Mom and Kids Zone / 2. Bölüm: Çalışan Anneler

ÇALIŞAN ANNELER: “ÇOCUK DA YAPARIM KARİYER DE”  MASALININ SONU…

Aslında her şey, 80’li yıllarda kadınların iş hayatında daha aktif rol alması ile başladı. O dönemde doğan kız çocukları, öncelikleri kariyer yapmak üzere yetiştirildiler. Bugün, bu jenerasyon 30’lu- 40’lı yaşlarını yaşamakta. Hem kariyerlerini hem de çocuklarını kucaklarında, dengede taşımaya çalışmaktalar.

Kariyer, uzun bir aradan sonra geri dönebileceğiniz bir yol değildir. Dünya nüfusunun çoğalması, ekonomik istikrarsızlıklar, iş dünyasındaki düşük maaşlar, yeni jenerasyonun güne ve kariyer hedeflerine farklı bakışı nedeniyle, iş hayatından uzaklaştığınız anda, geride kalacaksınız.

Ancak, yaş ilerleyip biyolojik saat sizi uyarmaya başladıkça, anne olmayı da ertelemek istemeyeceksiniz. Kariyerinizin en oturmaya başladığı dönemde, ne yapıp edip, en azından 1 çocuk sahibi olmak isteyeceksiniz.

VE İŞTE O ANDA BAŞLAR YAŞAM HİKÂYENİZİN YENİ SAHNESİ…

Çünkü uzun saatler boyunca çalışmaya alışkın olan kadınlar, iş düzenlerini değiştirmeye, bir de evde anne, eş, öğretmen, iyi bir örnek olma çabası içerisine girdiler.

Sorumluluklar arttıkça, yük de artmaya başladı. Bu jenerasyon içerisinde, dünyada da çocuğun doğumu sonrasındaki 1-2 yıl içerisinde aldatılma, boşanma oranlarında ciddi artışlar oldu.

Kültürler arası farklılıklara rağmen, dünyanın hala büyük bir bölümünde çocuğun, annenin ana sorumluluğu olması, kadınları, ev kadını olsalar bile, yıpratmaya başladı.

“ÇOCUK DA YAPARIM, KARİYER DE” SADECE BİR EFSANEDİR

80’lerde iş hayatına giren kadın, kariyer basamaklarında yükselirken, annelikte de aynı başarıya, planlı çalışarak ulaşabileceğine inandırıldı, basında, sosyal çevrelerde, bu nedenli disiplinli olan çalışan kadınların, annelikte de başarılı olacağı miti yayıldı. Gerçek hayat tam tersiydi, toplantılarda Ceo ile çata çat kavga edebilen ve onları yönlendirebilen kadınlar, ağlayan ve susmayan çocuklarla baş edemediler.

İş yaşamları ve annelik arasında beklemediği bir ortamda buldu kadınlar kendilerini…

Kariyer mi, sağlıklı bir birey yetiştirmek mi? Çocuğa zaman ayırmak mı, evdeki ekonomiye katkı sağlamak mı? Çocuğu iyi bir okulda okutmak için, anneanneye veya bakıcıya bırakıp, işe dönmek mi?

Eve geldiğinde, kaliteli zaman geçirmek için, günün tüm yorgunluğunu yok saymaya çalışmak, bir yandan da çocuğun uykusu gelip, yatsın diye gözüne bakmak…

Çocuğu hastayken, işe gitmek zorunda olmak… Vicdanın kavrulduğu, şizofrene bağlanılan bir dönem…

Hafta sonu, kendine zaman ayırmadan, geçen haftayı telafi etmeye uğraşmak. Tv izlemesin diye uğraşırken, ocaktaki yemeği yakmak.

Çocuk yattığında, işten gelen dosyalar kadar, sosyal medyada çocuk gelişimi için araştırmalar yapmak, eşe zaman ayırmak, sabah da uyanamamak… Günün sonunda seçim ne olursa olsun, vicdan azabı ve yorgunluk…

İŞ DÜNYASINA FARKLI BİR AÇILIM GETİRDİK, ÇOCUKLARIMIZI DA FARKLI YETİŞTİRELİM…

 

Çalışsın, çalışmasın, çocuk sahibi olan kadınların tek arzusu, mutlu, farkındalığı yüksek çocuklar yetiştirmek. Internet, kitaplar, bloglar, uzman söyleşileri, markalardan gelen bilgiler, reklamlar, pazarlama çalışmaları, sosyal medyada aktif olan bu anneleri hem büyük bir bilgi denizi içerisinde yüzdürürken, zaman zaman da fazla bilgiden boğulmalarına neden olmaktadır.

Her toplumun, kendi kültürü, örf ve adetleri de vardır. Bilgi toplumunu, onun kazandırdıklarını, bir de örf ve adetlerle sentezlemeye çabalayan yeni annelerin işleri giderek zorlaşıyor. Her duyduğunu uygulamaya çalışan, biraz da aceleci bu jenerasyon, annelerine oranla daha yorgun ve endişelidir.

Ve sonunda, çocuklarının eline telefon veya tablet verip, biraz dinlendikleri için bile vicdan azabı duyarak günü sonlandırırlar…

ZEYNA GİBİLER…

Kadın olmak başlı başına zorlu bir yaşam biçimi… İş hayatında sadece karşı cinse karşı değil hemcinslere karşı da hayatta kalmaya çalışmak, eve girerken iş hayatındaki kadını kapının dışında bırakıp anne, eş ve kendi ebeveynlerine karşı sorumluluklara göğüs germek, kendine zaman ayırmak, mümkünse her zaman bakımlı ve güzel olmak, örnek bir anne, ilgili bir eş olmak…

30 yaşına kadar hayatı, ev hanımlarına oranla çok daha dolu dolu, eğlenceli, bağımsız yaşayan post modern kadınlar olarak, ekonomik özgürlüğümüzün de verdiği rahatlıkla sosyal anlamda çok faal kadınlardık, değil mi? Gece hayatı, akşam kahveleri, hafta sonu eğlenceleri, eşle geçirilen tatiller ve sosyal ortamlardan sonra, “Nereye kadar eğleneceğiz, hadi artık bir aile zamanı olma vaktidir.” deyip, çocuk yapmaya karar verdik.

Zurnanın zırt dediği yer zaten burasıdır. Tutkuluyuz, arzuluyuz, mükemmeliyetçiyiz ve karşımızda konuşmayan, ağlayan, bize yüzde yüz muhtaç bir varlık var, kucağımıza attılar, hadi hayırlı olsun!

TEBRİKLER ARTIK PEK KUTSALSINIZ!

İlk zamanlar annelerin, akrabaların desteği ile yeni yaşama alışmaya çalışan, anneliğin heyecanı ile henüz neyin içinde olduklarını anlamayan yeni jenerasyon anneler, günler ilerledikçe yepyeni bir yaşam savaşı içine girdiklerinin farkına varırlar. Ve bu farkındalık, içindeki tüm sevgi ve heyecana rağmen oldukça zorlu, kan, ter ve gözyaşı dolu bir dönemin başlangıcıdır.

Ve artık kadın olmanın ötesinde, annesinizdir. Giyiminiz, konuşmalarınız, kahkahalarınız bile “annelik” çerçevesinde değerlendirilmeye başlar. Ve bu çiftlerin özel yaşamlarına sirayet eden, tehlikeli bir dönemdir.

ESKİ BENİ ÖZLEDİM!

İstifa edemeyeceğiniz, kavga edip terk edemeyeceğiniz bir varlıktır çocuk. Canınızdan bir parça, kalbinizi en fazla ısıtan sevgidir. Ancak, alışkanlıkların ve keyfin ötesinde yaşanmaya başlanan uykusuz geceler, ağladığında nedenini sadece tahmin edebileceğiniz ve elinizin ayağınıza karıştığı anlar, sürekli akıl verenler, doğrusunun bir kitapta yazmadığı sadece deneyimleyerek anlayabileceğiniz ikilemlerin yaşandığı bir sürecin içindedirler.

Hedef kitlemiz, belli bir yaşın ve yaşanmışlıkların üzerinde olduğundan bu sürece adaptasyonları da zaman zaman sancılı olmaktadır. Çocuk için eve kapanmak, ona en doğru ve iyisini sunma çabası ancak fiziksel ve ruhsal olarak yaşanan yorgunluk, bir yandan eşe ve çocuğa eşit şekilde ilgi gösterme çabası, hala kendisini güzel ve hoş hissetme kaygısı arasında yeni jenerasyon anneler, çoğunlukla loğusa krizi, sendromu denen süreçleri yaşamaktadırlar. Bu yeni seçilmiş yaşama uyum sağlama çabasının bir yansımasıdır.

Sosyal ve fiziksel anlamda kısıtlanmaya başlayan kadın, kendini hiç olmadığı kadar yetersiz hissetmektedir. Çünkü zaman eskisi gibi keyfe göre yönetilememektedir. Bu da kadında sinir, ağlama krizleri, çaresizlik hissi ortaya koymaktadır.

Çocukla geçirilen anlar çoğunlukla mutluluk dolu olsa da, zaman zaman alınan karar ve yeni yaşam seçimi nedeniyle pişmanlık duymaktadırlar. Çünkü geçmişteki bohem, sorumluluğun daha az olduğu yaşamı ve özgür benliğini özlemeye başlamıştır kadın.

