Sağlıklı Yaşam Trendi ‘Doğal Anadolu Lezzetlerimizin’ Yıldızını Parlatacak mı ?

ayraaaaaan

Bir önceki yazımızda, sağlıklı beslenme trendinin, global içecek firmalarına olan etkilerinden bahsetmiştik. Şimdi de o yazının devamı niteliğinde olan, Anadolu’dan çıkan doğal lezzetlerimiz ve global pazarda yer alıp alamayacaklarından bahsetmeye çalışalım.

Acaba çay, ayran, salep, kefir gibi sağlık açısından faydaları olduğu bilinen doğal içeceklerimizin üzerine biraz daha düşünerek, bu ürünleri kendi içlerinde çeşitlendirerek, yatırımları arttırarak ve doğru pazarlama hamleleriyle dünya içecek pazarında söz sahibi olabilir miyiz ?

Hepimizin hayatının bir parçası olan “çay” ile başlayalım. Çaykur son reklamında bunu çokta güzel anlatmış.

Dünyanın en çok çay içen ülkesiyiz, içtiğimiz çayı kendi ülkemizde yetiştiriyor, ihraç da ediyoruz ve çay içme alışkanlığımız uzun yıllardır devam ediyor. Ancak, üzülerek belirtmek gerekir ki çay bizim milli yada sadece bize özgü olan bir içecek değil. Çayın atası olarak bilinen Çin bu ürünün en büyük üreticisi (%36) ve ihracatçısı. Çay denince akla gelen diğer millet ise dünyanın en büyük ikinci çay üreticisi olan Hindistanı (%23) uzun yıllar sömürgesi olarak tutan İngilizler.

Kenya, Sri Lanka, Vietnam gibi ülkelerin de arasında bulunduğu dünya çay tarımına, Türkiye en büyük katkıyı sağlayan beşinci ülke. Dünyada çay tarımının % 5’i Türkiye’de gerçekleşiyor.

Dünya ihracatının yaklaşık % 90′ından fazlası Sri Lanka, Kenya, Çin, Hindistan, Endonezya, Vietnam  gibi üretici ülkeler tarafından gerçekleştiriliyor.Dünya üretiminde ilk 5 arasında yer alan ülkemiz ise aynı kulvardaki diğer ülkelerin aksine dünya ticaretinden üretimi ölçeğinde pay alamıyor. Kendi ürettiğimiz çayın büyük bir kısmını yine kendimizin tüketmesi ve diğer ülkelerde iş gücü maliyetlerinin çok daha ucuz olması, bizim ihracatımızı olumsuz yönde etkilediği düşünülmekle birlikte, asıl meselenin toplanmış çayı değil de, marka haline getirilmiş paket çayı satmak olduğunu düşünüyorum. Burada ise İngiliz ve Hollandalı; Tata Tetley, Unilever Lipton, De Masterblenders 1753, Twinings, Yorkshire sektördeki önemli markalar.

tea123

“Didi didi didi didi”

Sadece 10 yıl önce bir kişiye çay deyince aklınıza ne geliyor diye sorduğunuzda, cevabı şüphesiz ince belli bardakta, demlenmiş olarak gelen çay olurdu. Ancak bugün soğuk çayında insanların zihinlerinde ve damaklarında  yer edindiğini biliyoruz.

Bir ürünü çeşitlendirme en etkili pazar yaratma, büyütme hamlelerinden biridir. Yerli markamız Çaykur’da demlik çay ile sınırlı ürün segmentini, poşet çay, bitki çayları, organik çaylar, demlik poşet çayı ile geliştirdi ve son olarakta Didi Soğuk Çayı piyasaya sürdü.

Çaykur, doğru konumlandırma ile, şehirlerde, eğitim görmüş kişiler tarafından daha çok tüketilen Lipton ve Fustea’nin yerine, bir halk markası yaratmaya çalışmış ve zaten sahip olduğu “Türkiye’nin çayı” imajıyla, iki markayı da geçerek Pazar payı en yüksek marka haline gelmiş. İlk zamanlar, şekerli, asitli, çay dibine çöküyor gibi kötü yorumların, gün geçtikçe azaldığınıda çoğumuz deneyimleyerek gördük. Didi’nin dünya pazarında da yer alabilmesini umut ediyoruz. Didi, şuan 47 ülkeye ihraç ediliyor. Hedef, bu yıl sonuna kadar 100 ülkeye ulaşmak.

ekerrrrrrrrrr-horzaq

Ayran

Global bir ürün olduğunu söyleyebileceğimiz Çay’ın aksine bir diğer sağlıklı içeceğimiz Ayran, sağlıklı yaşam trendinin yükselttiği bir marka olan Chobani Yoğurtu gibi dünyaya açılabilir mi ?

