Pazarlamanın Evrimi ve Henry Ford Etkisi 2

 

 

Pazarlamanın tarih boyunca yaşadığı evrime göz attığımızda, dönüm noktası olarak kabul edebileceğimiz birçok dönem veya kritik olayla karşı karşıya geliriz. Bu da pazarlama alanında kendisini kanıtlamış neredeyse her bilirkişi ya da kurumun bu alanı farklı eşiklere göre incelemesine neden olur.

Kimisine göre paranın icadına kadar geçen zaman dilimi ölü dilimken, kimisi de sanayi devrimini bir milat olarak kabul eder. Kimi pazarlamacılar için üretimin hızı modern pazarlama evrimin en önemli faktörüyken kimileri internetin ortaya çıkışını modern pazarlamanın merkezine oturtur. Anlayacağınız pazarlamanın dünden bugüne evriminde tüm dünyanın kabul ettiği evreleri bulabilmek son derece güçtür.

Peki nedir modern pazarlamayı gerçekten de ‘modern‘ hale getiren şey? Her ne kadar pazarlamacılar bu konuda görüş birliğine varamasalar da bana göre en büyük pay şüphesiz seri üretime ait. Zira seri üretim beraberinde düşük maliyetleri, düşük maliyetler ise rekabeti ve arz fazlalığını getirdi. Bu sayede tüketiciler, alacakları ürün veya hizmeti seçme şansı yakalarken, şirketler de tüketicilerin akıllarında yer edebilmek zorlaştığı için eskiden kullandıkları basit pazarlama yöntemlerini bir kenara koyup yeni formüller bulma arayışına girmek durumunda kaldılar.

İşte bu yüzden modern pazarlamanın miladı olarak seri üretimi kabul edersek şimdiye dek bu konu üzerinde görüş birliği sağlayamamış uzmanları ortak bir noktada buluşturabiliriz.

Henry Ford (sağda) ve 'Ford 999' ismini verdiği yarış aracı
Henry Ford (sağda) ve ‘Ford 999’ ismini verdiği yarış aracı

O halde seri üretimin doğuşuna doğru küçük bir yolculuğa çıkalım ve tasarladığı üretim bandı sistemi ile bu geliştirmeyi bize armağan eden kahramanımız ile tanışalım; Ford Motor Şirketi’nin kurucusu, ‘verimliliğin babası’ Henry Ford’tan söz ediyorum.

1879 yılında makinistliği öğrenmek için Greenfield’taki evinden ayrılarak Detroit’e yerleşmesinin ardından Thomas Alva Edison’un kurduğu Edison Illuminating Company‘de 1881 yılında mühendisliğe başlayan Henry Ford, dünyayı değiştireceğinden bihaber 8 yıl boyunca hem Edison’un dostu oldu hem de şirketin çeşitli kademelerinde mühendis olarak görev aldı.

Başmühendisliğe terfisinin ardından yakıt motorları konusu üzerine bolca zaman ve bütçe ayıran Ford, 1899’da şirketteki miadının dolduğuna karar verdi ve çocukluğundan beri hayali olan otomobil fabrikasını kurmak için kolları sıvadı. Başarısızlıkla sonuçlanan bir kaç girişimin ardından 28 bin dolar sermaye ve 11 yatırımcı ile birlikte 1903 yılında Ford Motor Şirketi’ni kurduğunda hayatından sadece 40 yıl eskitmişti.

Ford Motor Şirketi’ni kurmasının ardından hayata geçirdiği yürüyen üretim bandı sistemi mantığının tüm fabrikasyon üretim sahalarına yayılmasıyla birlikte dünyaca tanınan bir isim haline gelmeye başladı. Öyle ki, 1908 yılında 10 bin araç üreten Ford Motor Şirketi, 1915 yılına gelindiğinde kapasitesini %4000’den fazla arttırarak tam 472.350 araca çıkarmıştı. Dahası, takvimler 1920 yılını gösterdiğinde 1 milyona yakın Ford, üretim bandından çıkıp yollardaki yerini almıştı.

Tüm dünya Ford’un sistemi sayesinde artan verimliliği konuşuyor, onu verimlilik ve üretim alanlarında bir nevi ilah olarak görüyordu. Haksız sayılmazlardı… Zira Ford bu devrim sayesinde ABD’deki her 100 araçtan 50’sinin mazgalına kendi şirketinin amblemini basmayı başarmıştı. Tüm ABD’de üretilen otomobillerin yarısından söz ediyorum. Sizce de inanılmaz bir oran değil mi?

Henry Ford’un, Ford Motor Şirketi’ni sıfırdan kurup çok kısa bir süre içerisinde önce ABD’nin sonra da dünyanın en önemli otomobil üreticisi konumuna getirmesi bir yana dursun, onu tarih boyunca sürekli popüler kılacak iki özelliği daha vardı: hayat hakkındaki gözlemleri ve açık yürekliliği ile söylediği sansasyonel sözleri.

Ford inanılmaz bir gözlem kabiliyetine sahipti. Çalışanlarını, ailesini, çevresini, tüketicileri kısacası herkesi çok iyi bir şekilde gözlemler ve onlar hakkında tespitlerde bulunurdu. Bu gözlemleri onun tüketicileri çok daha yakından tanımasını ve şirketinin bunun ışığında aksiyonlar almasını sağladı. Bu aksiyonlardan başlıcası ise tüketicilerin isteklerine kulağını tıkamak oldu.

Henry Ford o dönemin tüketicisini değerli bulmuyor, ürettiği ürünleri rahatlıkla satabileceğini düşünüyor ve tüketicinin ürünler hakkındaki yorumlarını pek dikkate almıyordu. Hatta tüketicilerden bahsederken “İnsanlara ne istediklerini sorsaydım, daha hızlı giden at üretirdim.” bile demişti. Haklıydı da… Çünkü o dönemdeki tüketicilerin hangi ürüne ihtiyaçları olduklarını anlayabilme konusunda başarılı oldukları söylenemezdi.

Bu arada hazır lafı açılmışken, aslına bakılırsa ‘kendi ihtiyacını anlama’ konusunda o dönemdeki tüketicilerle şu an içerisinde bulunduğumuz dünyanın  tüketicilerinin pek bir farkı yok. Ford’un yaşadığı dönemde sorulsaydı muhtemelen daha hızlı giden ata ihtiyacı olduğunu söyleyecek olan tüketiciler, Apple’ın 2007 yılındaki akıllı telefon devriminden önce, parmak ısısını algılayarak tuş takımının gerekliliğini ortadan kaldıran bir telefon yerine pili uzun süre dayanabilen bir telefona razı olacaklardı. Hatta tıpkı Henry Ford’un söylediği söz gibi Apple’ın efsanesi Steve Jobs da tüketicilerin acizliği konusunda “Bir gruba odaklanarak ürün dizayn etmek gerçekten zor. Çoğu zaman insanlar, siz onlara gösterinceye kadar ne istediklerini bilmezler.” derdi.

henry ford.001

Ford’un yarattığı devrimden önceki karanlık dünyaya tekrar dönelim ve bu dönemin koşullarını biraz irdeleyelim. Herşeyden evvel bu dünyayı tam anlamıyla gözünüzde canlandırabilmek için şirketlerin perspektifinde ürünün merkezde olduğu ve üretilen ürün ya da hizmetin tüm tüketicilere kolaylıkla satılabildiği bir dünyayı hayal etmeniz gerekiyor. Neden mi kolaylıkla satılıyor? Çünkü ortada ciddi bir arz eksikliği söz konusu.

O dünyada fabrikaların en önemli görevi mümkün olan en uygun fiyata ürünü mal etmek ve basit pazarlama ve dağıtım faaliyetleri ile mümkün olan herkese sunabilmekti, başka bir şey değil. Bu yüzden de o dünyadaki işletmelerin değerleri, belirli bir süre içerisinde üretebildiği ürün sayısı ile ölçülürdü.

O dönemlerde rekabet ve teknolojinin üst seviyelerde olmaması nedeniyle üretilen bir değer, tüketicinin talebi sayesinde kolaylıkla tükettirilebiliyordu. Dolayısıyla en kısa sürede en fazla ürünü üretmeyi başarabilen şirketler rekabette hızla öne çıkabiliyor, zenginliklerine zenginlik katıyorlardı. Ya çıkamayanlar? Onlar kendilerine tarihin tozlu raflarında yer arıyorlardı.

