırımlar yapan markaların paylarında düşüşe neden oldu.

Etiket de okumak istemiyorlar, uzun uzadıya kurduğunuz cümleleri de dinlemek istemiyorlar. Sadece “gerçek faydanızı” net bir dille anlattığınız iletişimleri dinlemek istiyorlar.

Size tiyoyu vereyim mi: ANNELER ÇOK SIKILDILAR!

Yazı dizimin ilk bölümünde şunu yazmıştım: “Back to basics dostlar”

Bunu yazmamın en önemli nedeni, “seçenek bolluğunun” giderek “seçeneksizliğe” dönüşmeye başlamasıdır.

Önünüzdeki hedef kitle hangi profilde anne olursa olsun, hepsinin zamanla yarıştığını unutmayın. Siz bu zamansızlık içerisinde, kırk mesaj, kırk çeşit sunarsanız, hele de bunu asla yaşayamadıkları bir dünya içerisinde anlatırsanız, size “öykünmezler” aksine sizden “uzaklaşırlar.”

Bebeği doğduktan sonra 1 yıl boyunca uykusuzluk çeken bir anneye “ mışıl mışıl uyuyan, hele de bunu bir bebek bezi sayesinde yapan bir bebek dünyası anlatan” bir reklam yayınlarsanız, anneler size sadece gülerler.

Çocuğun hayal dünyasını geliştirir diyerek, “konuşan ayı/köpek” çıkarırsanız, gerçek dünyaya çocuğunu adapte etmeye çalışan bir anneyi sadece sinirlendirirsiniz.

Gerçekten başarılı bir çizgi film/dizi üretip, bunun perakende yanını, kalıplara sokarak satar ve çocuğun üzerine tek bir yaratıcılık koyamayacağı şekilde tokasından, elbisesine, çorabına kadar rafa koyarsanız, kalıplara sıkışmış çocuklar yaratır, annelerin de bu ürünleri almamak için ayak diretmesine neden olursunuz.

Dove, Danone reklamlarının annelerin takdirini kazanmasındaki en önemli neden “gerçek” olmalıdır. Markette avazı çıktığı kadar bağıran çocuk gerçektir. Ergenlik döneminde kendisi ile didişen, farkındalığı düşük genç kız gerçektir. Kendini unutan ve güzelliğinin farkına varmayan kadın gerçektir.

BENİM DÜNYAMIN, GERÇEK İHTİYAÇLARI ÜZERİNDEN FAYDA SUNAN MARKALAR İSTİYORUM

2 değerli annenin, kendi yolculukları üzerinden hikâyelerini dinleyelim… Onlar pek çok markanın ana hedef kitlesi… AB, şehirli, üniversite mezunu, anne, ekonomik gelirleri yüksek, kendi grupları içerisinde diğer anneleri etkileme güçleri yüksek… Ama ne oldu da artık markaları dinlemiyorlar…

İlki, Zeynep Tarhan Muslu… 1 yıllık anne. Çocuğu için iş yaşamını, hayat düzenini yeniden biçimlendirmiş bir kadın. Bir yandan hizmet verdiği sektörde daha önce sayılı kişi tarafından ele alınan Renk Şifresi konusunda uzmanlaşmış, firma ve markalara hizmet veren bir kadın. Bunun yanı sıra Lara’yı sevgiyle ve özenle büyütmeye çalışan bir anne.

 

 İkincisi ise, Şeyda Odabaş… Annelik serüveninde yol almış, 7 yaşında bir kız çocuğuna sahip bir kadın. O, sektörüne yeni bir renk kodu getiren bir doğum fotoğrafçısı, çevirmen ve bisiklet aktivisti. Kızı doğduktan sonra kendini de keşfeden, bir reklam yazarıyken doğum fotoğrafçılığına geçen bir anne… Annelik yolculuğunda sadece kariyerinde değişikliğe gitmemiş, bunun da ötesinde bir bisiklet aktivisti olarak önemli etkinliklere de, kızı Lara ile birlikte imza atmış bir isim. Son dönemde çok satanlar listelerinde önemli bir yer edinmiş olan “Rüzgâra Karşı” kitabının da çevirmeni…

NASIL ULAŞABİLİRİZ…

  1. Egoları: Bir annenin, kendi pozitif imajı için aldığı kararları temsil eder. Ve pek çok seçimi anneler, bu içgüdü eşliğinde yaparlar.

  • “İyi anne olmak”: Doğru kararı vererek, iyi birer ebeveyn olma içgüdüsüdür. Bu “doğru karar” genellikle toplumun kabul ettiği ve anneye dikte ettiği bir yöndür. Ve annelerin genellikle tutunduğu daldır.
  • “Onaylanan anne olmak”: İnsan doğasının en genel geçer duygusudur ve anneler de bundan bağımsız değildir. Anneler, çocukları ve eşleri tarafından takdir görmek isterler.
  • “Akıllı anne olmak”: Aldıkları kararların aklı başında, doğru ve etkili algılanmasını isterler. Bunu şu kelimelerle anlatıyorlar: “ Başka birinin fark etmediği, sahip olmadığı bir bilgiye veya ürüne ulaştığımda kendimi farklı ve akıllı hissediyorum.” Yani, market market dolanıp, fiyat/ kalite dengesi peşinde koşan tüm tüketicileri harekete geçiren motivasyon…
  • “Prestijli anne olmak”: Çok sık ortaya çıkan bir motivasyon olmasa da elit veya prestijli ürünlere/markalara ulaşabiliyor olmak da bir motivasyondur.

Öneriler:

Annelere sürprizler yapın…

Markanızı düzenli tercih eden annelere, anlık indirimler, sosyal medya üzerinden hiç beklemedikleri anda etkileşimlerle ödüller verin. Bu ciddi bir CRM datası kullanmak demek. Ama deeper analizlerle, kendi core hedef kitleniz olan annelere ulaşarak, monitoringlerinizi daha iyi yaparak bu gruplara ulaşmanız çok kolay. Onların sosyal medya sayfalarında bir anda ortaya çıkacak entrylerle, markanızın kendilerini “ özel hissettireceği” anlar yaratabiliriz.

Perakende günlerinde anneleri kullanın…

Annelere, sürekli alışveriş yaptıkları markaları ile buluşma ve anlık katılımlarla markanızın bir parçası olma fırsatı verin. Mağaza çalışanlarınızla bir araya gelecekleri, birlikte alışveriş yolculuğunu keyifli hale getirecekleri, özel eventler düzenleyin.

Mağaza/market içerisinde görevler verin, çalışanlarla eğlenecekleri yarışmalar organize edin ve mini ödüller hediye ederek daha fazla ziyaret imkanı yaratın.

Testimoniallar hala işliyor

Yeni çıkan ürünlerinizi yollayın, denesinler. Kendi videolarını çekip, ürün deneyimlerini paylaşsınlar. Bu videoları siz de kullanın. Anneler seçimleri ile gurur duymak isterler. Onlara bunu yaşayacakları platformlar yaratın.

Annelerin seçimlerini isimleri ile yayınlayın: “ Ayşegül’ün çorbası” / “ Mine’nin bebek çorbası” olsun paylaştıklarınız…

2. Basitlik: Yaşadığımız modern dünyada sürekli bilgiye maruz kalan tüketiciler, basit, ulaşılabilir, anlaşılır bilgilendirmelere hasrettir.

Zamandan tasarruf: “Ailemle kaliteli zaman geçirmek için hayatımı basitleştirmeye, kolaylaştırmaya, pratikleştirmeye çalışıyorum” nosyonu ile hareket eden anneler için “tek seferde doğruya ulaşmak” çok önemlidir.

Hayatı kolaylaştırmak: Risk almayacağı, sonucundan emin olacağı seçimler yapmak isterler. Bir bebek maması reklamında, çocuğunun alacağı kalsiyum ve vitamin oranından çok annenin duymak istediği şey: “ Bu mamayı alırsanız, çocuğunuz sorunsuzca bunu yiyecektir.” mesajıdır.

 

Aile içi çatışmalardan uzaklaşmak: Kendi kararlarını dayatmaya çalışan, yeni bir varlıkla baş etmeye çalışan anne, bir yandan da çocuk yetiştirme tarzı farklı olan ebeveynleri ve toplumsal baskıyla da uğraşmaktadır. Bu aşamada kadının en önemli beklentisi, aldığı kararları toplum nezdinde kabul edilir hale getirecek donelere sahip olmaktır.

Dayanıklılık ve Verimlilik: Kadının zamanı azdır ve bu zaman içerisinde seçtiği ürünlerin bozulmasına, kırılmasına, verimsiz çalışmasına tahammülü yoktur. İşleyen sistemlere daha fazla ödemeye hazırdır. Markaların satış sonrası hizmetleri, garanti süreleri ve dayanıklılığı seçim kriterinde en başa yazılmaya başlar.

