Video İçerikle Daha Fazla Kullanıcıya Ulaşmanın 7 Yolu

  • Video içeriğin önemi her geçen gün artıyor ve şirketler de bunun farkında.
  • Video içerik üreticisi Wyzowl’un yaptığı “Video Pazarlamanın Durumu 2018” araştırmasına göre, şirketlerin %81’i videoyu bir pazarlama aracı olarak kullanıyor.
  • Araştırmaya göre bir kullanıcı günde ortalama 1,5 saat video izliyor. Araştırmaya katılanların %15’i ise günde 3 saatten fazla video izlediklerini belirtti.
  • İnsanların %72’si bir ürün ya da servis hakkında bilgi edinmek için bir metini okumaktansa video izlemeyi tercih ediyor.
  • Video oynatmalarında mobilin payı %60,3’e ulaştı.
  • YouTube, şu anda Google’dan sonra en büyük ikinci arama motoru konumunda.
  • İlgili Yazı: Videoların Pazarlama Üzerindeki Güçlü Etkisi

Dijital ortamlarda video içeriğin her geçen gün daha fazla önem kazandığı artık herkes tarafından bilinen bir gerçek. Hatta bu durum, özellikle son birkaç senedir yazılı içeriklerin eskisi kadar rağbet görmemesine bile neden oldu. Son dönemde birçok kişi, YouTube üzerinde kendi bireysel video kanallarını açarak video içeriğin bu popülaritesinden yararlanmaya çalışırken şirketler de hedef kitlelerine ulaşmak için bu kanalı etkin olarak kullanmaya başladılar.

Wyzowl isimli video içerik üreticisinin yaptığı “Video Pazarlamanın Durumu 2018” isimli araştırmaya göre, video içeriğin popülaritesi hem pazarlamacılar hem de tüketiciler arasında hızla artıyor. Aralık 2017’de 570 katılımcıyla (katılımcılar, pazarlama profesyonelleri ve online tüketicilerden oluşuyordu) gerçekleştirilen araştırma sonucunda elde edilen verilere göre, şirketlerin %81’i videoyu bir pazarlama aracı olarak kullanıyor. Wyzowl’un 2017 yılında yaptığı araştırmada, bu oran %63 idi. Ve video pazarlamanın gücünden faydalanan şirketlerin %99’u ise 2018 yılı içerisinde de buna devam edeceklerini ifade etti. Bu zamana kadar video içerikten faydalanmayan şirketlerin %65’i ise 2018 yılı içerisinde video içerikten yararlanmaya başlamayı planladıklarını dile getirdi.

Araştırmadan elde edilen bir başka veriye göre, video içerikler, her geçen gün hayatımızın daha büyük bir kısmını işgal ediyorlar. Araştırmaya katılanların verdikleri cevaplara göre, bir kullanıcı günde ortalama 1,5 saat video izliyor. Buna karşılık katılımcıların %15’i ise günde 3 saatten fazla video izlediklerini belirtti. Bir diğer istatistik ise video içeriğin yazılı içerik karşısındaki gücünü gösteriyor. İnsanların %72’si bir ürün ya da servis hakkında bilgi edinmek için bir metini okumaktansa video izlemeyi tercih ediyor. Bununla birlikte tüketicilerin %83’ü ise beğendikleri bir video içeriği arkadaşlarıyla paylaşmayı düşünebileceklerini belirtti. Bu da video pazarlamanın etkisini gösteren bir başka önemli veri.

Wyzowl’un video pazarlamanın mevcut durumuna ışık tutan araştırmasına göre, pazarlamacılar da video içeriğe fazlasıyla bel bağlamış durumdalar. Araştırma sonucunda, video pazarlama ile ilgili olarak pazarlamacılardan ve tüketicilerden elde edilen diğer dikkat çekici verileri aşağıda sıralıyoruz:

  • Pazarlamacıların %97’si, videonun, kullanıcıların ürünlerini ya da hizmetlerini anlamasına yardımcı olduğunu ifade etti.
  • Pazarlamacıların %76’sı, videonun, satışlarının artmasına yardımcı olduğunu belirtti.
  • Pazarlamacıların %47’si, videonun, destek sorgularının azalmasına yardımcı olduğunu dile getirdi.
  • Pazarlamacıların %76’sı, videonun, trafiğin artmasına yardımcı olduğunu ifade etti.
  • Pazarlamacıların %80’i, videonun internet sitelerindeki kalma süresinin artmasını sağladığını söyledi.
  • İnsanların %95’i, bugüne kadar bir ürün ya da servis hakkında daha fazla bilgi edinmek için açıklayıcı bir video seyretmiş.
  • İnsanların %81’i, bir markanın videosunu izleyerek bir ürün ya da servis satın alma konusunda ikna olmuş.
  • İnsanların %69’u, bir video izleyerek bir yazılım ya da uygulama satın alma konusunda ikna olmuş.
  • İnsanların %85’i, 2018 yılında markalardan daha fazla video görmek istediklerini dile getirdi.

