Sağlık Hizmetleri Gerçekten Pazarlama Karması İçerisinde Yer Alabilir mi?

İş dünyasında derler ki, pazarlama her şeydir. Ama konu sağlık sektörü ve medikal uygulamalar olunca, işin rengi biraz değişebiliyor. Peki neden değişiyor, sağlık da bir iş değil mi?

Düşünülen, sağlık sektörünün yegane varlığının, insan sağlığını geliştirmek olduğudur. Bu doğru olmakla birlikte, bir hastanenin kar elde etmeye, istikrarlı bir büyüme yakalamaya ihtiyacı vardır, tam da bu amaç doğrultusunda kurulmuş olan bir kuruluştan bunu beklememek büyük haksızlık olacaktır.

Sektörün oyuncularını; sağlık hizmeti sunucuları ( hastaneler, evde bakım hizmetleri, mobil sağlık hizmetleri), sigorta firmaları (sgk, öss), ilaç firmaları ve medikal teknoloji firmaları olarak belirtebiliriz.

Son araştırmalara göre, Türkiye’de yılda 10 milyon MR ve 2 milyar kutu ilaç tüketiliyor. Bu rakam kişi başına 25 kutu ilaç demek oluyor. Burada bir pazarlama başarısından söz edilmeli mi ? Kesinlikle edilmeli ama konu sağlık olunca haliyle, sesimizi biraz kısıp, övünmektense işimizin başına dönmeyi yeğliyoruz.

Türkiye’de 2002 yılında kişi başına hekime başvuru sayısı 3,2 iken bu rakamın son araştırmalarda 8,2 olduğunu bildirilmektedir. OECD ülkeleri ortalaması ise 6,7’dir. OECD ortalamasından genç bir ülke olmakla birlikte, bu gençliğimize rağmen hekime daha sık başvuruyor olmamız bir soru işareti olabilir. Türkiye’den daha fazla hekime başvuruya sahip olan ülkeler ise Rusya (9,4), Almanya (9,7), Slovakya (11), Çek Cumhuriyeti (11,1), Macaristan (11,8), Japonya (13,1) ve Kore’dir (13,2).

1

Türkiye’de ki bu değişimin birçok faktörü var tabii, sgk ve özel hastaneler arasında yapılan anlaşma, dünya devi firmaların Türkiye ofislerini açmaları ile çalışanlarına verdikleri kaliteli özlük hakları. Bununla birlikte nitelikli iş gücünü kaybetmek istemeyen yerel firmaların da aynı hakkı çalışanlarına vermeye başlaması, ülkenin gelir seviyesinin yükselmesi, dünya genelinde oluşan sağlıklı yaşam trendi, hekime ulaşılabilirliğinin artması vs.

Peki, bu sayının artmasında pazarlamacıların bir payı olabilir mi? Tv, gazete ve sosyal medyada sürekli sağlık üzerine bir yazı, paylaşım görmeniz mümkün. Bilboardlar ve bannerlar (bi bakın, eminim bir hastane bannerı göreceksiniz) oldukça sık kullanılan diğer mecralar. Bunun dışında, halka açık yapılan sağlık seminerleri, hastanelerin yaptıkları kurumsal anlaşmalar ve kişinin bir sağlık ihtiyacı olduğunu düşünmesi için yapılan bir dizi diğer çalışmalar… Acaba, bunların da hekime başvuru sayımızın artmasında bir etkisi var mıdır ?

Sağlık sektöründe pazarlama yapmak zor ve kısıtlı bir iş. Eğer görsel medyada reklamınızı döndürmek istiyorsanız, hastanenizin açılmasının ardından sadece 30 gününüz var ve bu reklamlar sadece açıldığınızı lanse edebilmenize imkan sağlar. Öte yandan hala en büyük alıcının devlet olduğu bir sektördeyiz. 2014 yılında sektördeki harcamaların %77,4’ünün devlet tarafından yapıldığı belirtilmektedir.

Tüm bu faktörler ile birlikte, Ülkelerin GSYH’ları içindeki sağlık paylarının artması beklenmektedir ve son 10 yılda da bu artış gözlemlenmiştir. Ancak Türkiye’de hekime başvuru sayısındaki gibi makro bir artışın GSYH sağlık payını aynı şekilde artırmadığını görüyoruz. Bu pay 2002’den bugüne yıllar içindeki küçük dalgalanmalarla birlikte son araştırma olan 2014’de %5,4 olarak tekrar etmiştir.

