Mom and Kids Zone Yazı Dizisi – 1. Bölüm Yayında 0

“Pazarlama disiplini ve vakaları, yetişkinler tarafından, yetişkinlere yönelik olarak geliştirilmektedir. Ancak bu paylaşımlar, çocuklar ve gençler üzerinde her zaman etkili olmazlar.”

(Dr. James McNeal, “The Kids Market Myth and Realities”)

NEDEN ÖNEMLİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR KONU BU?

Türk nüfusunun %30’u 0-17 yaş arası çocuklardan oluşuyor. Avrupa’ya baktığımızda ise bu oran %19’larda kalmaktadır. Türkiye genç nüfus oranında birçok dünya ülkesine göre daha zengin olması ile dikkat çekiyor. Genç nüfus oranının yüksek olması beraberinde bebek çocuk gereçlerine olan talebi de olumlu yönde etkiliyor.

Türkiye’deki 23 milyon çocuk olmak üzere genç nüfus dağılımı; verilerde 0-4 yaş 6 milyon, 5-9 yaş 6 milyon, 10-14 yaş 6 milyon, 15-17 yaş 3 milyon ve toplam totalde 22.977 milyon olarak yer alıyor. Nüfusun en yoğun olduğu yaş aralığı 10-14 yaş arasıdır. Doğum Oranı Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin çifte düzeyde yaklaşık olduğu görülebilir 1000 birey istatistikleri baz alındığında ülkelere göre doğum oranı; Türkiye’de 18.9, ortalama 15 Avrupa Ülkesinde 10.0, 25 Avrupa Ülkesinde 10.5, Fransa’da 12.6, İngiltere’de 11.9, İtalya’da 9.9 ve Almanya’da ise 8.4 şeklindedir.

Bir başka deyişle, ülke nüfusunun neredeyse % 26’sını 0- 14 yaş grubu çocuklar oluşturmaktadır. Toplamda 6,1 milyar olan dünya nüfusunun da % 30’unu 0 -14 yaş arası çocukların oluşturduğu belirlenmiştir. (www.prcdc.org).

Görüldüğü gibi çocuklar demografik olarak önemli bir gücü temsil etmektedir ve bu grup, dünya döndüğü sürece aktif birer tüketici olarak var olacaklar. Çocuklarını rahimlerinde ilk hissettikleri andan itibaren bu kadınlar, kendilerinden çok çocukları için bütçe ayıracaklar. Ve o çocuklar, değişen teknolojik trendler, dijital dünyanın her şeye ulaşmayı kolaylaştırması sayesinde de daha “agu” demeye başlar başlamaz, etkili birer alışveriş canavarı olacaklar.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de aileler bebek başına, 2 yaşına kadar aylık ortalama 60$ – 70$ , yıllık 720$ – 840$ harcama yapıyor. Bilinç düzeyinin yükselmesi anne babaları, çocuklarını da sağlıklı büyütme isteği ile yeni ürün ve hizmet arayışına itiyor. Diğer taraftan her alanda dünya ortalamasının altında seyreden bebek başına harcama tutarlarının çok yüksek potansiyel barındırması yerli ve yabancı şirketler için Türk pazarını cazip kılmaktadır. Diğer sektörlerle karşılaştırıldığında 3 – 5 kat daha hızlı büyüyen bebek – çocuk pazarı Türkiye ekonomisi içerisinde her geçen gün payını arttırmaktadır. (Kaynak: baby-kidstore.com)

HER FİRMANIN BİR ÇOCUK ÜRÜNÜ OLMAYA BAŞLADI… 

Gerçekten de çocukların ekonomideki itici gücüne paralel olarak doğrudan çocuklara yönelik üretilen ürün veya hizmet yelpazesinde ve çocukları hedefleyen pazarda gözle görülür bir artış vardır. Ülkemiz açısından ele alındığında da her yıl daha fazla sayıda kuruluşun çocuklara yönelik pazarla ilgilendiği görülmektedir.

