Türkiye’de 2016 Yılının En Başarılı Twitter Kampanyaları 0

Dünyanın en önde gelen sosyal medya platformları arasında yer alan Twitter, birçok yönden aktif bir yılı geride bırakıyor. 2016 yılı boyunca kullanıcılar Twitter ile önemli olaylara anında ve canlı olarak tanıklık etti. Twitter geliştirdiği birçok ürünle de hem kullanıcıların kendilerini daha iyi ifade etmeleri sağladı hem de markaların kullanıcılarla doğrudan kurdukları iletişimi güçlendirdi.

“İlk Bakış” (First View), “Conversational Video”, Periscope markaların tüketicilere ulaşmalarını kolaylaştırdı. Coca-Cola, Nestle, TEB ve P&G gibi Türkiye’nin önde gelen markaları, Avrupa Kupası veya basketbol maçları benzeri özel etkinlikleri birer fırsat olarak alarak Twitter’ın ürünlerinden faydalandı ve birbirinden etkin kampanyalar başlatarak marka bilinirliklerini arttırdı, kullanıcılara mesajlarını güçlü bir şekilde iletti. İşte 2016’nın Twitter’da markalar açısından en başarılı kampanyalarından öne çıkanlar;

TEB – #KadınPatronlar

Twitter’ın Nisan ayında tanıttığı önemli ürünlerinden olan İlk Bakış’ı (First View) ilk uygulayan şirketlerden biri; finans sektöründen TEB oldu. @TEB kadın patronların iş hayatındaki ihtiyaçlarını bütünlüklü bir hizmet anlayışıyla çözme hedefiyle TEB Kadın Bankacılığı’nı (@teblekadin) kurduğu zaman, kadın patronların sahip olduğu ve yönettiği işletmelere danışmanlık ve finansal destek sağlamayı amaçladı. Bu projesini de kampanyasını yenilikçi ve daha önce denenmemiş bir yöntemle duyurmayı hedefledi. Banka, kadınların ekonomiye kattığı değeri vurgulayan TV reklamı kopyasını#KadınPatronlar hashtagi ile TV ve diğer mecralarda yayınladı.

Capture.JPG

Reklamın televizyonlarda yayınlanmasından sadece birkaç saat sonra da @teblekadin Twitter üzerinde “İlk Bakış” kampanyasını başlattı ve video 3 milyondan fazla kişi tarafından izlenirken; hashtag ile ilgili yaklaşık olarak 4.600 mention yapıldı. 100 binden fazla kişi, video süresinin % 75’inden daha fazlasını izledi. “İlk Bakış” ile birlikte bu reklam, Türkiye’deki Twitter kullanıcılarının o gün gördüğü ilk reklam oldu.

Nestlé #XpressleTrampa

Twitter üzerinde başarılı bir kampanya yürüten bir diğer marka da Nestlé oldu. @NescafeXpress ile Ağustos ayında düzenledikledikleri Xpress’le Trampa (#XpressleTrampa) kampanyası ile büyük başarılara imza attı.

Kampanya çerçevesinde iki takım oluşturuldu; her bir takımda bir Twitter ünlüsü ile hayallerini gerçekleştirmek isteyen bir kadın veya bir erkek yer aldı. Takımlar 19 gün boyunca 1700 kilometreyi; paraları olmadan sadece ellerindeki Nescafé Xpress’i değiştirerek (trampa ederek) kat ettiler.

Capture.JPG

Kampanya süresince Periscope üzerinden de belirli aralıklarla canlı yayınlar yapıldı. En son gün yapılan canlı Periscope yayını 194.217 kişi tarafından izlenirken bu Türkiye’de en büyük izlenme oranlarından biri oldu.

Capture.JPG

Toplamda ise kampanya 250.771 kişi tarafından izlendi. Kampanyayla 848.000 kişiye ulaşıldı ve bu kitlenin %23’ü de videoyu izledi. Kampanya Twitter Nestle Aviator Awards’da birincilik ile ödüllendirildi.

Coca-Cola / #HaydiMilliTakim

Avrupa Kupası’nda Türkiye Milli Takımı’nı desteklemek için @CocaCola_TR’nin başlattığı #HaydiMilliTakım kampanyası sosyal medyada büyük ses getirdi. 27 Mayıs’ta başlayan 3 günlük kampanyada, kullanıcılardan öncelikle #HaydiMilliTakım hashtag’ini kullanarak turnuva için özel olarak hazırlanan yeni marşı tweet atarak ortaya çıkarmaları istendi. Ardından @CocaCola_TRadresinden videoyu izleyebildikleri kendilerine özel bir yanıt aldılar.