Ayran, yalnızca bizim coğrafyamızda (Türkiye, İran, Azerbeycan,  Bazı Balkan Ülkeleri ve Türki Cumhuriyetler) içilen bir ürün. “Milli içeceğimiz” olarak açıklanan Ayranın Türkiye pazarı oldukça geniş ve ciddi bir rekabet var. Ancak, ayranın ev halkı tarafından da rahatlıkla yapılabildiği ve bence daha lezzeti olduğu göz önünde bulundurulursa, bu pazarın bir sınırı olduğunu bilmek gerekir ve belki bu sınır globelleşmemiz için bir teşfik haline dahi gelebilir.

İngiltere obezite ile mücadele için yakın gelecekte şekerli tüm içeceklere %20 vergi uygulamaya başlayabileceğini ve kademeli olarak 2020 yılına kadar tüm süreci tamamlamak istediğini açıklamıştı. Bu da süt ürünlerine zaten yabancı olmayan İngiltere Pazarını denememiz için bir neden olabilir. Daha da önemlisi, İngiltere’yi benzer politikalar ile birçok ülkenin daha takip etme potansiyeli söz konusu.

Yoğurt pazarının genişliği, Ayran’ın da globelleşmek için bir şansı olduğunu düşündürtüyor. Yoğurt sağlıklı olarak addedilen ve tüketimi yıllardır artan bir ürün. Danone, Nestle, Kraft bu piyasadaki en önemli oyuncular. Ayrıca, Hamdi Ulukaya’nın Chobani markasıda ABD pazarında Danone ve Yoplait’den sonra üçüncü sırada bulunuyor. Yunan markası Fage ise beşinci sırada. Yoğurt pazarının ikiye ayrıldığını söylemek mümkün; Greek Yogurt ve tatlı, meyveli yoğurtlar. Sadece Greek Yoğurt pazarının ABD’de 2019 yılına kadar 4 milyar dolara ulaşması bekleniyor.

Not: Greek Yoğurt (Yunan Yoğurdu) bizim bildiğimiz Türk Yoğurdu.

yogurt

Öte yandan “İçilebilir yoğurt” ismiyle bazı yurtdışı markaları bu işe girmeye başlamış bile.

Türkiye’ye turist olarak gelen kişilerin bloglarında yada forumlara yaptıkları yorumlarda defalarca; Türkiye’de lahmacun ve kebabın yanında içtikleri, marketten aldıkları, “Ayran Yogurt Drink”olarak adlandırdıkları içeceği sevdiklerini ve tarif dahi paylaştıklarını gördüm.

7539175266_f5cc023b36_o

Ayran’ın Dünya restoranlarında böyle sunulduğu günler gelir mi bilmem ama, şişelenmiş ayranın global market raflarında yer alacağı günlerin çok uzak olmadığını düşünüyorum. Peki, yerli markalarımızın da o raflarda kendine yer bulabilecek mi ?

Soğuk günlerin şifalı içeceği salep, toz halinde olarak Alman Dr. Oetker ve İsviçreli Nestle ile raflarda. Isıtılarak içilmeye hazır halde satılan salep ise Koç Topluluğuna ait Sek markasıyla yeni bir ürün piyasaya sürdü. Belki, önümüzdeki zamanlarda ilk olarak sıcak tükettiğimiz çay ve kahve gibi Salepi de soğuk olarak buzdolaplarında görmeye başlayabiliriz.

11012050_large

Ülkemizde dahi kısıtlı bir pazarı olan -bildiğim kadarıyla tek marka var- “kefir” de oldukça sağlıklı bir içecek öyle ki, kahvaltı yapılamadığı zamanlarda bir şişe kefir ile bu öğünün telafi edilebileceği dahi söyleniyor.

