“Meydan Okumak” Kolay Mı?

Çok değil, sadece iki yıl önce internette ortaya çıkan ve bir anda patlayan meydan okuma zinciri “Ice Bucket Challenge” videolarını hepiniz hatırlarsınız. Kısa bir süre içinde viral olarak yayılan bu meydan okuma videoları dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanı etkisi altına almıştı. Buz gibi bir kova suyu başından aşağı boca ederek videolarını çeken kullanıcılar bunu, #ALSIceBucketChallenge etiketiyle sosyal ağ hesaplarında paylaştılar ve arkadaşlarını da bu meydan okumaya davet ettiler. Her ne kadar Corey Griffin, yakın arkadaşı Pete Frates’a ALS tanısı konması üzerine bu konuda bir farkındalık yaratmak ve ALS hastaları için çalışan derneklere bağış toplamak amacıyla bu yayılımı başlatsa da olay özellikle ünlülerin paylaşımlarıyla bu noktayı aşmıştı. Böylece “ice bucket challenge”, gelmiş geçmiş en dikkat çekici viral yayılımlardan biri olarak tarihe geçmişti.

Bu hatırlatmadan sonra, yazının asıl konusuna gelelim. Öncelikle sorayım: Fanta’yı nasıl bilirsiniz? Herhalde markayı genel olarak: “Genç insanlara hitap eden, onların hayat tarzına seslenecek projeler üreten, sponsorluklar üstlenen, bolca etkinlik odaklı ve dinamik bir kimliğe sahip içecek markası” olarak tanımlayabiliriz. Elbette markaların yarattığı algı, her tüketicide değişebilir. Reklam kampanyalarına dönüp baktığımızda tarih, bu algıların geçici veya kalıcı şekilde değiştiği örneklerle doludur. İhtimal ki bu yazıya konu olan çalışma da olsa olsa algıyı bir süreliğine etkileyecektir. O nedenle baştan söylemem gerekir ki amacım ne bir marka olarak Fanta’yı ne de bu çalışmayı yapan ajansı yerin dibine sokmak değil.

Bildiğiniz üzere Fanta kısa bir süre önce logo ve şişe tasarımını yeniledi. Fanta herhalde yukarıda bahsettiğim virali hatırlamış olacak ki aynı yoldan yürümüş ve sosyal ağ “fenomenlerinden” Halil Söyletmez ile bir “influencer marketing” çalışması yapmak istemiş. Videoda Halil Söyletmez kendince “heyecanlı” bir şekilde izleyicilere seslenerek tiradına başlıyor. Videonun daha ilk dakikasından itibaren yapmacıklığı fark edebiliyorsunuz. İyisi mi gelin, önce videoyu izleyelim.

Videonun devamı da gördüğümüz üzere pek farklı değil. Oyuncunun, “Çünkü Fanta bizde, artık Fanta biz gençlerde!” diyerek elini bir külhanbeyi gibi göğsüne vurması da ayrı bir sorun. Üstelik söylem de sorun taşıyor. Çünkü Fanta zaten bugüne dek gençlere seslenen bir markaydı, dolayısıyla hep gençlerindi, bu yeni bir durum değil. Yani önceden başka bir kesimin sahiplendiği bir markaydı da biz mi bilmiyorduk? Videoda daha sonra,izleyicilerden kendi çevresinde 30 saniye boyunca dönmelerini, ardından da buzdolabındaki Fanta’yı düzgün bir şekilde alıp içmeleri isteniyor ve herkes bu “meydan okumaya”ya davet ediliyor. Kullanıcılardan son olarak videolarını #FantaBizde etiketiyle Instagram’da paylaşmaları talep ediliyor.