Capture.JPG

İkinci gün başlatılan “İlk Bakış” kampanyası ise ilgiyi katladı. Tüm gün boyunca marş, Twitter’da en çok izlenen reklam oldu. Son gün de kullanıcıların #HaydiMilliTakım hashtag’ini tıklayarak marşı paylaşmaları sağlandı. 3 gün sonunda kampanya 6 milyon etkileşim aldı ve hakkında 25 bine yakın tweet atıldı.

Head&Shoulders/#KazanmakKafadaBaşlar

Türkiye Basketbol Ligi play-off’ları sırasında Twitter’daki taraftar etkileşimini fırsat olarak gören Head&Shoulders TR markası, spor ile bağını güçlendirerek marka mesajını play-off heyecanıyla birleştirmeyi başardı.

Kampanya iki önemli unsur üzerine kuruldu: ilki #kazanmakkafadabaslar ve maçın en iyi oyuncusunu seçen “Maçın Omuzlayanı”. Marka ilk olarak Twitter’ın “Conversational Video” ürününü kullanarak #kazanmakkafadabaslar hashtagiyle kullanıcılardan tuttukları takımı seçmelerini istedi. Seçimleriyle ilgili tweet atanlar böylelikle kampanyanın takipçilerine de duyurulmasını sağladı.

Capture.JPG

Aynı zamanda her tweet atana Head&Shoulders TR otomatik olarak özel bir yanıt vererek “Maçın Omuzlayanı”nı seçmesi için oylama yapılan bir websitesine yönlendirdi. Oylama websitesi, Twitter’ın API uygulamasını da kullandı ve böylelikle kullanıcılar izlemek istedikleri maçları seçebildiler. Marka da maç günü kullanıcılara tweet attı.

Capture.JPG

Kampanya sonucunda, #kazanmakkafadabaslar hashtagiyle yaklaşık 55 bin tweet atıldı ve bu rakam, playoff’lar sırasında atılan toplam tweetlerin %32’sini oluşturdu. Conversational Video (hashtag seçenekleri sunarak sohbet başlatan video) üzerinden 27 bin tweet atılarak, toplamda 7.7 milyon etkileşim gerçekleşti. Oylama websitesine 20 binden fazla ziyaret sağlandı ve Maçın Omuzlayanı için 2 bin kullanıcı oy kullandı.

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

Bir Cevap Yazın

L’Oréal’in Ev Laboratuvarından Dünyaya Yayılış Hikayesi 0

L’oreal markasının ne kadar meşhur olduğunu hepimiz biliyoruz. Öyle ki, marka tanınırlığının ardından ürün fiyatlarının pahalılaşmasını da beraberinde getiriyor. Fakat bu markanın ne kadar kaliteli ürünler ürettiğini her kadın bilir.. İşte böyle başarılı bir markanın ortaya çıkışında ilham dolu bir hikaye yatıyor.

1907 yılında Fransız Eugène Schueller, Paris’te okuduğu üniversitesinden kimyager olarak mezun olduktan sonra evinin mutfağında küçük bir laboratuvar yaparak her gece burada çeşit çeşit saç boyası deneyleri yapıyordu ve amacı tamamen doğal görünen bir saç boyası üretmekti.

Evinde ürettiği saç boyalarını küçük şişelere dolduruyor ve şehirdeki kadın kuaförlerini tek tek gezerek onları ikna etmeye çalışıyordu. Uyguladığı taktiklerde başarılı da oldu. Ürettiği boyaları o kadar iyi sattı ki parasız bir şekilde evinin laboratuvarında yaptığı boyalardan biriktirdiği kazançla kendi şirketini açtı ve L’Oreal markasının ilk yapı taşlarını atmış oldu.

Schueller’in işleri iyi gidiyordu fakat o dönemler kadınlar saçlarını sık boyamadıkları için, onlara güven içinde saçlarını boyamaları hakkında bilinçlendirmesi gerekiyordu. Schueller ise çok profesyonelce bir yol izliyordu. O dönemlerde “la coiffure de paris” isimli bir moda dergisi her kadın kuaföründe bulunan popüler bir dergiydi, kadınlar saçlarını yaptırmak için sıra beklerken bu dergiyi okuyorlardı.

