Bir süredir, ülkemizde yaşanan turizm daralması ile ilgili düşünüyorum. Rakamlar çarpıcı ve acı verici. İşin diğer yanlarını bir kenara koyarak, farklı bir iç turizm açılımı yapılamaz mıyız diye düşünmeye başladım. Burada da önüme ne yazık ki eğitim sistemi içerisindeki kopukluklar geldi.

Size konuyu özetleyeyim:

 

Turizm verileri

  • Turist sayısında % 30 düşüş var, gelirdeki düşüş % 40’a gidiyor.
  • Neredeyse geçen yıl 3 olan turist sayısı bu yıl 2’ye indi. TÜİK verilerine göre geçen yılın ilk yarısında yabancı ziyaretçiler ortalama 751 dolarlık harcama yapmışlardı. Bu yıl ise ortalama harcama 647 dolara düştü.
  • 2015 yılında sadece İstanbul’daki müzeleri ziyaret eden turist sayısı 8 milyondur.
  • Kültür turizmi, dünyada önemli bir trenddir.
  • Dünya turistlerinin%37 sinin kültürel amaçlı seyahat ettiğini, Amerikalıların %70 inin Avrupa’ya seyahat etme nedeni olarak kültürel kalıntıları görmek olduğunu ve temel neden bu olmasa da, İngiliz turistlerin de %67 sinin seyahatlerinin en azından birini yine kültürel kalıntıları görme adına yaptıklarını görüyoruz. Kanadalıların %90 ı, ülkelerin kültürel ve tarihi yerleri ile ilgilenmektedirler. Bu veriler dünyada “kültür turizmine ” ilginin giderek arttığını göstermektedir.
  • Ayrıca “kültürel turizm seyahat sanayinin en hızlı gelişen sektörüdür. Bu turizm için gelen turist, diğer turistlerden günde 62 dolar, her ziyarette 200 dolar fazla harcama yapmaktadır.”

Eğitim verileri

  • Türkiye’de eğitim çağında olan 5 milyon çocuk var
  • Bu çocukların, eğitim seviyelerini, uluslararası PISA testine tabi tuttuğumuzda 70 ülke arasında 50. sırada gözüküyoruz. Bu sınamalarda “okuduğunu anlamada” bile skorlarımız oldukça düşük.

 

Uzmanların, PISA testi ve bu testte daha başarılı olmakla ilgili etkileyici yorumları var:

“ PISA’da başarılı olmak istiyorsak içeriğin beceri odaklı ve öğretmen yerine öğrenci odaklı olması gerekiyor. Aktivitelerle, sunumlarla, projelerle öğrenmenin gerçekleşmesi lazım. Öğrendiği bilgiyle yeni bir şey üretiyor mu öğrenci bunu sınamıyoruz. Bilginin kullanımının öğretilmediği bir eğitim sistemi kullanılıyor.” (MEF Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Erhan Erkut)

“PISA testlerini OECD’nin yapmasının nedeni yeni ekonomide ihtiyaç olan becerileri ölçüyor olması. Bilgiyi ezberlemeyi değil, var olan bilgiyi kullanmayı ölçüyor, problem çözmeyi ölçüyor. 21. yüzyılda eğitimin amacı budur, bu olmalıdır.” (New York Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Selçuk Şirin)

“Anaokulunda okuyan çocukların hayal gücü %84 iken, 20-25 yaşlarında yaratıcılık oranı %2’ye düşmektedir. Çünkü deneyimlemek yerine, sadece sınavları geçmek için ezberlemeye yönelmektedirler.” ( Sir Ken Robinson)

Şimdi eğitimle, turizmin ne alakası var diyeceksiniz belki… Değerli Selçuk Şirin’in belirttiği gibi deneyimleyen çocuklar, gerçekten öğrenirler. Bilgiyi içselleştirir, öğrenmenin bağımlısı olurlar. Öğrenme bağımlıları için bilgi sonsuzdur. Tarih, sosyoloji, arkeoloji, matematik, fizik, kimya… Her birinin birbirlerine dokundukları resmi görerek ve deneyimleyerek büyüyen bir neslin, iç turizme ne oranda katkıda bulunacağını hayal edebilir misiniz? O halde aslında bizim, sadece dışarıdan turist bekleyerek değil, kendi iç piyasamızı canlandıracak yerli turisti yaratmamız gerektiğini de düşünmeye başladım.