Video İçerikle İşinizi Büyütmenin Yolları

Video içerik, her geçen gün daha değerli bir hale gelirken şirketlere de bu durumdan yararlanmak kalıyor. Peki, şirketler hedef kitlelerine ulaşmak için video içeriklerden ne şekilde faydalanabilirler? Şimdi bu konudaki bazı yöntemleri sizler için sıralayalım.

1. İnternet Sitesindeki Video İçeriklerin Sayısını Artırın

Yukarıda yer verdiğimiz araştırma verilerinden de anlayabileceğiniz üzere, video içerik hem internet sitesindeki trafiğin hem de her bir ziyaretçinin internet sitesinde vakit geçirdiği sürenin artmasına yardımcı oluyor. Bununla birlikte daha önce yapılan birçok araştırmaya göre de videolar, bir internet sitesini arama motoru sonuçlarında ilk sayfaya taşıma konusunda oldukça etkili. Ayrıca bir başka araştırmaya göre, internet sitesi ziyaretçileri video olan sayfalarda 6 kat daha fazla vakit geçiriyorlar. Bu nedenle internet sitelerinde daha fazla video içeriğe yer vermek gerekiyor.

2. Ürün veya Servisinizi Tanıtıcı Videolar Hazırlayın

Wyzowl’un yaptığı araştırmaya katılan insanların %81’i bu zamana kadar bir markanın videosunu izleyerek bir ürün ya da servis satın alma konusunda ikna olmuş. Bununla birlikte araştırmaya göre, insanların %72’si bir ürün ya da servis hakkında bilgi edinmek için bir metini okumaktansa video izlemeyi tercih ediyor. Bu iki önemli veri, markaların sahip oldukları ürünü ya da servisi tanıtacak bir video içerik üretmeleri zorunluluğuna işaret ediyor. Bunun yanı sıra ürünün ya da servisin nasıl çalıştığını anlatan bir video paylaşmak da upuzun bir açıklama metni paylaşmaktan çok daha iyi bir seçenek.

3. Paylaştığınız Videoların Mobil Uyumlu Olduğundan Emin Olun

Statista’nın paylaştığı verilere göre, tüm dünya çapında 2013 yılının üçüncü çeyreğinden beri dijital video oynatmalarında mobilin payı giderek artıyor. 2013 yılının üçüncü çeyreğinde %14 olan video oynatmalarındaki mobil payı, 2017 yılının dördüncü çeyreği itibarıyla %60,3’e ulaşmış durumda. Bu nedenle çeşitli platformlarda paylaştığınız videoların mobil cihazlarda düzgün bir şekilde izlenebildiğinden emin olun.

4. Referans Videoları Yayımlayın

Yeni müşteriler kazanmak için halihazırda ürünüzü ya da servisinizi kullanan müşterilerinizi referans göstermek kadar iyi bir yöntem yoktur. Bu nedenle ürününüz ya da servisinizden memnun kalmış olan sadık müşterilerinizin deneyimlerini paylaştıkları videolar yayımlamak, potansiyel müşterilerinizin ürününüz ya da servisiniz hakkında iyi bir izlenim edinmesini sağlayacak ve satın alma aksiyonuna yönelme ihtimalini büyük ölçüde artıracaktır.

5. YouTube’un Gücünden Faydalanın

Günümüzde video içerik denince akla ilk gelen platform olan YouTube, şu anda Google’dan sonra en büyük ikinci arama motoru konumunda. Bu da YouTube’un, markanızı ön plana çıkartmak için iyi bir vitrin olduğu anlamına geliyor. Bununla birlikte YouTube videoları Google’da üst sıralarda görüntüleniyor, ki bu da videolarınızın görüntülenme ihtimalini artırıyor. Ayrıca YouTube üzerinden internet sitenize trafik çekme imkanı da YouTube’un sağladığı bir başka avantaj. Tabii, YouTube’un bütün bu nimetlerinden faydalanmak için öncelikle anahtar kelime araştırmanızı doğru yapıp hedef kitlenizin ilgisini çekebilecek videolara yer vermeniz gerekiyor.

 

6. Sosyal Medya Sitelerinde Videoları Native Olarak Paylaşın

Markanızın Facebook ve Twitter hesaplarında bir videonun YouTube bağlantısını paylaşmak yerine, o videoları doğrudan platforma yükleyerek o şekilde paylaşmak, paylaştığınız videonun görüntülenme ve etkileşim sayısının büyük oranda artmasına yardımcı olacaktır. Hem Facebook hem de Twitter’da bu şekilde paylaşılan videoların otomatik olarak oynatılması, bu videoların diğer paylaşımlardan daha fazla öne çıkmasını sağlıyor. Özellikle Facebook, son dönemde video içeriklere daha fazla ağırlık verdiği için bu taktiğin orada daha fazla işe yaradığını söyleyebiliriz.

