Uğur Batı | Tüketicisine herhangi bir deneyim yaşatmayan her marka, ölmeye adaydır! 0

Reklam yazarlığından öğretim üyeliğine, marka danışmanlığında, kurumsal iletişim yöneticiliğine uzanan mesleki kariyerinde marka yönetiminin neredeyse tüm taraflarında bulunmuş olan Uğur Batı, bugüne kadar yedi tane çok satan kitabın yazarı olmuş durumda. Daha birini okuyamadan bir başkası geliyor. Eskiler Uğur Batı gibi yazarlara “velûd” derlerdi. Asıl anlamı “doğurgan”, mecazi anlamı “çok eser veren” demektir. Son birkaç ayda “Ben Bilmem Beynim Bilir”den sonra “Tüketici Davranışları” masamızın üstüne düştü. “Velûd” yazarımızın en çok beğendiğim yanlarından biri ise kitaplarını kendi mesleğine karşı belli bir mesafeyi korumayı başararak yazabilmesi… Hali hazırda da Borsa İstanbul’un kurumsal iletişim müdürlüğünü yapıyor.  Marketing Meetup konuşmacılarından Uğur Batı ile yaptığımız röportajı paylaşıyoruz.

Son kitaptan başlayalım. Tüketici Davranışları: “Tüketim Kültürü, Psikolojisi ve Sosyolojisi Üzerine Şeytanın Notları” kitabındaki şeytanın notlarını aktarır mısınız bize?

Tüketmek bugün ortalama bir insanın ruhundaki boşluğu doldurmadaki telaşının akıl ötesi dramı gibi bir şey! Adeta anlam yerine hazzı koymanın zihinsel karşılığı. Günümüzde kapitalizm zincirinin halkalarını oluşturan toplum psikolojisi ne diye sorsanız, “tüketimdir” cevabını vermek gerekirdi. Maddenin sağladığı yapay hazlarla doldurmaya çalıştığımız içimizdeki kapanmayan boşluk ve bu sonsuz boşluğu daha da genişletme çabasında olan tüketim odaklı günümüz endüstrisi bizi sürekli tüketmeye zorluyor. Hep daha fazlasını istiyor. Ortalama bir insanın ruhundaki boşluğu doldurmadaki telaşının akıl ötesi dramı! Maddenin sağladığı yapay hazlarla doldurmaya çalıştığımız içimizdeki kapanmayan boşluk ve bu sonsuz boşluğu daha da genişletme çabasında olan tüketim odaklı günümüz endüstrisi… Sevgi, merhamet, acı ve hatta aşk dâhil tüm insani duygularımızın metalaşmış birer tüketim öğesine dönüştüğü 21. yüzyılda insanoğlu, tüketecek bir şeyi kalmadığında ne yapacak? Yeni “marka” dininin müritleri mi, yoksa bu sisteme karşı direnmekte ısrar eden yeni dinin “münafıkları” mı kazanan taraf olacak? İşte bu nedenle çağdaş tüketim manzaraları, tüketim düşleri, tüketmenin mutsuzluğu, kentin tüketimi, markalı tüketimler ya da dijital tüketimler bugün her birimizin hayatının önemli bir parçası. Kitap çarpıcı bir soru yolunda akademik bir bakış açısıyla hayata ilişkin cevaplar arıyor. Bu söylediklerimi mümkün olduğunca eğlenceli ve akıcı bir dille yapmaya çalıştım.

röportaj

Kitabınız “Ben Bilmem Beynim Bilir”, dünyanın nöropolitik alanındaki ilk kitabı. Kitabı okuyucularımıza anlatır mısınız?

“Nöropolitik, Karar Bilimi, Biz Zavallı Seçmenler ve Oy Verme Davranışlarımızın Nedeni” adlı bir başlık üzerine yazıyorsanız, sorular birbirini kovalayacaktır. Hepsi de çok çarpıcı olacaktır. Sormaya başlayalım; mesela insanlar niçin güce taparlar? Hep muhalefette kalmak ne kadar trajiktir? Kaybeden pehlivan niçin güreşe doymuyor? Arkaik propagandalar nasıl beynimizi bu kadar “aşırı” etkileyebiliyor? Sürü psikolojisi oy verirken bizim için ne kadar önemli? Ya mahalle baskısı? Nasıl partizan oluruz, insanlar kendi fikirleriyle partilerinin fikri çatıştığı zaman neden hep partilerinden yana tavır koyarlar? Ya kumsal insanları? Oy vermek yerine niçin “boy” vermeyi tercih ediyorlar? Beynimiz istemesek de çıpalanıyor mu? Seçenin cahil cesareti konusuna ne dersiniz? Seçim vaatleri bizi ne kadar kandırabilir? Peki, özgür irade bir illüzyon mudur? İyi paketlemenin kötü seçenekler üzerindeki etkisi nedir?      İnanın sorular çok fazla. Tüm bu soruların cevabı da kusursuz bir organımızda; beynimizde… Ancak cevapları ondan öğrenmek de pek kolay değil! Nasıl kolay olsun ki? Sınırsız bir kapasite motorundan söz ediyoruz. “Ne kadar sınırsızdır” konusunu örnekleyerek açıklayacağız, sıkı durun: Beyninizin kapasitesi Facebook, Google ve Twitter hostinglerinden bile fazladır desek!