Ardından Schueller bu dergide kimyager kimliğiyle makaleler yazmaya başladı. Makalelerin konusu kadınlar için en can alıcı nokta ‘saç boyaları ve boyama teknikleriydi’. Dergiye yazdığı makaleleri okundukça daha fazla ürün satmaya başladı ve kısa süre içinde tüm dergiyi satın alarak kendi ürünlerini belli etmeden öven bir dergi haline geldi.

Schueller yine çok zeki adımlarla kariyerinde ilerlemeye devam ediyordu. Saç boyalarının daha fazla satılması ve tanınması için en önemli unsurun kuaförler olduğunun farkındaydı. Onlarla arasını iyi tutuyor ve mutlu etmek için türlü türlü kampanyalar düzenliyordu. Böylece bir süre sonra Fransa’da bulunan kuaförlerin bir çoğunluğu onun ürünlerini bayanlara ‘şiddetle’ önermeye başladılar.

Ardından Schueller, Paris’in en güzel semtinde L’Oreal markasını tanıtmak için bir ‘saç boyama akademisi’ açtı ve başına Rus çarının sarayında çalışmış aristokrat bir kuaför getirdi. Bununla beraber Fransa’nın dört bir köşesinden gelen kuaförler bu seçkin okulda saç boyamaya dair tüm incelikleri öğreniyor ve tabii ki L’Oreal markasının dünyadaki en iyi boya olduğunu gelen bayanlara överek anlatıyorlardı.

1920’li yıllara gelindiğinde kadınlar çalışma hayatına daha fazla girmeye ve doğal olarak bakımlarına daha çok önem göstermeye başladılar. Bu gelişme Schueller ve L’Oreal için çok önemliydi, artık Fransa sınırlarını aşıp dünyanın dört bir yanına ürün göndermeye başlamışlarıdı.

Bu dönemlerde Schueller koyu saçlı kadınların saçlarını sarıya boyatma isteklerinin arttığını farketti ve çok kısa bir zaman içinde saçların rengini açan yepyeni bir ürünü piyasaya sürdü. O zamanlar Schueller’in ürün şişesini eline alarak etrafındakilere ” Bu minicik şişeden servetler kazanacağız çünkü gün gelecek milyonlarca kadın saçlarını sarıya boyatmak isteyecek” demiştir.

Schueller her defasında profesyonelce bir yol izlemesi, L’Oreal markasının da gelişmesi ve tanınması için bir fırsat olmuştur. Bunun yanında, Fransa’da ilk defa işçilere yönelik ücretli izin kanunu çıktığı zaman Schueller uzun yaz tatiline çıkacak işçilerin plajları dolduracağını düşünerek piyasaya güneş yağı sürmüştür ve tabi ki çuvalla para kazanmıştır.

L’oreal firmasının en büyük başarılarından biri de bilime ve ar-ge çalışmalarına büyük bütçeler ayırmasıdır. Kimyager Schueller’in talimatıyla daha ilk yıllarında koca bir araştırma enstitüsü kurulmuş ve en modern cihazlarla donatılmıştır. Daha kurulduğu ilk senesinde (1950) sadece araştırma departmanında yüz adet uzman kimyager çalışmaktaydı. Buradan bir sonuç çıkaracak o dönemlerden bugüne kadar L’oreal firmasının bir çok yeni ürün keşfedip piyasaya sürmesinin arkasında bilime verilen büyük önem yatmaktadır.

Geleceğin Yabancı Dili: Kodlama 0

Dijital çağın petrolü artık “data (veri)”. Dünya hızla değişiyor. Yeraltı kaynakları eski itibarını kaybediyor. Günümüzün en değerli kaynağı olarak tabir edilen “Datayı” toplamak büyük bir iş. Bunu toplamakla da iş bitmiyor, tüm bu dataları doğru şekilde analiz edebilecek, çıkarımlar yapabilecek, gerekli şekilde kullanabilecek beceriye, insan yetisine de sahip olmak gerekiyor.
Bir başka önemli detayla devam edelim. Günümüzde dünyanın en değerli markaları artık enerji, finans, otomotiv firmaları değil.

Forbes dergisinin yayınladığı dünyanın en değerli şirketleri listesinde, 2017 itibarıyla dünyanın en değerli 10 şirketinin altısı teknoloji şirketi. Birinci sırada Apple, ikinci sırada Alphabet(Google), üçüncü sırada Microsoft, dördüncü sırada Facebook, altıncı sırada Amazon’un olduğu listede Samsung da onuncu sırada yer alıyor.

