Volvo & Van Damme: Hibrid Ünlü Kullanımı 0

Dünya’nın en büyük ikinci ağır sınıf tır üreticisi Volvo, son reklam filmi olan ‘The Epic Split’te, Dinamik Direksiyon Sisteminin eşsiz dengesini dünyaca ünlü dövüş sporcusu ve oyuncu Jean Claud Van Damme ile özdeşleşen sıfır bacak açma hareketiyle vurguluyor.

İnternette sadece Volvo’nın resmi youtube sayfasında 31 milyona yakın kez izlenerek müthiş bir viral etkisi yaratan bu reklam filmi, değişen dünyamız ve reklamcılık anlayışı açısından bizleri nasıl bir değişimin içinde olduğumuz konusunda düşünmeye itiyor. İnternetin demokratikleşmesi ve sosyal ağların hayatımıza girmesiyle bir anda kendimizi içinde bulduğumuz dijital çağ “hybrid advertising” olarak adlandırılıyor bizler açısından. Bu çağ her şey gibi reklamcılığı ve pazarlamayı da etkiliyor ve bir dönüşüme zorluyor. Bu değişimle birlikte insanların bir yandan maddi metalara yönelik sonsuz istek duyması ve eş zamanlı olarak da samimi manevi değerler içeren işlere verdiği yüksek tepkinin oluşturduğu paradoks bu reklamcılık dünyasını yeni bir arayış içine yöneltiyor. Bu yılki Cannes Lions’da ödül alan işlerin ( bu adresten ulaşabilirsiniz. http://erhaneren.wordpress.com/2013/07/09/cannes-lions-2013-ve-yeni-bir-yaraticilik/) manevi değerler ekseninde “reklam olmayan reklam” kategorisindeki işlerden olması demek istediklerimi açıklayacak bir örnek olacaktır sanırım.

http://www.youtube.com/watch?v=M7FIvfx5J10

Volvo’nu yaptığı işte de ben bu değişime ayak uydurularak çalışıldığını net şekilde görüyorum. Marka yöneticilerinin reklamcılardan “Bir iş yapalım, viral olsun herkes izlesin.” isteği bu işte gerçekleşmiş. Biz Van Damme’ı izliyoruz sanarken aslında Volvo mesajı gayet net bir şekilde vermiş oluyor. Tipik bir “reklam olmayan reklam” yani. İşi başarılı kılan birkaç sebep var:

  • Öncelikle dikkat çekici bir durum var ortada. Yani iki tırın ortasında bacaklarını açmış bir adam görüntüsü başlı başına ilgi çekici.
  • Bu görüntüyü en iyi kim verebilir sorusuna bulunan cevap çok doğru olmuş. Böyle bir şeyi yapabilecek belki başka insanlarda vardır fakat hiçbiri Van Damme kadar etki yaratamazdı. Çünkü bu hareket kendisiyle özdeşleşmiş bir hareket. Küçükken sayısız kez izlediğim “Kan Sporu” adlı filminden beri bu hareket kendisiyle anılıyor.
  • Filmin prodüksiyon kalitesi gayet başarılı. Estetik bir görüntü ortaya çıkmış.
  • Markanın vaadini daha iyi anlatması söz konusu olamazdı herhalde. Bıçak sırtı bir durumda bile bu tır sorunsuz sürüşe devam edebiliyor.
  • Volvo’nun dillere pelesenk olmuş “Güvenlik” konumlandırmasına şüphesiz ki destek sağlıyor.
  • Doğru ünlü kullanımı yapıldığı için iş kolayca viral etkisi yarattı ve kısa sürede markaya müthiş bir reklam değeri kazandırdı.