Peki tüketici kimdi, tam olarak nasıl konumlandırılmıştı? Aslına bakılırsa tüketici hiçbir şeydi. Değeri bulunmayan, seçim şansı verilmeyen kuru kalabalıktan, koyun sürüsünden başka bir şey değildi. O zamanların dolar baronu Henry Ford’un “siyah olmak kaydıyla istediğiniz otomobili seçebilirsiniz” demesi de dönemin fabrikalarına sahip olan para makinelerinin, basit tüketicileri nasıl gördüklerinin tek cümlede özeti değil mi sizce de?

Ford Motor Şirketi 1914 ile 1925 yılları arasında sadece tek bir renkte (siyah) otomobil üretti. Bunun nedeni ise renklerin kuruma zamanlarının üretim sürecinin hızına olan etkisiydi. Örneğin siyahla boyanmış bir otomobil diğer tüm renklere nazaran çok daha kısa bir sürede kuruyor ve üretim hattından dışarı çıkartılarak  satışa hazır hale geliyordu. İşte bu yüzden Ford’un ağzından  bu söz döküldü ve 11 yıl boyunca üretilen milyonlarca araç için sadece siyah boyalar kullanıldı. Elbette ki siyahın en hızlı kuruyan renk olmasının yanında “üretici olarak en güçlü benim, ne üretirsem onu satın almak zorundasınız” felsefesi de Ford’un sözünün ardında yatan bir diğer gerçek.

Gelelim pazarlamadaki karanlığın aydınlığa doğru dönüşümüne… Seri üretim ile birlikte bir ürünün sıfırdan var edilmesi 8-10 kat, hatta bazı sektörlerde 50-100 kat daha hızlanacak, ürüne harcanan emek aynı oranda düşecekti.

Bu da şirketlerin daha çok üretim yapabilecekleri, bu sayede de zenginliklerine zenginlik katacakları anlamına geliyordu. Ancak aynı zamanda maliyetlerin azalmasından dolayı sektörlere giriş bariyerlerinin de düşeceği aşikârdı. Yani büyük şirketler artık istedikleri gibi at koşturamayacaklardı. Çünkü meydan sadece onların değil irili ufaklı birçok oyuncunun daha oyun alanı olacaktı. Durun durun, sizin de burnunuza rekabetin kokusu geldi mi?

Seri üretimle birlikte eskisi gibi üretebilenin değil, ürettiğini satabilenin kral olacağı bir dünyanın miladını yaşadık. Karanlık çağdaki pazarlamacıların denklemi olan  ‘Daha çok üretim = Daha çok satış‘ ikinci dünya savaşına kadar yavaş yavaş geçerliliğini kaybedecek, sonrasında da tarihin tozlu rafları arasına girecekti. Artık şirketler  gelecekleri için tek bilinmeyenleri basit denklemleri çözmek yerine, içerisinde marka bilinirliği, repütasyon, farkındalık gibi birçok  kavram bulunan, daha önce hiç duymadıkları çok bilinmeyenli denklemleri çözmek durumunda kalacaklardı.

Bir dahaki yazımda bu denklemlerden söz edeceğim.

Bu arada yazıyı beğendiyseniz arkadaşlarınızla da paylaşmak ister miydiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

2 Comments

  1. Pazarlamanın tarihsel gelişimi açısından tespitleriniz doğru olsada çerçeveyi sadece Hanry Fordla sınırlamanız özellikle aynı dönemde yaşamış 1920 yılında yönetime geçip 20’li yılların sonunda Ford Motor Şirketini geride bırakıp şirketten ayrıldıktan sonra bile 2011 yılına kadar yönetim ve pazarlama ilkeleri takip edilerek liderliğini koruduğu General Motor CEO’su Alfred P. Sloan’dan bahsetmeminiz konuyu eksik bırakmıştır. Özellikle günümüz dev şirketlerin kullandığı psikolojik eskitmenin (planlı eskitme) babası olarak bilinir. Hanry Ford’un “siyah olmak kaydıyla istedğiniz arabayı seçebilirsiniz” meşhur sözü onu geriye düşmesine sebep olan belkide dar görüşlüğünün sonucu olabilir.