Çocuğunu, tanıdığı, hali hazırda savaştığı ve başarılı olmak için çabaladığı iş dünyasına ve yaşama hazırlama arzusu da kadını kimi zaman ikilemlere düşürmektedir. En küçük yaştan itibaren oyun gruplarına, evde farklı aktivitelere yönlendirmeye çabalarken, kaliteli zamanı onunla geçirmeye çalışıp, ayakta ve yalnız kalabildiği nadir zamanlarda da internetten çocuğunu daha sağlıklı, daha mutlu olması için araştırmalar yapmaktadır.

 ÇOCUK DOĞDU DİYE, KOCAMI İHMAL ETMEMELİYİM!

Bebekle dolan hayattan sonra kadın, kendi içinde yeni düzene ayak uydurmaya çalışırken, kısa bir süre önce sevgili hayatı yaşayan çiftler, kimi zaman bu yeni yaşam nedeniyle sorunlar yaşamaktadır. Özellikle hamilelik sonrasında yaşanan uykusuzluk ve cinsel problemler, çiftlerin arasında sorunlara neden olmaktadır. Bu da yeni jenerasyon annelerde kocalarını kaybetme, başkasına kaptırma kaygısına neden olmaktadır.

Bebekle ilgilendikleri kadar, eşleri için de hala güzel ve bakımlı sevgili olma istekleri ve çabaları içine girmektedirler.

HERKESE YETMEYE ÇALIŞIYORUM, PEKİ YA BEN? PEKİ, YA KARİYERİM?

“Çocuk da yaparım kariyer de…” sevdasının, aslında o kadar da kolay bir şey olmadığı gerçeği ile yüzleşen yeni jenerasyon annelerimiz, işe geri dönüş ile evde kalıp çocuğunu kendi yetiştirme düşüncesi arasında gel gitler yaşamaktadırlar. İşe dönme zorunluluğu hisseden anneler için ilk telaş, çocuğu kime emanet edecekleri ve sonrasında çocuğun buna vereceği duygusal tepkilerken, evde kalmayı tercih eden anneler içinse orta vadede kariyer kayıpları, eski sosyal ortamdan uzaklaşma ve bunun verdiği bunalımlar ortaya çıkmaktadır.

Her iki durumda da anne, büyük bir fedakârlık yaptığını ve kendisini geri plana attığını düşünmektedir.

ANNE OLMAYI SEVİYORUM, AMA YİNE DE DESTEĞE ÇOK İHTİYACIM VAR.

ANNE İTİRAFLARI: Özlem Soylu, Muzipo Kids Kozyatağı Şubesi’nin işletmecisi… Annelik hallerinin her birini deneyimlemiş bir kadın. Çalışan anne, çocukları için işini bırakan anne, çocukları ile doğru zamanı geçirebileceği işi keşfeden ve kendine yepyeni bir kariyer yolu çizen anne olmuş…Şimdi ondan bu yolculuğunun detaylarını dinleyeceğiz:

Aslında yaşanan tüm sorunlar, seçilmiş yeni yaşamla, geçmiş yaşamın kıyaslanması, bunun da ötesinde her zaman en iyisini yapmak için ortaya konan çabadan kaynaklanmaktadır. İşte, tam da bu süreçte, çalışan annelerin pek çok alanda kendi ailelerinden öte profesyonel desteğe ihtiyaçları ortaya çıkmaktadır.

Herkesten daha fazla bu ihtiyaçlar için bütçe ayırabilecek olan çalışan anneler, bu nedenle pazarlama dünyası için önemli bir hedef kitledir. Ve her geçen yılla birlikte de bu kitlenin toplum içerisindeki oranı artış göstermektedir.

Özellikle Amerika, Almanya, Çin’de kadınların aile ekonomisinde çok daha aktif olmaya başladıkları bir gerçektir. Amerika’da aile bütçesine katkı sağlayan annelerin oranı %49’a kadar çıkmıştır.

UZMANLARIMIZ NELER ÖNERİYOR:

NELER YAPILABİLİR?

  1. Bakıcı Eğitimleri: Çalışan annenin hayatını kolaylaştırmanın ilk yolu, kariyerine geri dönebilmesini, gönül rahatlığı içerisinde yapmasını sağlamaktır. Bakıcılar bu noktada önemli oyunculardır. Ancak, çok fazla negatif bilgi akan bu alanda, devlet veya eğitim kurumları destekli eğitimli bakıcıların rakamı yükseltilebilir. Ülkemizde atanamamış pek çok öğretmen mevcuttur. Bu öğretmenlerin, özel bir kurum veya devlet destekli kanallar ile formasyon, çocuk bakımı, ilk yardım gibi eğitimler verilerek, normalde alacakları ücretten çok daha yükseğe istihdam edilmesi sağlanabilir. Unutmayın, bu annelerin bütçeleri var.

  1. Çalışma Şartlarındaki Düzenlemeler: Çocuklu bir çalışan kadın, zaman zaman verimsiz bir eleman olabilir. Aklı evde olan bir kadından işte verim beklenemez. Denge hayattaki en önemli unsurdur. Tıpkı Amerika’da olduğu gibi evden çalışmayı veya çalışma saatlerini düzenlemeyi talep eden kadın sayısı ülkemizde de artış göstermektedir. İşe dönme hakkı baki tutulması gereken kadınların, verimliliği artırmak adına “Anne dostu kurumlar” artırılmalıdır. Haftanın belli günlerinde izinler, ayda bir çocukla işe gelme hakkı, evden halledilebilecek durumlarda evden çalışma izinleri verilmelidir. Hayatı dengede olan çalışan kadın, daha verimli, daha vizyoner olacaktır.

 

  1. Babalık Eğitimleri: AÇEV’in bu alanda önemli adımları mevcuttur. Ebeveyn olmaya hamile kaldığı anda hazırlanan kadına en büyük destek eşidir. Ancak babalık sonradan öğrenilen bir durumdur. Belediyeler, MEB ve özel kurumların işbirlikleri ile babaların da daha aktif rol alacağı bir model geliştirildiğinde annenin yükü nispeten hafifleyecektir. Bu da aile içi dengeyi kurmakta ve evliliklerin daha sağlıklı ilerlemesinde önemli bir rol oynayacaktır.

  1. Anneanne & Dede Eğitimleri: Geçmiş dönemlerde farklı bir tarzda çocuk yetiştirmeye alışmış büyük ebeveynlerimizle, bizim bakışımız çakışmaktadır. Bu da çocuğu gönül rahatlığıyla emanet etmenin önündeki bariyerdir. Kadıköy Belediyesi’nin bu anlamda attığı güzel bir adım var: “Torunum Geliyor”. Torunları ile daha verimli, daha günün şartlarına uygun nasıl zaman geçirmeleri gerektiğini anlatan bu eğitim içerisinde, lohusa anneye yaklaşım bilgileri de var ki inanın bu çok ama çok önemli bir eğitimdir. Heyoo markalar, hala aktif tüketiciniz olan bu babyboomerlar için açık havada, torunları ile etkinlikler neden yapmıyorsunuz? 

 

5. Kurum kreşlerinin artması: Çocuğu emanet edecek yeri olmayan çalışan kadının, çalışma motivasyonu düşüktür. Bu maddi manevi aileye yük getirmektedir. Kurum kreşlerinin artması, annenin çocuğunu emanet edeceği, fiziksel olarak kendisine yakın bir mekânda çocuğu ile iletişim halindeyken çalışması, kadının iş hayatındaki rolünü daha etkili kılacaktır. Borusan Holding’in “ Annemin İşi Benim Geleceğim” çalışması buna en güzel örnektir. 

6. Teknoloji ile yaşadıkları aşk ve nefret arasındaki ilişkilerine çare olun: Teknoloji her ne kadar hayatımıza pratiklik getirse de, bir süre sonra çocuklara bakıcı olmaya başladı. Amerika ve Avrupa’da uzmanlar, ailelere, “tabletleri çocuk bakıcısı yapmayın!” diye makaleler çıkarmaya, kampanyalarla farkındalığı artırmaya çalışıyorlar. Bebekliklerinden itibaren, ellerinde tabletle büyüyen çocuklar, elbette zaman yönetiminde zorlanan aileler için ideal bir çözüm. Bahaneler her zaman aynı “ Teknoloji çağında erkenden öğrensin istiyorum. İngilizcesi gelişiyor. Ben zararlı bir şey izletmiyorum. Sadece 15 dakika… Bak benimki 2 yaşında kendi başına çözdü tableti…”

Özündeki gerçeği hepimiz biliyoruz. Çocuklarımızla ilgilenecek halimiz kalmadı… Hayatın zorluğu, evin işleri, akli dengemizdeki ve psikolojimizdeki ağırlık… Bizi teknolojinin konfor alanına sürükledi. Ama bu çocuklarımızı, sokaktan, diyalog kurmaktan, iletişimden uzaklaştırıyor.

Ne yapabiliriz: Markaların bu alanda mutlaka sunması gereken çözümler var. Youtube kanallarında, özel aplikasyonlarla, kısıtlı bir zaman içerisinde kalan, maximum 15 dakika, çocuğun monolog değil, diyalogla içine gireceği, konuşmasını, kelime dağarcığını geliştirecek, sağ ve sol beyin aktivitelerine destek verecek, el ve göz koordinasyonuna destek sunacak oyunlar ve çözümler getirmesi gerekiyor.