Güven: Her aşamada karşımıza çıkan değerdir. Özellikle toplumsal kabul görme, örnek olma, hata yapmama motivasyonu yüksek bir anne için güven önemlidir. Hiçbir anne kolay kolay reklama inanmaz. Mutlaka referans noktası arayışı içerisindedir. Markaların deneyim pazarlamasına ve sosyal medya entegrasyonuna daha fazla eğilmesi şarttır. Youtube kanallarında deneyim ve kullanım şekillerinin paylaşılması, avm içerisinde eskisi gibi deneme çalışmalarına daha fazla zaman harcanması, gerekiyorsa ücretsiz/iadesi mümkün deneme sürelerinin sunulması açılım olabilir.

Seçenek bolluğu kimi zaman seçeneksizliktir: Bol seçenek beklentisinde olsalar da aslında kafaları karışıyor. Tek seferde, doğruya ulaşmak onlar için daha önemlidir. Markanızın, annelerin iç görülerine uygun rasyonel faydalarını iletişimlerinizde daha net verin. İşin duygusal tarafı elbette sinematografik kısmıdır. Ancak, sadece imaj artık hiç bir şeydir. Onlar, evlerinde fark edilmek isteyen ve annelik seçimleri ile dikkat çekmek isteyen kadınlar, onlara hangi anlamda bunu sunduğunuzun altını çizin.

Öneriler:

Kimse reklam izlemek istemiyor…

Son dönemde yaptığımız tüm araştırmalar, annelerin artık reklam izlemek istemediğini gösteriyor. Anneler, geçmiş yıllardaki gibi hikâyelerden uzaklaşmış, fiyat/performans dengesini net sunan, üretim standartları anlatılan, tek bir uzmanlık çerçevesindeki ürünlere meyletmeye başladıklarını gösteriyor. Daha rasyonel, daha net fayda sunan iletişimler önem kazanmaya başladı.

Uzmanlığınız neyse orada kalın!

Artık hangi konuda uzman marka, o alanda ilerlemesini, seçimlerini de bu markalardan yana yapmak istediklerini belirtiyorlar. Bebek maması konusunda uzmansanız, kozmetik markası çıkardığınızda anneler markanızdan uzaklaşmaya başlıyor.  Biraz eski kafalı düşünmeye başlayın, basit, 1 paragraflık, ne sunuyorsanız, annelerin hangi ihtiyacına yanıt vereceksiniz onu anlattığınız mesajlar vermeye başlayın.

Masallar şu aralar sadece çocuklar için, biz annelerin fayda bazlı iletişim yaklaşımlarına ihtiyacımız var!

Görevlerini hatırlatmayın!

Özellikle kozmetik sektöründe servis sunan bir marka iseniz, mağazacılık anlayışınızı da bununla sınırlı tutun. Anneler, kaçamak yaptıkları, 10 dakika kadınlıklarını hatırladıkları kozmetik mağazalarında, temizlik deterjanı, bebek bezi görmek istemiyor. Anneliklerini 10 dakikalığına rafa kaldırdıkları bu anları bozmayın…

İhtiyaç bazlı kırılımlar yaratın!

Ürün çeşitliliğiniz çok ise, bu ürünlerin neye cevap verdiğini bir başlık altında toplayarak annelerin işini kolaylaştırın. “3 yaşında erkek çocuğu olan anneler için”/ “Alerjik çocuklar için” / “Mutfakta zaman geçirmeyi sevenler için” vb.

  1. Büyütmek & Beslemek: Kadın olmak, küçük yaştan itibaren büyütmek ve beslemek içgüdüleri ile hareket etmeye neden olur. Daha çocuk yaştan itibaren bu içgüdülerle hareket eden ve artık anne olan kadınların genel iç görüleri şöyle:
    • Çocuğun psikolojik ve fiziksel gelişimi: Anneler, çocuklarının her iki alanda da sağlıklı olması için çaba harcar. Bunun için okur, sorar ve uygular. Çünkü başarılı birey yetiştirmek onların en önemli arzusudur.
    • Güvenlik ihtiyacı: Dünya artık daha kaotik bir yer. Anneler her gün, çocuklarının güvenliği ve geleceği konusunda endişeleniyor. Gazeteler ve sosyal medyada çıkan haberler, artık kötü bilgiye ne yazık ki kolaylıkla erişmemizi ve paranoyaklaşmamızı sağlıyor.
    • Sağlıklı beslenme: Anneler, çocuklarının sağlıklı beslenmesine ve vitamin & mineralleri almasına önem verirler. Değişen gıda yapısı ve hamilelik döneminde alınan takviyeler, bu jenerasyon annelerin çocuklarının çoğunlukla alerjik doğmasına neden olmaktadır. Bu da annenin, giderek gıda, ürün, marka seçiminde daha seçici olmasına neden oluyor.
    • Kendine güvenen bireyler yetiştirmek: Agresif bir dünyada, kendine güvenen bireyler yetiştirmek bu dönem annelerinin en önemli çabasıdır. Özellikle Türkiye gibi toplumlarda çocuklarının özgüvenli, kendi ayakları üzerinde durabilen bireyler olması annelerin en önemli hedefidir.

 

Öneriler:

Yol arkadaşı olun!

Yukarıdaki 4 madde, annelerin en zorlandıkları 4 alandır. Özellikle ilk kez çocuk sahibi olan anneler, kucaklarındaki çocukla birlikte yeni yaşamlarına adapte olurken, zamanla da yarıştıkları için kulaktan dolma bilgilerle ilerlemeye çalışmaktadır.

AÇEV’in “Adım Adım” uygulaması, ebebek’in Bebekoloji seminerleri gibi tek çatı altında bu konularda sağlıklı bilgiler elde edebilecekleri, uzmanlarla bir araya gelip, sorularını canlı olarak sorabilecekleri, bu esnada çocukları ile de sorunsuzca bir arada olabilecekleri ortamlar yaratın. Online platformlar dışında, “ Anneli- çocuklu” toplantılar düzenleyebilirsiniz.

Özellikle ilaç markaları, gıda markaları, güvenlik ürünleri için bunlar önemli açılımlardır. Annelerin doğum öncesi ve sonrasında yaşadıkları fiziksel ve psikolojik zayıflıklar için Bepanthol’ün de farkındalığını artırmaya çalıştığı lohusa dönemlerinde, bu tarz birliktelikler, bilgilendirme ve farkındalık çalışmaları anneler için markalarla bağ kurmalarını sağlayacak çalışmalardır.

Sağlıklı gıda üretiminden dem vurmak istiyorsanız, yaz aylarında yapacağınız piknikler, park etkinlikleri, seyahatler anneler için hem mola hem de güven kurma imkânı sunacaktır.

GÜVENLİK AÇIĞI, MARKALAR İÇİN AÇILIMDIR!

Çocuk sonrası “güvenlik” kavramı daha fazla önem kazanmaktadır. Alarm, güvenlik ürünleri firmalarının, evlerde daha fazla yer almasını sağlayacak bir açılım da bu ihtiyaçtır. Hem bakıcı için kamera sistemleri, hem de genel güvenlik önlemleri konusunda anneler bilgilendirilebilir.

Sosyal deneyler, farkındalık artırıcı videolar annelerin hızlı aksiyon almasını sağlayacaktır.

Sigorta firmaları, çocuk doğmadan annelerin yaşamlarına giriyor. Devam eden dönemlerde sigortanın “gerçekten” bir ihtiyaç olduğunu, çocuklarına iyi bir gelecek sunmaya çalışan annelere anlatacak etkinlikler düzenleyebilirsiniz.

Hatta köklenme dönemine girmiş bu kadınlara, BES’in gerçek avantajlarını anlatarak özellikle ev kadını olan annelere, aile bütçeleri içerisinden ayıracakları bir miktar para ile çocuklarının eğitimlerine sunacakları katkıları anlatacağınız KSS çalışmaları yapabilirsiniz.

Daha nice fikirler ve projeler için, gelecek bölümde görüşmek üzere….

Esra Baykal Güçlü

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın

Mom and Kids Zone / 3. Bölüm – Çocuk Sonrası İşi Bırakan Anneler

SENİN YENİ KARİYERİN, ARKA ODADA UYUYOR BEBEĞİM!

Bu grup anneler, SES düzeyleri daha yüksek ve yoğun tempoda çalışmaya alışkın bir gruptur. Çocuğuna uygun bakıcı bulamadığı, aile bireyleri yakınında ikamet etmediği veya sadece ekonomileri uygun olduğu için çocuğunu kendi yetiştirmeye karar veren anneler, iş dünyasından ayrılırlar.

İş hayatında uzun yıllar geçirmiş ve görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çabalayan anneler, genellikle çocuklarının da belli planlamalar ve kurallar çerçevesinde yetiştirirlerse aynı verimi alabileceklerini düşünmektedirler.

ÇOCUKLARLA PLAN YAP, TANRIYI GÜLDÜR!

Kucağınıza ilk aldığınız anda büyük bir sevgi ile dolan yüreğiniz, sadece o çocuk ağladığında duvara fırlatmayın diye, vücudunuz tarafından salgılanan bir hormonun etkisindedir.

