Super Bowl’un Reklam Dünyasına Etkileri 0

Dünyada yaklaşık olarak 800 milyon sporsevere hitap eden “Super Bowl” , ülkemizde sportif olarak çok fazla ilgi çekmese de, ABD’de yılın en büyük spor organizasyonu olarak dün gece Baltimor Ravens ve San Francisco 49ers taraftarlarının heyecanlı bekleyişlerini sona erdirdi ve yılın şampiyonu Baltimore Ravens oldu.

Yeni yılın başlarından itibaren gündemdeki yerini koruyan Super Bowl, tabii ki  sadece Amerikan Ulusal Futbol Ligi’ndeki rekabet ve şampiyonluk maçının önemine borçlu değil bu popülaritesini ; dünya üzerinde bu kadar çok konuşulmasının en büyük sebebi  onlarca yıldır bir gelenek halinde devam eden Super Bowl reklamları ve bu reklamların yayın maliyetleridir. Çoğu kişi için Super Bowl organizasyonu denince akla ilk gelen saniyesinin 100 binlerce dolar ettiği bu büyük oyuna özel hazırlanan “Maç Arası Reklamlar”dır.

30 Saniyesine bu yıl için yaklaşık 4 milyon dolar ödenen reklamlar tabii ki sadece lafta “Maç Arası” olarak kalıyor. Verilen 4 milyon dolardan optimum verim sağlamak için reklam verenler “Super Bowl” etiketi ile yayınladıkları trailerlar,destekleyici reklamlar,interaktif uygulamalar ve mobil reklamlar ile hem çevrimiçi hem de çevrimdışı mecralarda verimi artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirmeye gayret ediyorlar.

Super Bowl reklamlarının analizine ışık tutmak amacı ile geçtiğimiz hafta Adobe Digital Marketing blogunda bir rapor yayınlayan  “Adobe Digital Index Ekibi”, temel olarak iki soruyu cevaplamaya çalıştı :

1) Cihazlara göre spor ile bağlantılı içeriğin tüketim yönelimleri

2) Super Bowl’un yayın vaktinde televizyon reklamlarının internet trafiğine etkisi

  • Mobilde Video İzleme 2 Katına Çıkacak

Adobe’un yapmış olduğu araştırmada 2012 yılında gerçekleşen 10 büyük spor organizasyonu sırasında mobil cihazlardan 1.4 milyar video başlatıldı ve bunların büyük çoğunluğu spor ile ilişkili içeriklerdi. Sonuçlar diğer günler ile karşılaştırıldığında ise mobil video izleme oranında 2 kata yakın bir fark çıktı. Normal günlerde %8-9 bandında yer alan mobiz izleme, özel spor etkinliklerinin olduğu günlerde %16’ları yakalıyordu.

 Mobile-Video-Graph1 (1)

Bu sonuçlara göre reklamcılar açısından önemli olan “Reklamımı online içeriklerle,videolarla ve mobil reklamlarla desteklemeli miyim?” sorusu net bir şekilde cevaplanıyor. Çünkü online mecrada normalden 2 katına çıkan bir izleme mutlaka ve mutlaka bu yönde de çalışma yapılması gerektiğini kanıtlıyor. Online ve mobil reklamlar  her ne kadar 4 milyon dolarlık maliyeti artırıcı bir etkenmiş gibi gözükse de, resmin bütününe baktığımızda mobil reklamlara ayrılan bütçe 180 milyar dolarlık Amerikan reklam pastasının sadece %2’si.* Ve maliyetleri televizyonla kıyaslanamayacak kadar düşük. Mobil reklamcılıkta hala cevaplanmamış sorular ve ölçümleme ile ilgili kafa karışıklıkları var, fakat televizyona oranla düşük seviyelerdeki maliyetleri ve hedefe yönelik direkt ve interaktif ulaşım şansı sağlaması en büyük avantajları. Buna ek olarak mobil penetrasyonun dünyada giderek artması ve insanların mobil yaşama alışkanlıklarının artması gelecekte sektörün televizyon ekranından, mobil ekranlara kaymak zorunda olabileceğini gösteriyor.

  • Super Bowl Reklam Verenlerin Web Trafiklerinde %20 Artış Bekleniyor

2011 ve 2012 Super Bowl verileri incelendiğinde, normal günlere göre reklam verenlerin web sitelerindeki trafik yaklaşık olarak %20 seviyelerinde bir artış yakalıyor. Ve bu artış önceki ve sonraki haftalarda da etkisini azalarak sürdürüyor.