Artan şekilde yalnızca çocuklara yönelik üretim yapan tekstil firmaları, kitap ve süreli yayınlar, oyuncak süpermarketleri, alışveriş merkezlerindeki oyun ve eğlence alanları, eğlence merkezleri, sinema endüstrisi ürünleri, temizlik ürünleri (özel diş macunları, diş fırçaları, şampuan, krem vb. ), sakız, çikolata, kahvaltılık gevrek, bisküvi, makarna, yoğurt, meyveli süt vb. gibi ürünlerin yanında hazır gıda işletmelerinin çocuk menüleri de çocukların değerli bir hedef kitle olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.

3- 17 yaş arasındaki çocukların kişisel ihtiyaçları ve eğlence için yıllık 50 milyar dolardan daha fazla para harcadığı, aynı yaş grubunun hane harcamaları üzerindeki etkisinin ise her yıl için yaklaşık 340 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. (www.mediafamily.org) Benzer şekilde AC Nielsen Zet firmasının ülkemizdeki çocuk ve gençlerin satın alma ve marka kararına ne ölçüde etkili olduklarını belirlemek amacıyla yaptığı araştırmada da, çocuklarıyla birlikte alışverişe çıkan ailelerin % 82’sinin tüketim miktarlarının arttığı ortaya konmaktadır. (www.hurriyet.com.tr).

Hazır giyimde en önemli tedarik ülkesi, Türkiye

Hazır giyim dünyada en iyi olduğumuz alanların başında geliyor. Veriler de gösteriyor ki, Türkiye hazır giyim konusunda dünyanın 7. Avrupa’nın 2. büyük tedarikçisidir. Bebek ve Çocuk Hazır giyimde en çok tercih edilen hammadde olan pamuk üretiminde dünyada 5.sırada yer alan Türkiye aynı zamanda organik pamuk üretiminde de yüksek kalite standartlarında son teknolojileri kullanması, kreatif dizaynlar yapması ve çalışanların bilgi birikimi, yeteneği sayesinde önemli bir rol oynuyor.

Tüm bunların yanında esnek üretim imkânı sunularak, müşteri isteklerine hızlı bir biçimde cevap veriliyor. Üreticilerin çoğu Bursa, İstanbul, Denizli ve İzmir’de kurulu olup; bebek ve çocuk giyimi üretiminin %80’i Bursa’da gerçekleştiriliyor. Verilere göre Almanya, 2012 yılında %20 pay ile en fazla ihracat yapılan ülkedir. Almanya’yı sırasıyla İngiltere, İspanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Rusya, İsveç, Danimarka takip ediyor. Uluslararası arenadan bakıldığında, Türkiye nüfus artış hızı bakımından önde gelen ülkelerden biridir. Bebek ve çocuk giyim sektörü, bebek ve çocuk segmentinde en büyük paya sahip ve en hızlı büyüyen alanlardan birisidir.

Ancak açık pazarların kullanımının çok yaygın olması markalaşmayı zorlaştırıyor. Daha rekabetçi bir yapı ile özgün ürünler meydana geldikçe Türkiye’den bu alanda uluslararası arenada önemli markalar çıkacaktır. Türkiye en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkeler arasında yer alıyor.

2004-2020 yılları arasında yıllık bazda nüfus artış oranına baktığımızda Hindistan 1,3 Türkiye 1,2 İrlanda 1,2 Meksika 1,1 Brezilya 1,1 Dünya Ortalaması 1,1 Avustralya / Amerika 0,9, Kanada 0,8 Çin 0,6 Norveç 0,5, Hollanda/ Fransa/İsveç/İngiltere 0,3 olması bekleniyor. Türkiye’de bebek bezi pazarının büyüklüğü, 350-400 milyon Euro Türkiye’de bebek bezi pazarının büyüklüğü yaklaşık 350-400 milyon Euro olarak hesaplanıyor. Türkiye’de ailelerin %84 hazır bezi tercih ediyor. Tüketim oranı yüksekken Avrupa’ya kıyasla günlük bez kullanım oranı daha azdır. Avrupa’da günde 4-5 bez tüketilirken Türkiye’de 3 kez alt değiştiriliyor. Türkiye’de ortalama bez kullanım süresi 27 ay. Bu süre Avrupa’da daha uzunken en uzun bez kullanım süresi Japonya’dadır. Günlük bez kullanım sayısı yeni doğan bebeklerde günde 8 adet, büyük bebeklerde günde ortalama 4 adet. Bu sayı yine Avrupa ortalamasının altında kalıyor. Bebek bakımında bezlerin ana yardımcısı olan alt temizliği ürünleri de ciddi bir pazar oluşturuyor. Alt temizliğinin önemli araçlarından biri olan ıslak mendil, bebek cilt bakımında en çok satan ürün olmasını nedeniyle ayrı bir kategoride ele alınıyor. Islak mendillerden sonra cilt bakımlarında en güçlü kategori olarak şampuan ve saç kremleri öne çıkıyor. Türkiye’de bakım ürünleri pazarında eczane kanalının oldukça güçlü olduğu gözlenmektedir. Bebeklerin hijyen ve bakımları için her evde ıslak mendil ve şampuan mutlaka kullanılmaktadır.