Varoluşumuzun devamı için yükselen östrojen ve prolaktin ile gün içinde durmadan ağlayan bebeğinize, kısmen tahammül edebilirsiniz. Hayat tarzınıza uyum sağlayacağını düşündüğünüz, birlikte seyahatlere, gezmelere gideceğinizi planladığınız el kadar bebeniz, kapıdan dahi çıkmanıza izin vermeyebilir.

Eve gelen misafirlerden nefret edebilecek olan bebeğiniz, sizi zaman içerisinde asosyal ve sadece çocuklu ailelerle görüştürecek bir hale dönüştürebilir.

Toplantı planı, zaman planı yapmaya alışkın anneler için bu durum travmatiktir. Yoğun iş hayatına alışkın kadınlar için bir birey yetiştirmek ve işe gitmek zorun olmamak elbette ilk günlerde keyifli bir dönemdir.

Ancak bir süre geçtikten sonra “kendilerini verimsiz” hisseden anneler, lohusalığın da etkisi ile depresyona girmektedir. Kendilerini “iş başarısı” ile anlamlandırmaya alışkın olan bu anneler, “yetersizlik” ve “ hayattan uzak kalma” hissi ile baş başa kalırlar.

KALDIK MI BAŞ BAŞA BEBEĞİM!?

Yoğun bir tempodan sonra hayatı çocuğa, ev işlerine endekslenen kadınların verdikleri genel tepkiler:

  1. Eşe sarmak
  2. Hayata küsmek
  3. Kendine gereksiz meşgaleler bularak, çocuk kadar evin tülüyle, perdesiyle daha sık haşir neşir olmak
  4. Titiz olmaya başlamak
  5. Takıntılar geliştirmek
  6. “Madem girdik bu yola, ikinciyi de mi yapsak?” karmaşası
  7. Sonunda da “Bunun için mi okudum lan ben!!!” ruh hali içerisinde darallar geçirmektir.

Şimdi çocuğu sakince yatağına bırakıyoruz ve derin bir nefes alıyoruz.

Kariyer yolunda emin adımlarla ilerlerken, 3 yaşından sonra çocuk okula başladığında, dönemeyeceği bir mesleğe sahip olan kadınlar için bu travmalar oldukça normaldir.

Anneler, her ne kadar çocukları için en iyisini yapmak isteseler de zaman zaman kendilerini unuttuklarını fark ettiklerinde normalden fazla tepki verirler.

Babanın, eve ekonomik anlamda gelir getiren tek kişiye düşmesi ile birlikte sorumluluğu da daha çok ev olan anne, yalnız kalmaktadır.

Eşini de suçlayamaz çünkü ev ekonomisinin devamlılığı için eşin yoğun çalışması gerekmektedir.

Her anne çocuğunu sever, zaman zaman yaşanan duygusal patlamalar nedeniyle vicdan yapmamakta fayda vardır. Hepimiz insanız ve alışmadığımız bu düzen içerisinde yaşadığımız “gel git”ler gayet normaldir.

Bu aşamada yeni hayatımızı, geçmiş deneyimlerimizle harmanlamak bizi daha da rahatlatabilir.

OYUN OYNAMAK ANNEYE KENDİNİ İYİ,  ÇOCUĞU İSE GÜVENDE HİSSETTİRİR

Oyun çok önemli bir değerdir. Oyun, hem anne ile çocuğun arasındaki güveni, bağı kuvvetlendirir hem de gün içinde daha rahat zaman geçirmeyi sağlar. En ufak yaştan itibaren aslında oyun hayat kurtarır.

Evdeki basit materyaller, fasulyeler, nohutlar, eşarplar birer oyuncaktır. Dünyayı tanımayan bebek için her materyal ilginçken, anne için de yaratıcılığını perçinleyen birer unsurdur.

Sadece anne değil, öğretmen, eğitmen olduklarında, kadınlar kendilerini daha işe yarar ve daha faydalı hissederler. Bu sayede çevreleri ile de iletişimleri daha pozitif olur.

Ancak, “oyun oynamayı” bilmeyen bir kuşak için “oyun” bile bir sorun haline gelmektedir. Bizler, kariyerleri için geliştirilen, sokakta oynayarak büyütülen ve ebeveynlerinin onlarla oynamadığı bir kuşağız.

Bizler sokakta büyüdük. Kimse bizimle oynamak zorunda kalmadı. Biz de kendi dünyamızda, az materyalle kendimize eğlenceli dünyalar kurarak büyüdük. Oysa günümüzde, sokakta oyun oynama kavramı neredeyse yok olmaya başladı.

Bu eksiklik, hayatlarımıza negatif anlamda sirayet etmeye başladı. Oyun oynamayı bilmiyoruz, çocuklarımızla zaman geçirmeyi nasıl organize edeceğimizi bilmiyoruz, etrafta çocuk bulamıyoruz. Kendi annelik deneyimimde bile bu sorunları yaşadım. Parkta bahçede çocuğumla akran çocuklar bulup, yarım saat bile olsa sosyalleşmesi için mesai harcamak zorunda kaldım.

Aynı sorunları yaşayan annelerin attıkları keyifleri adımlar var: “Kadıköy Anneleri” gibi. Onlar, bir whatsapp grubu olarak başlayıp, bugün Kadıköy’deki annelerin kaliteli zaman geçirmek için bir araya geldiği, birbirlerine destek oldukları, harika aktivitelere ve etkinliklere imza atan bir grup haline geldiler.

Annelerin yalnızlıkları, yerel gruplarda yükselişe neden olmaya başladı. Bugüne dek “çocuklu arkadaşları” ile yeterince sosyalleşmeyen kadınlar, çocuk sahibi olduktan sonra bunun eksikliğini duymaya başladılar.

Yerel gruplar bu anlamda çok faydalı. Kendi çevrenizde, çocuğunuzla yaşıt çocuğu olan annelerle bir araya gelmek hem sizin hem de çocuklarınızın sosyalleşmesi için önemli birer çıkış yoludur.

Öneri: Yerel anne grupları uygulaması yaratılması

Tüm Türkiye’de ilçe ilçe anne gruplarının yer aldığı, onların etkinliklerine yer veren bir uygulama, annelerin baş tacı olacaktır. Sadece web siteleri üzerinden etkinliklere ulaşmak değil, bir kahve içelim, çocuklar da azıcık oynasın isteğinde olan annelere uygun profillerin de yaratılacağı bir uygulama tüm anneler için huzur kapısı olacaktır.

Madem sevgili bulmak için app yapabiliyoruz o zaman anneler için de daha değerli bir uygulama alt yapısı yazılabilir.

PLAN YİNE YAPIN AMA UYGULANABİLİR PLANLAR YAPIN!

0-12 ay arası çocuklar, yürüyemezler. İletişim yetenekleri sınırlıdır. Bir süre sonra anneler, evde kendi kendilerine konuşmaya başlayabilirler. Ben oğlumla baş başa geçirdiğim günlerde 48 saat bir yetişkinle konuşmadığım günler yaşadım.

Bunun ne derece bir karanlık ve yalnızlık olduğunu iyi biliyorum. Eşim yoğun çalışıyordu, ailem yoğundu… Bir anda gece yarılarına kadar ajansta takılan, gece eğlencelerine giden, çok sosyal olan ben, kolik ve reflüden mustarip oğlumla, bir de yanında sabah akşam benim bakımıma ihtiyaç duyan 12 yaşında bir Golden köpek ile baş başa kalmıştım.

Bu ani yaşam değişikliği, hayata bakışımı da değiştirdi. Madem program yapmak benim hayatım, o zaman bebeğime ve bana anlam katan, daha dengeli bir planlar döngüsü yapmalıyım kararı aldım.

Her hafta, oğlumun yaş döngüsüne uygun planlar yapmaya ve bunları excellemeye başladım. Teknolojinin sevdiğim yanlarını kullanarak, Pinterest’ten, Google’dan etkinlikler buldum, bunları listeledim.

Her sabah, kendime de iyi gelsin diye, havanın durumunu önemsemeden kanguruma oğlumu koyup, elime köpeğimi alıp, sokaklarda zaman geçirdim. Hayatımı basitleştirdim. Bir minik sırt çantası ile yaşayabileceğimi anladım. Yürüyüşler, hamilelik kilolarımdan 2 ayda kurtulmamı sağlarken, oğlumun da temiz havada, hızlı uyumasını, köpeğimin bol bol dolaşmasını sağladı.

Eve döndüğümüzde yaşına uygun Montessori aktiviteleri yaparak, teknolojiden uzak, bizim gibi büyümesini sağladım.

Kitaplar her yaş döneminde hayat kurtarır. İster 0 ister 8 yaşında olsun, çocuklarınızla sohbet etmenizi sağlayacak, keyifli zaman geçirmenizi sağlayacak materyallerdir.

Bugün kocaman bir kütüphanesi olan oğlum, kendisi artık bunları okumayı öğrenmeye hevesli… İlkokula başlamadan harfleri anlamak için kendi çabasını gözlemlemek benim için büyük bir mutluluk.

