Veri Güvenliğinde Yeni Endişe Kapısı: VR

İnternette bıraktığımız dijital izler nedeniyle düşündüğümüzden daha çıplağız. Ne tarz filmlere ne oy verdiğimiz, üç ay sonra hangi ülkeye kaç aktarma ile gitmeyi planladığımız ve daha nicesi dijital ayak izlerimizde ve dolayısıyla veri zengini şirketlerin belleklerinde. Görmediğimiz ya da okumaya değer bulmadığımız kullanıcı sözleşmeleri ile toplanan onca zevkimiz, özelliğimiz, favorimiz bizi teknoloji şirketleri karşısında savunmasız bırakmakla kalmıyor, resmi kurumlar karşısında da tahmin edilebilir ve sindirilebilir hale getiriyor.

Şimdi bu distopyaya yeni bir boyut da VR (Virtual Reality) ile katılıyor. Akıllı telefonların ve içindeki aplikasyonların mahareti ile nerede olduğumuz, ne hızla hareket ettiğimiz bilinirken; VR setleri veri mahremiyetimizi bütünüyle ortadan kaldırma potansiyeline sahip.

Neler var bizi daha da çıplak kılacak, birlikte bakalım.

Veriye Doyamamak

VR setleri deneyim süresince kullanıcının hareketlerini takip etme ve kaydetme, kullanıcılar etkileşime geçtikleri andaki tepkilerini saptayabilme, kullanıcıların etraflarındaki objelerle ne şekilde etkileşime girdiklerini gözlemleyebilme özelliklerine sahip. Bu veri stoklarının sebebi oyun ve içerik geliştirmesi olarak açıklanıyor. Soru işareti yaratan konu ise teknoloji firmalarının kabarık sicilinde gizli. VR teknolojisi henüz emekleme çağında da olsa, veri güvenliği analistleri ilk günden itibaren konunun üstüne düşmüş durumda. Dayanak noktaları da kullanıcıların yeni gelişen bu teknolojiyi sindirebilmesi için gereken süre zarfında hangi verilerinin şirketler tarafından elde edileceğine dair en ufak fikirlerinin olmaması.

Örnek olması adına parmakla gösterelim; VR öncüsü Oculus şirketi, gün itibariyle tüm çevrimiçi işlemleri ve kullanıcı izleklerini kaydettiğini ve sakladığını bildirisinde açıklıyor. Mahremiyet politikalarında çevrimiçi fiziksel hareketlerin ve boyutların, sunulan deneyimin kullanıcı odaklı olabilmesi ve pazarlama amaçlı kullanım için toplandığını açıkça belirtip yeri geldiğinde Facebook gibi üçüncü parti şirketlerle veri paylaşımı yapma hakkı bulunduğunu da ekliyor. Dolandırıcılığı ve art niyeti engellemek adına toplanan datanın saklanması ve tutulması da kendilerine hak gördükleri güzide yaklaşım.

Aslına bakacak olursanız dersimizi evvel zaman önce aldık. Yeni teknolojiler, “cool” özellikler ile hayatımıza giren ve bizi sevdalısı konumuna düşüren nice servis, aplikasyon, ürün; iyi niyetimizi ve yenilik meraklısı zihinlerimizi tatmin ederek müridi haline getirdiği bizler üzerinden yasal olmayan yollarla ya da bizden habersizce ardımızda bıraktığımız izlerden para kazanmayı dert etmedi, aksine gün geçtikçe daha doyumsuz ve vurdumduymaz hale geldi.

Senatör Sadece Soruyor

Oculus Touch ve Leap Motion VR sensörleri şimdiden el hareketlerinin takibi ve mimiklerin izlenebilmesi gibi efor isteyen özellikleri sıradan hale getirdi bile. VR platformda temas ettiği objelerle çılgınca eğlenen kullanıcı çoğu zaman kayıt altına alınan davranışsal kalıplarından ve ona dönecek ultra isabetli pazarlama kampanyalarından bihaber. Hal bu olunca tartışmalar da alevleniyor. Geçen sene Birleşik Devletler’de Senatör Al Franken Oculus’a yolladığı bir açık mektupla kamuoyu yaratmayı başarmış, çıkış noktasını da günlük hayatlarımızın daha önce hiç olmadığı kadar iyi resmedilecek hale gelmesi olarak açıklamıştı.

Senatörün mektubunda söyledikleri şu ana kadar bu yazıda değinilen başlıklarla paralel. İlettiği 6 adet soruda merak ettiği; lokasyon, hareket ve boyut, çevrimiçi sohbet verilerinin toplanmasının zaruri olup olmadığı, kullanıcıya karşı verilerin güvenliğinden kimin sorumlu olduğu, toplanan verilerin satılıp satılmadığı ve “Hiçbir koruma yöntemi tam koruma sağlamaz.” ibaresini kullanıcı sözleşmesinde barındıran şirketin hangi koruma yöntemlerine başvurduğu.