Bebek araç ve gereçleri büyümesi beklenen bir pazar

Bebek pazarının ciro anlamında en küçük payını pusetten, biberona, mama koltuğundan oto koltuklarına kadar bebek araç ve gereçleri oluşturuyor. Türkiye, büyüyen ekonomisi ve artan nüfusu bakımından bebek araç gereçleri için önemli ve daha fazla gelişebilir bir pazar olarak görülüyor. Ayrıca daha önce tüketici algılaması bakımından lüks mal sınıfına giren puset ve oto koltukları, özellikle 2000’li yıllarda hem düşen fiyatlar hem de artan tüketici bilinci nedeniyle önemli bir ihtiyaç olarak görülmeye başlandı. Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde getirilen yeni yasalarla zorunlu hale gelen oto koltuğu kullanımı bu grupta büyüme potansiyeli olan en önemli ürünlerden bir tanesi olarak dikkat çekiyor. İthalatın artması ile oyuncak pazarında önemli bir ivme gözlemleniyor.

Türkiye’de oyuncağa çok az bütçe ayrılıyor.

Ülkemizde çocuk başına yıllık 20- 25 dolarlık oyuncak harcaması yapıldığı tahmin ediliyor. Bu rakam ABD’de çocuk başına 300 $, Avrupa’da 350 $ ve dünya ortalaması ise 35 $. Dünyada oyuncak pazarı için beklenen büyüme yüzde 2 ila 4 arasında iken, Türkiye’de eğitimli ve genç ebeveynlerin artmasıyla birlikte yüzde 20’lik bir artış bekleniyor. Türkiye’de oyuncak sektörünü ilgilendiren 18 milyon çocuk nüfusunun her geçen yıl artmasıyla birlikte Pazar hacminin 2015 yılı itibariyle 2 milyar doları geçmesi bekleniyor. Türkiye’deki oyuncak sektörü % 85 ithalata dayalı. İthalatın artmasıyla beraber oyuncak pazarı da önemli bir gelişme gösteriyor.

Bebek çocuk ev tekstili ciddi bir pazar

Mobilyada, sektörün ekonomik büyüklüğü 7 milyar dolara ulaşmış durumdadır. Çocuk ve Genç ürünlerinin payı ise bunda %5’lik bir yüzdeyi oluşturuyor. Ancak bu oran nüfus sayısının ve aynı zamanda milli gelirin artması ile gittikçe yükseliyor. Bu oranın sadece %20 ’sini ise bebek mobilyası oluşturmakta ve bu da ortalama 70 milyonluk bir pazar payına denk gelmektedir.

Türkiye’de bebek mobilyasının geçici olmasıyla ilgili mevcut bir algı bulunuyor. Bu nedenle de aileler, özellikle bebeklerde 0-2 yaş arasını fonksiyonel bebek mobilyası ile geçirip daha sonraki yaşlarda çocuk odasına geçişi tercih ediyor.