Çocukların sorgulama, eleştirme, sohbet etme, hayal kurma, oyun geliştirme yetilerini geliştirmek için kitaplardan daha fazla faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu aşamada annelerin hayatını kurtaracak bazı unsurlar şunlar olabilir:

  1. Çocuğunuzu kanguruya koyup, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Hem hamilelik kilolarınızdan kurtulursunuz hem de açık havada bebekler uyur. Uyandıklarında emzirebilir veya mamasını minik sırt çantanızdan verip, en azından yine dışarda zaman geçirmiş olursunuz. Kışın sokakta olmaktan korkmayın… Hastayken sokağa çıkmaktan korkmayın, bağışıklıklarını güçlendirmek için buna ihtiyaçları var. Yoksa anaokuluna başladıkları ilk yılı, sürekli evde hasta geçiren çocuklarınız olur.
  2. Park ve bahçeler her durumda hayat kurtarır. Sonuçta tek anne siz değilsiniz. Aynı yaş grubundan çocuğu olan annelerle buluşabilir ve çocuklarınızın da sosyalleşmesini, sizin de kafa dağıtmanızı sağlayabilirsiniz. Ve inanın, çok iyi dostlar edinebilirsiniz. Benim oğlum doğduğu günden beri parkta tanışıp, yol arkadaşım olan dostlarım var.
  3. Sosyal medya, Youtube, Instagram içerisinde bu yaş gruplarına uygun çocuklar için evde ve sokakta yapılabilecek aktivitelerden bol bol örnekler bulabilirsiniz. Günü eğlenceli geçirmek için biraz internette surf yapın. Ama lütfen bunu sadece kendiniz yapın. 3 yaşından önce çocuklarınızın eline telefon ve tablet lütfen vermeyin.
  4. Boğaziçi Üniversitesi’nin Mucize Anneler Okulu’na mutlaka bakın. Kendinizi ve çocuğunuzu mutlu edecek pek çok eğitim, oyun, eve hemşire hizmeti gibi pek kapsamlı hizmet sunan bir yapılanmadır. Kendinizi yalnız hissettiğinizde, evinize bir telefonla gelebilecek hemşireler size yol gösterecektir.
  5. Destek istemekten çekinmeyin. Eşinizden, ailelerinizden hatta dostlarınızdan destek alın. Her şeyi tek başınıza başaramazsınız. Unutmayın, iş hayatında da ekip arkadaşlarınız vardı.

KARİYERLE ANLAMLANDIRILDILAR, SADECE ANNELİK YETMİYOR…

Kendini sürekli kariyer, başarı ve işle anlamlandıran anneler, işten uzaklaştıklarında birey yetiştirmek gibi önemli bir görevi bile yetersiz bulabilirler. Oysa yaptıkları ciddi bir iştir ve kariyerlerinde öğrendikleri her bir bilgi, bu aşamada işe yarayacaktır.

Kendilerini değerli, hala önemli ve başarılı hissetmek isteyen işten ayrılan annelerin en önemli motivasyonu, takdir görmektir.

Bir yandan manevi tatmin duyan ancak diğer yandan uykusuzluk ve yorgunluktan yıpranan işten ayrılan anneler, yaşadıkları korku ve endişeyi, takdir gördüklerini hissettikleri anda bir yana bırakacaktır.

Bunun yanı sıra çocuk belli bir yaşa geldiğinde işine dönemeyecek olanların genel eğilimi de okul aile birlikleri, sınıf annesi olmak, hobi kulüplerine girmektir.

Bakıldığında aslında “anne olmak” kadına yetmemektedir. Kafası multi disipliner çalışan kadın, tek bir sorumluluk ile kendini yeterli hissetmemektedir.

Ayşe Çolak, sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da önemli bir kariyere sahip bir anneyken, ailesi ve çocuğu için işi bırakıp, ülkesine dönen bir iş kadını. İşi bıraktıktan sonra yaşadığı gelgitler sonrasında Yenidenbiz ile tanışan Ayşe Çolak’ın öyküsü onun ağzından dinleyelim…

Seda Acar, işini bıraktıktan sonra hayatına yeni açılımlar yapan bir anne, onun cümleleri ile annelik yolculuğunu dinleyelim:

NELER YAPILABİLİR?

  1. Konvansiyonel dünya ve dijitali entegre edin: Evde ne yapacağını düşünen annelere, hem çocukları ile zaman geçirme yöntemleri hem de kendilerini geliştirebilecekleri imkanlar sunun. 0-48 ay için özel oyun atölyelerini, Youtube’a koyacağınız örneklerle birleştirin. Anneleri davet edin. Ellerindeki materyallerle neler yapabileceklerini öğretin.
  1. Uzaktan eğitim sistemlerini kullanın: MEB’nın uzaktan eğitim sistemleri mevcut, markanız bu yöntemlerle annelere, öğretmenlere, velilere ulaşabilirler. Vermek istediğiniz mesajlarını, onları ilgilendiren ana konularla bağlayarak özel bir KSS projesi hazırlayabilirsiniz. Hayatı besleyecek projelerinizi, hem beslenme, hem eğitim, hem müzik hem de pek çok sektör çerçevesinde verebilirsiniz. Unutmayın, bu kadınların hayatlarını beslemeye ihtiyaçları var, siz neden markanızla bunun bir parçası olmayasınız ki?
  1. Platform yaratmak: Sosyalleşmek isteyen annelere, doktorların, uzmanların katıldığı günler düzenleyin, buraya gelen annelerin rahat rahat konuya adapte olmaları için, alanın içerisine uzman bakıcılar koyun, çocuklarıyla onlar ilgilenirken siz de markalarınızı anlatın. Özellikle perakende markalarına bu anlamda çok görev düşüyor. İlla ebebek olmanıza gerek yok. Bir gıda markası olarak da bu hizmeti sunabilirsiniz. Günün sonunda sadakat bağı kurmanız gereken hedef kitleniz “anneler” ise ürününüzün muhteviyatı ne olursa olsun, onların “ gerçek” sorunlarına odaklanarak bu bağı sürdürülebilir hale getirebilirsiniz. 

Seda Acar ile yaptığım röportajda şunu anladım. Acemi anne iken aldığımız ürünler, sadece bilmeden aldığımız ancak “tavsiye etmediğimiz” hatta “kullanmadığımız” ürünlerden oluşuyor. Bu da markayı sadece bir kez eve sokarken, sürdürülebilir satışı negatif etkiliyor. Eğer markalar ve iletişimciler olarak, annenin “ana ihtiyaçlarına” odaklanırsak, o zaman sadece “satan marka” olmaz, “ değerli ve değer katan marka” haline geliriz. Bu da hepimizin, sürdürülebilirlik için kafa yorduğumuz dünyamızda en değerli gelişme olur.

  1. Kendilerini işe yarar hissettirin: Annelerin en önemli kaygısı, çocukları okula başladıklarında boşluğa düşmektir. Onları değerlendirin. Tıpkı Tavsiye Evi Tavsiye Evi, binlerce kadını, fikir liderine dönüştüren, bu esnada da markalar için önemli bir bilgi platformu haline gelen bir yapıdır. Anneleri hem fiziksel anlamda bir araya getiren hem de internet ortamında deneyimlerini paylaşan bu yapı içerisinde anneler, kendilerini değerli, takdir gören bireyler olarak hissetmektedir.

Börekler pişen, çaylar demlenen ve markalarla kadınların bu sıcak ortamda bir araya geldikleri bu yapıda, hiç akla gelmeyenler soruluyor, yepyeni bir yön keşfediliyor, çekilen videolar sosyal medyada paylaşılıyor. Markalar satın alma kararını veren kadınların ne istediğini anlıyor. Ve bu evde herkes gülümsüyor. 

Misafirler nasıl seçiliyor?

Markanız hayal ettiği hedef kitleyle buluşuyor. Bunun için 50 binden fazla Tavsiye Meleği taranarak markanıza en uygun isimler belirleniyor. Çocuklu, yalnız, teknoloji seven, duygusal, gezikolik, blogger her renkte her yaşta binlerce kadın Tavsiye Evi buluşmalarını dört gözle bekliyor. 

Markanız bu evde neler yapabilir? 

* Hedef kitlesindeki kadınlarla sıcak bir ev ortamında buluşup “Marka-Tüketici Sohbetleri”  yapabilir.

* ”Focus Grup Çalışmaları” ile hedef kitlesine uygun gerçek sonuçlara ulaşabilir.

* Tadım etkinlikleri, konsept testleri, ürün testleri ve pre-post test deneyimleri ile “İçgörü Analizleri” yaptırabilir.

* “Eğitimler”, seminerler ve “ Deneyim Günleri” düzenleyebilir.

* ”Online Araştırma” ile segmente edilebilir bir data sayesinde hızlı bir şekilde ölçüm yaptırabilir.

* “Innovation Center- Ürün Geliştirme Toplantıları” düzenleyebilir.