Dünya artık o kadar da güvenilir bir yer değil. Youtube içerisinde “çocuklara uygundur” ibaresi altında yayınlanan yüzlerce çizgi film pornosu yer alıyor. Buna pek çok çocuk maruz kalmaya başladı. Sıradan bir Elsa izlerken, ilerleyen saniyelerde ortaya çıkan görüntüler korkunç. Ve kontrolsüz tablet teslimi, çocuklar için ciddi problemlere neden oluyor. Tablet dışında çocuğunuzun kendisi ile zaman geçirmesini sağlayacağınız yaş kırılımlarına uygun sensory aktiviteler bulabilirsiniz. Hem dokunmasını, hem de öğrenmesini teşvik edebilirsiniz.

Dokunmayı tetikleyen kitaplar, etkinlik kitapları, dikkat setleri, hatta makarnalar, nohutlar… Top oyunları, sizleri de yormayacak evdeki koşturmacaları oyunlar, saklambaçlar, ipucu bırakıp evde, çocuğunuzun bir objeyi bulmasını sağlama oyunları.

İlla teknoloji öğrensin istiyorsanız “coding ve robotic” atölyeleri mevcut. 5 yaşından itibaren, tableti ellerinde doğru bir amaç için tutacakları, mühendislik bakış açısı, problem çözme ve çözüm geliştirme imkanları sunan atölyeleri öneriyorum. Bugün erişimi maddi olarak zor olan bu atölyelere, marka sponsorlukları gerekiyor. Robotik ve kodlama, STEM eğitimlerini yaygınlaştırmak, teknolojiyi faydalı ve hedefli bir şekilde çocuklarımızın hayatına sokmanın en güzel yoludur. ( Fotoğraf: Jr. Robotics Ataşehir / http://www.jr-robotics.com.tr/ ) Teknoloji bir nimet… Bu nimeti kullanırken, her şeyde olduğu gibi sınırları, kontrolü kendi elimizde tutmak zorundayız.

7. Bu kadınların uzun uzadıya yemek yapacak zamanları yok, hazır gıda üreticileri, sözüm size, ayıp örtecek ürünlerinizi, aynı tonla iletişime taşıyın. “Çalışan annelere özel” demeyin, gözlerine sokmayın ama “Sizin yaşamınızın hızına uygun, sofrada herkesi mutlu edecek çeşitler bende” deyiverin de onlar da satır arasını alsınlar.Tek seferde, doğruya ulaşma hedefi: Bu annelerin zamanı yok, uzun uzadıya onlara bir şey anlatamazsınız, risk almazlar, duymadıkları bilmedikleri markalara prim vermezler. Onların tek seferde doğru ürüne ulaşmaları ve basitliğe ihtiyaçları var. Yapabileceğiniz en etkili yöntem deneyim ve womdur. Ürününüz bebek maması, bu anneler, suratlarına püskürtülmeyecek mamaya, hızlıca ulaşmak istiyorlar. Vitamin, mineral oranları elbette önemli ama zaten hazır gıdadan neyi, ne kadar elde edeceklerinin farkındalar. Kasmayın! Onlara “bebeğiniz bu mamayı sorunsuzca yiyecek, sizin de içiniz rahat edecek”

8. Moda markaları, mağazalarınıza iki tane oyuncak koyun ki, anneler çocukları ile dolaşırken, rahatlıkla alışveriş yapabilsinler. Ürünlerinizi öyle dizin ki raflara, menü gibi kombinlerini hızlıca yapıp, alıp, çıkabilsinler.

9. Çocuklarla haftasonu ne yapsam, okuldan sonra onlarla nasıl zaman geçirsem diye düşünen anneleri web sitesi, instagram dolandırmayın, bir aplikasyon yapıverin de il il etkinlikleri görebilsinler. Hatta çocukların yaş kırılımlarına göre görebilsinler.

10. Anne bloglarında, dertlerine, kulaktan dolma çareler ararlarken, daha derin analizler yapın ki siz, o verilerin karşılığında crmlerinizi daha iyi düzenleyin, bu bilgilerin doğruluğunu da test etmek için zaman harcamasınlar. Post truth en büyük sorunu bu kadınların, onlara güvenilir isimler üzerinden, yeniden sorgulamayacakları, “doğru bilgiler” verin. O zaman sadakatlerini artıracaksınız.

11. Biraz gülümsetin onları: Volkswagen’in The Force reklamını hatırlıyor musunuz? Ya da Coca Cola’nın 2. çocukla ilgili yaptığı reklamı? Ortak noktaları neydi biliyor musunuz? Anneleri, içinde bulundukları tirajı komik durumla eğlendiriyordu. Annelerin, gülümseyecek, hayatı tiye alacak anlara ihtiyaçları var. Reklamın tonunu seçerken, illa “kutsal anneler, siz en iyisini bilirsiniz” demenize gerek yok, onların anladığınızı, onları gülümseterek de söyleyebilirsiniz.

İyi eğlenceler,

Esra Baykal Güçlü

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Mom and Kids Zone / 3. Bölüm – Çocuk Sonrası İşi Bırakan Anneler

SENİN YENİ KARİYERİN, ARKA ODADA UYUYOR BEBEĞİM!

Bu grup anneler, SES düzeyleri daha yüksek ve yoğun tempoda çalışmaya alışkın bir gruptur. Çocuğuna uygun bakıcı bulamadığı, aile bireyleri yakınında ikamet etmediği veya sadece ekonomileri uygun olduğu için çocuğunu kendi yetiştirmeye karar veren anneler, iş dünyasından ayrılırlar.

İş hayatında uzun yıllar geçirmiş ve görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çabalayan anneler, genellikle çocuklarının da belli planlamalar ve kurallar çerçevesinde yetiştirirlerse aynı verimi alabileceklerini düşünmektedirler.

ÇOCUKLARLA PLAN YAP, TANRIYI GÜLDÜR!

Kucağınıza ilk aldığınız anda büyük bir sevgi ile dolan yüreğiniz, sadece o çocuk ağladığında duvara fırlatmayın diye, vücudunuz tarafından salgılanan bir hormonun etkisindedir.

Varoluşumuzun devamı için yükselen östrojen ve prolaktin ile gün içinde durmadan ağlayan bebeğinize, kısmen tahammül edebilirsiniz. Hayat tarzınıza uyum sağlayacağını düşündüğünüz, birlikte seyahatlere, gezmelere gideceğinizi planladığınız el kadar bebeniz, kapıdan dahi çıkmanıza izin vermeyebilir.

Eve gelen misafirlerden nefret edebilecek olan bebeğiniz, sizi zaman içerisinde asosyal ve sadece çocuklu ailelerle görüştürecek bir hale dönüştürebilir.

Toplantı planı, zaman planı yapmaya alışkın anneler için bu durum travmatiktir. Yoğun iş hayatına alışkın kadınlar için bir birey yetiştirmek ve işe gitmek zorun olmamak elbette ilk günlerde keyifli bir dönemdir.

Ancak bir süre geçtikten sonra “kendilerini verimsiz” hisseden anneler, lohusalığın da etkisi ile depresyona girmektedir. Kendilerini “iş başarısı” ile anlamlandırmaya alışkın olan bu anneler, “yetersizlik” ve “ hayattan uzak kalma” hissi ile baş başa kalırlar.

KALDIK MI BAŞ BAŞA BEBEĞİM!?

Yoğun bir tempodan sonra hayatı çocuğa, ev işlerine endekslenen kadınların verdikleri genel tepkiler:

  1. Eşe sarmak
  2. Hayata küsmek
  3. Kendine gereksiz meşgaleler bularak, çocuk kadar evin tülüyle, perdesiyle daha sık haşir neşir olmak
  4. Titiz olmaya başlamak
  5. Takıntılar geliştirmek
  6. “Madem girdik bu yola, ikinciyi de mi yapsak?” karmaşası
  7. Sonunda da “Bunun için mi okudum lan ben!!!” ruh hali içerisinde darallar geçirmektir.

Şimdi çocuğu sakince yatağına bırakıyoruz ve derin bir nefes alıyoruz.

Kariyer yolunda emin adımlarla ilerlerken, 3 yaşından sonra çocuk okula başladığında, dönemeyeceği bir mesleğe sahip olan kadınlar için bu travmalar oldukça normaldir.

Anneler, her ne kadar çocukları için en iyisini yapmak isteseler de zaman zaman kendilerini unuttuklarını fark ettiklerinde normalden fazla tepki verirler.

Babanın, eve ekonomik anlamda gelir getiren tek kişiye düşmesi ile birlikte sorumluluğu da daha çok ev olan anne, yalnız kalmaktadır.

Eşini de suçlayamaz çünkü ev ekonomisinin devamlılığı için eşin yoğun çalışması gerekmektedir.

Her anne çocuğunu sever, zaman zaman yaşanan duygusal patlamalar nedeniyle vicdan yapmamakta fayda vardır. Hepimiz insanız ve alışmadığımız bu düzen içerisinde yaşadığımız “gel git”ler gayet normaldir.

Bu aşamada yeni hayatımızı, geçmiş deneyimlerimizle harmanlamak bizi daha da rahatlatabilir.