Klasik eğitim sistemi içerisinde, tarih, miras, kültür, arkeoloji gibi kavramlar, öylesine sıkıcı anlatılıyor ki, hangi öğrenci üniversiteye başladığında, ya da çalışma hayatına girip, eli para gördüğünde “Gideyim de bir müze gezeyim” diyor ki?

Oysaki tarih, kültür mirasları, arkeoloji, hepsi toplumun sosyolojik ve kültürel gelişiminin birer parçasıdır. Bilim dallarının, birbirlerinden çılgınca beslendiği, birbirleri ile etkileşime girdiklerinde ortaya çıkan resmin muhteşemliğinin anlatıldığı bir eğitim sistemi içerisinde, sadece yerli turist yaratmakla kalmayıp, bilime bakışı da değiştirebileceğimize inancım sonsuz.

Siz bir örnek vereyim: Berlin’in en fazla ziyaretçi alan müzesi: “Pergamon Museum” dur. Yani “Bergama Müzesi”. Topraklarımızdan çıkıp, Avrupa’ya seyahat eden, sanat ekonomisi ile kendilerini Almanya’nın göbeğinde bulan eserlerimiz, yılda milyonlarca ziyaretçiye kucak açmaktadır.

Ama burada önemli bir nokta var ki, bu ziyaretçiler arasında önemli bir bölümü öğrenciler oluşturuyor. Öğrenciler, öncelikle müfredat gereği, her ay bir müzeyi gezmek, müze hakkında bir sunum yapmak hatta içeride beğendikleri herhangi bir objeyi, duvarı, unsuru resmetmek zorundadır. Şunu hayal edin, ortaokul çağında bir çocuğun, tarihi 5 duyu ile hissetmesini sağladığınızı… Bu deneyim, küçük yaştan itibaren çocuğun damarlarında tarih, arkeoloji hatta sosyoloji sevgisini aşılayacaktır. Toplumların gelişiminde izlenen bilimsel adımlarla, tarihsel süreçlerin paralelliği, bunun psikolojik yansımaları derken… Damarlarında “daha fazla öğrenme” ihtiyacı ile dolacaktır.

 

Bu çocuk, büyüyüp, eli para gördüğünde, hem kendi ülkesindeki hem de farklı ülkelerdeki müzeleri, atölyeleri, galerileri ziyaret eden bir müşteri haline gelecektir.

 

Tekrar ediyorum: Bugün Türkiye’de 5 milyon öğrenci var. Bu öğrencilerin müfredatlarına, bu deneyimi sokarsak, en sıkıcı buldukları dersi, farklı bilim dallarının açılımları ve deneyimlerle perçinleyerek anlatırsak, çok kısa sürede kendi yerli turistimiz yaratmış ve kültür turizmi gelirlerimizi artırmış olacağız.

Hiçbir ülkede olmadığı kadar ören yeri, müze, tarihi alana sahip ülkemizde, eğitim müfredatı içerisinde yeşertilecek bir kültür turizmi akımı, turizm sektörü için de nefes olacaktır. Kış turizmi, eko turizm gibi alanların kesişimlerini de denkleme eklediğimizde, dışarıdan gelecek turist sayısına yakın bir oranı biz kendi topraklarımızdan çıkarabiliriz.

Bunun modeli kolay kurulacak bir denklem değildir. Ancak, off season dönemlerinde, okulların müfredatlarına girecek bir müze ziyareti, 15 tatillerde ödev olarak verilecek bir ören yeri ziyareti, aileleri de dâhil ettiğimizde, turizm sektörüne nasıl bir nefes olacaktır, matematiksel olarak hesaplamayı uzmanlarımıza bırakıyorum.

 

Paylaş
Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın