Starbucks, İsimleri Bardaklara Bilerek mi Yanlış Yazıyor? 4

Starbucks’a giden birçok kişi, kahve bardağının üstüne isminin yanlış yazılması durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Ve genel olarak bu bir hata olarak düşünülür. Peki, ya Starbucks insanların isimlerini bardaklara yanlışlıkla farklı yazmıyorsa…

marbra

Super Deluxe adlı Youtube kanalı, geçtiğimiz günlerde bu konuyla ilgili bir video paylaştı. Onların bununla ilgili bir teorileri var ve bu teori oldukça mantıklı.

Onların teorilerine göre, Starbucks’ın insanların ismini bardaklara yanlış yazmasının bir sebebi var. Çünkü kahve bardağına ismi yanlış yazılan kişiler, genellikle bu durumun fotoğrafını çekerek bunu Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal paylaşım sitelerinde paylaşıyorlar. Paylaştıkları fotoğrafta, yanlış yazılmış isimleriyle birlikte, Starbucks’ın o meşhur deniz kızı logosu da yer alıyor. Bu da Starbucks için bedava reklam anlamına geliyor. Her gün milyonlarca kişinin Starbucks’tan kahve aldığı düşünüldüğünde, bu pazarlama stratejisi oldukça mantıklı görünüyor.

Cosmopolitan dergisinin Starbucks’ta çalışan bir baristayla yaptığı röportajda sorulan bir soru üzerine, baristanın söyledikleri de bu teoriyi doğruluyor. Baristanın söyledikleri tam olarak şu şekilde:

“Bunu herkes yapıyor mu bilmiyorum, ama müdürüme sorduğumda, bunun çoğu Starbucks çalışanı tarafından bir pazarlama aracı olarak kullanıldığını itiraf etti.”

Bir marka açısından en iyi reklam şeklinin, müşterileri tarafından yapılan reklam olduğunu düşünürsek, Starbucks’ın bunun çok zekice yollarından birini bulduğunu söyleyebiliriz.

Pazarlamasyon İçerik Editörü

4 Comments

  1. Merhaba
    Öncelikle kaleminize saglik. Yazinizda urun veya hizmeti kullanan direkt tuketiciler tarafindan yapilan reklamin ne kadar kiymetli olduguna hiçbir itirazım yok. Kesinlikle doğru nokta. Ancak Starbucks in ornegi bana cok dogru gelmedi. Zira, Starbucks 360 derece customer Journey map de, urunle ve hizmetle olan musteri temas noktalarindan birinin de müşterilere verilen kahve bardaklarinin uzerine yazilan müşteri isimlerinden bahsetmiş ve onemli bir deneyim noktasi oldugundan bahsetmiştir. Kasada satis gerceklestikten sonra bardaga kisinin adinin dogru yazilmasi cok onemli. Belki bir harf hatasi evet kabul edilebilir ancak adi Barbara olan bir şahsın adinin Martha yazılması kabul edilebilir birsey olmadığı gibi, kimsenin de bunun fotograflayacagini dusunmuyorum. Bir istatistik var mi elinizde? Çünkü zaten bardaga isim yazılmasinin altindaki anafikirle tamamen ve bilerek yanlis yazmak fikri bence uyusmuyor.
    Teşekkürler

  2. Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Ancak yazıda da bahsetmiş olduğum gibi bu sadece bir tahmin. Youtube’da bu iddiadan bahsedilen birkaç video daha var. Barbara örneğinin gerçek olduğunu düşünmüyorum, sadece duruma esprili bir şekilde yaklaşıldığı için paylaşmak istedim. Yine yazıda da yer vermiş olduğum gibi, Cosmopolitan dergisinin bir Starbucks çalışanının söylediğini iddia ettiği sözler bu durumu doğrular nitelikte. Ancak tabii ki, birinci ağızdan duymadan %100 doğrudur diyemeyiz. Bununla ilgili bir istatistik de yok elimizde.