* “Video İçerikleri ve Kullanıcı Testimonial” çekimleri yaptırabilir.

  1. İşe dönme imkânı sunun / Gizli müşteri olmalarını sağlayın: Ya da çocukları ile yaşadıkları deneyimleri, sizin için kullanmalarını sağlayın. Bir anneden daha iyi bir gizli müşteri olabilir mi? Ürünlerinizi denetin, özel eventler düzenleyin, sizin için gezsinler ve yorumlarını paylaşsınlar. Onları bir araya getirin ve sizin için evlerinde davetler vererek, ürünlerinizi tanıtsınlar. Belli bir bedel ödeyeceğiniz bir aktiviteler sayesinde hem lokal hem de büyük şehirlerde önemli iç görüler elde edebilirsiniz. 
  1. STK İşbirlikleri: Yenidenbiz yapılanmasını duymuş muydunuz? Bu STK, kariyerini bırakan, deneyimli annelerin yeniden iş hayatına kazandırılması için canla başla çalışıyor. Onlarla yapacağınız işbirlikleri sayesinde, kariyerli annelerin yeniden iş hayatında yer almasına destek olabilirsiniz.

Yeniden Biz Neler Yapıyor: 

YenidenBiz, farklı sebeplerle iş hayatının dışında kalmış, ancak “yeniden” dönmek isteyen eğitimli ve deneyimli kadınları profesyonel yaşama hazırlamak üzere 2013 yılı sonunda bir platform olarak kuruldu. Aralık 2014’den bu yana ise dernek kimliğiyle faaliyet gösteriyor. Kurucularından ve YenidenBiz’in fikir annesi Ayşe Güçlü Onur, kendi sektörü olan Yetenek Yönetimi alanında, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara veren pek çok değerli CV’nin iş fırsatları ile buluşamadığını gözlemleyerek “bu kadınlar için ne yapabilirim?” sorusuyla yola çıktı. Aynı isteği paylaşan 6 kadın sosyal girişimci (Ayşe Güçlü Onur, Didem Altop, Melek Pulatkonak, Göknil Bigan, Özlem Yeşildere ve Esra Akın) bir araya geldi. YenidenBiz, o günden beri, eğitimli olduğu için avantajlı algılanan, daha çok yatırım yapılmış ve istihdam dışı kalmasının fırsat maliyeti daha yüksek bir kadın grubu için çalışmakta.

Gönüllülük esası ile çalışan, kar amacı gütmeyen YenidenBiz, destekçilerinin katkıları ile bugün artık online bir portal ile hizmet veriyor.

YenidenBiz aday havuzuna katılanlar yetkinlik bazlı ön mülakata alınıyor. YenidenBiz adayların gelişimini bir program ile destekliyor. Bu kapsamda her ay yaklaşık 3-4 farklı sınıf içi seminer gerçekleşiyor. Bugüne kadar alanında uzman eğitmenlerin katkılarıyla toplamda 100’ün üzerinde seminer / atölye çalışması gerçekleştirdik, 3000’e yakın katılımcıya ulaştı. YenidenBiz Aday Gelişim Programı;

  • CV yazım, mülakat teknikleri gibi temel bilgileri,
  • Motivasyon, çatışma yönetimi, değişim, zaman yönetimi gibi kişisel gelişim konularını,
  • İletişim becerileri, girişimcilik, dijital dünyadaki gelişmeler gibi yönetim ve liderlik becerilerini tekrar kazanmayı sağlayacak başlıkları kapsıyor.

YenidenBiz işe dönüş sürecini sadece seminerlerle değil, koçluk ve mentorluk programı ile de destekliyor.

YenidenBiz yeniden iş başı yapmak isteyen herkese rehber olacak bir “işe dönüş metodolojisi” oluşturmak üzere çalışıyor. www.yenidenbiz.com web sitesinde hali hazırda bir işe dönüş kılavuzu bölümü bulunuyor. İşe dönüş yapmak isteyen, yeniden başlangıç yapmakta zorlanan adaylar, bu bölümü inceleyebilirler.

YenidenBiz bugüne kadar 124 adayın tekrar kariyer dünyasına dönmesine destek oldu. Bu yaklaşık %14 gibi bir oran, yola çıkıldığında %10 gibi bir hedef belirlenmişti. Bu 124 kadın, kurumsal şirketlerdeki pozisyonların yanı sıra Türkiye’de alanında önde gelen STK’larda da kilit pozisyonlarda tam zamanlı yönetim görevleri üstlenmekteler. Bunlar arasında TEV, Darüşşafaka, Unicef, TEGV, Doğal Yaşamı Koruma Derneği ve AÇEV sayılabilir.

YenidenBiz kurumlarda farkındalık yaratmak için ziyaretler yaparak, sundukları iş fırsatları ile adayları buluşturuyor. YenidenBiz bir istihdam kurumu değil, kar amacı gütmeyen bir STK ve süreçte adayın kendi iş arama sürecine devam etmesinin öneminin altını özellikle çiziyor.

Kurumsal firmaların, STK’ların yanı sıra, YenidenBiz’in sunduğu iş gücünden en çok faydalanabilecek oluşumlar:

  • tecrübeli yetenek havuzunu kendi bünyelerine çekmek, atılım yapmak isteyen orta ölçekli oyuncular,
  • kabuk değiştiren aile şirketleri
  • start-uplar, sosyal girişimler olarak sayılabilir.

YenidenBiz aday havuzuna üniversite mezunu, 7 yıl ve üzeri iş tecrübesi olan, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara vermiş kadınların özgeçmişleri kabul edilip değerlendiriliyor.

İş fırsatları aday havuzu ile paylaşılıyor, pozisyonun gereklerine göre uygun adaylar seçilip kurumlar ile buluşturuluyor. Bütün bu çalışmalar gönüllülerin ve iş dünyasında kadının önemini benimseyen profesyonel bireyler ve kurumların desteği ile gerçekleştiriliyor.

YenidenBiz bünyesinde iş hayatına ara vermiş kariyer sahibi kadınlardan oluşan 6 farklı çalışma grubu yer alıyor. Çalışmalara toplam 100’den fazla gönüllü katkıda bulunuyor. YenidenBiz, tam zamanlı iş imkânlarının yanı sıra Türkiye’de henüz yeni yeni kabul gören proje bazlı, dönemsel ve yarı zamanlı iş olanaklarının önünü açmaya çalışıyor. Kendi işini kurmak isteyen girişimci kadını destekliyor. YenidenBiz’e ulaşan eğitimli ve deneyimli adaylara uygun tüm iş fırsatları YenidenBiz adayları ile paylaşılmaktadır. Kurumlar iş fırsatlarını YenidenBiz’e info@yenidenbiz.com adresinden ulaştırabilir.

  1. Yarım Kalmışlıklarına Çare Olmak: Hem iş hayatında deneyim sahibi olmuş hem de anneliği tatmış kadınlar, markalar için önemli bir bilgi kaynağıdır. Sadece araştırmalarınızda denek olarak değil, deneyim dönüşü anlamında da onlarla faydalanabilirsiniz. Call Center çalışan analizlerinde gizli müşteri olarak kullanabilirsiniz onları. Hem evden çalışmış hem de kendilerini yeniden “çalışan kadın” gibi hissetmelerini ve ekonomiye kazanımlarını sağlayabilirsiniz.
  2. Ürünlerinizi yollayın denesinler… İlla birer blogger olmalarına gerek yok, kuracağınız bir platform ile ücretsiz olarak yollayacağınız numunelerini deneyecek pek çok anne olacaktır. “Gerçek” içgörüleri, “gerçek” annelerden alın. Emin olun, izleyici sayısından daha fazla WOM elde edersiniz. Çünkü anneler artık, para karşılığı ürün tanıtan kişilerden çok sıkıldılar. Onların, kendileri gibi insanların yorumlarına ihtiyaçlarına var.
  3. Mini Filozofi: Her zaman hayatta bir çıkış planı yapılabilir. İşten ayrıldınız diye yepyeni açılımlar yapamayacaksınız ve eve mahkum olacaksınız diye bir şey yok. Sadece kendinize biraz inanmanız ve kendinizi bu yeni yolculukta keşfetmeniz yeterli. 

Seda Acar tam da bu bahsettiğim adımı atan kadınlardan. Felsefe mezunu bir kadın olarak, pek çok kurumda çalıştıktan sonra anne olan Seda, annelik serüveni içerisinde “kendini yeniden keşfetti”. Eğitim, felsefe ve çocuk üçgeninde neler yapabileceğini anlamaya çalışırken, takip ettiği uzmanları dinlerken “Çocuklar için Felsefe/ Philosophy for Children (P4C)” ile tanıştı. Ve eğitimini alarak “Mini Filozofi”yi kurdu.Şimdi, hem oğluna zaman ayırıyor hem de paylaşmayı istediği eğitim bakış açısını çocuklarla bir araya getiriyor.

