Kırılan Gerçeklik, Paradigma Kayması ve Düşünce Hızında Bir 2017 0

2016 yılı hem ülkemiz hem de tüm dünya için siyasi, ekonomik ve sosyal anlamda oldukça yorucu ve zorlayıcı bir yıl oldu. Bir türlü de bitmek bilmedi aslına bakarsanız. Peki bu yıl içerisinde bizi hangi gelişmeler bekliyor, neleri konuşup takip edeceğiz?

Siyasi olarak mevcut global liberal sistemin varolma savaşına, iş dünyasında ise teknolojinin yıkıcı ve dönüştürücü etkileri ile kırılan gerçeklik ve buna bağlı paradigma kayması sonucu oluşan yeni dinamiklere şirketlerin ve toplumun adaptasyon çabalarına şahit olacağız. Şimdi isterseniz bu gelişmelere yakından bakarak, kısaca değerlendirmelerimizi yapalım.

Global Liberal Düzen’in Kurtuluş Savaşı

Soğuk savaş döneminin sona ermesi ile birlikte batı dünyası tarafından kurulan ve desteklenen global liberal düzenin temel prensipleri 2016 yılı içerisinde hem ABD hem de Avrupa’da ciddi darbeler aldı. Sermayenin, malların ve iş gücünün serbest dolaşımını destekleyen bu düzenin karşısında, sistem dışında kalmış, dışlandığı hissetmiş veya nimetlerinden faydalanamamış kesimlerin kitlesel tepkileri siyasi hareketlere dönüşerek, sistemin sorgulanmasına ve sarsılmasına sebep oldu.

Global liberal düzene yönelik en güçlü darbelerden biri 17 Cumhuriyetçi aday adayını ve en sonunda Demokrat Başkan adayı Hillary Clinton’ı geçerek Kasım ayı içerisinde ABD’nin 45. Başkanı olarak seçilen ve bu ay göreve başlayan Donald Trump tarafından vuruldu. Politikaları ve söylemeleri aslında hiçbir siyasi şablona tam olarak uymayan, adeta bağımsız bir aday gibi hareket eden Donald Trump, ezberleri bozan ve tahmin edilmeyen reaksiyonları ile yeni normalin habercisi oldu. Başkanlığının ilk yüz gününde Güney Amerika, Uzak Doğu, Asya Pasifik ve Orta Doğu’ya yönelik siyasi ve ekonomik yaklaşımları sonucunda uluslararası siyaset ve ticarette mevcut düzeni sarsacak gelişmeleri görmek hiçbirimiz için sürpriz olmayacaktır.

Avrupa kıtasında ise farklı ülkelerde benzer siyasi yaklaşımlar global liberal düzen ’in prensiplerine karşı duran ve sistemin dışında kalmış kitlelerin sesi olarak toplumsal tabanda güçlerini arttırmaya başladılar. Bu yıl içerisinde Avrupa’nın önemli ülkelerinde seçimler ve gelişmeler yaşanacak.

Hollanda’da Mart ayında yapılacak seçimlerde aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin en yüksek oyu alması bekleniyor. İngiltere Mart ayı sonunda büyük ihtimalle Avrupa Birliği’nden çıkış sürecini başlatacak Lizbon antlaşmasının 50. maddesini çalıştıracak.  Fransa’da ise Nisan ayında yapılacak olan başkanlık seçimlerinin ikinci ve son turunda aşırı sağcı National Front lideri Marine Le Pen’in merkez sağ lideri François Fillon ve belki bağımsız aday Emmanuel Macron ile yarışması bekleniyor. Almanya’da sonbaharda gerçekleşecek olan seçimlerde ise aşırı sağcı parti Alternative for Germany’nin ilk defa meclise girmesi bekleniyor. Seçim ülkeleri dışında İtalya’da iktidar partisi ile hemen hemen aynı oy oranına sahip Beş Yıldız Hareketi, İspanya’da Podemos, İzlanda’da Korsan Partisi gibi düzen ve sistem karşıtı akımları 2017 yılında oldukça sık duymaya devam edeceğiz.