2

Şöyle bir soru sorulabilir, OECD ülkeleri daha az doktora gidiyor ama bizden daha çok sağlık harcaması yapıyorlar. Bunun açıklaması iki şekilde yapılabilir diye düşünüyorum. İlki, Türkiye’deki sağlık hizmetinin diğer ülkelere göre daha ucuz olması, ki bu ucuzluk doğru düzgün bir sağlık turizmi pazarlaması yapmış olmamamıza karşın, ülkemizin sağlık turizminde önemli bir destinasyon olmasını sağladı ve önümüzdeki yıllarda doğru pazarlama hamleleri ve yatırımlar ile bu alanda Türkiye bir üs olabilir. İkincisi ise, hekime başvuru nedenlerimiz kimi zaman gereksiz kimi zamansa ilk başvuru yaptığımız hekime güvenmeyip, aynı branşta tekrar başka bir hekime başvurmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Bunun yanında sağlığın bir sosyalleşme unsuru olarak kullanıldığını da söylemek gerekir. Modernleşememiş bir aile düşünün, kadının hala sosyalleşemediği bir aile. Hastaneye veya aile sağlığı merkezine gitmek kadın için bir sosyalleşme aracı oluveriyor. Bunun yalnızca Türkiye’ye özel bir durum olduğunu düşünmüyorum. Ancak OECD ortalaması ile kıyasladığımızda bizim bu konuda daha önde olduğumuzu söylemek mantıklı olacaktır.

Bu yazı konuk yazarımız ‘Mustafa Güney’ tarafından kaleme alınmıştır.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Perakende’nin Devler Liginde İki Türk Şirket

Deloitte, dünyanın gelir açısından en büyük 250 perakendecisini belirlediği “Perakende’nin Küresel Güçleri 2018” raporunu “Dönüştürücü Değişim, Canlanan Ticaret” başlığıyla yayımladı. Raporda Türkiye’den yıllardır yer alan BİM Birleşim Mağazacılık A.Ş. ve uzun bir aradan sonra listeye tekrar giren Migros Ticaret A.Ş. yer alıyor. Bununla birlikte bu iki marka raporda yayınlanan 2016 mali yılında en hızlı büyüyen 50 şirket arasında da yer alıyor.

Rapora göre en iyi 250 perakende şirketi 2016 mali yılında %4,1 oranında bileşik büyümeyi temsil eden toplam 4,4 trilyon ABD doları gelir elde etti. Raporda bulunan şirketlerin perakendeden elde ettikleri yıllık gelirlerin ortalama 17,6 milyar dolar seviyelerinde olduğu görülüyor. Perakendenin en güçlü beş ismi, listedeki yerini 2016 mali yılında da korurken ilk 10’da yer alan diğer şirketlerin; organik büyüme, satın almalar ve kurdan kaynaklanan oynaklık sebebiyle yer değiştirdiği görülüyor. İlk 10’da yer alan şirketlerin gelirleri, listede yer alan 250 şirketin toplam gelirinin %30,7’sini oluşturuyor.

Listede dikkat çeken noktalardan biri ise geçtiğimiz dört seneden farklı olarak giyim ve aksesuar perakendecilerinin büyümenin başını çeken liderler koltuğundan feragat etmesi ve buna rağmen en karlı sektör özelliğini koruyor olması. Hızlı tüketim sektörü ise tüm liste içerisinde hem listeye giren şirket sayısı (135) hem de ortalama gelir (21,7 milyar dolar) açısından en öne çıkan sektör niteliğini kazandı. Hızlı tüketim sektöründe faaliyet gösteren bu 135 şirket, toplam gelirin üçte ikisini oluşturuyor.

Deloitte Türkiye Tüketim ve Endüstriyel Ürünler Lideri Özkan Yıldırım, raporun öne çıkan sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Listede ciddi oranda basamak atlayan şirket olarak görünen Amazon’un, geçtiğimiz sene 10. sırada yer alırken bu sene 6. sıraya yükseldiği göze çarpıyor. Türkiye’nin temsili açısından sevindirici bir gelişme ise; sıralamanın düzenli oyuncularından BİM Birleşik A.Ş.’nin yanı sıra, geçtiğimiz yıllarda listeye girmeye ara vermiş olan Migros Ticaret A.Ş.’nin de tekrar devler listesinde yer almış olması.”

Migros yine devler liginde, BİM ise yerini koruyor

Listede 149. Sırada yer alan BİM Birleşik A.Ş., geçtiğimiz sene 6,4 milyar olan gelirini, bu sene 6,6 milyar dolara çıkardı. BİM, 2011-2016 yılları arası %19,6 büyüme elde ederek son beş yılda en hızlı büyüyen 24. şirket oldu.

Migros Ticaret A.Ş. ise 3,6 milyar dolarlık geliriyle 247. sıradan devler ligine tekrar merhaba dedi. Migros’un yıllık büyüme oranı %17,8 olarak ölçülürken, bu oranla en hızlı büyüyen 37. şirket oldu.