Mini Filozofi atölyelerinde 5-15 yaş arasındaki çocuklar kalıplaşmış sınıf düzeninde değil, bir çember etrafında bir araya geliyor. Deneyimli ve uzman bir eğitimci; özgüven, cesaret, yaratıcılık, çevre bilinci, insan hakları, hayvan sevgisi vb. konuları değerlendiren uyaranlar (hikaye, fotoğraf, video, nesne vb.) kurguluyor.

Tüm çocuklar anlatılan hikayeler üzerinden kendi fikirlerini özgürce paylaşıyor, sorgular ve yeni yaklaşımlar üretiyor. Kimi zaman kendilerini kurgusal bir hikâyenin içinde buluyor ve farklı önermeler geliştirerek diğer arkadaşlarıyla fikir alışverişine giriyor.

Tahminlerin tersine, büyük filozoflardan veya onların düşünce akımlarından söz edilmiyor. Çocuklar aktif olarak soru sormaya yöneltiliyor, demokratik bir şekilde tartışmayı istedikleri konular üzerinde fikir alışverişinde bulunuyorlar. Cevaplardan çok sorular önem kazanıyor.

Hani diyoruz ya, “Çocuklarımız bizimle neden sohbet etmiyor” diye… Belki de bunun nedeni, onlarla bizim de yeterince sohbet etmemizdir. Günlük hayatın yoğunluğunda atladığımız “anı yaşama”, “gerçekten merak etme” yetilerimizi geliştiriyor felsefe. Ve buna çocuk yaştan başlamak, aile ilişkilerimizde, hayata bakışımızda hatta başarılarımızda bile önemli birer mihenk taşı oluyor.

Çocuklar için Felsefenin Kazanımları Nelerdir?

Çocukların dünyası, yetişkinlerin dünyasından daha renkli ve sınırları daha geniştir. Mini Filozofi’de ana hedef, çocukların sahip olduğu bu hazineyi hayatları boyunca geliştirerek korumalarıdır. Sorunlar karşısında farklı yaklaşım açıları bulabilmeleri, düşünce alışkanlıkları geliştirmeleri ve her şeyden önemlisi özgür birer birey olabilmelerini sağlamaktır.

Bilimsel olarak ispatlanmış başlıca kazanımlar:
– Çocukların bilişsel ve matematiksel becerilerini artırır.
– Okuma, yazma ve anlama becerilerini geliştirir.
– Çocukların özgüvenlerine önemli bir katkıda bulunur.
– Konsantrasyon, kendini ifade ve empati kurma yeteneklerini destekler.
– Çözüm üretme yöntemleri geliştirir.
– Mantık hatalarını tespit etme kabiliyeti sağlar.
– Küçük yaşta eleştirel düşünce alışkanlığı oluşturur.
– Ezber sistemi değil, sorgulayan sistemin bir parçası haline getirir.

Gelin şimdi, Mini Filozofi’yi Seda’nın kendi cümleleri ile dinleyelim:

Hala daha fazlasını isteyen iletişimci dostlarımızı gamekudra.com’da bekliyoruz.

İyi eğlenceler,

Esra Baykal Güçlü

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Mom and Kids Zone / 2. Bölüm: Çalışan Anneler

ÇALIŞAN ANNELER: “ÇOCUK DA YAPARIM KARİYER DE”  MASALININ SONU…

Aslında her şey, 80’li yıllarda kadınların iş hayatında daha aktif rol alması ile başladı. O dönemde doğan kız çocukları, öncelikleri kariyer yapmak üzere yetiştirildiler. Bugün, bu jenerasyon 30’lu- 40’lı yaşlarını yaşamakta. Hem kariyerlerini hem de çocuklarını kucaklarında, dengede taşımaya çalışmaktalar.

Kariyer, uzun bir aradan sonra geri dönebileceğiniz bir yol değildir. Dünya nüfusunun çoğalması, ekonomik istikrarsızlıklar, iş dünyasındaki düşük maaşlar, yeni jenerasyonun güne ve kariyer hedeflerine farklı bakışı nedeniyle, iş hayatından uzaklaştığınız anda, geride kalacaksınız.

Ancak, yaş ilerleyip biyolojik saat sizi uyarmaya başladıkça, anne olmayı da ertelemek istemeyeceksiniz. Kariyerinizin en oturmaya başladığı dönemde, ne yapıp edip, en azından 1 çocuk sahibi olmak isteyeceksiniz.

VE İŞTE O ANDA BAŞLAR YAŞAM HİKÂYENİZİN YENİ SAHNESİ…

Çünkü uzun saatler boyunca çalışmaya alışkın olan kadınlar, iş düzenlerini değiştirmeye, bir de evde anne, eş, öğretmen, iyi bir örnek olma çabası içerisine girdiler.

Sorumluluklar arttıkça, yük de artmaya başladı. Bu jenerasyon içerisinde, dünyada da çocuğun doğumu sonrasındaki 1-2 yıl içerisinde aldatılma, boşanma oranlarında ciddi artışlar oldu.

Kültürler arası farklılıklara rağmen, dünyanın hala büyük bir bölümünde çocuğun, annenin ana sorumluluğu olması, kadınları, ev kadını olsalar bile, yıpratmaya başladı.

“ÇOCUK DA YAPARIM, KARİYER DE” SADECE BİR EFSANEDİR

80’lerde iş hayatına giren kadın, kariyer basamaklarında yükselirken, annelikte de aynı başarıya, planlı çalışarak ulaşabileceğine inandırıldı, basında, sosyal çevrelerde, bu nedenli disiplinli olan çalışan kadınların, annelikte de başarılı olacağı miti yayıldı. Gerçek hayat tam tersiydi, toplantılarda Ceo ile çata çat kavga edebilen ve onları yönlendirebilen kadınlar, ağlayan ve susmayan çocuklarla baş edemediler.

İş yaşamları ve annelik arasında beklemediği bir ortamda buldu kadınlar kendilerini…

Kariyer mi, sağlıklı bir birey yetiştirmek mi? Çocuğa zaman ayırmak mı, evdeki ekonomiye katkı sağlamak mı? Çocuğu iyi bir okulda okutmak için, anneanneye veya bakıcıya bırakıp, işe dönmek mi?

Eve geldiğinde, kaliteli zaman geçirmek için, günün tüm yorgunluğunu yok saymaya çalışmak, bir yandan da çocuğun uykusu gelip, yatsın diye gözüne bakmak…

Çocuğu hastayken, işe gitmek zorunda olmak… Vicdanın kavrulduğu, şizofrene bağlanılan bir dönem…

Hafta sonu, kendine zaman ayırmadan, geçen haftayı telafi etmeye uğraşmak. Tv izlemesin diye uğraşırken, ocaktaki yemeği yakmak.

Çocuk yattığında, işten gelen dosyalar kadar, sosyal medyada çocuk gelişimi için araştırmalar yapmak, eşe zaman ayırmak, sabah da uyanamamak… Günün sonunda seçim ne olursa olsun, vicdan azabı ve yorgunluk…

İŞ DÜNYASINA FARKLI BİR AÇILIM GETİRDİK, ÇOCUKLARIMIZI DA FARKLI YETİŞTİRELİM…

 

Çalışsın, çalışmasın, çocuk sahibi olan kadınların tek arzusu, mutlu, farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirmek. Internet, kitaplar, bloglar, uzman söyleşileri, markalardan gelen bilgiler, reklamlar, pazarlama çalışmaları, sosyal medyada aktif olan bu anneleri hem büyük bir bilgi denizi içerisinde yüzdürürken, zaman zaman da fazla bilgiden boğulmalarına neden olmaktadır.

Her toplumun, kendi kültürü, örf ve adetleri de vardır. Bilgi toplumunu, onun kazandırdıklarını, bir de örf ve adetlerle sentezlemeye çabalayan yeni annelerin işleri giderek zorlaşıyor. Her duyduğunu uygulamaya çalışan, biraz da aceleci bu jenerasyon, annelerine oranla daha yorgun ve endişelidir.

Ve sonunda, çocuklarının eline telefon veya tablet verip, biraz dinlendikleri için bile vicdan azabı duyarak günü sonlandırırlar…

ZEYNA GİBİLER…

Kadın olmak başlı başına zorlu bir yaşam biçimi… İş hayatında sadece karşı cinse karşı değil hemcinslere karşı da hayatta kalmaya çalışmak, eve girerken iş hayatındaki kadını kapının dışında bırakıp anne, eş ve kendi ebeveynlerine karşı sorumluluklara göğüs germek, kendine zaman ayırmak, mümkünse her zaman bakımlı ve güzel olmak, örnek bir anne, ilgili bir eş olmak…

30 yaşına kadar hayatı, ev hanımlarına oranla çok daha dolu dolu, eğlenceli, bağımsız yaşayan post modern kadınlar olarak, ekonomik özgürlüğümüzün de verdiği rahatlıkla sosyal anlamda çok faal kadınlardık, değil mi? Gece hayatı, akşam kahveleri, hafta sonu eğlenceleri, eşle geçirilen tatiller ve sosyal ortamlardan sonra, “Nereye kadar eğleneceğiz, hadi artık bir aile zamanı olma vaktidir.” deyip, çocuk yapmaya karar verdik.