Peki, bütün bunların ardından marka bu videoyla izleyicilere ne vadediyor? Yani bu meydan okumanın somut çıktısı ne olacak? Zira viral bir çalışmanın amacı yalnızca yayılım değil, aynı zamanda markanın nasıl bir açıdan görüleceğine ilişkin bir algı oluşturmaktır. Videoda bu vaat açık bir şekilde ortaya konmuyor. İçeriğin doğal olması amaçlanırken yavanlığa mahkûm edildiği görülüyor. Bu durum, markanın küresel çapta yürüttüğü bir kampanya da olabilirdi. Fakat böyle olsaydı bile, içerik bu şekilde mi yerelleştirilmeliydi? Bunun yanında, “Influencer” seçiminde sadece takipçi sayısına bakmak yeterli mi? Markayla ne kadar uyuşacağı, içerriğin kurgusuna uygun olup olmadığı konuları ne olacak? Kaldı ki istenen hareket ilk aşamada pek de düşünülmeyen zararlara da yol açabilir. Örneğin bir Fanta tüketicisi veya videoyu izleyerek bu hareketi yapmak isteyen biri baş dönmesi sonucu fiziksel açıdan zarar görebilir. Viral içerik oluşturmak isteyen böylesine büyük bir marka kendinden bahsettirmek isterken insanların kafasını, gözünü veya bedeninin herhangi bir bölgesini buzdolabına, mutfak tezgâhına çarpmayacağından emin olabilir mi? Fazla duyarlılık göstererek işgüzarlık yaptığımı düşünenleriniz olabilir ama dünyanın birçok yerinde -özellikle ABD’de- örneğin sabuna basarak ayağını kıranlara, tüketiciye bu konuda bilgilendirme yapmayan firmaların tazminat ödemek zorunda kaldığını hatırlayalım. Hâl böyleyken, böylesine geniş bir kitleye hitap eden önemli bir markanın bunun olası sonuçlarını göz ardı edebilmesi de oldukça şaşırtıcı.

Öte yandan, tüketicilerin viral bir içeriğe katılması bekleniyorsa, onlara motivasyon sağlayacak bir şeyler de sunulmalıdır. Çünkü bu kampanyada Fanta’ya katkı yapan kullanıcıların bu işten tek kazancı, Instagram profilinin marka hesabından duyurulması ve bunun sonucunda ne sayıda geleceği belli olmayan olası takipçiler olarak önümüze çıkıyor. Ne somut bir ödül var ne de ALS viralindeki gibi bir sosyal sorumluluk örneği bulunuyor.

Sonuç olarak Fanta, buz kovası viraline benzer bir yayılımı hedeflemiş. Fakat sorun şu ki içeriğin kendisi kadar, bunun kitleye aktarılışını, ifade ediliş şeklini ve kullanılacak “influencer”ın markayla uyumunu hesaba katmayı unutmuş. Belki Fanta pek bilinmeyen bir marka olsaydı, bunu adından bahsettirmesini öncelikli görüşüne de yorabilirdik. Fakat bu ölçekte bir markanın buna ihtiyacı yok. Kaldı ki internetin en çok okunan platformlarından ekşi sözlük’te #fantaboykot başlığı altında yazılan girdilere baktığımızda, evdeki hesabın çarşıya uymadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Her ne kadar bu platformda, sözde boykot çağrılarına varan abartılı görüşlerle karşılaşsak da burada önemli olan nokta, Fanta’nın beklentisinin şimdilik gerçekleşmemiş olmasıdır.

Markayı sevenler doğal olarak sadece bir içerikle markadan soğumayacaklardır ama videonun yavanlığı ve sorunları da gün gibi ortada! Umarım marka en kısa sürede, bu kez kimliğine uygun içeriklerle karşımıza çıkar.

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

British Airways’den Tartışmalı Sistem: Daha Çok Para Veren Uçağa Önce Binecek

İngiliz hava yolu şirketi British Airways, bu yıl içinde pek çok olumsuz haberle gündeme geldi. Son birkaç ay içinde British Airways uçağında tahtakurusu tarafından ısırıldığını ve bundan daha zor durumlarda kaldığını iddia eden insanlar olmuştu. Geçtiğimiz mayıs ayında ise hava yolu şirketi, bilgisayar sisteminde yaşadığı büyük bir sorun nedeniyle günlerce müştelerine doğru düzgün hizmet sağlayamamış ve uçuşları aksamıştı. Hatta British Airways’in rakibi olan İrlandalı hava yolu şirketi Ryanair, resmi Twitter hesabından bu durumu tiye alan tweet’ler atarak bu olayı avantaja dönüştürmüştü.