Su, Maden Suyu ve Ayran

Sonuç olarak, dünya bazı tatları hayatından çıkarıyor ve yenilerini ekliyor. Asitli içeceklere -maden suyu hariç- elveda derken, yerine “şimdilik” soğuk çay, limonata, meyve sularını ekliyor ve tabii en doğal içeceğimiz suyun da değerini vermeye başlıyor. Ancak, insanların vazgeçmeye başladığı diğer bir madde ise şeker. Asitli içeceklerin yerini almaya başlayan bu ürünlerinde “şekerli” “tatlandırıcı kullanılıyor” “renklendirici var” gibi yorumlarla sağlıklı yaşam trendinin kalıcı bir üyesi olamayacaklarını, sadece geçiş dönemi içecekleri olabilecekleri ihtimalini veriyorum.

Peki,sağlıklı yaşam trendinin şişelenmiş tüketiciye hazır halde sunulan içecekleri ne olacak ?

Su, Maden Suyu, Ayran popülerliği artacak olan ürünler. Technavio’nun, Ayran tüketimi üzerine yapmış olduğu araştırmalara göre 2020 beklentileri;

  • Dünya’da Ayran pazarı 2016’da %7 ve 2020’ye kadarda her yıl %8 oranında genişleyecek.
  • “Çin ve Japonya başta olmak üzere APEC ülkelerinden Ayran talebi her yıl artıyor. Tüketiciler, ürünün şekerli içeceklere göre daha sağlıklı olmasından dolayı Ayrana daha hoşgörülü yaklaşıyor. Ayran pazarının APEC ülkerinde 2020’ye kadar %45’lik bir büyüme gerçekleştirmesi bekleniyor.
  • Ayran pazarı Avrupa ülkelerinde de her yıl %5’lik bir büyüme kaydediyor.
  • Geçtiğimiz yıl ABD’de Ayran pazarı %2.1 oranında genişledi. Ancak katı yoğurt pazarının %20’lere varan büyüme oranı, Ayran pazarını da canlandıracaktır.
  • Brezilya, Rusya ve Hindistan’da Ayran için ideal pazarlar.

Peki sizce Yoğurt isminin bir marka olduğu gibi Ayran ismi de bir marka olabilecek mi ? Yoksa tıpkı Yoğurtta olduğu gibi, içilebilir yoğurt olarak milli içeceğimizin yükselişini de uzaktan mı izleyeceğiz?

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Sağlık yönetimi mezunu. Üniversite yıllarından itibaren Unilever, Turkcell Superonline, Acıbadem ve Medipol Hastanelerinde çalıştı. Şuan Okan Üniversitesi Hastanesinde Pazarlama Sorumlusu olarak yoluna devam etmektedir. Büyük Sağlık Yönetimi Zirvesi, Sağlık Hizmetlerinde Pazarlama Zirvesi gibi organizasyonlar düzenledi. İlgi alanları, sağlıkta marka, pazarlama, sağlık politikaları. Eğitim gönüllüsü.

Bir Cevap Yazın

Pazarlama ve Reklam Konularında Okunması Gereken 8 Kitap

Montesquieu “Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir” derken konuyu özetlemişti. Çünkü ilgilendiğiniz konu ne olursa olsun, iyi bir kalemden çıkmış, size her açıdan değer katacak, sizi yenileyecek, okuruyla bütünleşen bir içerik sunan her kitap ufkunuzu açar. Sadece okuyup geçmekle kalmadığınız, satır aralarında okuduklarınızın daha fazlasını keşfetmeye sizi davet eden, bugüne kadar bildiklerinizi sorgulatan ve okuyana yeni bir bakış açısı sunan kitaplar, hem günlük hayatınızda hem de kariyerinizde yol gösteren en önemli rehberlerdir. İş pazarlama ve reklamcılık alanına geldiğinde de böyledir. Biz de pazarlama kitapları ve reklamcılık üzerine yazılan kaynaklardan oluşan bir liste hazırladık. Bu alanda kariyer hedefleyen genç kuşak temsilcilerinin ve deneyimini bilgiyle yoğurmak isteyen profesyonellerin işine yarayacağını düşündüğümüz bu derlemeye birlikte bakalım mı?

