Sağlıklı Yaşam Trendi ‘Doğal Anadolu Lezzetlerimizin’ Yıldızını Parlatacak mı ?

ayraaaaaan

Bir önceki yazımızda, sağlıklı beslenme trendinin, global içecek firmalarına olan etkilerinden bahsetmiştik. Şimdi de o yazının devamı niteliğinde olan, Anadolu’dan çıkan doğal lezzetlerimiz ve global pazarda yer alıp alamayacaklarından bahsetmeye çalışalım.

Acaba çay, ayran, salep, kefir gibi sağlık açısından faydaları olduğu bilinen doğal içeceklerimizin üzerine biraz daha düşünerek, bu ürünleri kendi içlerinde çeşitlendirerek, yatırımları arttırarak ve doğru pazarlama hamleleriyle dünya içecek pazarında söz sahibi olabilir miyiz ?

Hepimizin hayatının bir parçası olan “çay” ile başlayalım. Çaykur son reklamında bunu çokta güzel anlatmış.

Dünyanın en çok çay içen ülkesiyiz, içtiğimiz çayı kendi ülkemizde yetiştiriyor, ihraç da ediyoruz ve çay içme alışkanlığımız uzun yıllardır devam ediyor. Ancak, üzülerek belirtmek gerekir ki çay bizim milli yada sadece bize özgü olan bir içecek değil. Çayın atası olarak bilinen Çin bu ürünün en büyük üreticisi (%36) ve ihracatçısı. Çay denince akla gelen diğer millet ise dünyanın en büyük ikinci çay üreticisi olan Hindistanı (%23) uzun yıllar sömürgesi olarak tutan İngilizler.

Kenya, Sri Lanka, Vietnam gibi ülkelerin de arasında bulunduğu dünya çay tarımına, Türkiye en büyük katkıyı sağlayan beşinci ülke. Dünyada çay tarımının % 5’i Türkiye’de gerçekleşiyor.

Dünya ihracatının yaklaşık % 90′ından fazlası Sri Lanka, Kenya, Çin, Hindistan, Endonezya, Vietnam  gibi üretici ülkeler tarafından gerçekleştiriliyor.Dünya üretiminde ilk 5 arasında yer alan ülkemiz ise aynı kulvardaki diğer ülkelerin aksine dünya ticaretinden üretimi ölçeğinde pay alamıyor. Kendi ürettiğimiz çayın büyük bir kısmını yine kendimizin tüketmesi ve diğer ülkelerde iş gücü maliyetlerinin çok daha ucuz olması, bizim ihracatımızı olumsuz yönde etkilediği düşünülmekle birlikte, asıl meselenin toplanmış çayı değil de, marka haline getirilmiş paket çayı satmak olduğunu düşünüyorum. Burada ise İngiliz ve Hollandalı; Tata Tetley, Unilever Lipton, De Masterblenders 1753, Twinings, Yorkshire sektördeki önemli markalar.

tea123

“Didi didi didi didi”

Sadece 10 yıl önce bir kişiye çay deyince aklınıza ne geliyor diye sorduğunuzda, cevabı şüphesiz ince belli bardakta, demlenmiş olarak gelen çay olurdu. Ancak bugün soğuk çayında insanların zihinlerinde ve damaklarında  yer edindiğini biliyoruz.

Bir ürünü çeşitlendirme en etkili pazar yaratma, büyütme hamlelerinden biridir. Yerli markamız Çaykur’da demlik çay ile sınırlı ürün segmentini, poşet çay, bitki çayları, organik çaylar, demlik poşet çayı ile geliştirdi ve son olarakta Didi Soğuk Çayı piyasaya sürdü.