İngiliz hava yolu şirketi, yine tartışmalara neden olan bir olayla gündeme geldi. Dün British Airways, yeni aldığı bir kararla, 12 Aralık’tan itibaren yolcuları bilet fiyatlarına göre uçağa alacağını duyurdu. Şirketin yeni uygulamasına göre uçak biletine en yüksek ücreti ödeyen yolcular uçağa ilk olarak alınacakken en düşük ücreti ödeyen yolcular ise uçağa en son alınacak. Aslında bu fiyat temelli uçağa binme sistemi, dünyada ilk kez uygulanan bir şey değil. Bu sistem, özellikle ABD merkezli hava yolu şirketleri tarafından yaygın olarak kullanılıyor, ancak Avrupa’da yeni yeni ilgi görmeye başladı.

Ancak bu sistemin ABD’de yaygın bir şekilde kullanılıyor olması, British Airways’in yeni uygulamasından dolayı tepki görmesine engel olmadı. Birçok kişi, hava yolu şirketini zengin müşterilerin ayrıcalıklı muamele gördüğü sınıf temelli bir müşteri hizmetleri sistemi kurmakla itham etti.

British Airways ise tüm bu eleştirilere yeni sistemin, uçağa binme sürecini düzene koymak amacıyla hayata geçirildiğini belirterek yanıt verdi. Bununla birlikte şirketten bir temsilci, konuyla ilgili BBC’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Biz, her zaman müşterilerimiz için hava alanı deneyimini geliştirecek ve basitleştirecek yolları göz den geçiriyoruz. Gelecek ay müşteriler için süreci hızlandırmak ve daha basit hale getirmek amacıyla yeni uçağa binme prosedürlerini uygulamaya koyacağız. Bu yöntem, ortaklarımız olan American Airlines, Iberia ve Qatar da dahil olmak üzere dünya çapındaki hava yolu şirketleri tarafından birkaç yıldır kullanılıyor.

Peki, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Pek çok hava yolu şirketi tarafından kullanılan ve British Airways’in yeni uygulamaya koyacağı bu sistem, gerçek anlamda bir sınıf farklılığı yaratıyor mu, yoksa gerçekten de sadece uçağa binme sürecini kolaylaştırmaya yönelik bir hamle mi?

Kahve Tiryakilerine Uyku Açan Porsche Sürprizi

ABD’nin Los Angeles kentinin bir ilçesi olan Carson’daki kahve dükkânı geçtiğimiz günlerde müşterilerini şaşırtan sabah sürprizlerine sahne oldu. Porsche tanıtımı olan çalışmada, kahve dükkânındaki barista, sabah mahmurluğundan arınmak için kahveye koşan müşterilere E-Jolt adlı yeni ve gizemli bir içecekleri olduğunu, bu içeceğin inanılmayacak derecede güç verdiğini, fakat bu içeceği denemek için bir izin kâğıdı imzalamaları gerektiğini söylüyor. Deneyeceğini söyleyenlere ise E-Jolt’un kapıda onları beklediğini belirtiyor.

Dükkândan şüphe ve merakla çıkan müşterileri ise kapının önünde bir Porsche bekliyor ve böylece merakın yerini büyük bir heyecan alıyor. Kahve tutkunları, profesyonel sürücü tarafından kullanılan ve son hızla daireler çizen Porsche Panamera Turbo S E-Hybrid model arabayla, trafiğe kapalı alanda unutamayacakları bir deneyim yaşıyor. Bu ilginç anlar da gizli kamera çekimleriyle ekrana yansıtılıyor. Otomobilin tam 680 beygir gücünde olduğunu ve 0’dan 60 kilometreye sadece 3.2 saniyede çıktığını göz önüne alırsak, ortaya çıkan görüntülerin son derece doğal olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.