OYUN OYNAMAK ANNEYE KENDİNİ İYİ,  ÇOCUĞU İSE GÜVENDE HİSSETTİRİR

Oyun çok önemli bir değerdir. Oyun, hem anne ile çocuğun arasındaki güveni, bağı kuvvetlendirir hem de gün içinde daha rahat zaman geçirmeyi sağlar. En ufak yaştan itibaren aslında oyun hayat kurtarır.

Evdeki basit materyaller, fasulyeler, nohutlar, eşarplar birer oyuncaktır. Dünyayı tanımayan bebek için her materyal ilginçken, anne için de yaratıcılığını perçinleyen birer unsurdur.

Sadece anne değil, öğretmen, eğitmen olduklarında, kadınlar kendilerini daha işe yarar ve daha faydalı hissederler. Bu sayede çevreleri ile de iletişimleri daha pozitif olur.

Ancak, “oyun oynamayı” bilmeyen bir kuşak için “oyun” bile bir sorun haline gelmektedir. Bizler, kariyerleri için geliştirilen, sokakta oynayarak büyütülen ve ebeveynlerinin onlarla oynamadığı bir kuşağız.

Bizler sokakta büyüdük. Kimse bizimle oynamak zorunda kalmadı. Biz de kendi dünyamızda, az materyalle kendimize eğlenceli dünyalar kurarak büyüdük. Oysa günümüzde, sokakta oyun oynama kavramı neredeyse yok olmaya başladı.

Bu eksiklik, hayatlarımıza negatif anlamda sirayet etmeye başladı. Oyun oynamayı bilmiyoruz, çocuklarımızla zaman geçirmeyi nasıl organize edeceğimizi bilmiyoruz, etrafta çocuk bulamıyoruz. Kendi annelik deneyimimde bile bu sorunları yaşadım. Parkta bahçede çocuğumla akran çocuklar bulup, yarım saat bile olsa sosyalleşmesi için mesai harcamak zorunda kaldım.

Aynı sorunları yaşayan annelerin attıkları keyifleri adımlar var: “Kadıköy Anneleri” gibi. Onlar, bir whatsapp grubu olarak başlayıp, bugün Kadıköy’deki annelerin kaliteli zaman geçirmek için bir araya geldiği, birbirlerine destek oldukları, harika aktivitelere ve etkinliklere imza atan bir grup haline geldiler.

Annelerin yalnızlıkları, yerel gruplarda yükselişe neden olmaya başladı. Bugüne dek “çocuklu arkadaşları” ile yeterince sosyalleşmeyen kadınlar, çocuk sahibi olduktan sonra bunun eksikliğini duymaya başladılar.

Yerel gruplar bu anlamda çok faydalı. Kendi çevrenizde, çocuğunuzla yaşıt çocuğu olan annelerle bir araya gelmek hem sizin hem de çocuklarınızın sosyalleşmesi için önemli birer çıkış yoludur.

Öneri: Yerel anne grupları uygulaması yaratılması

Tüm Türkiye’de ilçe ilçe anne gruplarının yer aldığı, onların etkinliklerine yer veren bir uygulama, annelerin baş tacı olacaktır. Sadece web siteleri üzerinden etkinliklere ulaşmak değil, bir kahve içelim, çocuklar da azıcık oynasın isteğinde olan annelere uygun profillerin de yaratılacağı bir uygulama tüm anneler için huzur kapısı olacaktır.

Madem sevgili bulmak için app yapabiliyoruz o zaman anneler için de daha değerli bir uygulama alt yapısı yazılabilir.

PLAN YİNE YAPIN AMA UYGULANABİLİR PLANLAR YAPIN!

0-12 ay arası çocuklar, yürüyemezler. İletişim yetenekleri sınırlıdır. Bir süre sonra anneler, evde kendi kendilerine konuşmaya başlayabilirler. Ben oğlumla baş başa geçirdiğim günlerde 48 saat bir yetişkinle konuşmadığım günler yaşadım.

Bunun ne derece bir karanlık ve yalnızlık olduğunu iyi biliyorum. Eşim yoğun çalışıyordu, ailem yoğundu… Bir anda gece yarılarına kadar ajansta takılan, gece eğlencelerine giden, çok sosyal olan ben, kolik ve reflüden mustarip oğlumla, bir de yanında sabah akşam benim bakımıma ihtiyaç duyan 12 yaşında bir Golden köpek ile baş başa kalmıştım.

Bu ani yaşam değişikliği, hayata bakışımı da değiştirdi. Madem program yapmak benim hayatım, o zaman bebeğime ve bana anlam katan, daha dengeli bir planlar döngüsü yapmalıyım kararı aldım.

Her hafta, oğlumun yaş döngüsüne uygun planlar yapmaya ve bunları excellemeye başladım. Teknolojinin sevdiğim yanlarını kullanarak, Pinterest’ten, Google’dan etkinlikler buldum, bunları listeledim.

Her sabah, kendime de iyi gelsin diye, havanın durumunu önemsemeden kanguruma oğlumu koyup, elime köpeğimi alıp, sokaklarda zaman geçirdim. Hayatımı basitleştirdim. Bir minik sırt çantası ile yaşayabileceğimi anladım. Yürüyüşler, hamilelik kilolarımdan 2 ayda kurtulmamı sağlarken, oğlumun da temiz havada, hızlı uyumasını, köpeğimin bol bol dolaşmasını sağladı.

Eve döndüğümüzde yaşına uygun Montessori aktiviteleri yaparak, teknolojiden uzak, bizim gibi büyümesini sağladım.

Kitaplar her yaş döneminde hayat kurtarır. İster 0 ister 8 yaşında olsun, çocuklarınızla sohbet etmenizi sağlayacak, keyifli zaman geçirmenizi sağlayacak materyallerdir.

Bugün kocaman bir kütüphanesi olan oğlum, kendisi artık bunları okumayı öğrenmeye hevesli… İlkokula başlamadan harfleri anlamak için kendi çabasını gözlemlemek benim için büyük bir mutluluk.

Çocukların sorgulama, eleştirme, sohbet etme, hayal kurma, oyun geliştirme yetilerini geliştirmek için kitaplardan daha fazla faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu aşamada annelerin hayatını kurtaracak bazı unsurlar şunlar olabilir:

  1. Çocuğunuzu kanguruya koyup, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Hem hamilelik kilolarınızdan kurtulursunuz hem de açık havada bebekler uyur. Uyandıklarında emzirebilir veya mamasını minik sırt çantanızdan verip, en azından yine dışarda zaman geçirmiş olursunuz. Kışın sokakta olmaktan korkmayın… Hastayken sokağa çıkmaktan korkmayın, bağışıklıklarını güçlendirmek için buna ihtiyaçları var. Yoksa anaokuluna başladıkları ilk yılı, sürekli evde hasta geçiren çocuklarınız olur.
  2. Park ve bahçeler her durumda hayat kurtarır. Sonuçta tek anne siz değilsiniz. Aynı yaş grubundan çocuğu olan annelerle buluşabilir ve çocuklarınızın da sosyalleşmesini, sizin de kafa dağıtmanızı sağlayabilirsiniz. Ve inanın, çok iyi dostlar edinebilirsiniz. Benim oğlum doğduğu günden beri parkta tanışıp, yol arkadaşım olan dostlarım var.
  3. Sosyal medya, Youtube, Instagram içerisinde bu yaş gruplarına uygun çocuklar için evde ve sokakta yapılabilecek aktivitelerden bol bol örnekler bulabilirsiniz. Günü eğlenceli geçirmek için biraz internette surf yapın. Ama lütfen bunu sadece kendiniz yapın. 3 yaşından önce çocuklarınızın eline telefon ve tablet lütfen vermeyin.
  4. Boğaziçi Üniversitesi’nin Mucize Anneler Okulu’na mutlaka bakın. Kendinizi ve çocuğunuzu mutlu edecek pek çok eğitim, oyun, eve hemşire hizmeti gibi pek kapsamlı hizmet sunan bir yapılanmadır. Kendinizi yalnız hissettiğinizde, evinize bir telefonla gelebilecek hemşireler size yol gösterecektir.
  5. Destek istemekten çekinmeyin. Eşinizden, ailelerinizden hatta dostlarınızdan destek alın. Her şeyi tek başınıza başaramazsınız. Unutmayın, iş hayatında da ekip arkadaşlarınız vardı.

KARİYERLE ANLAMLANDIRILDILAR, SADECE ANNELİK YETMİYOR…

Kendini sürekli kariyer, başarı ve işle anlamlandıran anneler, işten uzaklaştıklarında birey yetiştirmek gibi önemli bir görevi bile yetersiz bulabilirler. Oysa yaptıkları ciddi bir iştir ve kariyerlerinde öğrendikleri her bir bilgi, bu aşamada işe yarayacaktır.

Kendilerini değerli, hala önemli ve başarılı hissetmek isteyen işten ayrılan annelerin en önemli motivasyonu, takdir görmektir.

Bir yandan manevi tatmin duyan ancak diğer yandan uykusuzluk ve yorgunluktan yıpranan işten ayrılan anneler, yaşadıkları korku ve endişeyi, takdir gördüklerini hissettikleri anda bir yana bırakacaktır.

