Red Bull – The Athlete Machine 0

Red Bull 2012 yılında reklama doymadı. Red Bull Strafos’tan sonra bu sefer de karşımıza birçok sporu ve sporcuyu bir araya getiren bir video ile çıktı. Red Bull– The Athlete Machine. Red Bull’un “Red Bull Kluge” adı verdiği projede “Kluge” kelimesi Almanca’daki “Klug” Türkçe karşılığı ile “Zeki” kelimesinden geliyor. Bu proje ile Red Bull’un sporculara verdiği önemi de görmekteyiz.

Red Bull Kluge- The Athlete Machine tanıtım videosu:

httpv://www.youtube.com/watch?v=M0jmSsQ5ptw

Proje hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenler için linki tıklayınız.

Wanamaker'in dediği "Reklama harcadığım paranın yarısı boşa gidiyor, biliyorum. Ama hangi yarısının boşa gittiğini bilmiyorum" sözüne istinaden doğru yarıyı bulmaya gönül vermiş biri.

Bir Cevap Yazın

Dev Markalardan Dijital Dünyanın Tekeline İlk Tepki 1

Digital dünya bir harika dostum… Konvansiyonel dünyada erişemeyeceğim kadar insana, daha ulaşılabilir rakamlarla, net ölçümleme yöntemleri ve hesapverebilir bir dünyada iletişim yapmak… Her iletişimcinin hayali, markasını doğru hedef kitle ile bütçesini en verimli kullanabileceği bir ortamda bir araya getirmektir. Digital dünya, sosyal medya bize bu dünyanın kapısını sonuna kadar açtı.

Digital dünya kendi değerlerini, ünlülerini de yarattı. Youtube’un youtubberları, instagram fenomenleri, bloggerlar derken, marka sözcüleri değişti, halktan, daha samimi, daha ulaşılabilir, daha inandırıcı kişiler oldu.

Hayat pek güzel akıp giderken, öncelikle Blogger dünyası içerisinde yaşanan bazı çalkantılar, tüketicilerin artık Bloggerları 100% samimi bulmayışı ile iniş çıkışlar yaşamaya başladı sosyal medya.

Geçen haftalarda Campaign Türkiye’de denk geldiğim değerli bir haber, digital mecraların giderek aynı sorunla yüzleşmeye başladığını gösterdi: Verizon, AT&T, J&J gibi önemli devler, reklamlarını youtube’da yayınlatmama kararı verdiler.

Bunun rasyoneli ise şuydu: Kişisel görüşlerini benimsemedikleri, terör, şiddet vb. içeriklerin de yer aldığı youtube’daki videolarla, reklamlarını örtüştürmek istemiyorlardı.

Yani, marka değerlerine zarar verecek, tüketiciden tepki alabilecekleri bir ortamda yer almak istemiyorlardı. Erişim iyi güzel, hoş amma velakin, doğru segmente edilmediği takdirde, ölçümlemesi olsa bile, markaya bu kakofoni zarar vermeye başlıyor.

Youtube’dan elbette hamle gecikmedi: “10k lifetime views” almayan kanala ben artık reklam ödemesi yapmayacağım.” açıklaması geldi.

Bu atarlanmaların elbette “tamamen duygusal” yanları da yok değildir. Konvansiyonel mecralarda satın alma yaparken sahip olunan avantajlar, indirimler, geri bildirimler, digital dünyanın tekeli içerisinde yok. Söz konusu rakamlar, her yıl büyüse de konvansiyonel mecraların rakamları ile hala arada uçurumlar var. Vezirler, şahlar, piyonlar, konvansiyonel dünyada daha net…

Yine de, Youtube elbette digital mecralar içerisinde en değerli unsur. Ama şunu unutmamak lazım, hedefimize giden yolda hangi mecra olursa olsun, her yol mubah değil.

Markalarımızın “var-olmalarını” istediğimiz dünya bir oyun alanı! Bu oyunda, karşılaşabileceğimiz riskleri minimumda tutmayı hepimiz istiyoruz. Bu yolda yapacağımız hamleler, atacağımız adımlar, göstereceğimiz performans için, takım arkadaşlarımızın, bizim kadar markanın dünyasına adapte olması şart.