Global liberal sistemin karşısında duran ve giderek güçlenen toplumsal hareketlerin siyasi ve ekonomik etkilerinin kısa vadede mevcut sistem açısından yıkıcı olacağını düşünmek fazla iddialı olmakla beraber bu kitlelerin yükselen gücü ve taleplerinin dikkate alınarak, mevcut sistem için bir yıkım haline gelmeden gerekli dönüştürücü politikaların uygulanması gerekmektedir. Gelir dağılımı eşitsizliği, teknolojinin iş gücü üzerindeki yıkıcı etkisi, uluslararası göç, sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik sistemi bozuklukları gibi sorunlar liberal düzen savunucularının kurtuluş savaşı cepheleri olarak ortaya çıkıyor.

Liberal sistemin savunucularının bu cephelerde bu yıldan itibaren uygulayacakları etkin politikalar, sistemin siyasi, ekonomik ve toplumsal olarak daha geniş kitleler tarafından benimsenmesine ve karşıt hareketlerin zayıflamasına olanak sağlayacaktır.

İş Dünyası’nın Kırılan Gerçekliği ve Paradigma Kayması

Siyasi arenada mevcut sisteme yönelik değişim ve dönüşüm baskıları, çok daha güçlü bir şekilde iş dünyasında yaşanıyor. Bu durum adeta gerçekliğin kırılması ile tam bir paradigma kaymasına doğru gidiyor diyebiliriz.

Mevcut geleneksel ekosistemler ve oyuncuları teknolojik gelişmelerin bir ürünü olan inovatif iş modelleri karşısında yaratıcı yıkım ve dönüşüm etkisi altında kalmaya başladı. Bir teknolojinin başarılı bir iş modeline dönüşmesi, pazardaki bir ihtiyacın bu teknolojinin yeni bir iş modeline entegre edilerek pazara sunulması sonucu karşılanması ile mümkün olabilmektedir. Genel olarak bu süreç içerisinde yeni teknolojinin ekosisteminde yayılmaya yönelik bir engel yok ise ve eski iş modellerinin direnme imkanları kısıtlı ise yaratıcı yıkım etkisi hızlı ve yüksek olabiliyor.

2017 yılı süresince gündemde olacak inovatif iş modelleri yine paylaşım ekonomisi içerisinden gelecek gibi gözüküyor. Bildiğiniz üzere paylaşım ekonomisi atıl kaynakların diğer bireyler ile paylaşımını öngören bir iş modeli. Teknoloji ile desteklenen bu model kısa süre içerisinde çok değerli şirketlerin ortaya çıkmasını sağladı. Örneğin, şirket değeri 30 milyar $ seviyesinde olan Airbnb, 191 ülke ve 34 binin üzerinde şehirde tüketicilerin kısa süreli konaklama ihtiyaçları ile evlerini diğer tüketicilere kiralamalarına olanak sağlayarak geleneksel otel işletmeciliğini tehdit ediyor. 2017 yılında iki iş modelinin turizm sektörü ekosistemi içerisinde şiddetlenen mücadelesine tanık olacağız. Bu mücadelede geleneksel konaklama sistemi, özellikle İngiltere başta olmak üzere, birçok ülkede yasal sınırlamalar ile kendini korumaya çalışırken, yeni iş modeli ise Airbnb özelinde gücünü 2 milyondan fazla ilan veren ve platformu kullanmayı tercih eden 60 milyonu aşkın misafir tüketicilerden almaya çalışacak.

Uber 2017 yılında konuşmaya devam edeceğimiz bir başka paylaşım ekonomisi oyuncusu. 77 ülkede ve 538 şehirde, taksi hizmeti vermek isteyen yaklaşık olarak 160 bin sürücü ile taksi ihtiyacı olan müşterileri platformunda buluşturan şirketin güncel şirket değeri yaklaşık 68 milyar $. Uber ve kendi iş modelindeki rakibi Lyft, geleneksel taksi iş modeli için bir tehdit oluşturuyorlar. Bu açıdan bakıldığında Airbnb örneğinde olduğu gibi sendikalar, vergi ve diğer yasal sınırlamalar kapsamında geleneksel iş modeli ile yeni iş modeli arasındaki sert mücadeleye şahit olmaya devam edeceğiz. Önümüzdeki dönemde Airbnb ve Uber gibi diğer paylaşım ekonomisi şirketlerinin ortaya çıkışını ve özellikle Fintech’lerin geleneksel iş modellerine yönelik tehditlerinin artarak devam edeceğini göreceğiz.