Bunun yanı sıra çocuk belli bir yaşa geldiğinde işine dönemeyecek olanların genel eğilimi de okul aile birlikleri, sınıf annesi olmak, hobi kulüplerine girmektir.

Bakıldığında aslında “anne olmak” kadına yetmemektedir. Kafası multi disipliner çalışan kadın, tek bir sorumluluk ile kendini yeterli hissetmemektedir.

Ayşe Çolak, sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da önemli bir kariyere sahip bir anneyken, ailesi ve çocuğu için işi bırakıp, ülkesine dönen bir iş kadını. İşi bıraktıktan sonra yaşadığı gelgitler sonrasında Yenidenbiz ile tanışan Ayşe Çolak’ın öyküsü onun ağzından dinleyelim…

Seda Acar, işini bıraktıktan sonra hayatına yeni açılımlar yapan bir anne, onun cümleleri ile annelik yolculuğunu dinleyelim:

NELER YAPILABİLİR?

  1. Konvansiyonel dünya ve dijitali entegre edin: Evde ne yapacağını düşünen annelere, hem çocukları ile zaman geçirme yöntemleri hem de kendilerini geliştirebilecekleri imkanlar sunun. 0-48 ay için özel oyun atölyelerini, Youtube’a koyacağınız örneklerle birleştirin. Anneleri davet edin. Ellerindeki materyallerle neler yapabileceklerini öğretin.
  1. Uzaktan eğitim sistemlerini kullanın: MEB’nın uzaktan eğitim sistemleri mevcut, markanız bu yöntemlerle annelere, öğretmenlere, velilere ulaşabilirler. Vermek istediğiniz mesajlarını, onları ilgilendiren ana konularla bağlayarak özel bir KSS projesi hazırlayabilirsiniz. Hayatı besleyecek projelerinizi, hem beslenme, hem eğitim, hem müzik hem de pek çok sektör çerçevesinde verebilirsiniz. Unutmayın, bu kadınların hayatlarını beslemeye ihtiyaçları var, siz neden markanızla bunun bir parçası olmayasınız ki?
  1. Platform yaratmak: Sosyalleşmek isteyen annelere, doktorların, uzmanların katıldığı günler düzenleyin, buraya gelen annelerin rahat rahat konuya adapte olmaları için, alanın içerisine uzman bakıcılar koyun, çocuklarıyla onlar ilgilenirken siz de markalarınızı anlatın. Özellikle perakende markalarına bu anlamda çok görev düşüyor. İlla ebebek olmanıza gerek yok. Bir gıda markası olarak da bu hizmeti sunabilirsiniz. Günün sonunda sadakat bağı kurmanız gereken hedef kitleniz “anneler” ise ürününüzün muhteviyatı ne olursa olsun, onların “ gerçek” sorunlarına odaklanarak bu bağı sürdürülebilir hale getirebilirsiniz. 

Seda Acar ile yaptığım röportajda şunu anladım. Acemi anne iken aldığımız ürünler, sadece bilmeden aldığımız ancak “tavsiye etmediğimiz” hatta “kullanmadığımız” ürünlerden oluşuyor. Bu da markayı sadece bir kez eve sokarken, sürdürülebilir satışı negatif etkiliyor. Eğer markalar ve iletişimciler olarak, annenin “ana ihtiyaçlarına” odaklanırsak, o zaman sadece “satan marka” olmaz, “ değerli ve değer katan marka” haline geliriz. Bu da hepimizin, sürdürülebilirlik için kafa yorduğumuz dünyamızda en değerli gelişme olur.

  1. Kendilerini işe yarar hissettirin: Annelerin en önemli kaygısı, çocukları okula başladıklarında boşluğa düşmektir. Onları değerlendirin. Tıpkı Tavsiye Evi Tavsiye Evi, binlerce kadını, fikir liderine dönüştüren, bu esnada da markalar için önemli bir bilgi platformu haline gelen bir yapıdır. Anneleri hem fiziksel anlamda bir araya getiren hem de internet ortamında deneyimlerini paylaşan bu yapı içerisinde anneler, kendilerini değerli, takdir gören bireyler olarak hissetmektedir.

Börekler pişen, çaylar demlenen ve markalarla kadınların bu sıcak ortamda bir araya geldikleri bu yapıda, hiç akla gelmeyenler soruluyor, yepyeni bir yön keşfediliyor, çekilen videolar sosyal medyada paylaşılıyor. Markalar satın alma kararını veren kadınların ne istediğini anlıyor. Ve bu evde herkes gülümsüyor. 

Misafirler nasıl seçiliyor?

Markanız hayal ettiği hedef kitleyle buluşuyor. Bunun için 50 binden fazla Tavsiye Meleği taranarak markanıza en uygun isimler belirleniyor. Çocuklu, yalnız, teknoloji seven, duygusal, gezikolik, blogger her renkte her yaşta binlerce kadın Tavsiye Evi buluşmalarını dört gözle bekliyor. 

Markanız bu evde neler yapabilir? 

* Hedef kitlesindeki kadınlarla sıcak bir ev ortamında buluşup “Marka-Tüketici Sohbetleri”  yapabilir.

* ”Focus Grup Çalışmaları” ile hedef kitlesine uygun gerçek sonuçlara ulaşabilir.

* Tadım etkinlikleri, konsept testleri, ürün testleri ve pre-post test deneyimleri ile “İçgörü Analizleri” yaptırabilir.

* “Eğitimler”, seminerler ve “ Deneyim Günleri” düzenleyebilir.

* ”Online Araştırma” ile segmente edilebilir bir data sayesinde hızlı bir şekilde ölçüm yaptırabilir.

* “Innovation Center- Ürün Geliştirme Toplantıları” düzenleyebilir.

* “Video İçerikleri ve Kullanıcı Testimonial” çekimleri yaptırabilir.

  1. İşe dönme imkânı sunun / Gizli müşteri olmalarını sağlayın: Ya da çocukları ile yaşadıkları deneyimleri, sizin için kullanmalarını sağlayın. Bir anneden daha iyi bir gizli müşteri olabilir mi? Ürünlerinizi denetin, özel eventler düzenleyin, sizin için gezsinler ve yorumlarını paylaşsınlar. Onları bir araya getirin ve sizin için evlerinde davetler vererek, ürünlerinizi tanıtsınlar. Belli bir bedel ödeyeceğiniz bir aktiviteler sayesinde hem lokal hem de büyük şehirlerde önemli iç görüler elde edebilirsiniz. 
  1. STK İşbirlikleri: Yenidenbiz yapılanmasını duymuş muydunuz? Bu STK, kariyerini bırakan, deneyimli annelerin yeniden iş hayatına kazandırılması için canla başla çalışıyor. Onlarla yapacağınız işbirlikleri sayesinde, kariyerli annelerin yeniden iş hayatında yer almasına destek olabilirsiniz.

Yeniden Biz Neler Yapıyor: 

YenidenBiz, farklı sebeplerle iş hayatının dışında kalmış, ancak “yeniden” dönmek isteyen eğitimli ve deneyimli kadınları profesyonel yaşama hazırlamak üzere 2013 yılı sonunda bir platform olarak kuruldu. Aralık 2014’den bu yana ise dernek kimliğiyle faaliyet gösteriyor. Kurucularından ve YenidenBiz’in fikir annesi Ayşe Güçlü Onur, kendi sektörü olan Yetenek Yönetimi alanında, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara veren pek çok değerli CV’nin iş fırsatları ile buluşamadığını gözlemleyerek “bu kadınlar için ne yapabilirim?” sorusuyla yola çıktı. Aynı isteği paylaşan 6 kadın sosyal girişimci (Ayşe Güçlü Onur, Didem Altop, Melek Pulatkonak, Göknil Bigan, Özlem Yeşildere ve Esra Akın) bir araya geldi. YenidenBiz, o günden beri, eğitimli olduğu için avantajlı algılanan, daha çok yatırım yapılmış ve istihdam dışı kalmasının fırsat maliyeti daha yüksek bir kadın grubu için çalışmakta.

Gönüllülük esası ile çalışan, kar amacı gütmeyen YenidenBiz, destekçilerinin katkıları ile bugün artık online bir portal ile hizmet veriyor.

YenidenBiz aday havuzuna katılanlar yetkinlik bazlı ön mülakata alınıyor. YenidenBiz adayların gelişimini bir program ile destekliyor. Bu kapsamda her ay yaklaşık 3-4 farklı sınıf içi seminer gerçekleşiyor. Bugüne kadar alanında uzman eğitmenlerin katkılarıyla toplamda 100’ün üzerinde seminer / atölye çalışması gerçekleştirdik, 3000’e yakın katılımcıya ulaştı. YenidenBiz Aday Gelişim Programı;

  • CV yazım, mülakat teknikleri gibi temel bilgileri,
  • Motivasyon, çatışma yönetimi, değişim, zaman yönetimi gibi kişisel gelişim konularını,
  • İletişim becerileri, girişimcilik, dijital dünyadaki gelişmeler gibi yönetim ve liderlik becerilerini tekrar kazanmayı sağlayacak başlıkları kapsıyor.

YenidenBiz işe dönüş sürecini sadece seminerlerle değil, koçluk ve mentorluk programı ile de destekliyor.