Servis sağlayıcıların kendi platformları üzerinden takınabilecekleri veri sömürücü, yakışıksız tavrın yanında VR’ın sorunlarını büyüten bir başka gerçek de servis sağlayıcıların operasyonlarını bulut temelli teknolojiler üzerinden gerçekleştirme ihtimalleri. Burada da işin düğümlendiği nokta, bulut üzerinden verilen hizmetlerde kullanıcıların kendileriyle ilgili hangi verilerin üçüncü partilere sağlandığını kolayca takip edememesi. VR sağlayıcısı ile bulut teknolojisi üzerinden hizmet sunan şirket arasındaki veri alışverişinin boyutu, kullanıcıların gizliliğini ve güvenlik endişelerini ihmal ettirecek ölçüde kârlı.

Referanslar Yine 1984

Bulut tabanlı güvenlik açıkları ve şirketlerin veri satışı odaklarının yanında, VR platformlarında amaçlanan ve yer yer dillendirildiğine şahit olduğumuz ikincil hedeflerden biri de duygu tespiti. Bu konuda çalışmalar yürüten MIT çıkışlı Affectiva şirketi “emotion detection as a service” (servis olarak kullanıcı duygu tespiti) misyonuyla hâlihazırda görsellere ve videolara verilen tepkileri takip edip kullanıcıların reaksiyon indeksini ölçerek ve bulgularını raporlayarak servis sağlayan startuplardan sadece biri. Dinamitvari bir teknolojinin üzerine çalışan şirket, duygu tespiti ile ortaya çıkarılan profillerin ne şekilde, hangi amaçlarla kullanılacağına ve kullanılamayacağına dair herhangi bir söz vermiş değil henüz. Affectiva, EmoVu, Visage Tech gibi startupların VR şirketleri ile ortaklaşa kurgulayacağı sistemler kullanıcı açısından göz ardı edilmemesi gereken bir tehlike potansiyeli barındırıyor. Bunu sadece biz demiyoruz, VR dünyası da bu gerçeğin altını kalın kalın çiziyor.

Johannes Gutenberg Üniversitesinden araştırmacı Thomas Metzinger, Michael Madary ile birlikte yazdığı A Code of Ethical Conduct. Recommendations for Good Scientific Practice and the Consumers of VR-Technology isimli makalesinde yukarıda sıralanan güvenlik endişelerini bir cümle ile fevkalade özetliyor ve aşağı yukarı şunu diyor; “VR analitiği kullanıcının zihninden geçenleri tespit ve tahmin edebilecek kadar güçlü olabilir.”

Bütün vücut hareketlerinin kayda alınması ve işlenmesi gerçekleştiğinde kullanıcıların kinematik parmak izlerinin oluşacağını ileri süren Metzinger ve Madary, yalnızca bu izin kullanılarak bile bu verilerin kişilerin  tıpkı retina ve parmak izi taramalarında olduğu gibi kimliklerinin tespitinde kullanılabileceğini öne sürüyor. Kullanıcının rızası olmadan yaratılabilecek benzer modellemelerin hangi kapıları açabileceğini düşünmek rahatsız edici bir beyin jimnastiği için bulunmaz fırsat.

Hızlı gelişen teknoloji çoğu zaman beraberinde yasal bir boşluk ya da gri alan da getiriyor. Yasa koyucuların ve bürokratik sistemlerin teknolojileri sindirip yorumlayabilme noktasında sergilediği hantallık, sivil toplum kuruluşlarının ve bilinçli tüketicilerin çabası ve varlığı ile bir nebze dengelenebilir. Bu coğrafyaya gelecek olursak, burada hukukun durumu açık, sivil toplum bilincine bakış ise tahammül etme düzeyinde. Bulut falan zaten girmemek lazım. Nihayetinde şimdilik bize düşen; çevrimiçi her hareketi takibe ve manipülasyona açık bireylere dönüşebilme ihtimalimiz olduğunun farkında olmak.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Biz, kullanıcı deneyimi odaklı bir tasarım stüdyosuyuz. Eşsiz kullanıcı ve müşteri deneyimleri yaratıyoruz. Problemi tanımlar, çözümü tasarlarız.

Bir Cevap Yazın

Airbnb, Trump’ın Pislik Yuvası Olarak Tanımladığı Ülkelerin Reklamını Yaptı

Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğuna oturduğundan beri, yaptığı birçok hamle hem kendi ülkesindeki hem de dünya çapındaki çok büyük bir kesim tarafından eleştirilen Donald Trump, zaman zaman da belli kesimlere yönelik olarak yaptığı aşağılayıcı yorumlarla dikkatleri üzerine çekiyor. Kendisinin bu kapsamda son olarak yaptığı açıklama da oldukça tepki topladı.

Donald Trump, iddia edildiğine göre geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da gerçekleştirilen bir toplantı sırasında Haiti, El Salvador ve bazı Afrika ülkelerini hafifletilmiş tabirle “pislik yuvası” olarak tanımladı. Doğal olarak bu açıklama, son günlerde medyada kendine fazlaca yer buldu ve birçok kişi, Donald Trump’ın bu açıklamasına tepki göstererek söz konusu ülkeleri savundu. İnsanların konaklama yeri bulmasına yardımcı olan bir online platform olan Airbnb de kritik bir hamleyle Amerika Birleşik Devletleri başkanının bu açıklamasını bir reklam kampanyasına dönüştürdü.