İlk kez bebeği olacak, ekonomik durumu daha iyi ailelerde ise durum biraz daha farklı diyebiliriz. Bu aileler, “özel bebek odaları” hazırlatıyor ve daha çok özel üretim yapan butik firmalardan alışveriş yapıyor. Özel butiklerin bebek mobilya pazarında paylarının yüzde 10’larda olduğu açıklanıyor. Uyku setleri, yatak örtüleri ve nevresim takımlarını kapsayan ev tekstili ürünleri ise bebek ve çocuk piyasasında ciddi bir pazar oluşturuyor. Ev tekstil konusunda niş, organik veya bambu gibi farklı tarzda ürünlerin üretimini yapabilen Türkiye, bu konuda dünyadaki önemli bir talebi de karşılamaktadır. İhracatta dünya 3. olan ülkemizin gelecek yıllardaki hedefleri arasında ise birinci sıraya yerleşmek yer alıyor. (Kaynak: baby-kidstore.com)

Sadece bu rakamlar bile, bu hedef kitlelerin daha detaylı analiz edilmesini gerektirmektedir.

YENİ JENERASYON ANNELER…

 

 Artık kadınlar daha geç çocuk sahibi oluyor. Değişen kültürel yapılar nedeniyle, son birkaç yılda çocuk sayısı nispeten çoğalmaya başlasa da genel olarak 1-2 çocuk sahibi daha ufak aile yapıları içerisinde yaşam devam etmektedir. Ve bu anneler, aslında dijital dünyaya doğmamış, sonradan adapte olmuş, hala sokak oyunlarını hatırlayan, zamanında ağaca tırmanıp meyve toplamış olan kadınlardır.

Oysa dijital dünyanın tam göbeğine doğmuş olan çocukları ile fark etmeseler de aralarında kültürel bir gap/boşluk vardır.

Bizler, ebeveynlerimizle yaşadığımız çatışmaların çok daha büyüklerini çocuklarımızla yaşamaktayız ve yaşayacağız. Sosyal hayatta, iş hayatında hatta eğitime bakışımızda çocuklarımızın vizyon ve beklentilerinden nispeten daha uzaktayız. Ancak, dönem ve şartlar ne olursa olsun, her annenin SES düzeyinden bağımsız olarak elinde tek bir hedefi vardır: “ Ne olursa olsun iyi bir anne olmak!”.  Bu amaca ulaşmak için zamanını, parasını, sabrını vermeye hazırdır.

Ancak bu kan, ter ve gözyaşı da içeren bir yolculuktur.

Çünkü çocuklar, belli bir yaşa gelene kadar ( 8 yaş) dünyevi motivasyonlardan uzaktır. Soyut kavramları algılayamazlar. Bu da iletişimde anneyi maddi, manevi desteğe aç hale getirir. İşte bu anlar, markaların, kurumların devreye girdiği ya şah ya da şahbaz oldukları anlardır. WOM’un bu derece etkili olduğu bir dönem yaşamadık. İstikrarın ve güvenin bu derece elzem olduğu bir pazarlama ve iletişim süreci yaşamadık.

Şimdi markalar, iletişimciler, pazarlama dünyası ve kurumlar olarak masaya rasyonellerle oturmamız ve hamasi değerlerden çok, net rasyonel faydalar ve somut çıktılar üzerinden değerlendirmeler yapmamız gerekiyor. Kim bu insanlar, bizden ne bekliyorlar, markamızı onların aklında ve kalbinde somutlaştırmak için neler yapmamız lazım. Konvansiyonel yaklaşımlar dışında inovatif çözümler, farklı mecralar ve gerilla operasyonlar için daha fazla kafa patlatmamız lazım. Anlık heyecanlar ve etkiler yaratırken, ana çatımızı destekleyen, uzun vadeli adımlarımızı da gözden geçirmeliyiz.

ÖZETLE ASLINDA, BACK TO BASICS DOSTLAR!

İlk bölümü kapatmadan önce size anlık adımların etkisi ve bunun uzun vadeye yansımasına dair bir hikâyecik anlatmak ve bir de öneride bulunmak istiyorum. ( Bunu sıkça yapacağım :) )

Toyzzshop, bir annenin, haftada 1 gün ziyaret etmeden, asli görevini yerine getirmediği bir mağazadır. Bu mağazada, binlerce çeşit oyuncak bulabilirsiniz. Ve bir erkek çocuğu annesi olarak Cars serisinde yer alan yarışçı arabaların isimlerini de ilk 1 yıl içerisinde ezberlemiş olmalısınız.