Zurnanın zırt dediği yer zaten burasıdır. Tutkuluyuz, arzuluyuz, mükemmeliyetçiyiz ve karşımızda konuşmayan, ağlayan, bize yüzde yüz muhtaç bir varlık var, kucağımıza attılar, hadi hayırlı olsun!

TEBRİKLER ARTIK PEK KUTSALSINIZ!

İlk zamanlar annelerin, akrabaların desteği ile yeni yaşama alışmaya çalışan, anneliğin heyecanı ile henüz neyin içinde olduklarını anlamayan yeni jenerasyon anneler, günler ilerledikçe yepyeni bir yaşam savaşı içine girdiklerinin farkına varırlar. Ve bu farkındalık, içindeki tüm sevgi ve heyecana rağmen oldukça zorlu, kan, ter ve gözyaşı dolu bir dönemin başlangıcıdır.

Ve artık kadın olmanın ötesinde, annesinizdir. Giyiminiz, konuşmalarınız, kahkahalarınız bile “annelik” çerçevesinde değerlendirilmeye başlar. Ve bu çiftlerin özel yaşamlarına sirayet eden, tehlikeli bir dönemdir.

ESKİ BENİ ÖZLEDİM!

İstifa edemeyeceğiniz, kavga edip terk edemeyeceğiniz bir varlıktır çocuk. Canınızdan bir parça, kalbinizi en fazla ısıtan sevgidir. Ancak, alışkanlıkların ve keyfin ötesinde yaşanmaya başlanan uykusuz geceler, ağladığında nedenini sadece tahmin edebileceğiniz ve elinizin ayağınıza karıştığı anlar, sürekli akıl verenler, doğrusunun bir kitapta yazmadığı sadece deneyimleyerek anlayabileceğiniz ikilemlerin yaşandığı bir sürecin içindedirler.

Hedef kitlemiz, belli bir yaşın ve yaşanmışlıkların üzerinde olduğundan bu sürece adaptasyonları da zaman zaman sancılı olmaktadır. Çocuk için eve kapanmak, ona en doğru ve iyisini sunma çabası ancak fiziksel ve ruhsal olarak yaşanan yorgunluk, bir yandan eşe ve çocuğa eşit şekilde ilgi gösterme çabası, hala kendisini güzel ve hoş hissetme kaygısı arasında yeni jenerasyon anneler, çoğunlukla loğusa krizi, sendromu denen süreçleri yaşamaktadırlar. Bu yeni seçilmiş yaşama uyum sağlama çabasının bir yansımasıdır.

Sosyal ve fiziksel anlamda kısıtlanmaya başlayan kadın, kendini hiç olmadığı kadar yetersiz hissetmektedir. Çünkü zaman eskisi gibi keyfe göre yönetilememektedir. Bu da kadında sinir, ağlama krizleri, çaresizlik hissi ortaya koymaktadır.

Çocukla geçirilen anlar çoğunlukla mutluluk dolu olsa da, zaman zaman alınan karar ve yeni yaşam seçimi nedeniyle pişmanlık duymaktadırlar. Çünkü geçmişteki bohem, sorumluluğun daha az olduğu yaşamı ve özgür benliğini özlemeye başlamıştır kadın.

Çocuğunu, tanıdığı, hali hazırda savaştığı ve başarılı olmak için çabaladığı iş dünyasına ve yaşama hazırlama arzusu da kadını kimi zaman ikilemlere düşürmektedir. En küçük yaştan itibaren oyun gruplarına, evde farklı aktivitelere yönlendirmeye çabalarken, kaliteli zamanı onunla geçirmeye çalışıp, ayakta ve yalnız kalabildiği nadir zamanlarda da internetten çocuğunu daha sağlıklı, daha mutlu olması için araştırmalar yapmaktadır.

 ÇOCUK DOĞDU DİYE, KOCAMI İHMAL ETMEMELİYİM!

Bebekle dolan hayattan sonra kadın, kendi içinde yeni düzene ayak uydurmaya çalışırken, kısa bir süre önce sevgili hayatı yaşayan çiftler, kimi zaman bu yeni yaşam nedeniyle sorunlar yaşamaktadır. Özellikle hamilelik sonrasında yaşanan uykusuzluk ve cinsel problemler, çiftlerin arasında sorunlara neden olmaktadır. Bu da yeni jenerasyon annelerde kocalarını kaybetme, başkasına kaptırma kaygısına neden olmaktadır.

Bebekle ilgilendikleri kadar, eşleri için de hala güzel ve bakımlı sevgili olma istekleri ve çabaları içine girmektedirler.

HERKESE YETMEYE ÇALIŞIYORUM, PEKİ YA BEN? PEKİ, YA KARİYERİM?

“Çocuk da yaparım kariyer de…” sevdasının, aslında o kadar da kolay bir şey olmadığı gerçeği ile yüzleşen yeni jenerasyon annelerimiz, işe geri dönüş ile evde kalıp çocuğunu kendi yetiştirme düşüncesi arasında gel gitler yaşamaktadırlar. İşe dönme zorunluluğu hisseden anneler için ilk telaş, çocuğu kime emanet edecekleri ve sonrasında çocuğun buna vereceği duygusal tepkilerken, evde kalmayı tercih eden anneler içinse orta vadede kariyer kayıpları, eski sosyal ortamdan uzaklaşma ve bunun verdiği bunalımlar ortaya çıkmaktadır.

Her iki durumda da anne, büyük bir fedakârlık yaptığını ve kendisini geri plana attığını düşünmektedir.

ANNE OLMAYI SEVİYORUM, AMA YİNE DE DESTEĞE ÇOK İHTİYACIM VAR.

ANNE İTİRAFLARI: Özlem Soylu, Muzipo Kids Kozyatağı Şubesi’nin işletmecisi… Annelik hallerinin her birini deneyimlemiş bir kadın. Çalışan anne, çocukları için işini bırakan anne, çocukları ile doğru zamanı geçirebileceği işi keşfeden ve kendine yepyeni bir kariyer yolu çizen anne olmuş…Şimdi ondan bu yolculuğunun detaylarını dinleyeceğiz:

Aslında yaşanan tüm sorunlar, seçilmiş yeni yaşamla, geçmiş yaşamın kıyaslanması, bunun da ötesinde her zaman en iyisini yapmak için ortaya konan çabadan kaynaklanmaktadır. İşte, tam da bu süreçte, çalışan annelerin pek çok alanda kendi ailelerinden öte profesyonel desteğe ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır.

Herkesten daha fazla bu ihtiyaçlar için bütçe ayırabilecek olan çalışan anneler, bu nedenle pazarlama dünyası için önemli bir hedef kitledir. Ve her geçen yılla birlikte de bu kitlenin toplum içerisindeki oranı artış göstermektedir.

Özellikle Amerika, Almanya, Çin’de kadınların aile ekonomisinde çok daha aktif olmaya başladıkları bir gerçektir. Amerika’da aile bütçesine katkı sağlayan annelerin oranı %49’a kadar çıkmıştır.

UZMANLARIMIZ NELER ÖNERİYOR:

NELER YAPILABİLİR?

  1. Bakıcı Eğitimleri: Çalışan annenin hayatını kolaylaştırmanın ilk yolu, kariyerine geri dönebilmesini, gönül rahatlığı içerisinde yapmasını sağlamaktır. Bakıcılar bu noktada önemli oyunculardır. Ancak, çok fazla negatif bilgi akan bu alanda, devlet veya eğitim kurumları destekli eğitimli bakıcıların rakamı yükseltilebilir. Ülkemizde atanamamış pek çok öğretmen mevcuttur. Bu öğretmenlerin, özel bir kurum veya devlet destekli kanallar ile formasyon, çocuk bakımı, ilk yardım gibi eğitimler verilerek, normalde alacakları ücretten çok daha yükseğe istihdam edilmesi sağlanabilir. Unutmayın, bu annelerin bütçeleri var.

  1. Çalışma Şartlarındaki Düzenlemeler: Çocuklu bir çalışan kadın, zaman zaman verimsiz bir eleman olabilir. Aklı evde olan bir kadından işte verim beklenemez. Denge hayattaki en önemli unsurdur. Tıpkı Amerika’da olduğu gibi evden çalışmayı veya çalışma saatlerini düzenlemeyi talep eden kadın sayısı ülkemizde de artış göstermektedir. İşe dönme hakkı baki tutulması gereken kadınların, verimliliği artırmak adına “Anne dostu kurumlar” artırılmalıdır. Haftanın belli günlerinde izinler, ayda bir çocukla işe gelme hakkı, evden halledilebilecek durumlarda evden çalışma izinleri verilmelidir. Hayatı dengede olan çalışan kadın, daha verimli, daha vizyoner olacaktır.