YenidenBiz yeniden iş başı yapmak isteyen herkese rehber olacak bir “işe dönüş metodolojisi” oluşturmak üzere çalışıyor. www.yenidenbiz.com web sitesinde hali hazırda bir işe dönüş kılavuzu bölümü bulunuyor. İşe dönüş yapmak isteyen, yeniden başlangıç yapmakta zorlanan adaylar, bu bölümü inceleyebilirler.

YenidenBiz bugüne kadar 124 adayın tekrar kariyer dünyasına dönmesine destek oldu. Bu yaklaşık %14 gibi bir oran, yola çıkıldığında %10 gibi bir hedef belirlenmişti. Bu 124 kadın, kurumsal şirketlerdeki pozisyonların yanı sıra Türkiye’de alanında önde gelen STK’larda da kilit pozisyonlarda tam zamanlı yönetim görevleri üstlenmekteler. Bunlar arasında TEV, Darüşşafaka, Unicef, TEGV, Doğal Yaşamı Koruma Derneği ve AÇEV sayılabilir.

YenidenBiz kurumlarda farkındalık yaratmak için ziyaretler yaparak, sundukları iş fırsatları ile adayları buluşturuyor. YenidenBiz bir istihdam kurumu değil, kar amacı gütmeyen bir STK ve süreçte adayın kendi iş arama sürecine devam etmesinin öneminin altını özellikle çiziyor.

Kurumsal firmaların, STK’ların yanı sıra, YenidenBiz’in sunduğu iş gücünden en çok faydalanabilecek oluşumlar:

  • tecrübeli yetenek havuzunu kendi bünyelerine çekmek, atılım yapmak isteyen orta ölçekli oyuncular,
  • kabuk değiştiren aile şirketleri
  • start-uplar, sosyal girişimler olarak sayılabilir.

YenidenBiz aday havuzuna üniversite mezunu, 7 yıl ve üzeri iş tecrübesi olan, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara vermiş kadınların özgeçmişleri kabul edilip değerlendiriliyor.

İş fırsatları aday havuzu ile paylaşılıyor, pozisyonun gereklerine göre uygun adaylar seçilip kurumlar ile buluşturuluyor. Bütün bu çalışmalar gönüllülerin ve iş dünyasında kadının önemini benimseyen profesyonel bireyler ve kurumların desteği ile gerçekleştiriliyor.

YenidenBiz bünyesinde iş hayatına ara vermiş kariyer sahibi kadınlardan oluşan 6 farklı çalışma grubu yer alıyor. Çalışmalara toplam 100’den fazla gönüllü katkıda bulunuyor. YenidenBiz, tam zamanlı iş imkânlarının yanı sıra Türkiye’de henüz yeni yeni kabul gören proje bazlı, dönemsel ve yarı zamanlı iş olanaklarının önünü açmaya çalışıyor. Kendi işini kurmak isteyen girişimci kadını destekliyor. YenidenBiz’e ulaşan eğitimli ve deneyimli adaylara uygun tüm iş fırsatları YenidenBiz adayları ile paylaşılmaktadır. Kurumlar iş fırsatlarını YenidenBiz’e info@yenidenbiz.com adresinden ulaştırabilir.

  1. Yarım Kalmışlıklarına Çare Olmak: Hem iş hayatında deneyim sahibi olmuş hem de anneliği tatmış kadınlar, markalar için önemli bir bilgi kaynağıdır. Sadece araştırmalarınızda denek olarak değil, deneyim dönüşü anlamında da onlarla faydalanabilirsiniz. Call Center çalışan analizlerinde gizli müşteri olarak kullanabilirsiniz onları. Hem evden çalışmış hem de kendilerini yeniden “çalışan kadın” gibi hissetmelerini ve ekonomiye kazanımlarını sağlayabilirsiniz.
  2. Ürünlerinizi yollayın denesinler… İlla birer blogger olmalarına gerek yok, kuracağınız bir platform ile ücretsiz olarak yollayacağınız numunelerini deneyecek pek çok anne olacaktır. “Gerçek” içgörüleri, “gerçek” annelerden alın. Emin olun, izleyici sayısından daha fazla WOM elde edersiniz. Çünkü anneler artık, para karşılığı ürün tanıtan kişilerden çok sıkıldılar. Onların, kendileri gibi insanların yorumlarına ihtiyaçlarına var.
  3. Mini Filozofi: Her zaman hayatta bir çıkış planı yapılabilir. İşten ayrıldınız diye yepyeni açılımlar yapamayacaksınız ve eve mahkum olacaksınız diye bir şey yok. Sadece kendinize biraz inanmanız ve kendinizi bu yeni yolculukta keşfetmeniz yeterli. 

Seda Acar tam da bu bahsettiğim adımı atan kadınlardan. Felsefe mezunu bir kadın olarak, pek çok kurumda çalıştıktan sonra anne olan Seda, annelik serüveni içerisinde “kendini yeniden keşfetti”. Eğitim, felsefe ve çocuk üçgeninde neler yapabileceğini anlamaya çalışırken, takip ettiği uzmanları dinlerken “Çocuklar için Felsefe/ Philosophy for Children (P4C)” ile tanıştı. Ve eğitimini alarak “Mini Filozofi”yi kurdu.Şimdi, hem oğluna zaman ayırıyor hem de paylaşmayı istediği eğitim bakış açısını çocuklarla bir araya getiriyor.

Mini Filozofi atölyelerinde 5-15 yaş arasındaki çocuklar kalıplaşmış sınıf düzeninde değil, bir çember etrafında bir araya geliyor. Deneyimli ve uzman bir eğitimci; özgüven, cesaret, yaratıcılık, çevre bilinci, insan hakları, hayvan sevgisi vb. konuları değerlendiren uyaranlar (hikaye, fotoğraf, video, nesne vb.) kurguluyor.

Tüm çocuklar anlatılan hikayeler üzerinden kendi fikirlerini özgürce paylaşıyor, sorgular ve yeni yaklaşımlar üretiyor. Kimi zaman kendilerini kurgusal bir hikâyenin içinde buluyor ve farklı önermeler geliştirerek diğer arkadaşlarıyla fikir alışverişine giriyor.

Tahminlerin tersine, büyük filozoflardan veya onların düşünce akımlarından söz edilmiyor. Çocuklar aktif olarak soru sormaya yöneltiliyor, demokratik bir şekilde tartışmayı istedikleri konular üzerinde fikir alışverişinde bulunuyorlar. Cevaplardan çok sorular önem kazanıyor.

Hani diyoruz ya, “Çocuklarımız bizimle neden sohbet etmiyor” diye… Belki de bunun nedeni, onlarla bizim de yeterince sohbet etmemizdir. Günlük hayatın yoğunluğunda atladığımız “anı yaşama”, “gerçekten merak etme” yetilerimizi geliştiriyor felsefe. Ve buna çocuk yaştan başlamak, aile ilişkilerimizde, hayata bakışımızda hatta başarılarımızda bile önemli birer mihenk taşı oluyor.

Çocuklar için Felsefenin Kazanımları Nelerdir?

Çocukların dünyası, yetişkinlerin dünyasından daha renkli ve sınırları daha geniştir. Mini Filozofi’de ana hedef, çocukların sahip olduğu bu hazineyi hayatları boyunca geliştirerek korumalarıdır. Sorunlar karşısında farklı yaklaşım açıları bulabilmeleri, düşünce alışkanlıkları geliştirmeleri ve her şeyden önemlisi özgür birer birey olabilmelerini sağlamaktır.

Bilimsel olarak ispatlanmış başlıca kazanımlar:
– Çocukların bilişsel ve matematiksel becerilerini artırır.
– Okuma, yazma ve anlama becerilerini geliştirir.
– Çocukların özgüvenlerine önemli bir katkıda bulunur.
– Konsantrasyon, kendini ifade ve empati kurma yeteneklerini destekler.
– Çözüm üretme yöntemleri geliştirir.
– Mantık hatalarını tespit etme kabiliyeti sağlar.
– Küçük yaşta eleştirel düşünce alışkanlığı oluşturur.
– Ezber sistemi değil, sorgulayan sistemin bir parçası haline getirir.

Gelin şimdi, Mini Filozofi’yi Seda’nın kendi cümleleri ile dinleyelim:

Hala daha fazlasını isteyen iletişimci dostlarımızı gamekudra.com’da bekliyoruz.

İyi eğlenceler,

Esra Baykal Güçlü

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Mom and Kids Zone Yazı Dizisi – 1. Bölüm

“Pazarlama disiplini ve vakaları, yetişkinler tarafından, yetişkinlere yönelik olarak geliştirilmektedir. Ancak bu paylaşımlar, çocuklar ve gençler üzerinde her zaman etkili olmazlar.”

(Dr. James McNeal, “The Kids Market Myth and Realities”)

NEDEN ÖNEMLİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR KONU BU?

Türk nüfusunun %30’u 0-17 yaş arası çocuklardan oluşuyor. Avrupa’ya baktığımızda ise bu oran %19’larda kalmaktadır. Türkiye genç nüfus oranında birçok dünya ülkesine göre daha zengin olması ile dikkat çekiyor. Genç nüfus oranının yüksek olması beraberinde bebek çocuk gereçlerine olan talebi de olumlu yönde etkiliyor.