Mağazanın Kozyatağı Şubesi’nde bir gün yine haftalık hac ziyaretimizi yaparken, CARS serisi arabaların büyük sepetlere konduğunu gördük. Oğlumun boyu yetişmediği için kucağıma çıkıp, kendisinde olmayan bir model var mı bakmaya başladı. Zorlu süreç, oğlan olmuş 15 kilo bende de lordoz ve skolyoz var. Can hıraş bir şekilde yeni model ararken, oğlum keşke bu arabalara daha kolay ulaşabileceği bir yerde dursalardı serzenişinde bulundu. Yanımızda başka işlerle uğraşan bir mağaza görevlisi olduğunu fark ettim ama o anda konuyu açmadım.

Bir sonraki kutsal ziyaretimizi aynı mağazaya gerçekleştirdiğimizde, muhtemelen bizim oğlanın serzenişini duyan mağaza görevlisinin, aklına sağlık, anında attığı adımla, arabaların oğlumun boyuna uygun bir rafa yerleştirildiğini gördük. Kalbimizi fetheden bu adım, oğlumun daha büyük bir hevesle mağazaya girmesini sağladı. Ekonomik anlamda beni yıkan ama bir iletişimci olarak takdirimi alan bu adım sonrasında aslında şunu düşündüm. Mağazacılık mantığı içerisinde aslında bu ilk öğretilen kuraldır. Tüketicinin göz hizasında olacaksın! Ve buradaki tüketicin neredeyse bir arpa boyu :)

ÖNERİ:

Bunun yanı sıra şunu da düşünelim. Aileler, çocuklarının erken yaşta bütçe yapmayı öğrenmesini ister. Kumbaralar bu nedenle hayatımız boyunca vazgeçilmez birer unsur olacaklardır. Aile bütçesini de kısmen rahatlatan bu eğitim, çocuğun emek vererek bir amaca ulaşmasını da öğretecektir. Ve biriken her para, illa ki oyuncakçılarda harcanacaktır. Ancak unutmayalım ki, her oyuncakçı, tekstil mağazasının kasa yüksekliği yetişkinlere göre ayarlanmıştır.

Peki, hedef kitlemiz olan bu miniklerin, markamızla daha fazla duygusal bağ kurması için onlara özel bir boyda hazırlanmış ve kumbaraları ile geldiklerinde tırmanmak zorunda kalmayacakları bir kasaları olsa… Kumbaraları ile gelen çocuklar, kendilerine özel hazırlanmış kasaların önünde paralarını çıkarsalar ve kasiyerle daha rahat iletişim kuracakları bir ortamda alışverişlerini gerçekleştirseler… Hem kendilerine olan güvenleri hem de mağaza içerisinde kendilerini daha ait hissedecekleri bir ortamı bulmazlar mı? Hatta bir fikir daha size: Belli bir rakamın üzerinde kumbarasında para biriktirmiş olan miniklere, özel günlerde mağazalar da artı bir ekleme yaparak daha yüksek meblağlı alışveriş yapma imkânı sunsalar?

Alın size hem anlık hem de istikrarlı bir biçimde şekillendirilmiş, gönüllere taht kurma ve daha fazla ciro yapma imkânı…

Gelecek bölümde görüşmek üzere… 

GELECEK BÖLÜM: ANNELER

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın

Volvo XC60 “En Değerli Zamanımız Hiç Yaşamadığımız Olabilir” Diyor 0

Hem ürün veya hizmet özelliklerini öne çıkaran hem de duygulara seslenmeyi adamakıllı başaran bir reklam izlemeyeli ne kadar oldu? Hele ülkemizde bunu görmeyeli ne çok zaman geçtiğini hatırlamıyorum bile! Sizin de arada bir Serdar Erener’in henüz idealist bir reklamcı olduğu dönemden kalma sucu çocuklu Garanti reklamını anımsayıp “Hey gidi günler!” diyesiniz geliyor mu? Neyse ki yurt dışında hâlâ bu tip çalışmaları sıkça görüyoruz. Bunun son örneği ise Volvo XC60 reklamı oldu.