Teknolojinin mevcut ekosistemler üzerindeki otomasyon, paylaşım ekonomisi ve inovasyon bazlı yaratıcı yıkım ve dönüştürücü etkisinin iş dünyasında gerçekliğin kırılmasına, paradigma kaymasına ve dolayısıyla yönetim, organizasyon, pazarlama ve satış alanlarında kuralların gözden geçirilmesini, adapte edilmesini veya tekrar yazılmasını zorunlu hale getiriyor. Bu değişim sürecinde şirketlerin stratejik seviyedeki reaksiyon süreçlerini hızlandırmaları ve her seviyede değişime direnç göstermeyen organizasyonlar oluşturmaları hayatta kalmaları için gerekli olan temel gereksinimler.

İnsanın Kaynaktan Değere Dönüşüm Yolculuğu

ABD Başkanı Donald Trump 2000-2010 yılları arasında ülkesindeki imalat sanayi içerisinde çalışan 6 milyon Amerika’lının işini kaybetmesini Çin’in 2001 yılı sonunda Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasına ve bugüne kadar da para birimini manipülatif olarak değersizleştirerek, haksız rekabet oluşturmasına bağlıyor. Şüphesiz Çin’in dünya ticaret sistemine girmesi ile beraber iş kayıpları üzerinde hızlandırıcı bir etkisi olmuştur ancak teknolojik gelişmeler sonucu ortaya çıkan otomasyon’un da bu kayıplarda ciddi etkisi olduğunu net olarak söyleyebiliriz.

2017 yılına geldiğimizde 10 yıl öncesinin basit otomasyonları yerine yapay zeka, robotlar, endüstri 4.0, nesnelerin interneti gibi çok daha yıkıcı ve dönüştürücü teknolojik gelişmelerden bahsediyoruz. Hem ABD’nin hem de Avrupa Birliği’nin asıl üzerinde düşünmeleri gereken Çin’in rekabet gücü veya ülkelerine gelen göçmenler değil, teknolojinin iş gücü üzerinde ki kısa vadedeki yıkıcı etkisidir.

Bu günlerde teknolojik gelişmelerin ve uygulamaların iş gücü üzerindeki yıkıcı etkisini tahmin eden çalışmalar ve sunumlara şahit oluyoruz. Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde İsviçre’nin Davos şehrinde Dünya Ekonomik Forumu toplantısı gerçekleştirildi. Forum’da Yapay Zeka’nın ürünü olan Dijital Göçmenler’in mevcut iş güçleri üzerindeki yıkıcı etkisi üzerine yapılan tahminlerde sadece ABD’de 24 milyon garson, 3 milyon gıda ürünü hazırlayıcısı, 2.2 milyon yönetici asistanı ve 1.6 milyon muhasebecinin bu teknolojiden etkileneceği belirtildi. Amazon’un Seattle’da açmış olduğu Amazon Go markalı ilk fiziksel süpermarket mağazasının geleneksel mağazalardan farkı, müşterilerin mağaza girişinde amazon kartlarını okuttuktan sonra alışveriş sırasında ürünleri raflarından aldıklarında bu ürünlerin sanal alışveriş sepetlerine işlenmesi ve alışverişlerini bitirdikten sonra sıraya girmeden veya kasada ödeme yapmadan serbest olarak kapıdan çıkıp gidebilmeleri. Mağazada satın aldıkları ürünlerin ücreti daha sonra Amazon tarafından otomatik olarak kartlarından alınıyor. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere bu tip bir alışveriş modelinin tüm süpermarket sektörüne yayılma ihtimali iki nedenden dolayı oldukça yüksek. Bunun birinci sebebi müşterilerin alışveriş kolaylığı ve zaman kazanımı sebebiyle elde ettikleri faydadan dolayı bu modeli tercih etme ihtimalleri. Diğer bir neden ise firmaların bu sistemde insan kaynağı maliyetlerini aşağıya çekerek, daha verimli bir operasyona sahip olma ihtimalleri. Bu sistemin hem tüketiciler hem de  şirketler tarafından tercih edilmesi durumunda sektörde çalışan yaklaşık 3.5 milyon kasiyer iş gücü açısından yıkıcı bir etki yaratması bekleyebiliriz.