volvoo2

Daha da sayılabilir. Şu aşamada eklemek istediğim bir şey daha var. Reklamcılığın vazgeçilmez stratejilerinden biridir ünlü kullanımı. Reklamcılık tarihinde birçok başarılı ya da başarısız ünlü kullanımı mevcut. Temel olarak ünlü kişinin kişisel çekiciliğini markayla birleştirmeyi hedefler. Bu şekilde marka ile tüketici arasında bir köprü kurmuş olur bu strateji. Fakat bu noktada ben, ünlü kullanımının çok kritik bir karar olduğu kanısındayım. Yani her ünlü her markayla uyum sağlayamaz. Çok defa yanlış kullanımlar sonucu çöpe giden paralarla sonuçlandı reklam kampanyaları. Reklamcılıkta ünlü kullanımında kilit nokta şu bence:

Ünlü kişinin en güçlü olduğu nokta benim fikrimi ya da vaadimi anlatmama yardım ediyor mu?

Acaba ünlü kişinin en güçlü özelliğini mi kullanıyorum? sorularını cevaplamak.

İşte bu filmde sorulara net bir cevap verilmiş ve çok başarılı, yerinde bir ünlü kullanımı yapılmış. Reklamın başarısının arkasındaki en önemli sebeplerden biri de bu uyum şüphesiz. Bu yüzden ünlü kullanılacak reklam kampanyalarında yukarıdaki iki sorunun hem marka tarafında hem ajans tarafında bir check-point görevi üstlenmesi taraftarıyım naçizane.

aa

TheEpicSplit filminin arkasındaki yönetmen Andreas Nilsson, “Önceki belgesel tarzındaki Volvo Kamyon filmlerine kıyasla daha lirik bir çalışma yapmak istedik. Film gayet net ve basit. Çok fazla bilgi yok. Yapılan olağanüstü gösteriyle araçların neler yapabileceğini göstermek istedik. Adeta yavaş hareket eden, koreografisi dikkatle hazırlanmış bir modern dans gösterisi gibi” sözleriyle anlatıyor işi ve devam ediyor.”

“Son çekim öncesi çekim ekibi üç gün boyunca prova yaptı, çünkü asıl kayıtların sadece 15 dakika içinde tamamlanması gerekiyordu. Çekimi, gün ışığının en uygun konumda olduğu 8:05 ile 8:20 arasında gerçekleştirmemiz şarttı.”

 

Kamera arkası görüntüler:

 

 

Volvo Tır’ın Halkla İlişkiler Yöneticisi PerVilhelmssonise “Bu canlı test videolar, hem eğlenceli hem de bilgi verici bir yolla geniş bir kitleye ulaşmamızı ve Volvo Kamyon markası için ilgi uyandırmamızı sağlıyor. ‘TheEpicSplit’ sadece görsel olarak muhteşem ve heyecan verici değil, aynı zamanda yeni Volvo FM’in benzersiz yeteneklerini mükemmel bir şekilde ortaya koymasıyla etkileyici. Volvo FM, Jean-Claude Van Damme’ı yan aynaları üzerinde taşıyabiliyorsa, birçok zorlu durumun da üstesinden gelebilir.” cümleleriyle açıklamış yaptıkları işi.

volvoo

Vilhelmsson’un şu sözleri dikkat çekici “Strateji ve yaratıcı ekip ilgi çekebilecek, bilgilendirecek, eğlendirecek bir Youtube filmi üzerinde çalıştılar. Bu özellikler yerel marketlerdeki satış kampanyaları öncesinde global bir etki yaratmalıydı. Sadece tır sürücülerini değil ileride tır kullanacak kişiler ve aynı zamanda Volvo tüketicisi olabilecek kişileri de hedeflemeliydik. Biz medyanın değiştiğinin farkındayız. Bugün birkaç yıl öncesine göre bile farklı medya tüketim alışkanlıklarına sahibiz. İşte bu yüzden milyonlarca insana ulaşma konusunda mali açıdan dengeli bir yol seçtik ve online alana yöneldik. Bu karar kampanyanın çıkış noktasından itibaren verilmiş bir karardı.