Filmekimi boyunca gösterilen yaklaşık 7 dakikalık reklam kuşağının neredeyse yarısını alan bu güzel iş, 19 film izlediğim festivalde her defasında kendini bana izlettirdi. Dakikayı bırakalım, 30 saniyesine bile katlanamadığımız iç bayıcı televizyon reklamlarını düşündüğümüzde, “uzun içeriğe zamanı olmayan” milenyum insanlarını yakalayan bu uzun reklam, hakikaten de göz alıcı bir performans sergiliyor.

“Moments” (An’lar) adlı reklamda oynayan küçük kız, rolünün hakkını sonuna kadar veriyor.

Reklam, okulun ilk gününde biraz çekingen, biraz da yeni bir sosyal çevreye girecek olmanın verdiği o doğal endişeyi taşıyan bir kız çocuğunun annesiyle girdiği diyalogla başlıyor. Çocuk, annesine yaşadığı belirsizliği anlatırken, anne ise ona cesaret veren ve motivasyon sağlayacak sözlerle cevap veriyor.

Anne kızından, okulun başlamasıyla hayatında neler değişebileceğini ve gelecekte neler başarmak istediğini anlatmasını istiyor. Kız hayallerini anlatırken bununla eş zamanlı olarak, okulda edindiği ilk arkadaşlarından başlayıp anne olmasına değin uzanan olası bir yaşam çizgisini izliyoruz. “Gelecek 100 yıl boyunca her öğle yemeğini arkadaşlarıyla geçirmek isteyen” bir kızın; arkadaşlık, dünyayı keşfetme, iş yaşamına atılma, hayatını paylaşacak kişiyi bulma, çocuk sahibi olma gibi dönüm noktalarına dair düşüncelerine yoldaşlık ediyoruz.

Kızın fiziksel değişiminin dönemlere uygun şekilde yansıtılması ve her aşamaya ideal bir zaman ayrılması kurgunun gerçekliği noktasında izleyeni tatmin ediyor. Annenin aşırı himayeden kaçınarak, çocuğu insiyatif kullanabilen özgür bir birey olarak yetiştirme arzusu, ona küçük ipuçlarıyla rehberlik eden bir yol arkadaşı gibi davranması ve farklı ırklardan kişilerin reklamda yer alması da Volvo’daki İsveç genlerinin bir yansıması gibi duruyor.

Reklamın diğer katmanında ise Nathalie adlı bir kadının, Volvo XC60 model arabasıyla bir iş toplantısına yetişme macerasını seyrediyoruz. Son anda hatırlatılan bu toplantıya yetişmek için hızını artıran Nathalie, yaya geçidine yaklaştığını fark etmiyor ve otomobilinin kontrolünü bir anlığına kaybediyor. Gelişmiş kamerasıyla yayayı anında algılayan Volvo XC60, otomatik fren mekanizmasını çalıştırıyor ve kazayı önlüyor. Karşıdan karşıya geçen kızı tahmin ettiniz değil mi? Evet, annesiyle diyaloğu bittikten sonra okula gidip eve dönüş yoluna düşen kızdan bahsediyorum.

Volvo güvenlik ilkesine uygun şekilde, otomatik fren mekanizmasının kazaları yüzde yüz önlemeyeceğine dair bir altyazı uyarısı da yapıyor.

Tam bu sırada ekranda “Bazen hiç yaşamadığımız anlar, en değerli anlarımız olabilir.” yazısıyla karşılaşıyoruz. Ani gelişen olayın şaşkınlığındaki izleyiciler kendisini, şaşkın ve korku dolu gözlerle çocuğa bakan Nathalie ile özdeşleştiriyor. Çocuğun ne olup bittiğinden tam da emin olmadığını gösteren hafif gülümsemesi ve hiçbir şey olmamış gibi evine doğru yürümesi ise sanki çocukluğun masumiyetini ve saflığını temsil ediyor.

