Toyota Gibi Kokmak! 0

21.yüzyıl insanının mabedi olan Alışveriş Merkezinde geziniyorum. Niyetim kendime bir gömlek bakmak. İlk defa gittiğim bir AVM olduğu için, içinde hangi mağazalar olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Rastgele geziniyorum. Birden bir koku duyuyorum. Önce sadece “güzel” bir koku olduğunu hissediyorum. Fakat bu bile kokunun olduğu yöne doğru dönmemi sağlıyor. Vitrinlere bakarak ilerliyorum ve koku da daha fazla belirginleşiyor. “Yoksa” diyorum içimden. 10 metre daha yürüyünce artık emin oluyorum. Kafamı kaldırıyorum ve uzun saçlı denizkızı bana gülümsüyor. O benzersiz kahve kokusunu nerede olsa tanırım.

Tabi ki hepiniz Starbucks’tan bahsettiğimi anladınız. Starbucks, duyusal pazarlamayı en iyi kullanan markalardan biri. Müzik, renkler, ışıklar bir yana mağazadan yayılan o muhteşem kahve kokusu tıpkı benim gibi tüm dünyada milyonları etkiliyor.

Kokunun markalaşmadaki önemini dünyada ilk fark eden şirketlerden biri Singapur Havayolları. Şirket, 1970’li yıllarda kendine özel bir parfüm üretiyor. “Stefan Floridian Waters” adı verilen bu esans, hem personel kıyafetlerinde, hem de yolculara sunulan sıcak havlularda kullanılıyor. Koku elbette tescilli. Taklit edilemeyecek kadar özgün. Bu yüzden hayatında en az bir kere Singapur Havayolları ile uçmuş bir kişi bu özel kokuyu hemen tanıyor.

Bu konuda daha birçok örnek vermek elbette mümkün. Koku duyusunu pazarlamada kullanmanın faydaları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Her şeyden önce kokunun algılarımızı nasıl etkilediği bilimsel bir gerçek. Gerard Zaltman “Müşteriler Nasıl Düşünür” isimli kitabında şunları söylüyor: “Koku ve diğer duyular beynin limbik sistemine entegre edilmiş durumda. Görsel tetiklemelerde bu deneyimler yeniden yaşanıyor, hatırlatılıyor. Mesela taze çekilmiş bir kahve reklamını gören izleyicinin koku duyuları çalışıyor ve bu deneyimi özlemle hatırlıyor.”

Türkiye’de bu iş çok yaygın değil. Elbette birçok giyim mağazası, müşterilerini etkilemek için özel parfümler kullanıyor ancak hiçbiri ayrıt edici ve tescilli değil. Kokusu en belirgin markamız burunları sızlatan nemli koli kokusuyla BİM!

Yeni sloganı ‘İyinin de iyisi’ ile iddiasını ortaya koyan Toyota ise Türkiye’deki tüm Toyota plazalarda kullanmak üzere özel bir koku üretmiş. Yaklaşık 9 aydır üzerinde çalışılan ve anketler yoluyla Toyota plazalarına gelen müşteriler ve çalışanlar tarafından test edilen kokulardan en beğenileni, Toyota kurumsal kokusu olarak belirlenmiş. Alkol içermeyen ve tamamen doğal esansların karışımı sonucunda üretilen Toyota’nın çiçeksi kokusu; biber, gül, yasemin, kakule ve kişniş esansından elde edilmiş. “Toyota’nın kurumsal kokusu” yazarken bile bir pazarlama profesyoneli olarak çok heyecanlandım. Bu kokunun tepedeki birkaç yöneticinin zevkine göre değil de bizzat Toyota sahiplerinin beğenisine göre seçilmesi de oldukça şık olmuş.