2011-2012-Super-Bowl-Graph

Örneğin 2012’de, neredeyse markaların tamamı Super Bowl öncesi online videolar yayınladılar. 2012 verisinde de görüldüğü üzere bu videolar önceki haftalarda trafiğin yavaş yavaş artmasını ve en son gün olan final akşamında ise en üst noktaya ulaşmasını sağlamıştır.

Bu araştırmalar aslında önemli bir sonucu ortaya çıkarıyor. Reklamcıların aklındaki onlinemı yoksa geleneksel mecralarda mı iletişimim gerçekleştirmeliyiz ? sorusuna net olarak her ikisini de bir birini tamamlayacak şekilde kullanmalısınız diyor. Bu sihirli olmayan ama göz ardı edilen formül ile tüketiciyi her mecrada yakalayarak alınan verim artıyor. Aynı zamanda geleneksel mecranın maliyet yükünü hafifleten onlineve mobil mecralar, kullanıcı ile interaktif bir etkileşim içine girilebilinmesini de sağlıyor. Ama geleneksel mecralar hala liderler, kesinlikle verimlilikleri tartışılabilir ve ölçümlemeleri ile ilgili olarak yeni yöntemler kullanımına ilişkin tartışmalar ortaya çıkabilir fakat bir süre daha ana mecra olarak liderliklerini sürdürecekleri aşikar. Yapılması gereken mobil ve online kampanyaları birer destek ünitesi olarak başarılı bir şekilde ana kampanyaya entegre etmektir. Görülecektir ki, ikisinin etkin kullanımı bugüne dek görülmemiş mükemmellikte sonuçlar elde edilmesini sağlayacaktı. “Peki ama nasıl?” sorusuna ise Türkiye’de buna en iyi örnek kuşkusuz Coca-Cola’nın bu konuda imza attığı kampanyalardır. Mutluluk temalı kampanyaların tamamını bu yönden değerlendirirseniz altında bu sihirli formülün yattığını net bir şekilde görebilirsiniz.

* Kaynak: eMarketer World­wide Ad Spending Fore­Cast, Jan 2013
İnternet yayıncılığı, içerik yönetimi üzerine çalışmalar yapar.

Bir Cevap Yazın

Çağımızın Salgını FOMO: Pazarlama Dünyasındaki Başarısının Ardındaki Gerçekler 0

FOMO’yu daha önce duydunuz mu?

Duymadıysanız, olan biteni kaçırdınız demektir.

2013 yılında Oxford sözlüğüne de giren FOMO, olan biteni kaçırma korkusu anlamına gelen “fear of missing out” akronimidir. İlk defa pazarlama stratejisti Dan Herman tarafından dile getirilen bu kavram, “özellikle Y kuşağı ve sonrası jenerasyonun beyninde, söz konusu olayın/nesnenin/durumun yokluğunda meydana gelebilecek sonsuz “eğer” ihtimallerini düşünerek oluşturduğu geri kalmışlık hissinin yarattığı psikolojik anksiyete (endişe)” durumunu ifade ediyor.

Çağımızın salgını FOMO, sosyal medyanın hayatımıza bu denli yerleşmesi ile birlikte girdi. Instagram, Facebook, Twitter ve Snapchat gibi sosyal platformlar hayatımıza girdiğinden beri, yaşama şekillerimiz tamamen değişti. Özellikle Snapchat’in 24 saat içerisinde kaybolan içeriklerinin Instagram gibi diğer popüler platformlara yayılmasıyla, olan biteni kaçırmışlık baskısını iyiden iyiye hissetmeye başladık. Hepimiz anı gerçekte kaçırmak pahasına egzotik gün batımını, favori restoranlarımızdaki iştah açıcı yemekleri ve arkadaşlarımızla eğlendiğimiz geceleri sosyal medya hesaplarımıza yüklemenin ve takip etmenin telaşındayız. Doğal olarak, hepimizin sosyal medya hesapları idealize edilmiş içeriklerden ibaret. Dahası, her gün zaman akışımızda karşımıza çıkan bu muhteşem tatilleri, lüks mutfakları, fit vücutları ya da kusursuz selfieleri gördükçe kendimizi daha da yetersiz hissediyoruz. Neden biz de bu muhteşem anlardan geri kalalım ki? Kalmayalım. Bu yüzden daha çok satın alalım, daha çok tüketelim, daha çok deneyimleyelim hatta en çok biz deneyimleyelim!