Kitapta bu konulara ilişkin çok çarpıcı saptamalar var. Bunlar çok çarpıcı saptamalar. Bu saptamaların her biri üzerine düşündüğümüzde oy verme davranışları, siyasetin tutumu, politik mesajların nasıl oluşturulduğu, bu değerli beynimizde yüzde yüz yankı bulacaktır. O nedenle bu maddeler üzerine açıkça düşünmeye davet ediyoruz. Lakin unutmayın ki, hiçbir kararınızda yüzde yüz özgür değilsiniz. Siyasi kararlarınızda da. Yukarı saydıklarımız gerek bizim gerekse de birçok bilimadamının ortaya koyduğu ve insan kararlarını olumlu veya olumsuz etkilediği ispatlanmış faktörler. Bu gibi daha birçok saptama, nöroekonomi, nöropazarlama yazınından önemli satırbaşları, ülkemizde yerleşik nöropazarlama ajansı NeuroDiscover katkılarıyla Türkiye siyaseti ve politik figürlere ilişkin dünyada bugüne kadar yapılmış en geniş nöropolitik araştırmaları bu ay içinde raflarda olacak “Ben Bilmem Beynim Bilir: Nöropolitik, Karar Bilimi, Biz Zavallı Seçmenler ve Oy Verme Davranışlarımızın Nedeni” adlı kitabımızda olacak. Bu kitapta okurları zihin açıcı okuma serüvenine davet etmiş oluyoruz.

Marka Yönetimi kitabınız sektörde ilgi gören kitaplardan biri oldu. Kitapta ideal marka yönetimi süreçlerini oldukça akıcı bir dil ve yeni yöntemlerle anlatıyorsunuz. Ve “yüksek sadakat” kavramından söz ediyorsunuz. Bize kitabı anlatır mısınız?

Marka Yönetimi kitabı oldukça özel bir metin. Yerel örneklerle yeni nesil marka paradigmaları ve pazarlama iletişimi yazınına ilişkin en kapsamlı ve çarpıcı kitaplardan biri bir kere. Kitabın alt başlığı kitaba dair yaklaşımımı ve günümüz markalarının en büyük amacını anlatıyor: Vazgeçme Çağında “Yüksek Sadakat Markaları” Yaratmak.

Aslında herkesin herkesten ve herkesin her şeyden kolayca vazgeçtiği bir çağdan bahsediyoruz. Sadakatin zihnen tasarlanmış bir ‘vazgeçme’ fikri olduğunun kabul edildiği bir çağ bu. Yine kendisinin somut göstergelerinin soyut bir bağlılık biçimi olarak görüldüğü, bazen fiziksel olarak olmasa bile zihinsel olarak herkesin ve her şeyin ‘harcanabilir’ olduğu zamanlar bunlar. Sadakat keşke ‘inkâra dönüşmenin eşiğinde aşkın ikrarı’ olsaydı ama sadece kişilerden vazgeçmiyoruz ki! Nesnelerden vazgeçiyoruz. Prensiplerden vazgeçiyoruz.  Sözlerden… Kurallardan… Kırmızı çizgilerden… İdeolojilerden… Doğadan… Yaşamdan… Hayallerden vazgeçiyoruz.  Tabi durum böyle olunca tercih ettiğimiz markalardan da kolayca vazgeçiyoruz.