Unmarketing

Dijital pazarlama ve reklamcılık henüz günümüzde geldiği noktanın çok uzağındayken bile öngörüleriyle dikkat çeken Scott Stratten’in yazdığı bu kitap, geleneksel reklam ve pazarlama yöntemlerinin yerini dijital dünyanın almasını yorumlarken, düşük maliyetle viral etki yaratmanın nasıl olabileceğine dair sorular soruyor. Özellikle sosyal medya hakkında önemli noktalara değinen Unmarketing, müşterileriyle bağ kurmak isteyen marka ekiplerine oldukça yararlı bir kaynak.

pazarlama

İsyan Pazarlanıyor

Küreselleşen dünyada herkesin refaha ulaşacağı beklenirken, kontrolsüz gelişen pazarlar ve yasal düzenlemelerin yetersiz kalması sonucu oluşan balon ekonomiler, ekonomi piramidinin altındakilerle üstündekiler arasındaki mesafeyi daha da açtı. Hatta kapitalizm, bu duruma verilen tepkileri bile metalaştırıp pazarlayarak toplumsal hareketlerden kazanç sağlar oldu. Piyasa ekonomisinin tek tipleştirdiği tüketim toplumu itirazını dillendiren idoller çıkarsa da onlar da bu düzene yenildi. Joseph Heath ve Andrew Potter ikilisinin yazdığı İsyan Pazarlanıyor, tam da toplumların haykırdığı isyanın yine onlara ”pazarlanışının” dramatik öyküsünü anlatıyor.

Bilinçaltımdaki Reklamlar

İzleyene ya da bakana fark ettirmeden yapılan reklamların hep en zor ve en güzel çalışmalar olduğunu düşünürüm. Robert Heath’in yazdığı Bilinçaltımdaki Reklamlar kitabı tam da bu noktadan hareket ediyor. Biz fark etmeden bilinçaltımızda bir yerlere ulaşan bazı reklamlar, verdiği bilinçaltı mesajlarla hiç ummadığımız bir yerde ve zamanda hafızamıza kazınıyor ve bizimle görünmez bir bağ kuruyor, dahası satın alma tutumumuzu değiştiriyor. Logolardan tabelalara, televizyon reklamlarından afişlere değin uçsuz bucaksız bir alanda maruz kaldığımız bu reklamlar, içgüdülerimizi harekete geçirebiliyor. Heath’in kitabında nörolojik ve psikolojik etki açısından yorumlarda da bulunduğu bu konu, aslında olayın ne kadar karmaşık ve algı yönetimi ağırlıklı olduğunu ortaya koyuyor.

Az Aslında Çoktur

Basit düşünmek, basit oynamak, az lafla çok şey söyleyebilmek, sadece giyimde değil hayatın her alanında “gösterişli bir sadeliği” yakalayabilmek; bunlar her pazarlamacının veya reklamcının harcı değil.
Leo Babauta’nın kaleminden çıkan Az Aslında Çoktur’un dikkat çekmek istediği asıl nokta da bu işte! Kitap özetle, her koşulda bolluğun, bir şeye fazla sayıda sahip olmanın daha iyi sayıldığı bir dünyada daha büyük evlerin, daha pahalı arabaların, ender bulunan kumaşlardan elbiseler giymenin, kocaman alışveriş merkezlerinde zaman öldürmenin bize öğretildiği gibi iyi olmayabileceğini anlatıyor. Bunu aşmak isteyenlere de az olanın gücünden yararlanmayı tavsiye ediyor.

Mad Men ve Felsefe

Madison Square’in dahi reklamcılarını bizimle tanıştıran, 50’li yıllardan 70’li yıllara varan nostaljik ama unutulmayacak bir serüveni bize hayranlıkla izleten Mad Men dizisini unutmak mümkün mü? Fakat bu sefer, idealist reklamcıların altın çağına götüren yapımın alt metinlerine odaklanacağız. James B. South ve Rod Carveth’in belki de türünün tek örneği sayılabilecek bu kitapta, diziyi izlerken sadece çarpık insan ilişkileri ve fırtınalı özel hayatları merak etmeyenlere güzel bir pencere açıyor. Amerikan halkının tüketimle olan ilişkisi, politik ve sosyal dinamiklerin reklam ajanslarındaki çalışma ilişkilerine etkisi, ırkçılık, tüketmeye zorlanan bir toplum ve daha pek çok şeyin altında, karakterlerin kişilik özelliklerinin yattığını vurgulayan eser, bu noktayı felsefi boyutlarda ele alıyor. Don Draper, Pete Campbell, Peggy Olson diğer Mad Men karakterlerine Platon, Nietzsche ve Aristoteles gibi filozofların objektifinden bakmak istiyorsanız, bu kitap tam size göre!