Çaykur, doğru konumlandırma ile, şehirlerde, eğitim görmüş kişiler tarafından daha çok tüketilen Lipton ve Fustea’nin yerine, bir halk markası yaratmaya çalışmış ve zaten sahip olduğu “Türkiye’nin çayı” imajıyla, iki markayı da geçerek Pazar payı en yüksek marka haline gelmiş. İlk zamanlar, şekerli, asitli, çay dibine çöküyor gibi kötü yorumların, gün geçtikçe azaldığınıda çoğumuz deneyimleyerek gördük. Didi’nin dünya pazarında da yer alabilmesini umut ediyoruz. Didi, şuan 47 ülkeye ihraç ediliyor. Hedef, bu yıl sonuna kadar 100 ülkeye ulaşmak.

ekerrrrrrrrrr-horzaq

Ayran

Global bir ürün olduğunu söyleyebileceğimiz Çay’ın aksine bir diğer sağlıklı içeceğimiz Ayran, sağlıklı yaşam trendinin yükselttiği bir marka olan Chobani Yoğurtu gibi dünyaya açılabilir mi ?

Ayran, yalnızca bizim coğrafyamızda (Türkiye, İran, Azerbeycan,  Bazı Balkan Ülkeleri ve Türki Cumhuriyetler) içilen bir ürün. “Milli içeceğimiz” olarak açıklanan Ayranın Türkiye pazarı oldukça geniş ve ciddi bir rekabet var. Ancak, ayranın ev halkı tarafından da rahatlıkla yapılabildiği ve bence daha lezzeti olduğu göz önünde bulundurulursa, bu pazarın bir sınırı olduğunu bilmek gerekir ve belki bu sınır globelleşmemiz için bir teşfik haline dahi gelebilir.

İngiltere obezite ile mücadele için yakın gelecekte şekerli tüm içeceklere %20 vergi uygulamaya başlayabileceğini ve kademeli olarak 2020 yılına kadar tüm süreci tamamlamak istediğini açıklamıştı. Bu da süt ürünlerine zaten yabancı olmayan İngiltere Pazarını denememiz için bir neden olabilir. Daha da önemlisi, İngiltere’yi benzer politikalar ile birçok ülkenin daha takip etme potansiyeli söz konusu.

Yoğurt pazarının genişliği, Ayran’ın da globelleşmek için bir şansı olduğunu düşündürtüyor. Yoğurt sağlıklı olarak addedilen ve tüketimi yıllardır artan bir ürün. Danone, Nestle, Kraft bu piyasadaki en önemli oyuncular. Ayrıca, Hamdi Ulukaya’nın Chobani markasıda ABD pazarında Danone ve Yoplait’den sonra üçüncü sırada bulunuyor. Yunan markası Fage ise beşinci sırada. Yoğurt pazarının ikiye ayrıldığını söylemek mümkün; Greek Yogurt ve tatlı, meyveli yoğurtlar. Sadece Greek Yoğurt pazarının ABD’de 2019 yılına kadar 4 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Not: Greek Yoğurt (Yunan Yoğurdu) bizim bildiğimiz Türk Yoğurdu.

yogurt

Öte yandan “İçilebilir yoğurt” ismiyle bazı yurtdışı markaları bu işe girmeye başlamış bile.

Türkiye’ye turist olarak gelen kişilerin bloglarında yada forumlara yaptıkları yorumlarda defalarca; Türkiye’de lahmacun ve kebabın yanında içtikleri, marketten aldıkları, “Ayran Yogurt Drink”olarak adlandırdıkları içeceği sevdiklerini ve tarif dahi paylaştıklarını gördüm.

7539175266_f5cc023b36_o

Ayran’ın Dünya restoranlarında böyle sunulduğu günler gelir mi bilmem ama, şişelenmiş ayranın global market raflarında yer alacağı günlerin çok uzak olmadığını düşünüyorum. Peki, yerli markalarımızın da o raflarda kendine yer bulabilecek mi ?

Soğuk günlerin şifalı içeceği salep, toz halinde olarak Alman Dr. Oetker ve İsviçreli Nestle ile raflarda. Isıtılarak içilmeye hazır halde satılan salep ise Koç Topluluğuna ait Sek markasıyla yeni bir ürün piyasaya sürdü. Belki, önümüzdeki zamanlarda ilk olarak sıcak tükettiğimiz çay ve kahve gibi Salepi de soğuk olarak buzdolaplarında görmeye başlayabiliriz.