Mass haline gelen mecralarda, ölçülse bile, erişimi yüksek olsa bile, stratejisiz, segmente edilmemiş, gruplandırılması genelde kalmış her adım, markalar için uzun vadeli risk teşkil etmektedir.

Her zaman ünlü kullanmak da risklidir. Yaşam tarzı, yarın öbür gün paparazzi programlarında yakalanacağı durumlar nasıl ki marka takımı tarafından iyi analiz edilip, özel anlaşmalarla hayata geçiriliyorsa, segmente edilmiş gibi gözüken mecralar için de aynı hassasiyeti göstermek lazım.

Youtube bugün attığı adımla, dev markaların gönlünü fethetmiş olsa da, uzun vadede kanal açılım oranlarında düşüş de yaşayacaktır. Cazibesini, “kendini fenomen yapabilme imkanı sunmasından” alan bu kanalın, içerik sağlayıcılarını da üzmeden, daha verimli, daha marka odaklı nasıl adımlar atacağını ben de heyecanla bekliyor olacağım. 

 

Armadan Markaya… Neden Hiçbir Spor Markamız Yok? 0

Marka değeri olmak ya da yaratmak… Dillere dolanmış bir istek. Bu istek spor alanında da karşılığını buluyor. Özellikle futbol takımları “marka” değeri yaratma konusunda çok konuşuyor.

Futbolun markalaşması, futbol ekonomisi dışında da büyük etkilere sahip. Medya, tekstil, turizm ve daha pek çok sektörü etkiliyor.

Değer yaratmaya bu kadar uygun bir konuda neden Türkiye’den bir marka çıkmıyor? Hatta gün geçtikçe değer kaybına uğruyor.

İşin algı ve topluluk tarafına bakmadan önce rakamları görelim;

Futbolun markalaşmada zirve yaptığı İngiltere’de Premier Lig yayın hakları 5.13 Milyar Pound (19.43 Milyar TL) karşılığında satıldı. Türkiye’nin 2015 yılı her şey dahil genel bütçesi 473 Milyar! Sadece bir futbol organizasyonu ile bir ülkenin 25’te 1’i kadar değer yaratabilmek… Üstüne düşünülmeli.

İDO her 2 günde 1 İzlanda nüfusu kadar yolcu taşıyor. Bu İzlanda, planlı bir  futbol ekonomisi hareketiyle 2016 yazını domine etti. Şimdi Rusya 2018 için geliyorlar. İkon yaratma konusunda çok başarılılar. Marka değer olma konusunda ikonlar çok önemli. Balina sesini taklit ederek yaptıkları tezahüratlar ile sempati kazandılar. Aynı sesi Konya’da taklit eden milli takım seyircisi ise sadece ses çıkardı! Kendine ait bir içerik olmadan markalaşmanın zor olduğunun kanıtı.

Dünyanın en pahalı 20 takımı arasında İngiliz, İspanyol ve Alman takımları ağırlıkta. Tek bir Türk takımı yok.

Borussia Dortmund, Bundesliga iç saha maçlarında Türkiye Süper(!) Ligi’nin 5 şampiyon takımından fazla taraftar topluyor. Yani ligin adını süper koyunca, süper olmuyor.

ABD’de Amerika Futbol Ligi Finali Super Bowl’un hasılatı 600 Milyon USD.

Rakamlar Türk futbolu için karamsar. İşin algı tarafı da öyle görünüyor. Gerek kulüp bazlı, gerek milli takım seviyesinde taraftar (ki en değerli potansiyel müşteri) giderek soğuyor.

Futbol markalaşması “Arma” değeri ve sevgisi üzerinden marka aksiyonlu olmak anlamına geliyor. Armanın markaya dönme potansiyeli çok yüksek. Ancak Türkiye’de işlememesinin tek nedeni bir standardının olmaması. Oyunda standart, yönetimde standart, adalette standart olmadığı için, siyaset futbolun içinde olduğu için Türk futbolu markalaşamıyor. Pazarlamaya ait her aksiyon rasyonel standartlar ile işleyeceği için markalaşma Türk sporuna uğramıyor.

Bu yüzden İzlanda gibi sempatik ve samimi ülkeler dünyada değer yarattıkça, biz kişisel polemikler, egolar içinde kayboluyoruz.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link