Teknolojinin iş gücü üzerindeki bir diğer yıkıcı etkisini ise dijitalleşmenin geleneksel finans sektörü üzerindeki baskısı ile açıklayabiliriz. Yapay zeka’nın ürünü olan dijital asistanlar ve algoritmaların her geçen gün daha kompleks işlemlerde mükemmele yakın kararlar alması, tüketiciler tarafından hızlı bir şekilde tercih edilmeye başlanmaları ve en önemlisi bankaların rekabet güçlerini kaybetmemek adına daha verimli operasyonlar için iş gücünü dijital ürünler, yapak zeka, algoritmalar ve blockchain altyapısı tarafından desteklenen süreçler ile değiştirmeleri sonucu Dünya Ekonomik Forum’unda Citigrup tarafından yapılan bir tahminde belirtildiği üzere önümüzdeki 10 yıl içerisinde 1.7 milyon bankacının işini dijital sistemlere teslim edeceği öngörülüyor.

Önümüzdeki on yıl içerisinde insanın üretim ve hizmet içerisindeki yerinin bugünden çok daha farklı bir noktada olacağı gerçeği çok açık bir şekilde önümüzde duruyor. Kısa vadede iş gücü üzerinde oluşan yıkıcı etkinin aslında bir dönüşüm sürecinin başlangıcı olduğu ve orta vadede yerini evirilmiş bir iş gücü yapısına bırakacağını, diğer bir deyişle insan gücünün kaynaktan değere dönüştüğü bir modele geçiş yapılacağını düşünebiliriz.

Öncelikle geçiş sürecini ele alırsak, bu sürecin 15-20 yıllık bir süre alacağını ve bu geçiş sürecinde 3 önemli gelişmeyi gözlemleyeceğimizi öngörebiliriz. Bunlardan ilki, tam zamanlı işlerin giderek azalacak ve buna karşılık sözleşme bazlı daha kısa süreli serbest işlerin payının artarak devam edecek olması. Adını müzik sektöründe kullanılan ve geçici iş anlamına gelen “Gig” kelimesinden alan Gig Ekonomisi bu gelişmenin en önemli örneği. Gig ekonomisi herhangi bir kuruma tam zamanlı olarak bağlı olmadan, bireylerin çoklu işveren ile eş zamanlı çalışma özgürlüğü ile kendi işlerini yaptıkları bir tür serbest çalışma pazarı. Mc Kinsey Global tarafından yapılan bir araştırmada ABD ve Avrupa’daki bireylerin % 20’sinden daha yüksek bir kesimin Gig ekonomisinde çalıştığı tespit edildi. Yapılan ileriye yönelik tahminlerde ise 2020 yılı itibari ile ABD toplam iş gücünün %40’ının Gig ekonomisi mensubu olacağı öngörülüyor. Hem bireylerin hem de şirketlerin Gig ekonomisine yönelik artan ilgisinde rol oynayan bazı faktörler var. Şirketler için çekici faktörler bu modeli uyguladıklarında istedikleri zaman istedikleri sürede arzu ettikleri uzmanlar ile çalışarak maliyetlerini aşağıya çekmeleri, verimliliği arttırmaları ve daha rekabetçi olabilmeleri. Ayrıca her projede farklı bir uzman ile çalışarak, işin teknik ve operasyonel zenginliğini arttırabilmeleri de önemli bir tercih sebebi olarak öne çıkıyor. Bireyler için çekici faktörler ise, tek bir işverene bağlı kalmadan, birden fazla işveren ile eş zamanlı olarak çalışabilme, bu yöntem ile iş riskini azaltmak ve zaman yönetimini daha sağlıklı yapabilmek olarak ortaya çıkıyor.