Sürüşler, söz konusu kahve dükkânına yaklaşık 3.2 kilometre uzaklıktaki Porsche Deneyim Merkezi’nde yapılmış ve projeyi gerçekleştiren Cramer-Krasselt’in Yaratıcı Yönetmeni Marshall Ross’un dediğine göre fikir tamamen, hibrid teknoloji algısını ters yüz etmek üzerine kurgulanmış.

Ross’un dediklerine bakılırsa bu kurgu, çevre dostu teknolojilerin iyi performans gösterdiğini kitlelere kanıtlamak için biçilmiş kaftan. Özellikle çoğunluğun hibrid teknolojilere kendini henüz yakın hissetmediğini göz önüne aldığımızda, kafeinin uyarıcı etkisinden yola çıkılarak, iyi teknoloji ve ekolojik duyarlık kavramlarını iki öz değer olarak gören Porsche için yapılan bu çalışma, “tam isabet” görünüyor. Tıpkı kafein gibi uyarıcı, uyandırıcı, gözleri açan ve güç veren bir deneyim.

Porsche kahve
Marka, kahvenin uyanık tutucu etkisiyle ürününü güzel bir şekilde eşleştirmiş.

Bununla birlikte kahve dükkânı deneyimi, Cramer-Krasselt ile Porsche’nin iş birliği yaptığı ilk yaratıcı çalışma değil. İkili daha önce, hologramın ve diğer yeni teknolojilerin de kullanıldığı dergi reklamları da dâhil olmak üzere, farklı çalışmalarda yan yana gelmiş. İnovasyon kavramının Porsche markasının çekirdeğini oluşturduğunu düşündüğümüzde, marka bunu iletişim süreçlerine de yansıtıyor ve inovasyondan bahsetmekle kalmayıp bu kavramın gerektirdiği yönde davranmak için yeni projelerle karşımıza çıkıyor. Marka ayrıca, müşteri memnuniyetiyle de dikkat çekiyor.

Ross tam da bu noktada, E-Jolt çalışması için önlerindeki en büyük zorluğu, aracın insanlara ne denli yenilenme ve şaşkınlık hissi verdiğini gösterirken, aynı zamanda onları gülümseten bir durum oluşturma konusunda yaşadıklarını belirtiyor. Gizli kamera kullanımının ise gösterilen tepkileri doğal hâlleriyle yakalamada oldukça etkili olduğunu, bunu en iyi şekilde yansıtmak için çekimlerde sayısız gizli kamera kullanıldığını da sözlerine ekliyor.

İşin başarılı ve yaratıcı kurgusu, deneyimi yaşayan ziyaretçilerin tepkilerinde yakından görülüyor.

Elbette çalışmadaki gerçeklik unsuru, iki gün süren çekimlerde ajans tarafına az da olsa gergin anlar yaşatmış. Zira çalışmanın bütün başarısı, insanların verecekleri tepkiye bağlıydı. Baristanın ziyaretçileri E-Jolt içeceği için ikna konuşması ve izin kâğıdının denemeye karar verenleri caydırma olasılığı, ajans ekibini hep diken üstünde tutmuş.

Özetle Porsche, mekân ve içeceğin insanlarda uyandırdığı tazelenme, uyku açma ve zindelik verme hislerinden yola çıkıp bununla uyumlu olarak ürününü ilgi çekici ve yaratıcı bir şekilde tanıtmış. Kim bilir? Belki aramızdan biri ya da birileri de bir gün Porsche Panamera Turbo S E-Hybrid sahibi olur, belli mi olur? Sonuçta o gün o kahve dükkânında değildik diye, hayallerimizi de satmadık ya!

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Black Friday Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

BLACK FRIDAY

Marketing Meetup'ta Bugün Tüm Biletler 42,90 €
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Kalan Kontenjan: 22
close-link
€42,90 Bugün Marketing Meetup'ta Tüm Biletler İndirimli
Black Friday