    Bkz: Liderlik dehası ve Alfred P. Sloan

  2. Sayın Necip Bey, Henry Ford, sizin yukarda yazmış olduğunuz binlerce araba üretti ve büyüme trendine girdi demişsiniz. Peki bu büyüme trendine nasıl girdiği konusuna girmemişsiniz sebebini öğrenmek isterim? Esas kritik nokta orası. Ayrıca o zamanlar hiç rakibi yok muydu? Rakipler nasıl olduda sürklase oldu? Bilgilendirirseniz sevinirim. Ayrıca ne üretirsem satarım mantığı hakimdi daha sonra o söz değişti o sözüde yamamışsınız.Sanırım Henry Ford u yeterince analiz etmediniz.

Bir Cevap Yazın

Yılbaşı Hediye Alışverişi Araştırması Yayında 0

Twentify Araştırma Şirketinin yaptığı yılbaşı araştırmasını sizlerle paylaşıyoruz.

Türkiye’deki tüketicilerin ne kadarı bu yılbaşında çevresindekilere hediye alacak, kimlere hediye alınacak, alışverişler nereden ve neden gerçekleştirilecek ve alışverişe ne zaman başlanacak? Tüm bu soruların cevabını araştırmamızda bulabilirsiniz.

Bu sorulara hızlı yanıtlar bulmak adına, markalar ile gerçek tüketicileri bir araya getirdiğimiz Bounty platformumuz üzerinden, 4 saatte tamamlanan ve 500 tüketiciye ulaştığımız bir mobil araştırma gerçekleştirdik. Araştırmanın cevaplarını, katılımcıların yaş, cinsiyet demografik bilgilerine ve SES gruplarına göre analiz ettik. (Araştırma tüketicilere açılan 9 soruluk mobil anket ile gerçekleştirildi.)

Sizin için, araştırmanın kısa bir özetini ve bazı ana başlıklarını derledik. Eğer hazırsanız, Türkiye’nin bu yılki yılbaşı hediye alışveriş tercihlerine ve davranışlarına göz atalım.

Türkiye’deki her 5 kişiden 4’ü, bu yılbaşında hediye alacak.

Tüketicilere hediye alma tercihlerini sorduğumuzda, %78.86’sı bu yıl çevrelerindeki en az bir kişiye hediye alacaklarını, %21.14’ü ise kimseye hediye almayacaklarını belirttiler.

Satın alma gücü düştükçe, hediye satın almama oranı doğru orantılı olarak düşmese de, trende baktığımızda bir düşüş gerçekleştiğini görüyoruz. A grubunda hediye almayacağını belirten tüketici oranı %19.30’ken, B grubunda bu oran %21.31, C1 grubunda %18.31, C2 grubunda %15.65, D grubunda %24.53, E grubunda ise %36.36.

Bu yılbaşında en çok aileler ve sevgililer sevinecek.

Hediye alacak tüketicilerin kimlere hediye alacaklarına göz attığımızda, %70.83’ünün ailelerine, %39.83’ünün sevgililerine, %36.92’sinin arkadaşlarına hediye alacaklarını görüyoruz. Bu resimde, iş arkadaşlarına hediye alacakların oranı ise, yalnızca %15. Bu konuda biraz üzülebiliriz.

Türkiye ortalama 3.44 hediye poşeti taşıyacak.

Tüketicilere kaç hediye alacaklarını sorduğumuzda, ortalama 3.44 hediye alınacağını görüyoruz. Bu oranın satın alma gücüyle olan korelasyonuna göz attığımızda ise, şaşırtıcı veriler gözümüze çarpıyor. Kişi başına en çok satın alma yapan ekonomik gruplar 3.7 ile C1 ve C2 grupları, ardından 3.6 ile B grubu ve 3.3 ile A grubu olacak; E grubunda bulunan tüketiciler ise 2.3 hediye alacaklar.

Alışverişlerin gözdesi, AVM’ler ve e-ticaret.