Islak mendil, karton araç kokusu, bambulu özel ev parfümü, oda parfümü, oto parfümü ve koku giderici sprey olarak da sunulacak bu koku, Toyota’nın kimliğine eminim ki apayrı bir boyut kazandıracak. Marka, özel kokusuyla daha bir ete kemiğe bürünecek, ayrışacak ve ilgi görecek. Dahası, Toyota sahiplerinin markaya olan aidiyetini artıracak. Araba bakmak için Toyota Plazaları ziyaret eden potansiyel müşterilerin bilinçaltına olumlu mesajlar verilecek. İletişimde kullanılabilecek şahane bir enstrüman olduğunu da unutmamak gerek. Kokulu ürünlerden elde edilecek ekstra maddi kazanç da cabası.

Nereden bakılırsa bakılsın olumlu ve iştah açıcı bir uygulama. Toyota’yı tebrik etmek gerek. Darısı, koku duyusunu kullanmanın önemini bir an önce fark etmesini beklediğimiz markaların başına…

Markam Danışmanlık'ta Marka Stratejisti. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü mezunu. Fikir sever, strateji yazar...

Bir Cevap Yazın

Markalar Neden Micro-Influencer’larla Daha Sık Çalışmalı? 0

Reklamlarda ünlü kullanımına güvenin azalmasıyla ve sosyal medyanın her geçen gün daha fazla alanı kaplamasıyla hayatlarımıza giren “influencer” kavramından daha önce bahsetmiştik.

İnfluencer kelimesi dilimize daha yeni yeni oturmuşken daha farklı ve etkili bir pazarlama taktiği ile karşı karşıyayız: “Mikro-influencer marketing.”

Micro-influencer’lar, influencer’lara nazaran sosyal mecralarda çok daha az takipçi sayısı ve bilinilirliği olan, alanlarında uzman ve sosyal medyayı aktif kullanan kişilerdir. Takipçi sayıları ile ilgili kesin bir sınır olmamasıyla beraber genelde 1000’den az veya 1000-50.000/100.000 arası takipçileri mevcut olabiliyor. Ama mikro kalmaları için milyonlara ulaşmamaları gerekiyor.

Peki markalar neden Micro-influencer’ları daha sık kullanmalı?

  • İstatistiklerde de görüldüğü gibi influencer’ların etkileşim oranları takipçi sayıları ile ters orantılı. Bunun sebebi ünlü kişilere ve macro-influencer’lara göre alanlarında daha profesyonel kişilerden oluşmaları ve haliyle takipçi kitlelerinin de konu ile alakalı, daha bilinçli kişiler olması. Yani ürün veya hizmet için doğru kişiyi seçtiyseniz hedef kitlenizi tam on ikiden vurdunuz demektir.
  • Micro-influencer’lara ayrılacak bütçe ünlülere ve milyonlarca takipçisi olan influencer’lara göre çok daha cüzi bir miktar olacaktır.
  • Micro-influencer’ların takipçileriyle etkileşimleri daha fazladır. Çift yönlü iletişimleri daha kuvvetlidir. Tüketiciler akıllarındaki soruları sorduğunda geri dönüş alma ihtimalleri çok daha yüksektir. Bu durum takipçilerin hem influencer’a hem de markaya sadakati arttıracaktır.
  • Daha az kitleye hitap eden micro-influencer’lar samimiyetlerinden ötürü takipçilerin satın alma kararlarını etkileyebilirler. Önerdikleri bir ürün veya hizmete güven çok daha üst boyutlarda olacaktır.
  • Micro-influencer’ların samimiyetleri markanızın da samimi algılanmasını sağlar. Tüketici ihtiyaçlarına ve fikirlerine öncelik verdiğinizin bir göstergesi olacaktır.
  • Micro-influencer’lar ünlülere kıyasla daha az sponsorlu reklam içeriği paylaşırlar dolayısıyla bu da reklamın etkileyiciliğini ve güvenilirliğini arttıran bir unsurdur.