11012050_large

Ülkemizde dahi kısıtlı bir pazarı olan -bildiğim kadarıyla tek marka var- “kefir” de oldukça sağlıklı bir içecek öyle ki, kahvaltı yapılamadığı zamanlarda bir şişe kefir ile bu öğünün telafi edilebileceği dahi söyleniyor.

Su, Maden Suyu ve Ayran

Sonuç olarak, dünya bazı tatları hayatından çıkarıyor ve yenilerini ekliyor. Asitli içeceklere -maden suyu hariç- elveda derken, yerine “şimdilik” soğuk çay, limonata, meyve sularını ekliyor ve tabii en doğal içeceğimiz suyun da değerini vermeye başlıyor. Ancak, insanların vazgeçmeye başladığı diğer bir madde ise şeker. Asitli içeceklerin yerini almaya başlayan bu ürünlerinde “şekerli” “tatlandırıcı kullanılıyor” “renklendirici var” gibi yorumlarla sağlıklı yaşam trendinin kalıcı bir üyesi olamayacaklarını, sadece geçiş dönemi içecekleri olabilecekleri ihtimalini veriyorum.

Peki,sağlıklı yaşam trendinin şişelenmiş tüketiciye hazır halde sunulan içecekleri ne olacak ?

Su, Maden Suyu, Ayran popülerliği artacak olan ürünler. Technavio’nun, Ayran tüketimi üzerine yapmış olduğu araştırmalara göre 2020 beklentileri;

  • Dünya’da Ayran pazarı 2016’da %7 ve 2020’ye kadarda her yıl %8 oranında genişleyecek.
  • “Çin ve Japonya başta olmak üzere APEC ülkelerinden Ayran talebi her yıl artıyor. Tüketiciler, ürünün şekerli içeceklere göre daha sağlıklı olmasından dolayı Ayrana daha hoşgörülü yaklaşıyor. Ayran pazarının APEC ülkerinde 2020’ye kadar %45’lik bir büyüme gerçekleştirmesi bekleniyor.
  • Ayran pazarı Avrupa ülkelerinde de her yıl %5’lik bir büyüme kaydediyor.
  • Geçtiğimiz yıl ABD’de Ayran pazarı %2.1 oranında genişledi. Ancak katı yoğurt pazarının %20’lere varan büyüme oranı, Ayran pazarını da canlandıracaktır.
  • Brezilya, Rusya ve Hindistan’da Ayran için ideal pazarlar.

Peki sizce Yoğurt isminin bir marka olduğu gibi Ayran ismi de bir marka olabilecek mi ? Yoksa tıpkı Yoğurtta olduğu gibi, içilebilir yoğurt olarak milli içeceğimizin yükselişini de uzaktan mı izleyeceğiz?

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Sağlık yönetimi mezunu. Üniversite yıllarından itibaren, Acıbadem ve Medipol Hastanelerinde çalıştı. Şuan Okan Üniversitesi Hastanesinde Pazarlama Sorumlusu olarak yoluna devam etmektedir. Büyük Sağlık Yönetimi Zirvesi, Sağlık Hizmetlerinde Pazarlama Zirvesi gibi organizasyonlar düzenledi. İlgi alanları, sağlıkta marka, pazarlama, sağlık politikaları. Eğitim gönüllüsü.

Bir Cevap Yazın

Filtreler Moda Markalarının Instagram’daki Popülerliğini Nasıl Etkiliyor?

Kimisi onsuz 10 dakika geçiremiyor, kimisi nefret kusmak için kullanıyor, kimisi zararlarından bahsediyor, kimisi yalnızca onun için eğleniyor, gülüyor, yiyor veya geziyor. Kimden bahsediyoruz? Elbette, hayatlarımızda bir nev’i şeker gibi bağımlılık etkisi yaratan Instagram’dan! 