 

  1. Babalık Eğitimleri: AÇEV’in bu alanda önemli adımları mevcuttur. Ebeveyn olmaya hamile kaldığı anda hazırlanan kadına en büyük destek eşidir. Ancak babalık sonradan öğrenilen bir durumdur. Belediyeler, MEB ve özel kurumların işbirlikleri ile babaların da daha aktif rol alacağı bir model geliştirildiğinde annenin yükü nispeten hafifleyecektir. Bu da aile içi dengeyi kurmakta ve evliliklerin daha sağlıklı ilerlemesinde önemli bir rol oynayacaktır.

  1. Anneanne & Dede Eğitimleri: Geçmiş dönemlerde farklı bir tarzda çocuk yetiştirmeye alışmış büyük ebeveynlerimizle, bizim bakışımız çakışmaktadır. Bu da çocuğu gönül rahatlığıyla emanet etmenin önündeki bariyerdir. Kadıköy Belediyesi’nin bu anlamda attığı güzel bir adım var: “Torunum Geliyor”. Torunları ile daha verimli, daha günün şartlarına uygun nasıl zaman geçirmeleri gerektiğini anlatan bu eğitim içerisinde, lohusa anneye yaklaşım bilgileri de var ki inanın bu çok ama çok önemli bir eğitimdir. Heyoo markalar, hala aktif tüketiciniz olan bu babyboomerlar için açık havada, torunları ile etkinlikler neden yapmıyorsunuz? 

 

5. Kurum kreşlerinin artması: Çocuğu emanet edecek yeri olmayan çalışan kadının, çalışma motivasyonu düşüktür. Bu maddi manevi aileye yük getirmektedir. Kurum kreşlerinin artması, annenin çocuğunu emanet edeceği, fiziksel olarak kendisine yakın bir mekânda çocuğu ile iletişim halindeyken çalışması, kadının iş hayatındaki rolünü daha etkili kılacaktır. Borusan Holding’in “ Annemin İşi Benim Geleceğim” çalışması buna en güzel örnektir. 

6. Teknoloji ile yaşadıkları aşk ve nefret arasındaki ilişkilerine çare olun: Teknoloji her ne kadar hayatımıza pratiklik getirse de, bir süre sonra çocuklara bakıcı olmaya başladı. Amerika ve Avrupa’da uzmanlar, ailelere, “tabletleri çocuk bakıcısı yapmayın!” diye makaleler çıkarmaya, kampanyalarla farkındalığı artırmaya çalışıyorlar. Bebekliklerinden itibaren, ellerinde tabletle büyüyen çocuklar, elbette zaman yönetiminde zorlanan aileler için ideal bir çözüm. Bahaneler her zaman aynı “ Teknoloji çağında erkenden öğrensin istiyorum. İngilizcesi gelişiyor. Ben zararlı bir şey izletmiyorum. Sadece 15 dakika… Bak benimki 2 yaşında kendi başına çözdü tableti…”

Özündeki gerçeği hepimiz biliyoruz. Çocuklarımızla ilgilenecek halimiz kalmadı… Hayatın zorluğu, evin işleri, akli dengemizdeki ve psikolojimizdeki ağırlık… Bizi teknolojinin konfor alanına sürükledi. Ama bu çocuklarımızı, sokaktan, diyalog kurmaktan, iletişimden uzaklaştırıyor.

Ne yapabiliriz: Markaların bu alanda mutlaka sunması gereken çözümler var. Youtube kanallarında, özel aplikasyonlarla, kısıtlı bir zaman içerisinde kalan, maximum 15 dakika, çocuğun monolog değil, diyalogla içine gireceği, konuşmasını, kelime dağarcığını geliştirecek, sağ ve sol beyin aktivitelerine destek verecek, el ve göz koordinasyonuna destek sunacak oyunlar ve çözümler getirmesi gerekiyor.

Dünya artık o kadar da güvenilir bir yer değil. Youtube içerisinde “çocuklara uygundur” ibaresi altında yayınlanan yüzlerce çizgi film pornosu yer alıyor. Buna pek çok çocuk maruz kalmaya başladı. Sıradan bir Elsa izlerken, ilerleyen saniyelerde ortaya çıkan görüntüler korkunç. Ve kontrolsüz tablet teslimi, çocuklar için ciddi problemlere neden oluyor. Tablet dışında çocuğunuzun kendisi ile zaman geçirmesini sağlayacağınız yaş kırılımlarına uygun sensory aktiviteler bulabilirsiniz. Hem dokunmasını, hem de öğrenmesini teşvik edebilirsiniz.

Dokunmayı tetikleyen kitaplar, etkinlik kitapları, dikkat setleri, hatta makarnalar, nohutlar… Top oyunları, sizleri de yormayacak evdeki koşturmacaları oyunlar, saklambaçlar, ipucu bırakıp evde, çocuğunuzun bir objeyi bulmasını sağlama oyunları.

İlla teknoloji öğrensin istiyorsanız “coding ve robotic” atölyeleri mevcut. 5 yaşından itibaren, tableti ellerinde doğru bir amaç için tutacakları, mühendislik bakış açısı, problem çözme ve çözüm geliştirme imkanları sunan atölyeleri öneriyorum. Bugün erişimi maddi olarak zor olan bu atölyelere, marka sponsorlukları gerekiyor. Robotik ve kodlama, STEM eğitimlerini yaygınlaştırmak, teknolojiyi faydalı ve hedefli bir şekilde çocuklarımızın hayatına sokmanın en güzel yoludur. ( Fotoğraf: Jr. Robotics Ataşehir / http://www.jr-robotics.com.tr/ ) Teknoloji bir nimet… Bu nimeti kullanırken, her şeyde olduğu gibi sınırları, kontrolü kendi elimizde tutmak zorundayız.

7. Bu kadınların uzun uzadıya yemek yapacak zamanları yok, hazır gıda üreticileri, sözüm size, ayıp örtecek ürünlerinizi, aynı tonla iletişime taşıyın. “Çalışan annelere özel” demeyin, gözlerine sokmayın ama “Sizin yaşamınızın hızına uygun, sofrada herkesi mutlu edecek çeşitler bende” deyiverin de onlar da satır arasını alsınlar.Tek seferde, doğruya ulaşma hedefi: Bu annelerin zamanı yok, uzun uzadıya onlara bir şey anlatamazsınız, risk almazlar, duymadıkları bilmedikleri markalara prim vermezler. Onların tek seferde doğru ürüne ulaşmaları ve basitliğe ihtiyaçları var. Yapabileceğiniz en etkili yöntem deneyim ve womdur. Ürününüz bebek maması, bu anneler, suratlarına püskürtülmeyecek mamaya, hızlıca ulaşmak istiyorlar. Vitamin, mineral oranları elbette önemli ama zaten hazır gıdadan neyi, ne kadar elde edeceklerinin farkındalar. Kasmayın! Onlara “bebeğiniz bu mamayı sorunsuzca yiyecek, sizin de içiniz rahat edecek”

8. Moda markaları, mağazalarınıza iki tane oyuncak koyun ki, anneler çocukları ile dolaşırken, rahatlıkla alışveriş yapabilsinler. Ürünlerinizi öyle dizin ki raflara, menü gibi kombinlerini hızlıca yapıp, alıp, çıkabilsinler.

9. Çocuklarla haftasonu ne yapsam, okuldan sonra onlarla nasıl zaman geçirsem diye düşünen anneleri web sitesi, instagram dolandırmayın, bir aplikasyon yapıverin de il il etkinlikleri görebilsinler. Hatta çocukların yaş kırılımlarına göre görebilsinler.

10. Anne bloglarında, dertlerine, kulaktan dolma çareler ararlarken, daha derin analizler yapın ki siz, o verilerin karşılığında crmlerinizi daha iyi düzenleyin, bu bilgilerin doğruluğunu da test etmek için zaman harcamasınlar. Post truth en büyük sorunu bu kadınların, onlara güvenilir isimler üzerinden, yeniden sorgulamayacakları, “doğru bilgiler” verin. O zaman sadakatlerini artıracaksınız.

11. Biraz gülümsetin onları: Volkswagen’in The Force reklamını hatırlıyor musunuz? Ya da Coca Cola’nın 2. çocukla ilgili yaptığı reklamı? Ortak noktaları neydi biliyor musunuz? Anneleri, içinde bulundukları tirajı komik durumla eğlendiriyordu. Annelerin, gülümseyecek, hayatı tiye alacak anlara ihtiyaçları var. Reklamın tonunu seçerken, illa “kutsal anneler, siz en iyisini bilirsiniz” demenize gerek yok, onların anladığınızı, onları gülümseterek de söyleyebilirsiniz.

İyi eğlenceler,

Esra Baykal Güçlü

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018


19 Nisan'da Uniq İstanbul'da gerçekleşecek olan Marketing Meetup "Experience"a hemen kaydol.
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












19 Nisan'da Uniq İstanbul'da gerçekleşecek olan Marketing Meetup "Experience"a hemen kaydol.
KAYDOL
19 Nisan, Uniq Istanbul
close-link