Peki, kaçınılmaz olarak sadakat peşinde koşan ‘masum’ marka yöneticisi bugün ne yapabilir ki? Malumunuz, eski kuşak büyük markalar, imaj reklamlarıyla kurulmuştu. Bugün ise bu yetmiyor. Yeni nesil pazarlama dinamikleri kendilerine yeni kurallar koyuyor. Marka mesajlarında etkileşim esas olan, öyle ki bir markanın sosyal medyayı yönetmesi bile tek başına yetmiyor. Ortalama bir tüketicinin markalardan beklentisi onların ‘daha insani’ olmaları. Samimi olmaları, hata yaptıklarında kabul etmeleri ve her daim yakın olmaları. İşte bu kitap da vazgeçmenin vazgeçilmez olduğu bu çağda, marka yönetiminin tüm prensiplerini anlatıyor.  Kitap, bugünün çağdaş marka yönetimi prensiplerini deneyimsel pazarlama, duyusal markalama, dijital marka yönetimi, sosyal medya yönetimi, topluluk yönetimi, bulaşıcı markalama, yeni nesil reklamcılık, ikon markalar örnekleriyle ideal markalaşmanın yollarını bütünleşik pazarlama iletişimi kavramları dahilinde anlatıyor.

ugur

Adıyla dikkat çeken bir kitabınız var. Markethink ya da Farkethink kitabından söz ediyoruz. Bu kitapta deneyimsel pazarlama ve duyusal markalama adlı iki kavramdan söz ediyorsunuz. Nedir bunlar?

Bugün yeni nesil pazarlama, artık her şeye başka bir pencereden bakıyor. Temelde, tüketici satın alma karar mekanizmaları üzerinden hareket ediyor. Satışın artık bir bilimsel disiplin olarak ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Bilinçdışı kuvvetlerin dinamiğini de anlamamız gereğine dikkat çekiyor. Alışılmış reklamcılık anlayışının da sarsılması gerektiğini düşünüyor. Pazarlama zekâsına, marka aklına inanıyor. Metaforların ve dolayısıyla nöropazarlamanın gücünü biliyor. Reklam dilinin tutum yaratma konusundaki etkisini, yaratıcılığın ikon markalar yaratma konusundaki katkısını ele alıyor. Bütünleşik pazarlama iletişiminin marka oluşumunda bir çatı olduğunu kabul ediyor, dijital pazarlamanın gücüne dikkat çekiyor. Duyuların ve duyguların tüketici tercihlerini nasıl etkilediğini söz konusu ediyor. Ve bunların hepsini deneyimlere bağlıyor.

Markaların tüketiciyle doğrudan iletişime geçtikleri satış noktaları, etkinlik pazarlama unsurları, yeni teknolojik imkânlar aracılığıyla samimiyet ve şeffaflık temelli sosyal ağlar ve mobil pazarlama unsurları, bugün önemli birer deneyimsel pazarlama aracı olarak karşımıza çıkıyor. Yeni medyaların çeşitli duygusal deneyimler oluşturmaya uygun kanal yapısı, markaların önüne bir fırsat olarak ortaya çıkmıştır. Bu medyaların yaratıcı, sürprizli, merak ettirici, cezbedici ve kışkırtıcı olabilme durumu, deneyimsel pazarlamaya çok uygun. Tüm bu pazarlama aktiviteleri aynı zamanda tüketicinin 5 duyusu ile de destekleniyor.  Bu yaklaşımlar önemli. Çok açık bir şey diyorum kitapta:  “Tüketicisine herhangi bir deneyim yaşatmayan her marka, ölmeye adaydır. İşte kitap bu durumu anlatıyor diyebilirim.

ugur-bati-kitap

Reklamın Dili kitabından söz edelim. Öğrendik ki kitap 6 yıldır bu alanda en çok satan kitaplardan olma özelliği taşıyor ve ilk kitabınız. Kitapta reklamcılık dilini inceliyorsunuz ve bu dilden “sihirli bir dil” olarak bahsediyorsunuz.