Bu film Volvo Tır’ın ‘The Chase’, ‘TheHamsterStunt’, ‘TheHook’ ve ‘TheBallerinaStunt’ gibi önceki popüler filmlerinin devamı niteliğinde. Volvo aracın hünerlerini benzer işlerle anlatmaya devam ettirecekmiş fakat Van Damme ile şu anda planlanmış başka bir reklam filmi bulunmuyor. Son olarak reklamın künyesini verip emeği geçenleri tebrik edelim.

 

Credits:

Client: Volvo Trucks

Agency: ForsmanBodenfors

Producer: Alexander Blidner

ProductionCompany: Folke Film, Stockholm

Producer: JoiPersson

StuntCoordinator: Peter Pedrero

Production Service Company: StoryWeProduce, Barcelona

Producers: Ana Laura SolisandMarc Bedia

Director: AndreasNilsson

 

Yararlanılan Kaynaklar:

http://www.thelocationguide.com/blog/2013/11/ng-commercial-folke-film-shoots-jean-claude-van-damme-splits-stunt-in-spain-for-volvo-trucks/

Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünden 2013 yılında mezun oldum. Marka İletişimi ve Stratejik Planlama üzerine çalışmalar yapıyorum. Bu topraklarda dünya markası çıkarma gönüllüsüyüm. Ayrıca siyasete, bilime ve tarihe özel bir ilgim var.

Bir Cevap Yazın

Apple’ın Artırılmış Gerçeklik Kiti: ARKit 0

Apple’ın iOS 11 güncellemesiyle gelen ARKit, artırılmış gerçeklik hamlesiyle birlikte önümüzdeki yıla damga vuracak teknolojilerden biri olacağa benziyor. Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik) teknolojisine yönelik olarak hazırlanan bu ARkit, gelecekte iOS platformunda göreceğimiz yeni artırılmış gerçeklik uygulamalarına davetiye niteliği taşıyor.

WWDC 2017 etkinliğinde Apple, ARKit’i tanıtmıştı. Fakat Apple’dan önce Facebook’un AR kamera platformunu F8 konferansında duyurması; Google’ın Google Lens‘i duyurması halihazırda akıllı telefonlarımızın kameralarını AR için kullanacağımıza işaret ediyordu.

Bir zamanların en popüler oyunu olan Pokemon Go aslında, telefon kamerasından faydalanarak, gerçek dünya görüntülerini sanal unsurlarla birleştiren artırılmış gerçeklik teknolojisine en iyi örnek olmuştu.

ARKit’in tam tanım ve işlevi ise, çevredeki dijital nesneleri ve bilgileri, gerçek dünyayla yeni yollarla etkileşime girmek için serbest bırakarak ekranın ötesine taşıması.

Önümüzdeki günlerde Apple’ın Appstore’da ARKit destekli uygulamalar şeklinde bir alt kategori sunacağı da bekleniyor.

 

Çağımızın Salgını FOMO: Pazarlama Dünyasındaki Başarısının Ardındaki Gerçekler 0

FOMO’yu daha önce duydunuz mu?

Duymadıysanız, olan biteni kaçırdınız demektir.

2013 yılında Oxford sözlüğüne de giren FOMO, olan biteni kaçırma korkusu anlamına gelen “fear of missing out” akronimidir. İlk defa pazarlama stratejisti Dan Herman tarafından dile getirilen bu kavram, “özellikle Y kuşağı ve sonrası jenerasyonun beyninde, söz konusu olayın/nesnenin/durumun yokluğunda meydana gelebilecek sonsuz “eğer” ihtimallerini düşünerek oluşturduğu geri kalmışlık hissinin yarattığı psikolojik anksiyete (endişe)” durumunu ifade ediyor.

