Tüketim Toplumunda Tüketici Olmak – 2 (Otoriter ve Otantik Etkiler) 0

Geçen haftaki yazıda “Tüketim Toplumu” olgusuna ufak bir giriş yapmış ve tüketiciyi etkileyen birçok etkenden birkaç tanesini çok derinlemesine incelemeden yazmıştım. Bu haftadan itibaren kalan 3 haftada bu etkenleri derinlemesine inceleme fırsatı bulacağım. Eric J. Arnould ve Linda L. Price’ın ortak olarak kaleme aldıkları bir makale olan Authenticating Acts and Authoritative Performances: Questing for self and communityde derinlemesine araştırdıklarıotoriter ve otantik‘ etkiler bu haftaki konumuz. Peki biraz daha açık konuşmamız gerekirse, bu etkiler neler, tüketim toplumundaki tüketiciyi nasıl etkiliyor onlardan bahsedeceğim bu haftaki yazımda.

Otantik etkilerden başlayalım tüketim toplumundaki etkilere isterseniz. Otantik etkiler tüketicinin aslında ‘gerçek benliğini’ bulması için var olan etkiler olarak gözümüzün önünde diyebiliriz. Bu etkilerin ön planda olduğu tüketicilerdeki genel özellikler; gerçek benliğini sergilemek, eşsizlik, içten gelen bir etki ve otantikliğin deneyimi olarak gözümüze çarpıyor. Bu etkilerle aslında tüketici kendine has bir profil oluşturmaya, tüketim alışkanlıklarını bu yönde düzenlemeye çalışıyor. Bu etkiler aslında bir topluluğun içinde dahi olsa kendi benliği ile otantik bir bağ kurmasını sağlıyor da diyebiliriz. Bu etkilerin sonucunda ise tabi ki belli sonuçlar tüketicini tüketim alışkanlıklarında büyük rol oynuyor. Bu sonuçlar basitçe, bireysellik ve farklılaşma olarak sıralanabilir. Bu sonuçların etkisinde tüketim alışkanlıkları da otantik etkilerin ışığında değişmiş ve farklılaşmış oluyor doğal olarak. Bu da otantik ve kendine has bir benlik oluşturmasında tüketiciye yardımcı oluyor.

Otoriter kavramlara bakacak olursak, otantik etkilerden farklı olarak karşımızda duruyor. Bu etkiler aslında tüketicinin bir topluluğa, bir kültüre bağlı olmasından kaynaklı olmasından doğan etkiler olarak gözümüze çarpıyor. Bu etkiler tüketicinin tüketim alışkanlıkları üzerinde bir baskı oluşturmasına rağmen, o kültüre, topluluğa ait olan değerleri yansıttığı için tüketicinin kabullenmesine neden oluyor. Otoriter etkiyi doğuran özellikler ise; kültürel etkiler, yaşam biçimleri, aile, topluluk gibi değerler olarak gözümüze çarpıyor. Bu etkilerden doğan otoriter davranışların en belirgin özelliği ise sonradan öğrenilebilir ve uygulanabilir olması. Yani yeni bir gruba, topluluğa ait olmaya başladığınızda zaten onların tüketim alışkanlıklarını da kazanmaya başlıyor ve tabi ki uyguluyor oluyorsunuz. Bu otoriter etkilerin sonuçları da şöyle sıralanabilir; entegrasyon, aitlik, güvenlik ve topluluk. Yani yeni bir topluluğa, kültüre ayak uydurmak da diyebiliriz başka bir yandan bakarsak.

Bu iki kavram birbirinden ayrı gibi görünse de aslında birlikte hareket eden bir yapıya sahipler, post-modern tüketim dünyasında. Elliot‘ın oluşturduğu model ile bu kavramların tüketiciyi aynı anda nasıl etkilediğinden de bahsetmek mümkün. Mesela otoriter etkilerin hakim olduğu bir topluluk içerisinde kendi benliğini oluşturmaya çalışan tüketici, otantik etkilerin de boyunduruğu altında kalarak tüketim alışkanlıklarında tamamen ikisinin harmanı bir düzenleme ile alışkanlıklarını yeniden oluşturuyor diyebiliriz.

Bu hafta otoriter ve otantik etkilerin tüketicilerin tüketim alışkanlıklarındaki yerinden bahsettim. Günümüz tüketim dünyasında bu etkileri ayrı ayrı da görmek mümkün, bir arada mükemmel bir uyum içerisinde de. Aslına bakılacak olursa bu etkiler tüketicinin yalnızca o anki kararını vermesine neden olmuyor, tüm tüketim alışkanlıklarını yeniden inşa etmesine yardımcı oluyor. Haftaya modern ve post-modern tüketiciden ve bunların genel özelliklerinden bahsedeceğim.

ODTÜ İşletme Bölümü mezunu olan Cemil Hayri Durgun, 2012 yılından bu yana Pazarlamasyon'da yazar hayatını sürdürmekte. Bunun yanı sıra 2013 yazından beri PTV direktörlüğü ve yönetim kurulu üyeliği sorumluluklarını yerine getirmektedir. Profesyonel yaşamına PepsiCo bünyesinde pazarlama ve yeni ürün süreçlerini yönetme gibi kritik bir görevde başlayan Cemil, şimdi ise kıdemli marka müdür yardımcısı olarak İçim kahvaltılık kategorisi ekibinde görev almaktadır.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link