Kısacası Volvo XC60 reklamı bence; replikler, mimikler, kurgu ve videonun kendi içindeki sekansların akıcılığı yönünden harika bir çalışma. Sinematografik açıdan böylesine güçlü bir çalışmanın, salonların dolup taştığı bir film festivalinde on gün boyunca yayınlanması da işin hem ruhu hem de yayın mecrası açısından tam isabet bir tercih olmuş. Günümüzdeki neredeyse her markanın ânın tadını çıkarma, şimdiki zamandan keyif alma, geçmişi ve geleceği düşünmeme tavsiyeli “carpe diem” felsefesine inat Volvo, geleceğe dair umutların şimdiki zamanın aceleciliğine kurban edilemeyecek kadar değerli olduğunu kafamıza vura vura gösteriyor.

Direksiyon başındaki Nathalie aslında, hayattan daha önemli bir şey olamayacağını unutan modern ve işkolik insan modelini temsil ediyor.

Kısa bir süre önce Müziğin Gücü adlı reklamla yaratıcı marka kimliğini bir kez daha kanıtlayan Volvo, doğru yoldan şaşmayacağını bu çalışmayla da gösterdi. Aslında bu son reklam en çok da dünyaya güvenlik anlayışıyla nam salmış bir otomobil markasının kendisini ne kadar iyi tanıdığını, başarılı bir marka konumlandırmasının ne kadar göz alıcı olabileceğinin en büyük örneğini gözler önüne serdi. Bu da cinsiyetçilikten ezelden muzdarip bir ülkede cinsiyetçiliği cici gösteren reklamları ödüllendiren bizim mahalledeki “yaratıcı” reklamcılara ders olsun. Olur mu? Bilmem. Umut etmekten başka çare yok.

Marketing Meetup Super Early Bird Biletlerinde Son Gün 15 Ekim! 0

ZEKÂ, GELECEĞİN İŞ DÜNYASINI NASIL DEĞİŞTİRECEK?

Marketing Meetup, teknoloji, pazarlama, IT ve dijital dünyayı bir araya getiren, klişeleşmiş konular yerine  iş zekâsına, analitiğe ve entelektüelliğe odaklanan yeni nesil bir buluşma serisidir.

Pazarlama, teknoloji ve gündeme dair birçok konunun, alanında uzman konuşmacılar tarafından anlatıldığı, pazarlama ekosistemini geliştirmeyi amaçlayan bir buluşma serisi olan Marketing Meetup’ın dördüncü buluşması ‘Intelligence’ yani ‘Zeka’ temasıyla profesyonellerle bir araya geliyor.

Bilindiği üzere ‘Yapay Zeka‘ hakkında haberler, öngörüler sık sık gündeme geliyor. Elon Musk, Mark Zuckerberg ve Microsoft’un CEO’su Satya Nadella’ya kadar birçok önemli kişinin ‘Yapay Zeka’ya dair tezleri bulunuyor. Bizler de etkinliğimiz de ‘Zeka‘ ve ‘‘Yapay Zeka’nın” iş dünyasına neler getireceğine dair konulara değineceğiz.

Neden mi “ZEK” konuşacağız? Çünkü,

  • 2011 yılından beri yapay zeka alanında 140 şirket satışı gerçekleşti. Bu satın almaların ise 40’ı geçen yıl gerçekleşti.
  • Forrester’a göre ise 2025’de yapay zeka sistemleri ve otonom sistemler sadece ABD’de yüzde 7’lik bir iş kaybına neden olacak.
  • CEO’ların %73’ü şirketlerin geleceğinde yapay zekanın kilit rol oynayacağını öngörüyor.

Dördüncü buluşmada kimler mi var? Hepsiburada’dan Yüce Zerey, CNN Türk’ten Deniz Bayramoğlu, Prof. Dr. Uğur Batı, Bülent Fidan ve daha bir çok profesyonel bu etkinlikte sizlerle olacak.

15 Ekim Super Early Bird fiyatlarımızda son gün. Geç kalmak istemiyorsanız 30 Kasım’da İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde yapacağımız bu etkinliğe sizlerde buradan kaydolabilirsiniz.

Son etkinliğimizin nasıl geçtiğini merak ediyorsanız;

 

 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link