  3. Müşteri isimlerinin yanlış yazılması müşteri ilişkileri bakımından olumsuz bir durum. Firma İsim yazmayı müşteri sadakatı yaratmak için insanların isimlerini duyunca hoşuna gitmeleri ve çalışanlarla müşteri arasında iyi bir iletişim kurma adına yaptığı yönündeki bilgiler daha mantıklı diye düşünüyorum.

  4. Birebir yaşadığım ve sosyal medyada paylaştığım olaydır. Bişeyin mantığını kurmak için illa başına gelmesi gerekmiyor.

Bir Cevap Yazın

Yemek Yerken Sohbet Edin Diye: Mc Donald’s Telefon Kilitleri 0

Akıllı telefonların hepimizi yalnızlaştırdığı şu dönemde aile ve arkadaşlarla geçirilen vaktin kalitesinin de göreceli olarak düştüğünü söyleyebiliriz. Artık arkadaşlarımızla buluştuğumuzda bile telefonumuza gelen o bildirimi kontrol etmek için içimizde önüne geçilemez bir istek duyuyor, yemeklerimizi Twitter eşliğinde yiyor, gittiğimiz konserlerde grubu dinlemek yerine kaydetmeyi tercih ediyoruz.

Peki bu durum nereye kadar sürecek dersiniz? Biz dur diyene, sohbet etmenin keyfine tekrar ihtiyaç duyduğumuz ana kadar sürecek. Evrensel bir nitelikte olan bu probleme fastfood lideri McDonald’s eğlenceli bir şekilde dur demiş.

Mc Donald’s Singapur şubelerinden birisine müşterilerin yemek yemeye geldikleri zaman akıllı telefonlarını kilitleyebilecekleri bir dolap yerleştirmiş. Maksat kişiler yemek yerken telefonlarıyla değil, beraber geldikleri kişilerle vakit geçirsin, sosyalleşsin..

Dürüst olun boş vaktinizi kim daha çok hak ediyor, telefonunuz mu yoksa aileniz mi? Sorusunu soran şirket, mağazasına yerleştirdiği 100 farklı kilitli alanı bulunan bu büyük dolap ile müşterilerine telefondan uzak aile ile geçirilebilecek dolu dolu zamanlar yaratmayı hedeflemiş.

Şirketin ‘Phone Off, Fun On’  kampanyası kapsamında en sevdiklerinizle yemek yerken geçirebileceğiniz eğlenceli vakitler yaratan Mc Donald’s sadece kilitli akıllı telefon dolapları değil, aynı zamanda telefonunuzu masanın en köşesine koyarak muhafaza edebileceğiniz tabiri caizse telefon park alanı gibi bir sistemi de hayata geçirmiş.

Daha öncesinde de Mc Donald’s Hindistan 2015 yılında benzer bir kampanya gerçekleştirerek gençleri telefonlarını yemek yerken bir kenara bırakmaları konusunda desteklemişti. Müşteriler sonrasında ne kadar zaman telefonları ile ilgilenmedikleri ve o süre zarfında ne yaptıklarını tweet atmışlardı. Sonrasında şirket tarafından seçilen tweetin sahibi dört arkadaşı ile beraber bir tatil kazanmıştı.

Ne dersiniz siz telefonlarınızı kilitler miydiniz?

Depresyona Karşı Yeni Terapi Chatbot’u; Woebot 0

Son dönemler de Chatbot terimini sık sık duymaya başlamış olabilirsiniz. Ama asıl konu ne senaryo ne de ara yüz, asıl önemli olan Chatbot’un sahip olduğu zeka. Çoğunluğun yapay zeka olarak açıkladığı bu botlar, bu sefer ete kemiğe bürünerek bir psikoloğun yerine geçiyor.

Bir Stanford araştırmacısı, depresyona nasıl tepki verdiğimiz konusunda, yarattıkları yapay zeka ile çarpıcı bir değişime öncülük ediyor. Bu teknolojilere dayalı tedavilerin en yenisi olan Woebot, bilişsel-davranışçı terapi kullanarak tasarlanmış yapay zeka Chatbot’u, depresyon tedavisinde en yoğun biçimde araştırılan klinik yaklaşımlardan biri oluyor.