Aslında psikoterapislere göre FOMO, ilkel hayatta kalma dürtülerimize dayanıyor. Diğer insanların bizden daha fazla hayatı yaşadığını algıladığımızda beynimize güvensizlik ve tehdit altında olduğunu hissettiren sinyaller gönderiliyor. Küçük gruplar halinde yaşadığımız ilkel çağlarda “bilinenin içinde olmak” hayatta kalmaya yardımcı oluyordu. Örneğin; yeni bir besin kaynağının farkında olmak ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi temsil ediyordu. Bu yüzden evrimsel süreçte homosapiensler olarak, doğru zamanda doğru yerde olmaya ve hatta dedikoduların içinde olmaya programlandık. Evet, belki bugünlerde arkadaşınızın doğum günü partisini kaçırmanız ölüm-kalım meselesi değil ancak atalarımızın savaş ya da kaç tepkisinin genetik kodlarımızdaki güncel etkisi, FOMO’nun kaynağı olmaya yeterli. Bu durumda, hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırdığımız yönünde hissetmeye ve plansız satın alma gibi irrasyonel davranışlarda bulunmaya başlıyoruz.

Psikolojik fenomen ve sosyal medyanın son moda kelimesi haline gelen FOMO, yeni trend olarak çoktan pazarlamacıların da radarına girdi.  Yapılan araştırmalar, FOMO’nun satın alma davranışını derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Kanada’da yapılan bir araştırma, Y kuşağının yüzde 68’inin, başkalarının deneyimini gördükten sonraki 24 saat içinde FOMO nedeniyle, gerici bir satın alma yaptıklarını söylediğini ortaya koydu. Y kuşağı, FOMO’nun çoğunlukla geziler (yüzde 59), partiler/eventler (yüzde 56) ve gıda (yüzde 29) ile ilgili içeriği nedeniyle tetiklendiğini belirtti.

FOMO Pazarlaması Neden Başarılı Oluyor?

1.  Kıtlık İlkesi: Çok basit, satın alamayacağımızdan korktuğumuz her şeyi istiyoruz. Aslında, aciliyet fikrinden yararlanmak pazarlamacılar için her zaman değerli bir taktik olmuştur. Ancak olan bitenden eksik kalma korkusu salgın haline geldiğinden beri, pazarlamacılar bu durumu daha etkili kullanmaya başladılar. Hepimiz son bir adet kalan o çantayı, sınırlı sayıdaki koleksiyon ürünlerini veya yalnızca belli süre satışta olan konser biletini satın almaya daha fazla güdüleniyoruz. Örneğin; dünyaca ünlü hızlı moda perakendecisi Zara, iki haftada bir yenilediği koleksiyonlarında mağazada görüp çok beğendiğiniz o kazağın bir sonraki hafta karşınıza çıkmayacağı fikrini zihninize yerleştirerek, tüm dünyada giyim sektörünün öncüsü durumda geldi. Hatta bu “kıtlık” imajını korumak uğruna, stokları tükenmeyen ürünleri dahi reyondan çektiği biliyor muydunuz? Peki ya 19 yaşındaki Kylie Jenner’ın rujlarının tüm dünyada bu kadar büyük bir etki yaratmasının ardında, Snapchat üzerinden duyurduğu sınırlı süre ve sayıdaki satış taktiğinin olması bir tesadüf mü? Tabii ki, hayır.

2.  Sosyal Kanıt: İnsan bulunduğu sosyal çevredekilerle benzer davranışlarda bulunma ve bunu kanıtlama eğilimindedir. Aslında küçükken herkes gittiği için geri kalmak istemediğimiz okul gezisine izin almak adına ebeveynlerimize karşı “ama tüm arkadaşlarım gidiyor” argümanını kullanırken FOMO’ nun sosyal kanıt etkisini çoktan doğrulamıştık. Arkadaşlarımız Game of Thrones, Narcos, Black Mirror ya da Westworld gibi son zamanların popüler dizilerinden bahsederken, konuşmanın bir parçası olmak istiyoruz. Bu durumun farkında olan Netflix, ağızdan ağza pazarlamanın gücünden de yararlanarak herkesin takip ettiği popüler serilerin parçası olmamız için elinden geleni yapıyor. Öyle ya, bizler de bir çok insanın hakkında konuştuğu söz konusu dizilerle ilgili mimlerin, şakaların ya da kritiklerin bir parçası olmalıyız ve hemen Netflix satın almalıyız.

3.  Ayrıcalıklı Hissettirme: İnsanlar kendilerine özel ürün ve hizmetlerle şımartılmaktan ve diğerlerinden ayrıcalıklı olduklarını bilmekten hoşlanırlar. Markalar bunu iki şekilde yapabilirler. İlk olarak sundukları ürün veya hizmetin kendisi özel olabilir. Örneğin; Pinterest ilk açıldığı zaman yalnızca bir arkadaşınızın davetiyesi ile üye olabiliyordunuz. Bu durumda, markanın yarattığı ayrıcalık hissi popüler ve trend uygulama olmasına yol açtı. Bunun dışında, sadakat programları ve özel ödüller de müşterilerin kendilerini ayrıcalıklı hissetmesine neden olabilir. Birçok banka, özel ayrıcalıklara sahip seçilmiş müşteriler için özel sadakat programlarına sahip ve müşterilerini alışveriş yaptıkça daha fazla satın almaları yönünde teşvik eden Garanti Bankası’nın Bonus puanlarına benzer çeşitli kampanyalar yapıyor.