İster online platformda ister fiziksel ortamda olsun her türlü moda perakendecisinin günümüz dünyasında ilgi görmesi için kendisini öncelikle Instagram üzerinde kanıtlaması gerekiyor. Önde gelen e-ticaret markalarının bildiği gibi; yüksek kalitede çekilmiş, iyi fotoğraflar her zaman etkileşimi artırıyor ve müşterilerin ilgisini çekiyor. Yüksek kaliteli ürün çekimlerine yatırım yapmak artık hemen her büyüklükteki e-ticaret işletmesi için mantra haline gelse de pek çok moda perakendecisi hâlâ geleneksel katalog çekimi görüntülerini kullanmaya devam ediyor.

Çok uzun yıllardır e-ticaret fotoğrafçılığı, yalnızca ürün etrafından dönüyordu. Beyaz zemin üzerinde klişe poz veren modeller, artık ilgi çekmekten çok müşteriler tarafından oldukça “eski moda” olarak görülüyor. Bu geleneksel teknikler; uygun, ayrıntılı ve tutarlı fotoğrafların oluşturulmasını kolaylaştırmak için hala önemli olmakla birlikte, online perakendeciler için, yaşam tarzını yansıtan ve hayatın içinden ayrıntılar barındıran kataloglar çok daha fazla önem taşıyor.

Peki sizce satıcılar, gerçekten hayat tarzını yansıtan özgün fotoğrafları nasıl elde edebiliyorlar? Gerçekten, sosyal medyada ilgi uyandıracak fotoğraflar yaratmanın bir formülü bulunuyor mu? Renk, kontrast, filtre ve diğer ayarlar gibi günümüzün en popüler konuları haline gelmiş bileşenlerin önemi var mı? Öyle ki, bazı fenomenler kendi Instagram akışlarını oluşturdukları ve  Vsco Cam veya Lightroom gibi uygulamalarda yarattıkları filtreleri satıyorlar. Onlarca dolara satılan bu hizmetin markalar için de yararı bulunuyor mu? Tüm bu merak uyandıran sorulara cevap olması için Corra, moda perakendecilerinin, ürün çekimlerini planlarken veya online ticaret için yaşamın içinden fotoğraflar seçerken kullanılabilecek, net, veri temelli ve kılavuz niteliğinde bir çalışma gerçekleştirdi.

Bu görüntü odaklı çalışmayı yürütmek için de dünyada en çok fotoğraf paylaşılan sosyal platform olan Instagram’dan yararlanılmıştır. Bu doğrultuda; Instagram’da en çok takip edilen 200 moda markasının yayınladığı 200 binden fazla görüntü incelenmiştir. Ardından görüntüler, anahtar görüntü özelliklerini analiz etmek ve tanımlamak için oluşturulmuş bir araç olan Google’ın Cloud Vision API  aracı ile analiz edilmiştir. Daha sonra, bunlar belirli moda alanlarına göre gruplandırılmış ve Instagram’daki performans istatistikleri kullanılarak en fazla katılım sağlanarak yinelenen özellikler belirlenmiştir.

Peki ya sonuç? Yapılan araştırma sonucunda; bugün sosyal medyada belki de en çok önem verilen metriklerden biri olan kitle sayısının bağlılıkla ilişkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bulguyu biraz daha açmak gerekirse; daha çok takipçisi olsa da ilgi çekici görselleri olmayan markalar bağlılık elde edemiyor. Aşağıdaki tabloda da gördüğünüz gibi; sokak modası gibi daha az kitlesi olan grup, diğerlerinden çok daha fazla bağlılık elde ediyor. Başka bir deyişle sosyal medyada lider olarak görülmeyen markalar dahi, başarılı görsel temalar ile müşteri bağlılıklarını ve katılımlarını artırabiliyorlar. Peki bu ilgi çeken renk, stil ve ayarlar neler?

Sayısız araştırma ve infografik, spesifik tüketici tepkileriyle renkler arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik çalışmalar gerçekleştirdi. Bu çabalara rağmen araştırmalar; kişisel deneyimlerin, cinsiyet, yaş ve kültürün bu tepkilerde önemli rol oynadığını bulguladı. Renkler, evrensel satın alma davranışlarına dönüştürülemese de bir markanın “kişiliğini” iletmede önemli bir rol oynuyorlar.