Çağımızın salgını FOMO, sosyal medyanın hayatımıza bu denli yerleşmesi ile birlikte girdi. Instagram, Facebook, Twitter ve Snapchat gibi sosyal platformlar hayatımıza girdiğinden beri, yaşama şekillerimiz tamamen değişti. Özellikle Snapchat’in 24 saat içerisinde kaybolan içeriklerinin Instagram gibi diğer popüler platformlara yayılmasıyla, olan biteni kaçırmışlık baskısını iyiden iyiye hissetmeye başladık. Hepimiz anı gerçekte kaçırmak pahasına egzotik gün batımını, favori restoranlarımızdaki iştah açıcı yemekleri ve arkadaşlarımızla eğlendiğimiz geceleri sosyal medya hesaplarımıza yüklemenin ve takip etmenin telaşındayız. Doğal olarak, hepimizin sosyal medya hesapları idealize edilmiş içeriklerden ibaret. Dahası, her gün zaman akışımızda karşımıza çıkan bu muhteşem tatilleri, lüks mutfakları, fit vücutları ya da kusursuz selfieleri gördükçe kendimizi daha da yetersiz hissediyoruz. Neden biz de bu muhteşem anlardan geri kalalım ki? Kalmayalım. Bu yüzden daha çok satın alalım, daha çok tüketelim, daha çok deneyimleyelim hatta en çok biz deneyimleyelim!

Aslında psikoterapislere göre FOMO, ilkel hayatta kalma dürtülerimize dayanıyor. Diğer insanların bizden daha fazla hayatı yaşadığını algıladığımızda beynimize güvensizlik ve tehdit altında olduğunu hissettiren sinyaller gönderiliyor. Küçük gruplar halinde yaşadığımız ilkel çağlarda “bilinenin içinde olmak” hayatta kalmaya yardımcı oluyordu. Örneğin; yeni bir besin kaynağının farkında olmak ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi temsil ediyordu. Bu yüzden evrimsel süreçte homosapiensler olarak, doğru zamanda doğru yerde olmaya ve hatta dedikoduların içinde olmaya programlandık. Evet, belki bugünlerde arkadaşınızın doğum günü partisini kaçırmanız ölüm-kalım meselesi değil ancak atalarımızın savaş ya da kaç tepkisinin genetik kodlarımızdaki güncel etkisi, FOMO’nun kaynağı olmaya yeterli. Bu durumda, hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırdığımız yönünde hissetmeye ve plansız satın alma gibi irrasyonel davranışlarda bulunmaya başlıyoruz.

Psikolojik fenomen ve sosyal medyanın son moda kelimesi haline gelen FOMO, yeni trend olarak çoktan pazarlamacıların da radarına girdi.  Yapılan araştırmalar, FOMO’nun satın alma davranışını derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Kanada’da yapılan bir araştırma, Y kuşağının yüzde 68’inin, başkalarının deneyimini gördükten sonraki 24 saat içinde FOMO nedeniyle, gerici bir satın alma yaptıklarını söylediğini ortaya koydu. Y kuşağı, FOMO’nun çoğunlukla geziler (yüzde 59), partiler/eventler (yüzde 56) ve gıda (yüzde 29) ile ilgili içeriği nedeniyle tetiklendiğini belirtti.

FOMO Pazarlaması Neden Başarılı Oluyor?

1.  Kıtlık İlkesi: Çok basit, satın alamayacağımızdan korktuğumuz her şeyi istiyoruz. Aslında, aciliyet fikrinden yararlanmak pazarlamacılar için her zaman değerli bir taktik olmuştur. Ancak olan bitenden eksik kalma korkusu salgın haline geldiğinden beri, pazarlamacılar bu durumu daha etkili kullanmaya başladılar. Hepimiz son bir adet kalan o çantayı, sınırlı sayıdaki koleksiyon ürünlerini veya yalnızca belli süre satışta olan konser biletini satın almaya daha fazla güdüleniyoruz. Örneğin; dünyaca ünlü hızlı moda perakendecisi Zara, iki haftada bir yenilediği koleksiyonlarında mağazada görüp çok beğendiğiniz o kazağın bir sonraki hafta karşınıza çıkmayacağı fikrini zihninize yerleştirerek, tüm dünyada giyim sektörünün öncüsü durumda geldi. Hatta bu “kıtlık” imajını korumak uğruna, stokları tükenmeyen ürünleri dahi reyondan çektiği biliyor muydunuz? Peki ya 19 yaşındaki Kylie Jenner’ın rujlarının tüm dünyada bu kadar büyük bir etki yaratmasının ardında, Snapchat üzerinden duyurduğu sınırlı süre ve sayıdaki satış taktiğinin olması bir tesadüf mü? Tabii ki, hayır.