Geçiş döneminde yaşanacak bir diğer önemli gelişme, çalışma standartları ve mevzuatın yeni modelin gerçekleri ile örtüşecek şekilde yeniden düzenlenmesi ile ilgili olacak. Bu günlerde özellikle paylaşım ekonomisi alanında bu yönde girişim ve düzenlemelere şahit oluyoruz. İngiltere’de yemek servisi sağlayıcısı Deliveroo’nun bisikletli yemek dağıtıcılarının haklarına yönelik görüşmeler, yine benzer şekilde Uber sürücülerinin kontratlarının yasal statüsü hakkındaki tartışmalar ve hatta davalar, henüz olgunlaşmamış yasal mevzuat altyapısının uyumlanması gerektiğini göstermektedir. Çalışma mevzuatı uyumlanırken hem şirketlerin hem de çalışanların haklarını eşit şekilde koruyacak ancak aynı zamanda geçiş dönemi iş gücü modelini hiçbir taraf için itici hale getirmeyecek düzeyde uygulamalar yapılması gerekmektedir.

Geçiş döneminde görevini teknolojik araçlara devretmiş iş gücü kitlelerinin yaşam süreçleri Gig ekonomisi dinamikleri ile desteklenirken, iş gücü taleplerinin yapısındaki değişiklikler, mevcut iş gücünün yetkinlik açısından desteklenmesini sağlayan devlet politikalarının çok hızlı bir şekilde uygulanmaya başlamasını gerektirecektir. Mevcut iş gücünün tabanına yayılan geniş bir gelişim seferberliği, mesleki çeşitlendirme ve koruyucu sosyal politikaların etkin bir şekilde uygulanması sonucu, 15-20 yıllık süreçte teknolojinin iş gücü üzerindeki yıkıcı etkisi yumuşatılacak ve teknolojik gelişmeler iş gücü üzerinde dönüştürücü bir özellik kazanacaktır. Bu dönüşüm sonrasında ise insan kaynağı tabanı niceliğin yanında nitelik de kazanarak tekrar sistemin içerisine dahil olacaktır.

2017 yılı içerisinde global liberal düzenin kurtuluş savaşına şahit olurken, bir yandan da iş dünyasının kırılan gerçekliği ve paradigma kaymasının ekonomik ve toplumsal etkilerine şahit olacağız. Bu dönemin olumsuz etkileri olsa bile, sadece bir geçiş dönemi olduğu, yaşayacağımız siyasi ekonomik ve toplumsal dönüşüm sonrasında, daha adil bir global liberal sistemin, iş dünyasında verimin ve iş gücünün katılımının en yüksek seviyede olacağı herkes için mükemmele yakın günlere ulaşacağımıza inanıyorum…

Profesyonel olarak 20 yıldır finans sektörü içerisinde görev yapmakta olan Edin Güçlü Sözer, bu süre içerisinde yerli ve yabancı sermayeli bankalarda Perakende bankacılık alanında Pazarlama, Satış ve İş Geliştirme fonksiyonlarının yönetimi ve birçok ulusal ve uluslararası projenin hayata geçirilmesi ile ilgili görevleri yürütmüştür. Pazarlama alanında doktora eğitimimi 2008 yılında tamamlayan Sözer, yapmış olduğu akademik çalışmalar ile profesyonellere, akademisyenlere ve öğrencilere pazarlama alanındaki birikimlerini aktararak katkı sağlamaya çalışmaktadır. Yazarın ulusal ve uluslararası akademik çalışmaları arasında Internet Ticareti (2003), The Dynamics of Sponsorship (2009) ve Post-Modern Pazarlama (2010) başlıklı kitapları ve birçok akademik dergide yer alan makaleleri bulunmaktadır. Edin Güçlü Sözer profesyonel çalışmalarının yanısıra, Journal of International Trade, Logistics and Law (JITAL) Editörler Kurulu ve International Journal of Commerce and Finance (IJCF) Hakemler Kurulu üyeliği görevlerini sürdürmektedir.

Bir Cevap Yazın

‘Nike By You’ Lab: Tasarlayın, 90 Dakikada Ayağınıza Giyin 0

Alışverişte zor karar verenlerden misiniz? Birçok seçenek arasında hala kendinize uygun bir çift ayakkabıyı bulamadınız mı? Neden mağaza gezerken saatlerce uğraşasınız ki? Spor denilince akla gelen ilk markalardan olan Nike, size kendi ayakkabılarınızı tasarlama imkanı veriyor.