Genellikle belli bir spor dalı ile uğraşan, belli bir sanat dalı ile ilgilenen, herkese hitap etmeyen ürün veya hizmetlerin hedef kitleleri sınırlıdır. Kendi konunuz ile ilgili doğru kanaat önderini seçerseniz onu takip eden kişilerin sayısı az da olsa doğrudan bu sınırlı uğraşlarla, işlerle ilgilenen kişiler olacağından tüketici ile etkileşiminiz çok daha fazla olacaktır.

Sorulması gereken soru aslında şu; Daha fazla insanın reklamımı görmesi için ünlülerin paylaştığı reklam içerikleri yeterince etkileşim alıyor mu? Bu demek değil ki her zaman fazla takipçi az etkileşim demektir. Milyonların ilgisini çeken bir ürününüz var ise, çok büyük ve genel bir marka iseniz milyonlara hitap etmeniz son derece normal ama sınırlı bir kitleye hitap ediyorsanız verdiğiniz reklamı milyonların görmesine ihtiyacınız yok, doğru kişilerin görmesine ihtiyacınız var. Bunun mantığı çok basit aslında, başımız ağrıdığında bütün ilaçları içmiyoruz sadece ağrı kesici içiyoruz ve ağrımızı kesiyor.

Kamp eşyaları üreten bir firmanın sadece takipçi sayısı çok olduğu için Demet Akalın’a reklam vermesi mi yoksa takipçi sayısı 15.000 olup kamp tatillerini paylaşan bir micro-influencer’a reklam vermesi mi daha fazla etkileşim sağlar?

 

 

 

Yardım Paketlerini Oyuncaklara Dönüştüren Proje: Inside the Box 0

Hepimiz biliriz, büyüklerin verdikleri kararlardan en fazla çocuklar etkilenir. Özellikle bahsettiğimiz savaş ya da göç gibi konular olduğunda çocukların bu durumlardan nasıl etkileneceği gündemde ilk sıraları kaplayamıyor. Ancak bir tasarımcı göçmenlere gelen yardım paketlerinin kartonlarını çocuklar için oyuncaklara dönüştürerek minik yüzleri güldürmüş.

 Inside the Box adını verdiği çalışması ile tasarımcı Lisanne Koning, göçmenlere giden yardım kutularını, göçmen çocuklar için oyuncağa dönüşebilecek bir şekilde tasarlamış. Farklı birçok renk ve şekilde olan oyun figürlerini kartonların üzerine basılarak kutuların amacını tamamlayıp çöpe gitmesini engellemiş.

Dışarıdan sade bir karton kutu görüntüsünde olan bu sihirli oyuncak kutuların iç kısımları renkli desenlerle kaplanmış Birden fazla oyun ve oyuncak tasarlayan iyi kalpli tasarımcı, oyuncak araba ya da kamyon gibi genelde çocukların kesip birleştirerek yaratabileceği 3 boyutlu oyuncakları tercih etmiş.

https://vimeo.com/241564856

Farklı yaş aralığındaki çocuklar için farklı seçenekler sunmaya çalışan Koning, küçük çocuklar için kolayca oynayabilecekleri karton üzerinde manzara deseni kullanmış. Daha büyük çocuklar için oyuncak araba gibi kesip katlayarak kendi oyuncaklarını yaratabilecekleri desenler ve son olarak beraber oynayabilecekleri farklı bir oyun fikrini kartonlarda gerçek hale getirmiş.

Koning’e göre, bu kartonları diğerlerinden ayıran sadece diğer kağıt parçalarını gibi atılıp gitmemesi değil,  oyuncağa dönüşen kutular, çocukları bir araya getirip, kaynaştırıyor da…

Hayatı yeterince zor yaşayan minik çocukları oldukları ortamın psikolojisinden bir nebze olsun uzaklaştırmayı hedefleyen, bu iyiliklerle dolu projeyi biz çok sevdik. Sizce nasıl olmuş?

 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link