Siyasette Söz Artık İletişimcilerin! 0

Bilen bilir, kişisel ilgi alanım siyasal iletişim. Ülke olarak henüz dünya standartlarını yakalayamadığımız bir alan. Her siyasi parti liderinin siyasal iletişimden sorumlu bir danışmanı vardır ancak bu iş tek bir danışmanın yetemeyeceği kadar çetrefillidir. Her seçim döneminde siyasi partilerde bir ajans bulma telaşı başlar, bazı ajanslarda da “söğüşleyecek” bir parti bulma telaşı… AKP dışında herhangi bir partinin düzenli olarak çalıştığı bir ajans yok. CHP her seçimde başka bir ajansla çalışır, o yüzden bir türlü düzenli bir iletişim dili tutturamaz. MHP’nin seçim iletişimi yorum bile gerektirmeyecek denli kötüyken, BDP ya da Kürt siyasi hareketi bu işi yaparken daha çok kulaktan kulağa iletişimin gücünü kullanır.

Demokrat Parti’nin iktidara geldiği 1950 seçimlerinde, ülkemizde gerçek anlamda ilk siyasal iletişim kampanyası yapıldı. Mimar Selçuk Milar tarafından tasarlanan seçim afişinde “dur” anlamına gelen bir elin üstünde “Yeter söz milletindir” sloganı yer alıyordu. Bu afişlerin DP’nin seçimi kazanmasında en az partinin kendisi kadar etkisi olduğu söylenir.

Sonraki 30 küsür yıl siyasal iletişim açısından kesat geçti ancak Turgut Özal’la birlikte oldukça büyük bir sıçrama yaşandı. Özal, başının üzerinde birleştirdiği elleri, parmaklarının arasına sıkıştırdığı kalemi, kendine has giyim tarzı ve söylemleriyle siyasal iletişimin sadece seçim dönemlerine sıkıştırılmaması gereken bir kavram olduğunu herkese kanıtladı. ANAP iktidarının yaptığı icraatların Özal tarafından anlatıldığı TRT’deki ‘İcraatın İçinden’ programı için Manajans’tan destek alınmıştı. Özal her programa elinde kalemiyle çıkardı. Bu fikir Eli Acıman’a aittir. Program çok başarılı olur, Manajans’ın işi beğenilir ancak yıllar sonra Eli Acıman ANAP’la çalışmaktan pişman olduğunu, bir reklamcının siyasete hiç bulaşmaması gerektiğini söyler.

12 Eylül’den sonra merkezde toplanan partilerin farkını anlatmak için reklama ihtiyaç arttı. Yıl boyu deterjan, çikolata, araba gibi ürünler için slogan bulan reklamcılar seçim döneminde siyasetçiler için slogan arar oldular. Her siyasetçi bir imaj danışmanı buldu, müziğin gücünü farkettiler, seçim şarkıları moda oldu…Derken geldik günümüze. Artık çok farklı bir dünya, çok farklı bir Türkiye var önümüzde. Her ne kadar bazı eski alışkanlıkları terketmek kolay olmasa da siyasal iletişimde yeni bir bakış açısı yakalamak şart. Örneğin, artık tıpkı sağlık alanında uzmanlaşmış ajanslar olduğu gibi siyasal iletişimde uzmanlaşmış ajanslar da olmalı. Siyasal iletişim, seçimden seçime değil, yılın 12 ayı yapılmalı.

Seçim kampanyasına sosyal medyayı güçlü bir şekilde entegre etmek şart. Sosyal medyada ilk seçim mitingini yapan parti/aday bir adım öne geçer. Viralin gücünü kullanan aday ekstra puan toplar.

Geçtiğimiz aylarda Ekşisözlük yazarlarıyla kahvaltıda bir araya gelen Kemal Kılıçdaroğlu, aynı buluşmayı farklı siyasi görüşteki Ekşisözlük yazarlarıyla bir kez daha yapıyor. Kim ne derse desin olumlu bir örnek.

Önümüzde yerel seçimler var. Kuşkusuz yerel seçimlerin havası farklı, elbette şehirden şehire adaydan adaya göre iletişim üslubu bir ölçüde değişecektir. Ancak bu üslubu her yerel seçimde bir bütünlük içinde korumaya çalışan AKP’nin başarısı da ortada.
30 Mart Yerel Seçimleri öncesinde AKP’nin en büyük avantajı, partinin kuruluşundan beri reklam ve iletişim çalışmalarını yürüten Erol Olçar’ın Arter Ajansıyla çalışacak olması. Öyle ki Arter neredeyse sadece AKP adına çalışan bir ajans haline geldi, yerel seçimlerde dahi tüm afişler, ilanlar Arter’den çıkıyor ve 81 ile dağıtılıyor. CHP, 2011 seçimlerinde Grey’le çalışmıştı. Yerel seçimler için tek bir partiyle anlaşacaklarını zannetmiyorum ancak Mustafa Sarıgül’ün çalışacağı parti şimdiden belli. Sarıgül aday gösterilmesi durumunda Publicis Yorum ile çalışma kararı aldı.Siyasal iletişimi sorgulayan bir insan olarak yerel seçim sürecindeki kampanyaları merakla takip edeceğim. Nisan ayında kampanyaları tekrar yorumlarken uzun uzun iltifatlar edeceğim kampanyaların çıkmasını umuyorum.

Markam Danışmanlık'ta Marka Stratejisti. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü mezunu. Fikir sever, strateji yazar...

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

Haftanın En Çok Okunan 10 İçeriği

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link