Ee bunu birçok marka artık  kendi websitesi üzerinden sağlıyor diyebilirsiniz, haklısınız da. Ancak Nike, tasarım laboratuvarı “Nike by You” ile kendinize özel tasarladığınız ayakkabıyı 90 dakika içinde ayağınıza giyme imkanı sağlıyor.

Geleceğin alışveriş deneyimi, alışverişte kişiselleştirme gibi kavramlar hayatımızda sıklıkla var olmaya başlamışken gelin size geleceğin alışveriş deneyimi tam olarak nasıl oluyormuş gösterelim.

New York’un Soho semtinde bulunan tasarım laboratuvarı, gelecekte tasarım ayakkabımeselesinin nasıl kökten değişime uğrayacağının işaretini bugünden veriyor.

Marka tarafından Nike Maker’s Experience ismi verilen bu olay, geleneksel ayakkabı üretimine dijital tasarım dokunuşu katmak olarak açıklanıyor.

Nike tarafından, Maker’s Experience için özel üretilen Nike Presto X ayakkabı üzerine bir kısmı Nike tarafından sağlanan ya da o anda karar verdiğiniz tasarımlar, sizin tercihleriniz doğrultusunda ayakkabı üzerine desen olarak işleniyor. Öyle ki hangi desenin nerede durabileceğine siz karar veriyorsunuz.

Değişimi gerçek zamanlı yakalayan Nike By You teknolojisi, müşterilere ayakkabının ayakta nasıl duracağını da gösteriyor. Tüm süreçler tamamlandığında ayakkabının üretimi bir saatten daha az bir sürede bitiriliyor.

Kendi sporcuları ile yaşadıkları tasarım deneyimini müşterileri ile de yaşamak isteyen Nike, kendi hikayelerini anlatan ayakkabıları seven sporcuların yaşadığı bu hissi, müşterilerine de yaşatmak istemiş. Bu nedenle bir çok farklı hikayeyi ayakkabılarında anlatmak için bu etkinliği planlamışlar.

Sizce de geleceğin alışveriş deneyimi tam olarak bu değil mi?

 

 

Dijital Strateji Kullanılarak Bilişsel(Kognitif) Bir Kuruluş Nasıl Oluşturulur? 0

IBM Türk Kognitif Çözümler Ülke Lideri Nick Anderson dijital strateji kullanılarak kognitif bir kuruluş nasıl oluşturulur sorusunun cevabını veriyor.

Günümüzde dünya genelinde yöneticilerin artık yapay zekâ ve kognitif bilişim kavramlarını benimsediklerini söylemek mümkün. Pek çok yönetici; müşterileriyle, ortaklarıyla ve diğer paydaşlarıyla etkileşim kurma yöntemlerini yeniden tanımlarken, iş operasyonlarını iyileştirmek için halihazırda kognitif teknolojileri kullanıyor.

Yakın zamanda yapılan bir IDC harcama kılavuzuna göre, kognitif platformlara ilişkin küresel harcamaların 2019 yılına kadar 31 milyar ABD Dolarını aşması bekleniyor.

IBM İş Değerleri Enstitüsü’nün yeni bir araştırmasına göre ise yöneticiler, dijital istihbarat yatırımlarını önceliklendirmek için bir yönteme ihtiyaç duyuyorlar. İş Değerleri Enstitüsü’nün Oxford Economics ile işbirliği içinde, devlet birimleri ve eğitim kurumlarının liderleri de dahil olmak üzere dünya genelinde 18 sektörde 6.000’den fazla üst düzey yönetici ile yaptığı ankette kuruluşların; geleneksel iş olanaklarını, ürünlerini, hizmetlerini ve süreçlerini, ister arka ofis sistemlerinde ister orta ofis yeteneklerinde veya ön ofis işlevlerinde olsun, kognitif bilişimi kullanarak yeniden tanımlayabilecekleri öne sürülüyor.