Bu doğrultuda; siyah içeren fotoğraflar, ayakkabı ve mayo markaları tarafından kullanıldığında daha güçlü bir bağlılık alıyor. Siyah renk ayrıca, spor giyimde de oldukça ilgi çekiyor. Siyah güven ve ilham verici bulunması dolayısı ile bu başarı bir sürpriz değil. Bununla birlikte siyah, sokak modası ve yüksek moda fotoğraflarına dahil edildiğinde karşıt bir etki yaratıyor. Genel olarak bakıldığında ise pembe, mor ve beyaz renklerin dikeylerden bağımsız olarak en ilgi çekici renkler olduğu görülüyor.

Beyaz genellikle, sosyal medyadaki başarılı akışların önemli bir bileşeni olarak biliniyor. Beyaz, yalnızca içeriğin önceliklendirilmesine yalnızca yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda kullanıcılara yol gösteriyor ve deneyimleri boyunca odaklanmalarına yardımcı olacak içerik okunabilirliğini ve taranabilirliğini artırıyor.

Stüdyolarda çekim yapmak daha pratik olmakla birlikte, dışarıda gerçekleştirilen çekimlerin çok daha ilgi çekici olduğu da kanıtlanıyor. Dış ortamdaki ayarlar, analiz edilen neredeyse tüm gruplarda katılımı artırıyor. Dış mekan ayarına sahip çekimler yaklaşık 39.000 beğeni alırken  stüdyo ortamına sahip çekimlerin 16.000 beğeni ortalamasına takıldığı bulgulanmıştır.

Elbette ki çekimlerin yapıldığı ortam, kitlelerin ilgisini çekmede etkili olan tek değişken olarak görülmüyor. Örneğin; erkek modellerin yer aldığı görseller, ayakkabı, spor giyim ve aksesuar alanlarında daha çok ilgi görürken diğer kategorilerde kadınların yer aldığı görsellerin daha çok ilgi çektiği bulgulanmıştır. Bu yüzden markaların öncelikle hedef kitlelerini çok iyi tanımaları ve sürekli analizlerle tepkilerini ölçerek uygun stratejileri belirlemeleri gerekiyor.

Bu doğrultuda aslında markaların, milyonların takip ettiği fenomenlerin akışlarından ders çıkarmaları gerekiyor. Kitleleri peşinden sürükleyen fenomenlerin Instagram akışları incelendiğinde ilk olarak; paylaştıkları fotoğrafların temasındaki tutarlılık dikkat çekiyor. Markaların da fenomenler gibi ürünlerine uygun görsel temaları belirleyerek kitleleri cezbedecek tutarlı ve yaşamın içinden fotoğrafları paylaşmaları gerekiyor.

Sonuç olarak; andaki gerçekliğin geçerli olduğu günümüz dünyasında, tek bir modele bağlı ve realite barındırmayan çekimler, artık kimsenin ilgisini çekmiyor. Nitekim; hiçbirimiz günlük hayatımızda beyaz arka planın önündeki modelin baktığı kadar şuh bakarak sokakta yürümüyoruz veya kahvemizi içmiyoruz. Yani, ne kadar gerçek o kadar ilgi çekici!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

12 Milyar Farklı İçerikte Şampuan Sunan 110 Milyon Dolarlık Girişim

Kozmetik dünyası, tüketicileri her geçen gün yeni ürünlerle tanıştırıyor. Markaların hepsi de en iyi ürünün kendilerininki olduğunu iddia ediyor ve müşterilerinin bugüne kadar yaşadıkları kişisel bakım sorunlarını kökünden çözdüğü konusunda kendisine güveniyor. Fakat adı üstünde, “kişisel” bir bakım söz konusuysa ve her insanın farklı ihtiyaçları olduğunu da kabul etmemiz gerektiğine göre, bireye özel bir çözüm bulunması gerekmiyor mu? Function of Beauty adlı girişim, işte bu noktayı yakalayarak yepyeni bir vaatle tüketicilerin karşısına çıkıyor ve “Kendi şampuanını kendin seç!” diyor.