7. Canlı Video Yayınları Yapın

Evet, video içerikler her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Ancak video içerikler içerisinde de son dönemde canlı video yayınları ön plana çıkıyor. YouTube’un yanı sıra Facebook ve Twitter da (Periscope) kullanıcılarına canlı yayın yapma imkanı sunuyor. Ancak bu noktada YouTube ve Facebook’un daha fazla ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Canlı video yayınları, markalara doğrudan hedef kitleleriyle iletişime geçme imkanı tanıdığı için büyük önem taşıyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon İçerik Editörü

Bir Cevap Yazın

Barter Sistemi Nedir ?

Barter Nedir?

Eğer daha önce kullanmadığınız ve çok sevmediğiniz oyuncaklarınızı başka oyuncaklarla takas yaptıysanız, siz çoktan barter sistemine dahil olmuşsunuz demektir. Barter para olmadan bir servis karşılığı ya da bir ürün karşılığında yapılan takas sisteminin adıdır. Bu tarz bir takas yöntemi çok eski uygarlıklar tarafından kullanılmış ve hatta hala bazı kültürler tarafından bu sistem kullanılmaktadır. Örneğin pizza malzemelerinden biri olan parmesan peyniri hala Kuzey İtalya ve Romanya’da para alternatifi yerine kullanılıyor yani barter sistemi ile alınıp veriliyor.

Barter sistemini basit bir örnek ile düşünelim; biz bir halı mağazası sahibiyiz ve iş yerimizin ışıklandırmasını değiştirmemiz gerekiyor ancak bunun için bütçemiz yok. Biz ise bir elektrikçiyle anlaşıp bizim ışıklarımızı değiştirmesinin maliyeti karşılığında elektrikçiye aynı değerde iş yerinin halılarını döşemeyi teklif ediyoruz. Sonuç olarak para kullanmadan ticaret gerçekleşmiş oldu yani barter sisteminden yararlanmış olduk.

Dünyada barter örnekleri:

Çay Blokları

 

 

 

 

 

 

Asya ülkeleri tarafından ikinci dünya savaşı sırasında çay blokları para yerine kullanılıyordu. Moğolistan, Tibet ve Sibirya 19. yüzyıldan itibaren 1935 yılına kadar hayvan alımlarında ve vergi ödemelerinde de kullanılıyordu. Çay blokları o dönemde 1 rupi değerine denk gelmekteymiş . Hatta çay blokları bu bahsi geçen ülkelerin paralarından daha değerli bir haldeydi.

Permesan Peyniri

Pizzalardan aşina olduğumuz permesan peyniri hala Kuzey İtalya ve Romanya’da barter yapılarak kullanılıyor. 1 baş permesan peynirinin 300 dolara denk gelmesinden dolayı İtalya’da olan Banco Emiliano Bankası teminat olarak bu peynirleri kabul ediyor. Neden bu kadar değerli olmasının sebebi ise 1 baş permesan peynirinin 2-3 yıl içerisinde oluşmasından kaynaklanıyor. 2009 yılında 187 milyon dolar değerinde peynir rezervine sahip olan bankaya bir çok kez soygun girişiminde bulunulmuştur.

Mobil Dakikalar

2011 yılından itibaren Mısır, Nijerya, Hindistan Güney Afrika ve Gana gibi ulusal para birimi hiperenflasyon etkisinde olan ülke vatandaşları telefon dakikalarını alışverişlerde kullanabiliyor. Yani barter sistemini ülke insanları kontörlerle sağlıyor.

Barter sisteminin avantajları ve dezavantajları:

Avantajlar:

  • Esneklik: Barter sisteminin ilk avantajı esnekliktir. İstediğin ya da satın almayı planladığın ürünü nakit kullanmadan her hangi bir ürün veya servisle temin edebilirsin.
  • Vergiler: Barter sistemi vergilendirilebilir bir sistem olmadığı ya da henüz vergilendirmenin bir yolu bulunmadığı için barter sistemini kullanarak vergi ödemeden muaf olunabilir.
  • Döviz rahatlığı: Uluslar arası her hangi bir barter sistemi ile yapılmış ticarette döviz kaynaklı bir sorunla karşılaşılmaz.
  • Basitlik: Son ama en önemli avantaj barter sisteminin çok basit olmasıdır. Kazan-kazan biçiminde ilerler.