İknanın Psikolojisi

Bazı kitaplar zamansızdır, her dönemde okunabilir ve referans olma niteliğinden hiçbir şey kaybetmez. Robert Cialdini’nin zamana meydan okuyan kitabı İknanın Psikolojisi de zamana meydan okumayı başaran kült bir kitap olarak, hâlâ önemini koruyor. Kitap, markanın kitleyle bağ kurması ve sonrasında satın alma kararı oluşturması için izlediği yolda atması gereken ilk adım olan ikna etme sürecini yaşanmış örneklerden ve hatta laboratuvar deneylerinden yola çıkarak anlatıyor. Cialdini’nin anlaşılır bir dille yazdığı eser, kitle-ürün-marka üçgeninde pazarlama ekiplerine ve reklamcılara hâlâ çok şey söylüyor.

Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Mı?

Eh, listemize bu topraklardan da kitaplar eklesek olmaz. Marka iletişimi ve satış psikolojisi üzerine oldukça derin bir birikimi olan, ülkemizin sayılı markalaşma uzmanlarından Güven Borça’nın yazdığı bu kaynak, aslında az sayıdaki Türkiye kaynaklı pazarlama ve reklamcılık kitapları arasında uzun süredir muazzam bir boşluğu dolduruyor. Yerel düzeyde olup da uluslararası kimliğe bürünme potansiyeli taşıyan pek çok kültürel değerimizin olduğunun altını çizen Borça, neden bunun küresel çapta bir başarı hikâyesine dönüşemediğini soruyor ve olası sebepleri kendince açıklıyor. Markalaşamamızın altında yatan alışkanlıklar, risk alamama güdümüz ve daha birçok noktaya dikkat çeken yazar, bu topraklardan bir dünya markası çıkıp çıkamayacağına kafa yoruyor ve buna bizim de ortak olmamızı istiyor. Kitabı okuduktan sonra, yine Borça’nın yazdığı “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar Ama…” adlı eseri de okuyarak bilgilerinizi daha kalıcı hâle getirebilirsiniz.

Benden Sonra Devam

Biraz da iş dünyasına kulak verelim. Garanti Bankası Eski Genel Müdürü Akın Öngör’ün, kariyer basamaklarını nasıl çıktığını ve Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin tepesinde yer alırken yaşadığı zorlukları ve mutlu anları anlattığı anı türündeki bu kitabı okurken; verilen büyük emeklerin ve birlikte çalışılan insanların profesyonel yaşamda nasıl başarıya dönüştüğünü göreceksiniz. “Benden sonra tufan” demek yerine “devam” demeyi seçen Öngör, tam da bu nedenle deneyimlerini yeni nesile aktarmak istemiş, bize de okuması kalmış.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Sırmagrup’tan Çalışanlarına Mola Yasağı

Birgün’ün haberine göre, Sırmagrup’un İnsan Kaynakları Müdürlüğü‘nün şirket çalışanlarına skandal bir mail attığı iddia edildi. Sosyal medyada paylaşılan mailde çalışanların suistimal ettikleri öne sürülerek 15’er dakikalık dinlenme molaların kaldırıldığı belirtildi.

Mailde ayrıca çalışanların sigara içme alanına ve kafetaryaya inmesinin de yasaklandığı iletildi.

Şirket çalışanlarının sosyal medyada paylaştıklarına göre “molaların suistimali” ile kast edilen mola sırasında çalışanların aralarında konuşması.

Şirkette çalışanların günde 2 kez 15’er dakikalık dinlenme molası hakkı bulunuyordu.

4857 sayılı kanuna göre dört saat veya daha kısa süreli günlük çalışmalarda verilmesi gereken ara dinlenmesi en az 15 dakika, dört saatten fazla ve yedi buçuk saatten az çalışmalar için en az yarım saat, günlük yedi buçuk saati aşan ve 11 saate kadar olan çalışmalar için en az 1 saat ve günde 11 saatten fazla çalışmalarda ise en az 1,5 saat.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

MARKETING MEETUP 2018



Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
Erken Kayıt Fırsatı
close-link












Türkiye'nin en değerli konferans içeriğini, Erken Kayıt indirimi ile takip edin!
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
19 Nisan'da Uniq Istanbul'da Sophia'nın da katılımı ile Marketing Meetup'ta buluşuyoruz.
close-link