Sunum Yaparken Dikkat Edilmesi Gerekenler Nelerdir?

Sunum yapmak kimisine göre oldukça basit, kimisine göre ise oldukça zor bir iş. Topluluk önünde konuşabilmek alışık olmayanlar için bir hayli utanç verici durumlara düşmeye sebebiyet vermekte. Ancak sunum yapmak yalnızca çıkıp konuşmaktan ibaret değil.

Hazırlık Aşaması

Sunumunuzu öncelikle slaytlara dökmeniz gerekmekte. Sunum hazırlarken Keynote ya da Powerpoint kullanmanız yeterli. Ancak Prezi gibi ekstra araçları tavsiye etmiyorum. Özellikle Prezi ile hazırlanan sunumlar oldukça basit oluyorlar, her ne kadar animasyonlar daha rahat hazırlanıyor olsa da çocuksuluğunu kaybettirmeniz neredeyse imkansız.

Ne anlatacağınıza karar vermeden de önce bir taslak hazırlamalısınız. Anlatacağınız şeye karar vermenizin ardından sunumun hizalaması ya da arkaplanları ile çok fazla uğraşmanız bütün konsantrasyonunuzu bitirebilir. Her sayfa için default olacak olan arkaplanınızı, kapağınızı ve teşekkür ekranınızı hazırlamanızın ardından konu başlıklarına geçebilirsiniz.

Kendinizi Dinleyici Yerine Koyun

Siz sunumunuzu yaparken nasıl bir anlatımı dinlemek istersiniz? Görsellerden arındırılmış, tamamen yazıların aktığı bir slayda bakmak ne kadar hoşunuza gider? Bunu aklınızdan asla çıkarmadan sunumun geri kalanına devam etmeniz gerekmekte. Bu nedenle önce ana konu başlıklarınızı hazırlayın. Sunumunuz için size ayrılan süreye göre zamanlama yaparak tek tek konu başlıklarınızı girin ve o slaytların tasarımlarını bitirin.

Elinizde artık sunumunuzun bir taslağı bulunmakta. Şimdi diğer ayrıntılara geçebilirsiniz. Sunumlarda en çok yapılan hatalardan birisi font seçiminde gerçekleşmekte. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Comic Sans MS fontunu mümkünse bilgisayarınızdan silmelisiniz. Yok öyle bir font unutun.

Bir slayttaki tüm harfleri italik, kalın ya da altı çizili yapmamaya özen gösterin. Onlar sadece dikkat çekmek istediğiniz noktalarda kullanabileceğiniz efektleriniz. Seçtiğiniz font ailesini tüm sunum boyunca kullanmalısınız. Tabii ki bu sadece fontunuz için değil tüm hizalamalarınız ya da kullandığınız efektler için de geçerli. Seçeceğiniz font kolay okunmak zorunda. Unutmayın, siz bilgisayarınızdan bakıyorsunuz ancak dinleyiciler o yazıları perdeden okumaya çalışacak ve büyük ihtimalle oldukça düşük bir kalitede yansımış olacak sunumunuz.

Renkleri Özenle Seçin

Metinleriniz ve arkaplan görselleriniz arasında mutlak bir uyum bulunmalı. Kullanacağınız renklerde Adobe Kuler’den yardım alabilirsiniz. Çok yakın renkler yerine zıt renklere yönelmek durumundasınız. Unutmayın, her rengin bir anlamı vardır. Sesleneceğiniz kitleye ve anlatacağınız konuya göre arkaplan ve metinlerinizin renklerini seçmelisiniz.

Full backgroundlar kullanıyorsanız -ki tercihiniz daima bu yönde olmalı- metinleriniz için opacitysi düşürülmüş arkaplanlar kullanmalısınız. Direkt olarak resmin üzerine yazılan yazılar genellikle okunamamaktalar.

Konu başlıklarını ve teknik kısmı tamamladık. Şimdi sıra içeriğe geldi.

Anlatacağınız Her Şeyi Yazmayın

Dinleyiciler biraz etkilenmeyi severler. Facebook’un üye sayısı başlığı altında net sayıyı yazmanız size etkilenme fırsatını kaybettirir. Dinleyiciyi etkileyebilmek için kurmanız gereken cümle şuna benzer olmalı: “Facebook’un 23 Nisan 2014 itibariyle aktif 1.28 milyar kullanıcısı bulunmakta, bunların 802 milyonu günlük olarak aktif kullanıcılardan oluşuyor.” Dilerseniz bir kağıda not edip çaktırmadan da bakabilirsiniz.

Anlamsız grafiklerden kaçının. Powerpoint’te öyle grafik taslakları var ki büyük ihtimalle programı yazanlar bile ne anlama geldiklerini bilmiyorlar. Herkesin bildiği grafik tiplerini kullanmaya çalışın. Ne kadar çok grafik varsa o kadar iyi bir sunum hazırlamış sayılmazsınız. Önemli olan içten anlatabilmek.