Geçen yılın ekim ayında kurulan New York merkezli girişim, tüketicilerin saç özelliklerini ve sahip olmak istedikleri saç tipini göz önüne alarak onlara özel formüllü şampuanlar hazırlıyor. Örneğin pürüzsüz ve parlak bir saç istiyorsanız ayrı, önceliğiniz hacimli ve düz bir saç ise ayrı bir formülü size öneriyor.

Girişim hızlandırma platformu Y Combinator’dan çıkarak, bir yıldan da az bir sürede büyük ilerleme kaydeden girişimin son olarak 12 milyon dolarlık bir gelire ulaştığı biliniyor. Hatta şirkete yakın bir kaynak, Function of Beauty’nin piyasa değerinin 110 milyon doları bulduğunu öne sürüyor.

Function of Beauty şampuanları, tüketiciye özel pazarlamanın başarılı bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketin CEO’su Zahir Dossa, Function of Beauty’i kurma fikrinin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT), e-ticaret ve değer zincirinin iyileştirilmesi konularında yaptığı tez çalışması sırasında oluştuğunu söylüyor. Kişisel bakım endüstrisinin çok fazla gündemde olan bir alan olmasına rağmen, değer zincirinin son yüz yıldır neredeyse hiç değişmediğini fark etmesiyle sürecin başladığını belirten Dossa, bu noktadan hareket edip saç bakımına odaklanan ve tüketiciye doğrudan ulaşan bir girişim başlatmaya karar vermiş. Sayısız farklı saç tipinin olduğu günümüz dünyasında tüketicilerin de farklı istekleri olduğunu bilen Dossa, kişiye özel şampuanların bu boşluğu dolduracağını düşünmüş.

Saç bakımı konusunda farklı isteklere cevap veren tam 12 milyar farklı içerikte şampuan sunan şirket aynı zamanda, 5 çeşit renk ve 4 tür koku özelliği de sunuyor. Tüketicilerin kendine özel şampuan sipariş etmeleri süreci ise oldukça basit. Function of Beauty’nin internet sitesini ziyaret eden tüketiciler, burada küçük çaplı bir testle karşılaşıyor. Testte yer alan sorulara cevap vererek saç tipleri, saç yapıları ve saç derisi nemi bilgilerini veren ziyaretçiler ardından hacimli saç, uzunluk vb. noktalardaki isteklerini belirtiyor. Son adımda ise şampuanın rengini ve kokusunu seçiyorlar. İnternet sitesi, bu yanıtları bir algoritma üzerinden değerlendirerek tüketiciye özel formüllü şampuanı belirliyor.

Müşteriler, ihtiyaçlarına özel şampuanı kolayca satın alıyor.

Function of Beauty, satış vaadi konusundaki başarısını müşteri memnuniyeti alanına da taşıyor. Sipariş veren müşteriler, şampuanı deneme olanağına da sahipler. Yani şampuanı deneyip memnun kalmadıklarında ürünü iade edip kendine daha uygun yeni bir formülü ücretsiz olarak alabiliyorlar. Şirketin ayrıca, bir abonelik sistemi de bulunuyor ve yeni ürünler çıktıkça abonelerine, sipariş vermeleri beklenmeden şampuanları gönderiliyor.

Dossa, satın aldıkları şampuanların nasıl yapıldığını görmek isteyen sâdık müşterileri için özel alanlar ayırarak çevrimiçi ortamdaki hızlı büyümeyi, fiziksel ortamda da küçük çaplı bile olsa sürdüreceklerini söylüyor.

Function of Beauty, belki de bireye en çok inmesi gereken ama bugüne dek bu noktada beklenen performansı gösterememiş bir alanda, yani kişisel bakım konusunda dikkat çekici ve günümüz tüketicisini yakalayan bir strateji çizmiş. Bu doğrultuda hazırladığı şampuanlarla da kişiye özel pazarlamada önemli bir başarı yakalamış. Bakalım şirket, gelecek dönemlerde hangi yeni ürünlerle karşımıza çıkacak. Peki sizce, hangi sektörler kişiye özel ürünler çıkarmada yüksek potansiyel taşıyor?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link