YAPAY ZEKA İŞLERİMİZİ ELİMİZDEN ALIYOR
Hepimiz artık biliyoruz ki “Gelecek” teknoloji üzerine kurulu. Üstelik 4. Sanayi Devrimi olarak tanımladığımız bu yeni dönemde yapay zeka pek çoğumuzun mesleğini yapma kapasitesine sahip olacak. Yoğun otomasyon sonucu pek çok sektörde milyonlarca insanın işsiz kalma ihtimali oldukça yüksek.

Bu noktada bir bilgi daha verelim; “Son dönemde sıkça dile getirilen bir öngörüye göre bugün ilkokula başlayan çocukların yüzde 65’i, üniversiteden mezun olduklarında şu anda mevcut olmayan meslekleri yapıyor olacaklar.”

Yani önümüzde bir yandan teknolojilerin yarattığı fırsatlarla dolu, ama diğer bir yandan da belirsizlik ve karmaşa içinde, kafa bulandıran bir gelecek var.

Bu yeni döneme en hızlı ve doğru şekilde adapte olmak için bizim de toplum olarak, farklı bazı meziyetlere sahip olmamız, yeni ve yüksek teknolojilerle dost olmamız, daha ötesi onların dilinden konuşmamız gerekiyor. Teknolojilerinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan ama bu teknolojileri sadece ithal edip kullanan değil, teknoloji üreten bir toplum haline gelmemiz çok önemli.

HEPİMİZE DÜŞEN SORUMLULUKLAR VAR
Bu noktada hem devlete, hem özel şirketlere, hem de birey olarak bizlere düşen pek çok sorumluluk var.

Devlete düşen öncelikle bitmek bilmeyen sistem, müfredat karmaşalarını sona erdirecek bir yapı oluşturmak. Gelecek vizyonu olan, dünyadaki gelişmelere paralel olarak düzenli şekilde içeriğini yenileyen, çocuklarımızı yeni dönemin yetilerine hazır şekilde yetiştirecek bir eğitim sisteminin oluşturulması gerekiyor. Bunu yaparken de artık Google’da çok rahat bulunabilecek bilgileri ezberleyen değil, bu bilgileri doğru şekilde analiz edip kullanabilecek, sorunları algılayıp çözümler üretebilecek nesiller yetiştirilmesi gerekiyor.

Yabancı dil öğrenmenin önemi yadsınamaz ama artık “kodlama / programlama” yeni yabancı dil. Basit bir dille kodlama “bilgisayar yazılımları oluşturmak için kullanılan elektronik dile” deniyor. Bugün kullanılan pek çok farklı kodlama dili var.

Makinaların dilinden anlamak için tüm çocukların “kodlama” öğrenmesi hayati öneme sahip. Milli Eğitim Bakanlığının yavaş yavaş müfredata almaya başladığı kodlama derslerinin daha yoğunlaştırılması, yaygınlaşması ve doğru bir şekilde öğretilmesi lazım. Bu aşamada da en çok yeni nesil öğretmenlere iş düşüyor sanırım.

Kodlama bilmek mesleki avantajlar sağlamak bir yana, çocuklara analitik düşünme, problem çözme, verimli çalışma, eleştirel bakabilme gibi pek çok beceri de kazandırıyor. Ama şüphesiz iş “müfredata kodlama dersi koyduk, halloldu” demekle olmuyor. Çocukların hayal kurmalarını destekleyecek bir öğrenme ve merak kültürü yerleştirmemiz büyük önem taşıyor.

Özel şirketlerin de bu teknolojik dönüşüm sürecinde yapısal olarak çevik, değişime açık, risk almaya yatkın olması gerekiyor. Dünyayı takip edip, teknolojik yeniliklere kapı açarken, insan kaynaklarının da çalışanlarını eğitimlerle destekleyecek projeler üretmesi çok önemli.

Birey olarak bizlere düşense hayatın her zaman “yeni bir öğrenme süreci” olduğunu unutmamak sanırım. Artık dijital dünyaya doğan yepyeni bir nesille karşı karşıyayız. Onların düşünme şekli, ihtiyaçları, talepleri bambaşka.

Yeni nesillerle doğru iletişim içinde olabilmek, aynı yöne bakabilmek için bizlerin de yeni dünyanın getirdiklerine adapte olmamız lazım. Hangi yaşta olursak olalım hayal etmekten, üretmekten ve soru sormaktan vazgeçmeyelim.

Bu yazı ilk olarak cnnturk.com’da yayımlanmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link