Son zamanlarda “Y kuşağı ev ya da araba almak yerine, tatile gitmeyi tercih ediyor” tarzı haberlere ne kadar sıklıkla denk geldinizi fark ettiniz mi? Deneyim ekonomisinin ortasındayız ve insanlar  artık “şeylere” değil, deneyimlere para harcıyorlar. Teknolojiye doğmamış olan bebek patlaması kuşağındakileri unutun. Çünkü onlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmiyor ancak 1980 ve sonrası kuşak için, olan biteni kaçırmamak hayati önem taşıyor.

Günün sonunda; deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanın yanlış bir yanı yoktur. İnternet ve sosyal medya sayesinde tüm dünyayı bağlayabilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Zaten, sosyal medya tüm bu nedenlerle bu kadar güçlüdür. Ancak unutmamamız gereken tek şey, hepimiz farklıyız. Hepimiz farklı isteklere, ihtiyaçlara, arzulara, motivasyonlara ve başarılara sahibiz. Bu yüzden, yalnızca başkaları yapıyor diye bir şeyleri yapmaya çalışmayın.

Kendiniz olun. Yeterli olun. Anda olun!

 

2017’nin İlk Yarısında Dijital Reklam Yatırımlarının Rakamları Açıklandı 0

IAB Türkiye AdEx-TRilk 6 ay sonuçlarına göre dijital reklam yatırımları, 2016’nın aynı dönemine oranla yüzde 14,6 oranında artarak 1.063 Milyon TL’ye ulaştı.

IAB Türkiye’nin yaptığı açıklamaya göre, display reklam yatırımları 2017’nin ilk 6 ayında yüzde 13 büyüyerek 618 milyon TL oldu. Display reklamlar kategorisinde en büyük payı 460 milyon TL ile Gösterim ya da Tıklama Bazlı Reklam Yatırımları aldı. Video reklam yatırımları yüzde 33,7’lik büyümeyle 122,7 milyon TL olarak gerçekleşirken, Native 35 milyon TL’ye ulaştı.

Ücretli Sıralama Yatırımlarını içeren Arama Motoru Reklam Yatırımlarının büyüklüğü 387 milyon TL olurken, İlan Sayfaları Reklam Yatırımları 49,8 milyon TL’ye çıktı. Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un etkisine bağlı olarak geçtiğimiz dönemlerde küçülme gözlemlenen E-posta yeniden büyüme trendine geçti ve ilk ayda 2,9 milyon TL oldu. Oyun İçi reklamlar ise 5,8 milyon TL’lik büyüklüğe erişti.

Mobil reklam yatırımları 454,6 milyon TL olurken, 160,7 milyon TL’lik büyüklüğe ulaşan Sosyal Medya reklamlarının yüzde 64’ü mobil cihazlarda yer aldı. Programatik satın alma 2017’nin ilk yarısında da artışını sürdürdü ve büyüklüğü 625,3 milyon TL’ye çıktı.

 IAB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mahmut Kurşun 2017 yılının ilk yarısını şu sözlerle değerlendirdi: “2017 yılına Nisan ayındaki referandum nedeniyle görece yavaş bir başlangıç yaptık. Yine de ilk yarıyı yaklaşık yüzde 15’e yakın bir büyümeyle tamamlamış olmamız sevindirici. Dünyada dijital reklam yatırımlarının 2021’de toplamın yüzde 50’sine ulaşacağını öngörülüyor. Bilindiği gibi dijital Avrupa’da iki senedir televizyonun üstünde yer alıyor. Ülkemizdeki seyri dikkate alarak 2022’de Türkiye’de de dijitalin birinci sıraya yerleşeceğini öngörebiliriz. Öngörümüzün gerçekleşmesi için küresel ölçekte yaşanan sorunları sektörün tüm taraflarıyla ele almamız ve birlikte çözüm üretmemiz gerekli. IAB Türkiye olarak mecraların ve pazarlama departmanlarının tüm dünyada dijital transformasyon kavramına odaklandığı günümüzde, sektördeki meslek kuruluşlarının temel görevinin dönüşümü kolaylaştıracak şekilde çalışması gerektiğinin bilincindeyiz.”
GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link