Hepimiz biliyoruz ki, dil en önemli iletişim dizgesidir. Her insan, bir dile doğar; bu nedenle olsa gerek, çoğu kez hava gibi, su gibi yaşamsal değerini gözden kaçırırız onun. Doğal bir durumdur bu… Fakat bir iletişim profesyoneli için, dili sadece doğru ve güzel kullanmak yetmez; o, dilin en ince kıvrımlarına kadar nüfuz etmeyi, sözü sözle döllemeyi, sözcükleri tekrar tekrar en etkili ve çarpıcı biçimde örmeyi bilir, bilmek zorundadır. İletişimci için her yeni deneme, sözün gücünü bir kez daha sınama ve bu gücün, muhataplarının gözlerinde yarattığı ışıltıyı bir kez daha görme fırsatı demektir. İşte Reklamın Dili kitabı da reklamcılığı ilk olarak kavramsal olarak inceliyor. Reklamın tüm unsurlarını, ideal biçimleriyle ve örneklerle okuyucuya anlatmayı amaçlıyor. Reklamın Dili’nde yazar,  reklamı reklam yapan görsel ve sözel metinler,  grafik & tasarım, başlık, slogan ve gövde metin gibi unsurları; reklam dilinin sosyopsikolojik boyutunu ifade eden mizah, yıldız stratejisi, korku, cinsellik gibi duygusal mesaj biçimlerinin kullanımını örneklerle açıklıyor.  Reklamlarda kullanılan cümle yapıları, kelime türlerinin kullanım ağırlıkları, reklamcıların iletileri farklı amaçlara göre nasıl yapılandırdıkları gösteriliyor. Kitapta ayrıca ‘reklamda etkileme, okunabilme, tanınma ve anımsanabilme gibi hedefler, reklamda kullanılan dil düzeyine nasıl yansıyor sorusu’ orijinal bir araştırmayla okuyucuya sunuluyor. Reklamın Dili,  Türkçe reklam dilinin temel repertuvarını orijinal bir araştırmayla ortaya koyarken, göstergebilimsel bakış açısını da anlatıyor ve özgün içeriği ve konuya yaklaşımı açısından Türkçe reklam yazınına önemli bir katkıda bulunuyor.

Enneagram kitaplarınız arasında en ilginç olanlardan. Bir kişilik analiz yöntemi. Bakıyoruz kaynağında sözlü gelenek var, tasavvuf var. Nasıl anlatırsınız bize bu yöntemi?

Enneagram, pek çoklarınca dünyanın kişilik tanıma, kendini tanıma konusunda en etkili yöntemi kabul ediliyor. ABD’de en çok satan konular arasında yer alıyor. Dünyanın en prestijli üniversitelerinden Standford MBA programının ders programında yer alıyor. Harvard Hukuk Fakültesinde uygulamalı mahkeme savunmalarında pratik ediliyor. Yine dünyanın en prestijli üniversitelerinden USC ve UCLA’de MBA programlarında liderlik eğitiminde kullanılıyor. Daha sayısız örnekler var. Ağırlıklı olarak ABD’deki üniversiteler olmak üzere psikoloji, tıp, sanat, işletme, psikoloji ve eğitim bölümlerinde Enneagram eğitimleri bulunmakta. Senaristlerinin ifadesine göre Lost dizisindeki karakterlerin gücü oradan geliyor. Dünya çapında Google, eBay, Yahoo, Sony, CSC, Oracle, Adobe, HP, and Logitech Boeing, GlaxoSmithKline , The DuPont Company, Genentech, Motorola, Hewlett Packard, Disney, Panasonic, Johnson& Johnson, Apple ve daha birçok şirket enneagram yöntemini personel seçimlerinde, satış ve pazarlama çalışmalarında kullanıyor.

Kullandığı kaynaklar itibariyle kişilik belirleme yöntemleri arasında en zengin olanı. Analitik bir yöntem. Oldukça rasyonel önermeleri var. Kesinlikle tutarlı. Detaylı incelemeleriyle doğruya ulaşma konusunda bir gerçek bir rehber. Sadece kişinin kendini tanımasına yönelik olmayan, her aşamada bir gelişim önermesi ortaya koyan “yapılandırıcı” bir yaklaşıma sahip. Aynı zamanda bir bilgi felsefesi olarak değerlendirmemiz gereken Enneagram bilgisinde, Zen, Budizm, Ching gibi Uzakdoğulu mistik akımların, Kabala gibi ezoterik-klasik geleneklerden alınan unsurları da görüyoruz. Enneagram yönteminin kökeni uzun süre Eski Yunan olarak düşünüldü. Pers ülkesine, Hindistan’a dayandırıldı. Anadolu’daki izleri her daim önemsendi. Binlerce yıl boyunca gizlenmiş bir bilgiden bahsediyoruz. Bu uzun yıllar boyunca sadece seçilmiş kişilere öğretildi. Daha sonra kökenleri ilk çağlarda kayboldu. İzine uzun süre rastlanamadı. Kısacası gizem her daim Enneagramla birlikte olmaya devam etti. Kimisi binlerce yıllık Sufi bilgeliği olarak adlandırıyor onu. Enneagramı kişilik tarzları konusunda en yetkin model olarak kabul edenler de var. Enneagram da aynı zamanda modern bilimin de katkısı söz konusu. Freudyen bakışı hemen başa yazmak gerekir burada.

pazarlama-meetup

İTÜ Elektrik Mühendisliği mezunuyum. B2B Pazarlama, Mühendislik ve Marka Yönetimi özel ilgi alanlarım. Şuan Mühendislik firmalarına Pazarlama danışmanlığı yapıyorum.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link