Fortune’un yaptığı habere göre Airbnb, Donald Trump’ın kötülediği bu ülkelerin reklamını yapmak için en az 100.000 dolar katkıda bulunacağına söz verdi. Airbnb’nin kurucu ortağı ve CEO’su olan Brian Chesky, resmi Twitter hesabından attığı tweet’lerle bu ülkelerin kendileri için olan önemine dikkat çekti ve dolaylı bir şekilde de olsa Trump’ın açıklamasını eleştirdi. Brian Chesky; Haiti, El Salvador ve Afrika’nın belli bölgelerinde yaklaşık olarak 75.000 ev sahibi bulunduğunu ve toplamda 2,7 milyon Airbnb kullanıcısının Haiti, El Salvador ve Afrika ülkelerinin “ziyaret etmeye yetecek kadar güzel” olduklarına karar verdiklerini vurguladı.

Airbnbn CEO’su, attığı tweet’lerden birinde bu ülkelerde bulunan 75.000 ev sahibinin toplamda 170 milyon dolar gelir elde ettiğini de belirtti.

Bununla birlikte Brian Chesky, söz konusu ülkelerin güzelliklerini ön plana çıkartmak için bu ülkelerden bazı manzaraların yer aldığı fotoğraflar paylaşmayı da ihmal etmedi.

Ayrıca Airbnb’nin resmi Instagram hesabı da aynı şekilde benzer şekilde bahsi geçen ülkelerin bazılarının fotoğraflarını paylaştı.

Bu, bir markanın, Donald Trump’ın açıklamasından faydalandığı ilk olay değil. Daha önce de fast food restoran zinciri KFC, Trump’ın Kuzey Kore lideri Kim Jong-un’a yönelik olarak attığı bir tweet’i kullanarak McDonald’s’a göndermede bulunmuştu.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Kind, Cesur Pazarlama Faaliyeti Kapsamında 10.000 Kişiye Rakiplerinin Ürünlerini Gönderdi

Bir markanın ürününe sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir olaydır. Markalar sürekli olarak kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu ve ürünlerine güvendiklerini söyleseler de, bu güveni göstermek yürek ister. Kind isimli marka ise son yaptığı pazarlama faaliyetiyle böyle bir yüreğe sahip olduğunu gösterdi.

Protein barı ve granola bar gibi sağlıklı atıştırmalıklar üreten bir marka olan Kind, protein barı pazarına girişini doğrudan rakiplerini hedef alan bir pazarlama hamlesiyle duyurdu. Yeni ürününü insanlara denettirmek isteyen marka, internet sitesi üzerinden kayıt olan 10.000 kişiye kendi ürününden göndermekle kalmayıp kendisi gibi protein barı üreten Clif, Quest, ThinkThin ve Power Crunch gibi çeşitli rakiplerinin ürünlerinden de gönderdi. Tabii ki Kind’in bunu yapmaktaki amacı, insanların iki ürünü de deneyip hangisinin daha iyi olduğuna karar vermelerini sağlamaktı.

Kind, kendi protein barlarında ana protein kaynağının fındık olduğunu ve bu yüzden otomatik olarak kendi protein barlarının, yoğun olarak yapay protein karışımları, yapay tatlandırıcı ve şeker alkolü barındıran diğer protein barlarından daha iyi olduğunu belirtiyor. Kind şirketinin entegre iletişimden aorumlu başkan yardımcısı Drew Nannis, bu pazarlama faaliyetiyle ilgili olarak şunları ifade etti:

“Yeni bir kategoriye girdiğimizden beri, insanları ilgi uyandıran bir şekilde değişiklik yapma konusunda ikna etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Tat oldukça subjektiftir, bu yüzden insanların ürünümüzü denemelerini sağlayarak iyi bir etki yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak istedik.”

Protein barları, marka için net bir büyüme fırsatı barındırıyor. Bununla birlikte Kind, kendisini meydan okuyan bir marka olarak görüyor ve yerleşik rakiplerle boy ölçüşmekten hiçbir şekilde kaçınmıyor. Ayrıca belirtilene göre bu pazarlama faaliyetleri onlar açısından oldukça iyi sonuç verdi. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, Drew Nannis’in belirttiğine göre bu pazarlama faaliyetinin başlatıldığı hafta boyunca şirketin internet sitesinin trafiği %61 oranında arttı.

Tüm bunların yanı sıra Kind, Korkunç Bir Film’deki Cindy Campbell rolüyle tanınan Anna Faris’in rol aldığı bir dijital reklam kampanyası da yürütüyor. Bu reklam videosunda Anna Faris, Amazon kullanıcılarının piyasada yer alan lider protein barları hakkında yaptıkları ve tamamen gerçek olan kötü yorumları okuyor. Birkaç farklı dijital kanal üzerinden yayımlanan bu reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link