Geleneksel analitik, veri tabanlı öngörüler sunarken, kognitif bilişim ise bu öngörüleri önerilere dönüştürüyor. Kognitif bilişim; kitaplarda, e-postalarda, tweet’lerde, web günlüklerinde, resimlerde, ses ve video dosyalarında yer alan görüntüler, doğal dil ve sesler gibi yapılandırılmamış bilgileri anlayabiliyor. Kognitif sistemler, anlamı ortaya çıkarmak, daha bilgiye dayalı eylemler gerçekleştirmek için tekrarlayarak öğrenmek ve insanlar ile makineler arasındaki engelleri ortadan kaldıran yöntemlerle etkileşim kurmak için verilerden akıl yürütebiliyor.

Bu doğrultuda İş Değerleri Enstitüsü’nün gerçekleştirdiği araştırma aşağıda belirtilenleri saptıyor:

  • Dünya çapındaki CEO’ların yüzde 73’ü; kognitif bilişimin, kuruluşlarının geleceğinde önemli bir rol oynayacağını belirtiyorlar.
  • Ankete katılan dünya çapındaki CEO’ların yüzde 50’si, kognitif bilişimi 2019 yılına kadar kullanmayı planladıklarını belirtiyorlar.
  • Yöneticiler, kognitif girişimlerinden yüzde 15’lik bir yatırım getirisi öngördüklerini ifade ediyorlar.

Bu bilgiler ışığında; İş Değerleri Enstitüsü, kurumların kognitif destekli bir dijital strateji oluşturmak için üç aşamalı bir yaklaşımı kullanmalarını öneriyor.

1) Geleceğin öngörülmesi: İş liderleri, kuruluşları için hem iş hem de teknoloji özelliklerini içeren bir stratejiyi uygulamak üzere kognitif yeteneklerden yararlanmalı. Liderler, sınırlı nitelikte bir dizi girişimle, 18-24 aylık bir dijital stratejiyi kullanmayı düşünmek isteyebilirler. Bu girişimler, sınırlı hedefler ve zaman dilimleri ile daha küçük, daha keşfedilebilir yatırımlar olabilir. Bu gibi girişimlerde; farklı işlevsel ekipler, beceri grupları ve iş ortağı ekosistemlerinden elde edilen kaynaklardan yararlanılabilir.

2) Pazarın ve kullanıcıların değerlendirilmesi: Kuruluşlar; kognitif bir stratejiyi uygulamaya koyduktan sonra, tanımlanmış bir yatırım profili ve girişimler sayesinde, pazara ve hedef kullanıcılara yönelik kapsamlı ve periyodik değerlendirmelere odaklanmalı. Böyle bir kullanıcı odaklı yaklaşım, Mükemmellik Merkezlerinden yararlanılarak oluşturulabilir.

Kuruluşlar, bir Mükemmellik Merkezi’nden yararlanarak, büyük miktarda veri kullanımı ve analizi için doğal dil işleme veya makine öğrenimi gibi yeni kognitif yetenekler bulmak için deney yapabilirler. Bu yaklaşım, ortak kullanım senaryoları ve uygulamaları oluşturur. Temel standartlar ve mimari hususlar, tek bir kuruluş için uyarlanabilir.

3) Hızlı bir şekilde genişleme: İşletmeler, bir kuruluşun planlama ve tasarımdan yürütmeye geçişi sırasında, kuruluşun kognitif projeleri ölçülebilir iş hedefleriyle uyumlu hale getirmesine olanak tanıyacak yeni girişimleri hızla keşfetmeli ve bunlara ilişkin ön ürün oluşturmalıdır. Bununla birlikte, bu tür pilot çalışmalar, mevcut müşteriler ve operasyonlar için sınırlı bir riskle tasarlanmalıdır.

Kognitif yetenekler olgunlaştıkça, işletmeler başarılı programları kuruluşlarının diğer bölümlerinde yeniden kullanmalıdır. Ayrıca, yeni kognitif bölümler, kaynaklar ve beceriler geliştirmelidir. İşletmeler, pazar başarısı hakkında sürekli geri bildirim sağlayarak, kognitif girişimleri sona erdirme veya ölçekleme konusunda kararlar almak için bu girdileri kullanmalıdır. Kuruluşlar, kognitif bilişimin, gelir fırsatlarını genişleten tamamen yeni inovasyon biçimlerine de imkân sağlayabileceğini öğrenmekten memnuniyet duyabilir.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link