Türkiye’deki 23 milyon çocuk olmak üzere genç nüfus dağılımı; verilerde 0-4 yaş 6 milyon, 5-9 yaş 6 milyon, 10-14 yaş 6 milyon, 15-17 yaş 3 milyon ve toplam totalde 22.977 milyon olarak yer alıyor. Nüfusun en yoğun olduğu yaş aralığı 10-14 yaş arasıdır. Doğum Oranı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin çifte düzeyde yaklaşık olduğu görülebilir 1000 birey istatistikleri baz alındığında ülkelere göre doğum oranı; Türkiye’de 18.9, ortalama 15 Avrupa Ülkesinde 10.0, 25 Avrupa Ülkesinde 10.5, Fransa’da 12.6, İngiltere’de 11.9, İtalya’da 9.9 ve Almanya’da ise 8.4 şeklindedir.

Bir başka deyişle, ülke nüfusunun neredeyse % 26’sını 0- 14 yaş grubu çocuklar oluşturmaktadır. Toplamda 6,1 milyar olan dünya nüfusunun da % 30’unu 0 -14 yaş arası çocukların oluşturduğu belirlenmiştir. (www.prcdc.org).

Görüldüğü gibi çocuklar demografik olarak önemli bir gücü temsil etmektedir ve bu grup, dünya döndüğü sürece aktif birer tüketici olarak var olacaklar. Çocuklarını rahimlerinde ilk hissettikleri andan itibaren bu kadınlar, kendilerinden çok çocukları için bütçe ayıracaklar. Ve o çocuklar, değişen teknolojik trendler, dijital dünyanın her şeye ulaşmayı kolaylaştırması sayesinde de daha “agu” demeye başlar başlamaz, etkili birer alışveriş canavarı olacaklar.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de aileler bebek başına, 2 yaşına kadar aylık ortalama 60$ – 70$ , yıllık 720$ – 840$ harcama yapıyor. Bilinç düzeyinin yükselmesi anne babaları, çocuklarını da sağlıklı büyütme isteği ile yeni ürün ve hizmet arayışına itiyor. Diğer taraftan her alanda dünya ortalamasının altında seyreden bebek başına harcama tutarlarının çok yüksek potansiyel barındırması yerli ve yabancı şirketler için Türk pazarını cazip kılmaktadır. Diğer sektörlerle karşılaştırıldığında 3 – 5 kat daha hızlı büyüyen bebek – çocuk pazarı Türkiye ekonomisi içerisinde her geçen gün payını arttırmaktadır. (Kaynak: baby-kidstore.com)

HER FİRMANIN BİR ÇOCUK ÜRÜNÜ OLMAYA BAŞLADI… 

Gerçekten de çocukların ekonomideki itici gücüne paralel olarak doğrudan çocuklara yönelik üretilen ürün veya hizmet yelpazesinde ve çocukları hedefleyen pazarda gözle görülür bir artış vardır. Ülkemiz açısından ele alındığında da her yıl daha fazla sayıda kuruluşun çocuklara yönelik pazarla ilgilendiği görülmektedir.

Artan şekilde yalnızca çocuklara yönelik üretim yapan tekstil firmaları, kitap ve süreli yayınlar, oyuncak süpermarketleri, alışveriş merkezlerindeki oyun ve eğlence alanları, eğlence merkezleri, sinema endüstrisi ürünleri, temizlik ürünleri (özel diş macunları, diş fırçaları, şampuan, krem vb. ), sakız, çikolata, kahvaltılık gevrek, bisküvi, makarna, yoğurt, meyveli süt vb. gibi ürünlerin yanında hazır gıda işletmelerinin çocuk menüleri de çocukların değerli bir hedef kitle olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

3- 17 yaş arasındaki çocukların kişisel ihtiyaçları ve eğlence için yıllık 50 milyar dolardan daha fazla para harcadığı, aynı yaş grubunun hane harcamaları üzerindeki etkisinin ise her yıl için yaklaşık 340 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. (www.mediafamily.org) Benzer şekilde AC Nielsen Zet firmasının ülkemizdeki çocuk ve gençlerin satın alma ve marka kararına ne ölçüde etkili olduklarını belirlemek amacıyla yaptığı araştırmada da, çocuklarıyla birlikte alışverişe çıkan ailelerin % 82’sinin tüketim miktarlarının arttığı ortaya konmaktadır. (www.hurriyet.com.tr).

Hazır giyimde en önemli tedarik ülkesi, Türkiye

Hazır giyim dünyada en iyi olduğumuz alanların başında geliyor. Veriler de gösteriyor ki, Türkiye hazır giyim konusunda dünyanın 7. Avrupa’nın 2. büyük tedarikçisidir. Bebek ve Çocuk Hazır giyimde en çok tercih edilen hammadde olan pamuk üretiminde dünyada 5.sırada yer alan Türkiye aynı zamanda organik pamuk üretiminde de yüksek kalite standartlarında son teknolojileri kullanması, kreatif dizaynlar yapması ve çalışanların bilgi birikimi, yeteneği sayesinde önemli bir rol oynuyor.

Tüm bunların yanında esnek üretim imkânı sunularak, müşteri isteklerine hızlı bir biçimde cevap veriliyor. Üreticilerin çoğu Bursa, İstanbul, Denizli ve İzmir’de kurulu olup; bebek ve çocuk giyimi üretiminin %80’i Bursa’da gerçekleştiriliyor. Verilere göre Almanya, 2012 yılında %20 pay ile en fazla ihracat yapılan ülkedir. Almanya’yı sırasıyla İngiltere, İspanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Rusya, İsveç, Danimarka takip ediyor. Uluslararası arenadan bakıldığında, Türkiye nüfus artış hızı bakımından önde gelen ülkelerden biridir. Bebek ve çocuk giyim sektörü, bebek ve çocuk segmentinde en büyük paya sahip ve en hızlı büyüyen alanlardan birisidir.

Ancak açık pazarların kullanımının çok yaygın olması markalaşmayı zorlaştırıyor. Daha rekabetçi bir yapı ile özgün ürünler meydana geldikçe Türkiye’den bu alanda uluslararası arenada önemli markalar çıkacaktır. Türkiye en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkeler arasında yer alıyor.

2004-2020 yılları arasında yıllık bazda nüfus artış oranına baktığımızda Hindistan 1,3 Türkiye 1,2 İrlanda 1,2 Meksika 1,1 Brezilya 1,1 Dünya Ortalaması 1,1 Avustralya / Amerika 0,9, Kanada 0,8 Çin 0,6 Norveç 0,5, Hollanda/ Fransa/İsveç/İngiltere 0,3 olması bekleniyor. Türkiye’de bebek bezi pazarının büyüklüğü, 350-400 milyon Euro Türkiye’de bebek bezi pazarının büyüklüğü yaklaşık 350-400 milyon Euro olarak hesaplanıyor. Türkiye’de ailelerin %84 hazır bezi tercih ediyor. Tüketim oranı yüksekken Avrupa’ya kıyasla günlük bez kullanım oranı daha azdır. Avrupa’da günde 4-5 bez tüketilirken Türkiye’de 3 kez alt değiştiriliyor. Türkiye’de ortalama bez kullanım süresi 27 ay. Bu süre Avrupa’da daha uzunken en uzun bez kullanım süresi Japonya’dadır. Günlük bez kullanım sayısı yeni doğan bebeklerde günde 8 adet, büyük bebeklerde günde ortalama 4 adet. Bu sayı yine Avrupa ortalamasının altında kalıyor. Bebek bakımında bezlerin ana yardımcısı olan alt temizliği ürünleri de ciddi bir pazar oluşturuyor. Alt temizliğinin önemli araçlarından biri olan ıslak mendil, bebek cilt bakımında en çok satan ürün olmasını nedeniyle ayrı bir kategoride ele alınıyor. Islak mendillerden sonra cilt bakımlarında en güçlü kategori olarak şampuan ve saç kremleri öne çıkıyor. Türkiye’de bakım ürünleri pazarında eczane kanalının oldukça güçlü olduğu gözlenmektedir. Bebeklerin hijyen ve bakımları için her evde ıslak mendil ve şampuan mutlaka kullanılmaktadır.

Bebek araç ve gereçleri büyümesi beklenen bir pazar

Bebek pazarının ciro anlamında en küçük payını pusetten, biberona, mama koltuğundan oto koltuklarına kadar bebek araç ve gereçleri oluşturuyor. Türkiye, büyüyen ekonomisi ve artan nüfusu bakımından bebek araç gereçleri için önemli ve daha fazla gelişebilir bir pazar olarak görülüyor. Ayrıca daha önce tüketici algılaması bakımından lüks mal sınıfına giren puset ve oto koltukları, özellikle 2000’li yıllarda hem düşen fiyatlar hem de artan tüketici bilinci nedeniyle önemli bir ihtiyaç olarak görülmeye başlandı. Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde getirilen yeni yasalarla zorunlu hale gelen oto koltuğu kullanımı bu grupta büyüme potansiyeli olan en önemli ürünlerden bir tanesi olarak dikkat çekiyor. İthalatın artması ile oyuncak pazarında önemli bir ivme gözlemleniyor.

Türkiye’de oyuncağa çok az bütçe ayrılıyor.

