Reklamda Seks Gerçekten Sattırır mı?

“Benim ve çoğu insanın reklamla kurduğu ilişki bir aşk ve nefret ilişkisidir” der Philip Kotler. Reklamlardan ne kadar sıkılsak ve bunalsak da, yaratıcı reklamları izlemekten de bir o kadar keyif alırız. Yaşadığımız bolluk ekonomisinde reklamlar hayatımızın bir parçası haline gelmiştir. Nereye gidersek gidelim, reklamlardan kaçmamız mümkün değildir. Tüketiciler olarak o kadar yoğun bir reklam bombardımanı altındayız ki, beynimiz kendisini adeta korumaya alarak gözümüzün önündeki reklamı bile fark etmemizi engelliyor.

Markalar tüketicilerin ilgisini çekebilmek için reklam ajanslarından maliyeti uçuk olmayan birkaç yaratıcı reklam fikri bulmalarını ister. Reklam ajansları yoğun bir çalışma sonucu müşterisi olan markaya birkaç seçenek sunar. Fakat sunulan seçenekler arasında markalar genellikle en risksiz ve makul olan reklamı seçerler. Ve böylece risk almayarak belki patlama yapacak iyi bir reklamın önüne geçmiş olurlar. Korkularında da hiç haksız sayılmazlar, sonuçta bir markayı tüketicilerin zihninde konumlandırmak seneler aldığı kadar, tüketicilerin markayı zihinlerinden atması da bir saniyeden kısa sürebilir. Aksine bazı markalar da risk sınırlarını fazlasıyla zorlayarak reklamlarda seks ve korku temasını kullanırlar. Bu tarz reklamların ne kadar fazla ilgi çektiği düşünülse de, Ohio Eyalet Üniversitesi “Seks ve şiddet satar” başlıklı araştırma neticesinde farklı sonuçlar elde ediliyor.

Psikolog ve İletişim Uzmanı olan Brad Buschman, bu teoriyi araştırmak üzere iş arkadaşı Robert Lull ile beraber 1971-2015 arası başarılı 53 seks ve korku temalı reklam çalışmasını analiz ediyor. Araştırmada 8500 gönüllü kişiye seks ve korku temalı reklamı izleterek tepkileri ölçüyor. Sonuçlar gerçekten çok ilginç; seks ve korkunun, izleyiciye reklamda markanın asıl iletilmesini istediği mesajdan alıkoyduğu belirliyor.

Bu sonuç araştırmacılar tarafından evrimsel bir yaklaşımla açıklanıyor. İnsanlar doğası gereği hayatta kalmak için içgüdüsel olarak hareket ediyor. Bu içgüdü, insanların şiddetten kaçmasını ve üremek için her fırsatı değerlendirme arzusunu dürtüklüyor. Dolayısıyla reklamlarda yer alan herhangi bir sex veya şiddet çalışması markanın iletmek istediği mesajın önüne geçmiş oluyor. Araştırma neticesinde bu sonucun erkelerde daha belirgin olduğu da belirleniyor.

Konuyla alakalı aklıma John Wanamaker’ın reklamcılar tarafından da çokça kullanılan şu meşhur sözü geliyor “Reklama harcadığım paranın yarısının boşa gittiğini biliyorum; ama bunun hangi yarısı olduğunu hiçbir zaman bilmiyorum.” Şimdi en azından sex ve şiddet temalı hazırlanan reklamların aşağı yukarı kaçta kaçanın nereye ve neden boşa gittiğini bilimsel bir araştırma sonucunda öğrenmiş olduk.

Paylaş
Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi Yüksek Lisans mezunu. Pazarlamayı bir bilim dalı olarak görüyor. Bilimin sonu olmadığı gibi pazarlamanın da sonunun olmadığını savunarak, kendisini bu alanda geliştiriyor.

CEVAPLA