Perakendenin kuralları yeniden yazılıyor

Özkan Yıldırım, hayatlarımızı dönüştüren bu değişim çağında perakendenin kurallarının nasıl yeniden yazıldığına dikkat çekiyor: “Ticareti canlandırmak ve gelecekte perakendecilerin iş yapış biçimlerini derinden etkilemek için inovasyon, iş birliği, konsolidasyon, entegrasyon ve otomasyon gereklilik haline gelecek. Bu kapsamda, yetkinliklerini dijitalin gereksinimlerine göre geliştirebilen, müşteri deneyimini farklılaştıran ve yeni teknolojileri tüketiciyi anlamak için kullanabilen perakendeciler, değişen dünyada hayatta kalabilecek.”

Raporda yer alan ve perakende alanında hâkim olması beklenen dört önemli trend ise şöyle:

  • En iyi kalitede dijital yetkinlikler geliştirmek: Dünya çapındaki perakendeciler hızla, tüketici gözüyle alışverişin geleneksel ‘bricks and clicks (hem fiziksel hem de çevrimiçi varlık ve faaliyet gösterilmesi)’ anlayışından ibaret olmadığı gerçeğine adapte oluyorlar.
  • Kaybedilen zamanı telafi etmek için fiziki ve online hizmeti birleştirmek: Dijital dünyanın kıyısında duran fakat dijital trendleri takip etmede başarısız olan pek çok şirket, kaybettikleri zamanı telafi etme peşinde olmalılar.
  • Eşsiz ve etkili mağaza içi deneyim yaratmak: Fiziki perakende mağazaları hiçbir yere gitmiyor; zira dünya çapındaki perakende satışların %90’ı hala bu mağazalardan yapılıyor. Öte yandan pek çok imkân sunan online kanallarla yarışmak için anlamlı müşteri deneyimi ve marka bağlılığı oluşturmak şart.
  • Perakendeyi en son teknolojilerle yeniden keşfetmek: Nesnelerin interneti, yapay zekâ, sanal gerçeklik ve robotlar her perakendecinin radarında olmalı.

2016 mali yılının en büyük 10 perakendecisi

Gelir düzeyine göre sıralama Şirket adı Menşei 2016 yılı perakende geliri
(milyon ABD $)
1 Wal-Mart ABD 485,873
2 Costco ABD 118,719
3 The Kroger ABD 115,337
4 Schwarz Almanya 99,256
5 Walgreens ABD 97,058
6 Amazon ABD 94,665
7 The Home Depot Inc ABD 94,595
8 Aldi Group Almanya 84,923
9 Carrefour S.A. France 84,131
10 CVS Health Corporation ABD 81,100

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamacılar Neden İşlerini Bırakmak İstiyorlar?

Pazarlamacıların %81’i şu anda yaptıkları işi önümüzdeki üç yıl içinde bırakmak istiyor. İşletmelerin bu konuda önceliklerini ve değerlerini gözden geçirmeleri gerekebilir. Var olan personelini tutundurabilmek iş veren için önemli bir konu ve iş verenin çalışanı nelerin motive edeceğini bilmesi gerekiyor.

Son yapılan Pazarlama Haftası Kariyer ve Maaş anketine katılanların çoğunluğu önümüzdeki en az beş yılı pazarlama bölümünde geçirmek istediklerini ama şu anda bulundukları işi bırakmayı planladıklarını söyledi.

Ankete katılanların %43.2’si rollerini önümüzdeki üç yıl içinde değiştirmeyi planlıyor, % 37.8’i gelecek yıl değiştirmek istiyor ve sadece % 11,2’lik bir kısım değiştirmeyi düşünmüyor.

Değişikliğin başlıca nedeni olarak daha iyi finansal ücreti (% 65.1), yeni bir görev meydan okumasını (% 54.9) ve mevcut iş yerlerinde sınırlı imkânlara sahip olmayı  (% 37.4) öne sürdüler.

TSB pazarlama müdürü Pete Markey, şirketlerin yeni bir meydan okuma isteği duymaları ve mevcut çalışma ortamında pazarlamacılara ilham vermeleri ve yerine getirmeleri için yollar bulmaları gerektiğini belirtti.

Moonpig CMO’su Andre Rickerby, bir e-ticaret bakış açısıyla, pazarlamacılar için açık olan geniş fırsat yelpazesinin her geçen yıl arttığını ve yeni roller denemelerini sağladığını söylüyor. Özerkliği doğuran ve paylaşılan vizyonla çalışan bir pazarlama kültürü kurabilen böyle hızlı ve rekabetçi bir sektör markası, kendi kültürünü yaşatma imkanı bulabilecektir diyor.

Online sistemin çok değiştiğini ifade eden Rickerby “Bir yönetici olarak, ne teklif ediyorsun? Piyasada çok sayıda rakip var ve çoğu zaman insanlar önce para düşünüyor.” diye de ekliyor. 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link