Ülkemizde çocuk başına yıllık 20- 25 dolarlık oyuncak harcaması yapıldığı tahmin ediliyor. Bu rakam ABD’de çocuk başına 300 $, Avrupa’da 350 $ ve dünya ortalaması ise 35 $. Dünyada oyuncak pazarı için beklenen büyüme yüzde 2 ila 4 arasında iken, Türkiye’de eğitimli ve genç ebeveynlerin artmasıyla birlikte yüzde 20’lik bir artış bekleniyor. Türkiye’de oyuncak sektörünü ilgilendiren 18 milyon çocuk nüfusunun her geçen yıl artmasıyla birlikte Pazar hacminin 2015 yılı itibariyle 2 milyar doları geçmesi bekleniyor. Türkiye’deki oyuncak sektörü % 85 ithalata dayalı. İthalatın artmasıyla beraber oyuncak pazarı da önemli bir gelişme gösteriyor.

Bebek çocuk ev tekstili ciddi bir pazar

Mobilyada, sektörün ekonomik büyüklüğü 7 milyar dolara ulaşmış durumdadır. Çocuk ve Genç ürünlerinin payı ise bunda %5’lik bir yüzdeyi oluşturuyor. Ancak bu oran nüfus sayısının ve aynı zamanda milli gelirin artması ile gittikçe yükseliyor. Bu oranın sadece %20 ’sini ise bebek mobilyası oluşturmakta ve bu da ortalama 70 milyonluk bir pazar payına denk gelmektedir.

Türkiye’de bebek mobilyasının geçici olmasıyla ilgili mevcut bir algı bulunuyor. Bu nedenle de aileler, özellikle bebeklerde 0-2 yaş arasını fonksiyonel bebek mobilyası ile geçirip daha sonraki yaşlarda çocuk odasına geçişi tercih ediyor.

İlk kez bebeği olacak, ekonomik durumu daha iyi ailelerde ise durum biraz daha farklı diyebiliriz. Bu aileler, “özel bebek odaları” hazırlatıyor ve daha çok özel üretim yapan butik firmalardan alışveriş yapıyor. Özel butiklerin bebek mobilya pazarında paylarının yüzde 10’larda olduğu açıklanıyor. Uyku setleri, yatak örtüleri ve nevresim takımlarını kapsayan ev tekstili ürünleri ise bebek ve çocuk piyasasında ciddi bir pazar oluşturuyor. Ev tekstil konusunda niş, organik veya bambu gibi farklı tarzda ürünlerin üretimini yapabilen Türkiye, bu konuda dünyadaki önemli bir talebi de karşılamaktadır. İhracatta dünya 3. olan ülkemizin gelecek yıllardaki hedefleri arasında ise birinci sıraya yerleşmek yer alıyor. (Kaynak: baby-kidstore.com)

Sadece bu rakamlar bile, bu hedef kitlelerin daha detaylı analiz edilmesini gerektirmektedir.

YENİ JENERASYON ANNELER…

 

 Artık kadınlar daha geç çocuk sahibi oluyor. Değişen kültürel yapılar nedeniyle, son birkaç yılda çocuk sayısı nispeten çoğalmaya başlasa da genel olarak 1-2 çocuk sahibi daha ufak aile yapıları içerisinde yaşam devam etmektedir. Ve bu anneler, aslında dijital dünyaya doğmamış, sonradan adapte olmuş, hala sokak oyunlarını hatırlayan, zamanında ağaca tırmanıp meyve toplamış olan kadınlardır.

Oysa dijital dünyanın tam göbeğine doğmuş olan çocukları ile fark etmeseler de aralarında kültürel bir gap/boşluk vardır.

Bizler, ebeveynlerimizle yaşadığımız çatışmaların çok daha büyüklerini çocuklarımızla yaşamaktayız ve yaşayacağız. Sosyal hayatta, iş hayatında hatta eğitime bakışımızda çocuklarımızın vizyon ve beklentilerinden nispeten daha uzaktayız. Ancak, dönem ve şartlar ne olursa olsun, her annenin SES düzeyinden bağımsız olarak elinde tek bir hedefi vardır: “ Ne olursa olsun iyi bir anne olmak!”.  Bu amaca ulaşmak için zamanını, parasını, sabrını vermeye hazırdır.

Ancak bu kan, ter ve gözyaşı da içeren bir yolculuktur.

Çünkü çocuklar, belli bir yaşa gelene kadar ( 8 yaş) dünyevi motivasyonlardan uzaktır. Soyut kavramları algılayamazlar. Bu da iletişimde anneyi maddi, manevi desteğe aç hale getirir. İşte bu anlar, markaların, kurumların devreye girdiği ya şah ya da şahbaz oldukları anlardır. WOM’un bu derece etkili olduğu bir dönem yaşamadık. İstikrarın ve güvenin bu derece elzem olduğu bir pazarlama ve iletişim süreci yaşamadık.

Şimdi markalar, iletişimciler, pazarlama dünyası ve kurumlar olarak masaya rasyonellerle oturmamız ve hamasi değerlerden çok, net rasyonel faydalar ve somut çıktılar üzerinden değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. Kim bu insanlar, bizden ne bekliyorlar, markamızı onların aklında ve kalbinde somutlaştırmak için neler yapmamız lazım. Konvansiyonel yaklaşımlar dışında inovatif çözümler, farklı mecralar ve gerilla operasyonlar için daha fazla kafa patlatmamız lazım. Anlık heyecanlar ve etkiler yaratırken, ana çatımızı destekleyen, uzun vadeli adımlarımızı da gözden geçirmeliyiz.

ÖZETLE ASLINDA, BACK TO BASICS DOSTLAR!

İlk bölümü kapatmadan önce size anlık adımların etkisi ve bunun uzun vadeye yansımasına dair bir hikâyecik anlatmak ve bir de öneride bulunmak istiyorum. ( Bunu sıkça yapacağım :) )

Toyzzshop, bir annenin, haftada 1 gün ziyaret etmeden, asli görevini yerine getirmediği bir mağazadır. Bu mağazada, binlerce çeşit oyuncak bulabilirsiniz. Ve bir erkek çocuğu annesi olarak Cars serisinde yer alan yarışçı arabaların isimlerini de ilk 1 yıl içerisinde ezberlemiş olmalısınız.

Mağazanın Kozyatağı Şubesi’nde bir gün yine haftalık hac ziyaretimizi yaparken, CARS serisi arabaların büyük sepetlere konduğunu gördük. Oğlumun boyu yetişmediği için kucağıma çıkıp, kendisinde olmayan bir model var mı bakmaya başladı. Zorlu süreç, oğlan olmuş 15 kilo bende de lordoz ve skolyoz var. Can hıraş bir şekilde yeni model ararken, oğlum keşke bu arabalara daha kolay ulaşabileceği bir yerde dursalardı serzenişinde bulundu. Yanımızda başka işlerle uğraşan bir mağaza görevlisi olduğunu fark ettim ama o anda konuyu açmadım.

Bir sonraki kutsal ziyaretimizi aynı mağazaya gerçekleştirdiğimizde, muhtemelen bizim oğlanın serzenişini duyan mağaza görevlisinin, aklına sağlık, anında attığı adımla, arabaların oğlumun boyuna uygun bir rafa yerleştirildiğini gördük. Kalbimizi fetheden bu adım, oğlumun daha büyük bir hevesle mağazaya girmesini sağladı. Ekonomik anlamda beni yıkan ama bir iletişimci olarak takdirimi alan bu adım sonrasında aslında şunu düşündüm. Mağazacılık mantığı içerisinde aslında bu ilk öğretilen kuraldır. Tüketicinin göz hizasında olacaksın! Ve buradaki tüketicin neredeyse bir arpa boyu :)

ÖNERİ:

Bunun yanı sıra şunu da düşünelim. Aileler, çocuklarının erken yaşta bütçe yapmayı öğrenmesini ister. Kumbaralar bu nedenle hayatımız boyunca vazgeçilmez birer unsur olacaklardır. Aile bütçesini de kısmen rahatlatan bu eğitim, çocuğun emek vererek bir amaca ulaşmasını da öğretecektir. Ve biriken her para, illa ki oyuncakçılarda harcanacaktır. Ancak unutmayalım ki, her oyuncakçı, tekstil mağazasının kasa yüksekliği yetişkinlere göre ayarlanmıştır.

Peki, hedef kitlemiz olan bu miniklerin, markamızla daha fazla duygusal bağ kurması için onlara özel bir boyda hazırlanmış ve kumbaraları ile geldiklerinde tırmanmak zorunda kalmayacakları bir kasaları olsa… Kumbaraları ile gelen çocuklar, kendilerine özel hazırlanmış kasaların önünde paralarını çıkarsalar ve kasiyerle daha rahat iletişim kuracakları bir ortamda alışverişlerini gerçekleştirseler… Hem kendilerine olan güvenleri hem de mağaza içerisinde kendilerini daha ait hissedecekleri bir ortamı bulmazlar mı? Hatta bir fikir daha size: Belli bir rakamın üzerinde kumbarasında para biriktirmiş olan miniklere, özel günlerde mağazalar da artı bir ekleme yaparak daha yüksek meblağlı alışveriş yapma imkânı sunsalar?

Alın size hem anlık hem de istikrarlı bir biçimde şekillendirilmiş, gönüllere taht kurma ve daha fazla ciro yapma imkânı…

Gelecek bölümde görüşmek üzere… 

GELECEK BÖLÜM: ANNELER

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link