Dezavantajlar:

  • Lojistik sorunları: Barter sistemi kullanılarak yapılmış her hangi bir işlemin (özellikle uluslar arası olanlar) lojistiğinde riskler her zaman olaya dahildir.
  • Vadeli gibi bir alternatif olmaması: Vadeli yapılan işlemlerde çek veya senet kullanıldığından her hangi bir vadeli işlem kabul görmez bu sistemde.
  • Bölünemezlik: Diğer bir dezavanajda bütün ürünler veya servisler bölünebilir olmamasıdır. Örneğin bir galericinin bir araba karşılığında galerisini boyatmasında değer eşliği bulunması çok zordur

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Lucky Strike Satışlarını Arttırmak İçin Kadınlara Yapılan Yeşil Propagandası

Günümüzün standart haline gelmiş modern pazarlama yaklaşımı, hedeflenen kitlenin bilinçdışı arzularına hitap etmek; kitleleri sunulan ürün ya da hizmeti istediğine ve hatta buna ihtiyaç duyduğuna inandırmak üzerine kuruludur. Ancak 1920’lere dek, tüketici için gerçekten var olmayan bir isteği veya ihtiyacı yaratmak diye bir konsept söz konusu değildi. İşte pazarlama alanına, seri üretim mallarını tüketicinin bilinçdışı arzularıyla ilişkilendiren bu manipülatif yaklaşımı sokan kişi; “Halkla İlişkilerin Babası”, Edward Bernays’tır. Bernays’ın psikanalizin kurucusu Sigmund Freud’un özbeöz yeğeni olması da tesadüf olmasa gerek.

Edward Bernays (1891-1995)

1922’de New York’ta ilk halkla ilişkiler dersini veren, 1923 yılında Cyristallizing Public Opinion adlı kitabıyla da ilk halkla ilişkiler kitabını yazan Bernays’ın en bilindik çalışmalarından biri kadınları sigara içmeye ikna etmesidir. Kadınların sigara içmesinin uygunsuz görüldüğü bir dönemde, bir grup kadının ellerine sigara vererek yaptırdığı yürüyüş halkla ilişkiler dünyasında efsane olmuş bir eylemdir. Bu eylemle birlikte sigara ateşi “özgürlük meşalesi” olarak anılmaya başlamış, kadınlara sigara satışı artmıştır.

Sayısız başarılı halkla ilişkiler kampanyasının arkasındaki isim olan Bernays’ın en ünlü işlerinden bir diğeri de Lucky Strike için yürüttüğü yeşil kampanyasıdır. American Tobacco’nun en önemli markası olan Lucky Strike’ın satışları iyi gitmemektedir. Şirketin sahibi George W. Hill, yaptırdığı bir anketin sonucunda kadınların Lucky Strike’ı tercih etmediklerini, bunun sebebininse sigara paketlerinin rengi olan yeşilin kadınların kıyafetleriyle uygun olmaması olduğunu fark eder. Evet, Lucky Strike şirketi, elinde milyonlarca paket sigarayı bir renk yüzünden satamamaktadır.

George Hill, bu sorunu çözebilmesi için Bernays’la görüşür ve  paketlerin renginin değiştirmelerinin mümkün olmadığını en başından belirtir. Bernays şu cevabı verir : “Paketin rengini değiştiremiyorsak, biz de moda olan rengi değiştiririz.”

Böylece “yeşil kampanyası” ortaya çıkar. Kampanyanın esas amacı kadınların yeşil giymesini sağlamaktır. Bernays öncelikle yeşil rengi üzerine bir araştırma yapar ve Language of Color isimli kitapta yeşilin; umut, zafer ve bolluk anlamına gelen pozitif bir renk olduğunu görür. Sıradaki adımı, New York sosyetesinden fikir öncüsü olabilecek kadınlara yeşil rengini giydirmektir. Onlar yeşil giyinirlerse, diğer kadınlar da yeşil giyinecektir. Moda editörleri ikinci hedefidir, yeşil rengiyle ilgili teşvik edici hikayeler yazacaklardır. Bernays, 1934’te Waldorf Astoria’da yüksek sosyetenin katılacağı çok özel bir balonun düzenlenmesine önayak olur. Balonun tema rengi yeşil olacaktır; katılımcıların yeşil elbise giyme zorunluluğu vardır. Vogue, Harper’s Bazaar gibi önde gelen dergilerin bu etkinliğe gösterdiği ilgi sonucu, Barney’s hedefine ulaşır ve o yıl yeşil, gerçekten de moda renk haline gelir. Ve sonuç olarak bu durum kadınların sigara satın alırkenki tercihlerini etkiler ve yeşil renkli Lucky Strike paketlerinin satışında beklenen artış yakalanır.

İstediği sonuçları başarıyla elde edebilen, ilk kez Bernays tarafından kullanılan bu propaganda teknikleri günümüz reklam kampanyalarında hala kullanılıyor. Acaba hangilerine kanıyoruz, hangilerinin farkındayız?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link