Sunum Aşaması

Size ayrılan süre eğer 30 dakika ise lütfen 30 dakikada sunumunuzu bitirin. Hazır çıkmışım ne çok şey bildiğimi göstereyim diye geçirdiğiniz her bir yeni dakika bir kişinin daha uyumasına sebep olacaktır. Sunum süresince mümkün olduğunca az yürüyün ama dümdüz de durmayın. Yere ya da yukarı bakmayın, her zaman dinleyicilerin gözlerine bakın ama sadece bir dinleyicinin gözüne de dik dik bakmayın.

Eğer heyecanlanırsanız bu sizin konuya hakim olmadığınız hissi uyandıracaktır. Böyle durumlarda pratik davranmalı ve dinleyicilere bir soru yöneltmelisiniz ya da bardağınızdan bir yudum su içebilirsiniz. Ancak sakın ama sakın kana kana su içmeye başlamayın. Dinleyicilerin konsantrasyonunu tamamen bozabilir ve bir daha toplayamayabilirsiniz.

Küçük salonlarda sunum yapmak oldukça zordur çünkü hem havasız olurlar hem de sürekli olarak yansıma ışığına maruz kalırsınız. Bu tip salonlarda sunumunuzu mümkün olduğunca kısa tutmalı ve kürsünüzden ayrılmamalısınız. Tabi kürsüde oturmayı sakın düşünmeyin bile.

Sunumunuzda bazı sayfaları birebir okuyabilirsiniz. Ancak sadece bazı sayfaları, hepsini değil. Hatta mümkünse cümle kalıbını birazcık olsun değiştirmenizde fayda var.

Eğer aşırı heyecanlanıyorsanız;

Sunum yaptığınızı unutun. Arkadaşlarınıza bir şeyler anlatıyormuşcasına davranın. Dünyanın sonu değil sonuçta. Samimi olun. Argo kelimeler ağzınızdan kaçarsa da kaçmamış gibi devam edin. Yanlış bir şeyler mi söylediniz? Özür dileyip utanıp sıkılmayın, sahne sizin. Doğal davranın.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Cremicro Ajans Grubu'nun kurucusu. Growth Hacker | Entrepreneur | Lecturer | Blogger

Bir Cevap Yazın

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Puma’nın Tepki Çeken Uyuşturucu Temalı Partisi

Spor giyim markası Puma, İngiltere’deki en büyük spor ürünleri perakendecisi olan JD Sports ve Urban Nerds isimli pazarlama ajansıyla iş birliği yaparak, belediyenin yoksullara sunduğu konutlardan, uyuşturucudan ve sokaktaki diğer her şeyden esinlenerek oluşturulmuş olan bir parti düzenledi. Ancak Puma’nın “House of Hustle” (Fahişe Evi) isimli bu pazarlama etkinliği pek de iyi karşılanmadı.

Parti, Londra’nın Soho bölgesinde yer alan, duvar yazıları ve karartılmış pencerelerle süslenmiş olan bir evde düzenlendi. House of Hustle isimli bu ev, uyuşturucu alınıp satılan ve üretilen bir ev tarzında tasarlanmıştı. Parti katılımcıları, içerde “drill scene” (son derece açık sözlü ve şiddet içeren bir lirik içeriğe sahip olan hip hop türü) isimli hip hop türünde çalışmalara yapan bazı rap şarkıcılarıyla tanışma fırsatı yakaladılar. Bununla birlikte partide konuklara hizmet vermek üzere bekleyen dövmeciler ve kuaförler de bulunuyordu.

The Voice’ın paylaştığı habere göre, spor giyim markasının düzenlediği bu etkinlik, bazı kişiler tarafından suç kültürünü göz alıcı bir hale getirmeye yönelik zayıf bir girişim olarak görüldü. Londra’da savunmasız ailelerle birlikte çalışan sosyal hizmet görevlisi Amber Gilbert Coutts da bu etkinliği ağır bir dille eleştirdi. Coutts; sokak şiddeti, polis sayısının azaltılması ve toplumsal huzursuzluk arasında kalmış gençler açısından mevcut ortam ve etkinlik hakkındaki düşüncelerini sosyal medyada dile getirdi.

Özet olarak Coutts konuya ilişkin düşüncelerini paylaştığı Instagram paylaşımında, bu etkinliğin, kent kültürünün karanlık yüzünü yansıttığını ifade etti. Uyuşturucunun genellikle gençleri şiddete yönelttiğine dikkat çeken Coutts, Puma’nın dünyanın en büyük spor markalarından biri olarak sosyal sorumluluk konusunda çuvalladığını belirtti.

Coutts’un bu Instagram paylaşımı, sosyal medya üzerinde büyük bir etki yarattı. Birçok sosyal medya kullanıcısı, bu konuda Coutts’a destek verdi ve markanın bu başarısızlığını açık bir şekilde dile getirdiği için ona teşekkür ettiler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link