Woebot, Stanford’ta klinik psikolog olan Alison Darcy tarafından tasarlandı. Psikolog projenin amacını terapilere parası yetmeyen, insanlara açılmakta zorluk yaşayan kişiler için oldukça tasarladığını söylüyor. Psikolog Alison Darcy ‘insan ilişkilerinde çok fazla karmaşa ‘ olduğunu düşünüyor ve depresyon, anksiyeteye karşı gerçek kimlikli insanlar üzerinde test etmeye başlıyor.

Test için Darcy, depresyon ve kaygı belirtileri yaşadıklarını söyleyen 70 öğrenci ile işe başlıyor ve onları iki gruba ayırıyor. Bir grup iki haftalarını Woebot ile sohbet ederek geçiriyor; diğer grup ise depresyon ile ilgili Ulusal Ruh Sağlığı e-kitapına yönlendirilerek terapi görüyorlar. Woebot grubundaki insanlar iki haftadan fazla bir sürede sadece botla her gün sohbet ediyorlar. Belli bir süre zarfının ardından Woebot ile terapi görenlerin, depresif belirtilerinde önemli bir düşüş olduğu tespit ediliyor.

Woebot, hastalarla konuşmak için bilişsel davranışçı terapi sistemini kullanıyor. Bilişsel davranış terapisi, çocukken başınıza gelen olayların aksine, şimdi hayatınızda olan şeyleri tartışmaya odaklı bir yöntem. Woebot ile annenizle olan ilişkiniz hakkında konuşmak yerine, yakın zamanda yaşanan bir çatışma ya da bir arkadaşınızla yaşadığınız bir tartışma üzerine sohbet etmeniz daha makul görülüyor.

Tabi ki, bir Chatbot’tan umut verici gerçek tıbbi sonuçlar almak yeni yasal ve etik konular getiriyor. Woebot bir kişi gibi görünse de, hastaya aslında “kendi kendine yardım çözümünü’ seçmeyi açıkça belirtiyor. Karşısında ki kişinin duygu durumunu anlamak için çoğunlukla soru sorma yöntemini tercih ediyor. Örneğin; Bugün nasılsınız?, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? vb.

Woebot bu metodojiyi, kişinin kendini negatif düşüncelerini daha nesnel bir şekilde yeniden ifade etmesini sağlıyor. Hastalar duygusal zayıflıklarından bahsetmeye ve daha sonra stres, kaygı ve depresyona neden olan psikolojik tuzakları tanımlamaya teşvik ediliyor. Darcy, “İyi bir terapist başkasının sürecini kolaylaştırmalı, onun bir parçası olmamalıdır” diye belirtiyor.

Woebot şu an sadece sizinle Facebook Messenger üzerinden konuşabiliyor. Woebot lisanslı bir terapist değil, onunla yapılan herhangi bir görüşme ilk etapta tıbbi veri gizliliği ve güvenlik yasası tarafından korunmuyor. Ancak Darcy ve ekibi Woebot’un tüm kullanıcılarını gizli tutmak için uğraşmış olsa da, Facebook sizin kim olduğunuzu biliyor. Woebot’un, Facebook’ta yaklaşık 150 uzun vadeli beta kullanıcısı olduğu biliniyor.

Hazır konumuz yapay zeka iken, Pazarlamasyon olarak düzenlediğimiz, Marketing Meetup serimiz de alanında uzman konuşmacılar tarafından anlatıldığı, iş zekasına, analitiğe ve entelektüelliğe odaklanarak pazarlama ekosistemini geliştirmeyi amaçlayan, Marketing Meetup’ın dördüncü buluşması “Intelligence” yani “Zekâ” temasıyla, 30 Kasım 2017’de İTÜ Ayazağa kampüsü içinde bulunan Süleyman Demirel Kültür Merkezi’inde profesyonellerle buluşacağız. Daha fazla bilgi ve etkinliğe kayıt yaptırmak için Marketing Meetup Intelligence’un sayfasından kayıt yaptırabilirsiniz.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

Marketing Meetup Intelligence

Erken Kayıt için Son Tarih: 30 Ekim
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Zekanın Pazarlama ve Teknoloji Dünyasına Neler Getireceğini Konuşuyoruz
close-link