Türk Markalarının Bir Felsefesi Var mı?

Pazarlama 3.0 ile markaların insan ve değer odaklı bir yapıya evrilmeye başlaması ürünlerin fonksiyonel faydalarından çok duygusal faydalarını öne çıkardı. Bu süreçte küresel markalar sahip oldukları değerleriyle, kültürüyle ve en önemlisi de felsefeleriyle müşterileriyle olan güçlü bağlarını sürdürmeye devam ederken, hala satışa ve ürün fonksiyonlarına odaklanan markalar ciddi sorunlar yaşıyorlar. Bu güçlü felsefenin parçası olmak isteyen insanlar dünyanın her yerinde gerekirse daha fazla para vererek bu markalara sahip olma peşindeler. Bu markaların insana, topluma, çevreye vb. karşı olan duruşları  müşterilerinde gurur ve tatmin yaratıyor. Peki böyle bir ortamda dünya markası olma isteği her geçen gün artan Türk markalarının dünyaya sunacağı bir marka felsefesi var mı?

Güven Borça 2000’li yılların başında ‘Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı?’ kitabında Türk markalarının dünya markasına dönüşememesinin nedenlerini, marka yönetiminin inceliklerini uzun uzun inceleyerek iş dünyasının ve markaperverlerin hizmetine sundu. O günden bugüne geçen zamanda markalar daha güçlü, ayakları yere sağlam basan bir düzeye geldiler. Öyle ki o gün kitapta geleceği parlak olarak gösterilen bazı markalar bugün yoğun rekabet ortamında küresel rakiplerine kafa tutar hale geldiler. Tabi bu markaların sayılarının hala dörtlerde beşlerde kalması ve onların da gerçek anlamda bir dünya markası olamaması ciddi sıkıntıların olduğunun bir göstergesi. Şu bir gerçek ki ülke olarak markalaşma konusunda çok iyi değiliz, hala almamız gereken çok yol var. Özellikle küresel anlamda dünya markaları çıkaramamamızın sosyolojik, siyasal, ekonomik birçok nedeni var ama bunların yanında en az onlar kadar önemli bir başka şeyse ‘Türk markalarının dünyaya sunacakları bir felsefelerinin olmaması’. Ülkemizde felsefeye karşı negatif algıdan mıdır bilinmez satış rakamlarıyla övünen, duvarlarına koca koca çerçevelerle misyon vizyon asan markalar iş bir marka felsefesine sahip olmaya geldiğinde hiç ortalıkta gözükmüyorlar. Güçlü marka olma yolunda umut veren her markanın üzerine serpiştirdiğimiz pozitif milliyetçilik sosuyla göğsümüzün kabardığı ‘yalnız ve güzel’ ülkemizden dışarı çıktığımızda insanlara ürünümüzün fonksiyonel faydasından başka söyleyecek sözümüz olmuyor. Tabi bugünün pazarlamasında sizin fonksiyonel faydanızı kale alacak birileri hala varsa.

Ülkemizde dünya markası olma yolunda ilerleyen ve yaptığı sistemli pazarlama ve iletişimi bir felsefeyle taçlandıran en önemli ve nadir markalardan biri olan Mavi sitesinde felsefesini şöyle açıklıyor: Mavi’nin felsefesi, mükemmel fit’e sahip jeans’lerinin ve blue jeans kültürünün etrafında, Akdenizli bir moda markası yaratmaktır. “Perfect Fit” anlayışı, Mavi’nin bir jeans markasından global bir moda markasına doğru gelişiminde büyük önem taşır. “Perfect Fit” Mavi için, bir jeans’in sadece vücuda değil, aynı zamanda bütçeye ve bulunduğu kültüre de mükemmel uyum sağlamasıdır.

Dünyadaki ve ülkemizdeki son gelişmeler de gösteriyor ki artık markaların karşısında dizginlenemez, kalıplara konulamaz bir kitle var. Markaların suya sabuna dokunmadan sadece satışla ilgilenerek bu kitleyi anlaması zor görünüyor. İnsanlar artık çevreye, topluma karşı bir duruşu (felsefesi) olan markaları tercih ediyor. Onları markaya karşı birer elçi haline getirecek, sadık birer müşteri yapacak tek şey sahip olunan felsefe…

Paylaş
Halkla ilişkiler ve reklamcılık 3.sınıf ögrencisi.Merak eden ,sorgulayan ,eleştiren bir markaperver.Siyasal iletişim ve markalaşma konularıyla ilgileniyor.

CEVAPLA