2.  Sosyal Kanıt: İnsan bulunduğu sosyal çevredekilerle benzer davranışlarda bulunma ve bunu kanıtlama eğilimindedir. Aslında küçükken herkes gittiği için geri kalmak istemediğimiz okul gezisine izin almak adına ebeveynlerimize karşı “ama tüm arkadaşlarım gidiyor” argümanını kullanırken FOMO’ nun sosyal kanıt etkisini çoktan doğrulamıştık. Arkadaşlarımız Game of Thrones, Narcos, Black Mirror ya da Westworld gibi son zamanların popüler dizilerinden bahsederken, konuşmanın bir parçası olmak istiyoruz. Bu durumun farkında olan Netflix, ağızdan ağza pazarlamanın gücünden de yararlanarak herkesin takip ettiği popüler serilerin parçası olmamız için elinden geleni yapıyor. Öyle ya, bizler de bir çok insanın hakkında konuştuğu söz konusu dizilerle ilgili mimlerin, şakaların ya da kritiklerin bir parçası olmalıyız ve hemen Netflix satın almalıyız.

3.  Ayrıcalıklı Hissettirme: İnsanlar kendilerine özel ürün ve hizmetlerle şımartılmaktan ve diğerlerinden ayrıcalıklı olduklarını bilmekten hoşlanırlar. Markalar bunu iki şekilde yapabilirler. İlk olarak sundukları ürün veya hizmetin kendisi özel olabilir. Örneğin; Pinterest ilk açıldığı zaman yalnızca bir arkadaşınızın davetiyesi ile üye olabiliyordunuz. Bu durumda, markanın yarattığı ayrıcalık hissi popüler ve trend uygulama olmasına yol açtı. Bunun dışında, sadakat programları ve özel ödüller de müşterilerin kendilerini ayrıcalıklı hissetmesine neden olabilir. Birçok banka, özel ayrıcalıklara sahip seçilmiş müşteriler için özel sadakat programlarına sahip ve müşterilerini alışveriş yaptıkça daha fazla satın almaları yönünde teşvik eden Garanti Bankası’nın Bonus puanlarına benzer çeşitli kampanyalar yapıyor.

Son zamanlarda “Y kuşağı ev ya da araba almak yerine, tatile gitmeyi tercih ediyor” tarzı haberlere ne kadar sıklıkla denk geldinizi fark ettiniz mi? Deneyim ekonomisinin ortasındayız ve insanlar  artık “şeylere” değil, deneyimlere para harcıyorlar. Teknolojiye doğmamış olan bebek patlaması kuşağındakileri unutun. Çünkü onlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmiyor ancak 1980 ve sonrası kuşak için, olan biteni kaçırmamak hayati önem taşıyor.

Günün sonunda; deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanın yanlış bir yanı yoktur. İnternet ve sosyal medya sayesinde tüm dünyayı bağlayabilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Zaten, sosyal medya tüm bu nedenlerle bu kadar güçlüdür. Ancak unutmamamız gereken tek şey, hepimiz farklıyız. Hepimiz farklı isteklere, ihtiyaçlara, arzulara, motivasyonlara ve başarılara sahibiz. Bu yüzden, yalnızca başkaları yapıyor diye bir şeyleri yapmaya çalışmayın.

Kendiniz olun. Yeterli olun. Anda olun!

 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link