Hediye alacak tüketicilere hangi kanallardan hediye alacaklarını sorduğumuzda, %64.82’sinin AVM’lerdeki mağazalardan, %39.12’sinin ise internet sitelerinden alışveriş yapacaklarını görüyoruz. Bu oranların yanında, çarşılar %22.27’de, alışveriş pasajları ise %19.15’te kalıyor. Çok mağazalı firmaların, AVM’deki mağazalarına yapacakları pazarlama yatırımlarının dış noktalardaki mağazalara göre daha etkili olacağını söyleyebiliriz.

Ana tercih etmenleri, ürün markaları ve promosyonlar.

Özel dönemlerdeki promosyonların satın almayı nasıl etkilediğini geçmiş satışlarımızdan hepimiz biliyoruz. Bu yılbaşı sezonunda, tüketicilerin %41.69’u için ürünlerin markaları, ve %32.20’si için promosyonlar belirleyici etmenler olacaklar. Bu etmenler dışında, fiziksel mağazaların e-ticaretle rekabetinde önemli olacak etmenler neler olabilir dediğimizde, tüketicilerin %31.31’inin ürün çeşitliliğine ilgi gösterdiğini ve %23.94’ünün mağazanın markasına önem verdiğini görüyoruz.

Promotörler, tüketicilerin %27’si için satın almaya oldukça etkili.

Tüketicilerden mağaza içi promotörlerin satın almaya etkilerini puanlamalarını istediğimizde, %26.92’si promotörlerin bulunmasının satın almalarına oldukça büyük etkisi olduğunu belirtiyorlar. 9 ve 10 skorları promotör etkisinin en yüksek olduğu skorlar olarak alınmıştır.

Satın alma gücü düştükçe, promotör etkisinin arttığını görüyoruz. A grubunda promotörlerin etkili olacağını düşünen tüketicilerin oranı %14.89 iken, bu oran B grubunda %22.92, C1 grubunda %24.14, C2 grubunda %28.87, D grubunda %30, E grubunda ise %28.57 oranında.

Satın alma gücünün düşüşü ile artan promotör etkisi, bize birim harcamanın daha değerli olduğu düşük segmentlerde, tüketicilerin satın alma için iknaya ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. Bu segmentleri hedefleyen markaların promotör bulundurmaları, satışlara pozitif etki sağlayacaktır.

En çok giyim ürünleri ve hediyelik eşyalar tercih edilecek.

Hediye olarak, tüketicilerin %58.08’i üst giyim ürünleri, %46.99’u ise hediyelik eşyaları satın almayı tercih edecekler. Bununla birlikte, tüketicilerin %32.67’si elektronik ürünler hediye alacaklar. Peki, elektronik ürünlerin genel hediyeler arasında kırılımları nasıl değişiyor?

Türkiye’nin %10.25’i hediye olarak küçük ev aletlerini tercih edecek, %7.55’i bilgisayar, %3.93’ü ise akıllı telefon alacaklar. Bunun dışında kalan elektronik ürünler %3.39 oranında tercih edilecek.

Türkiye’nin %36’sı, alışverişine yılbaşına 1–2 hafta kala başlayacak.

Hediye alışverişi gerçekleştirecek tüketicilere alışverişlerini ne zaman gerçekleştireceklerini sorduğumuzda, %35.79’unun yılbaşına 1–2 hafta kala hediye alışverişlerini gerçekleştireceğini görüyoruz. Bununla birlikte, tüketicilerin %28.55’i yılbaşı haftasında, %20.25’i 2–3 hafta kala, %15.42’si ise 3–4 hafta kala gerçekleştirecekler.

Bu durum, büyük mağaza trafiği ve cirolarının yılbaşı öncesindeki 2 haftada gerçekleşeceğini, dolayısıyla markaların mağazalarda stok/uygulama/promosyon denetlemeleri gerçekleştirerek, servis kalitelerinin düşük olduğu noktalarda anlık aksiyonlar alabilmesine ve satışlarını artırabilmelerine imkan sağlıyor.

Türkiye’nin %57’si, hediye alışverişini tek seferde gerçekleştirecek.

Hediye alacak tüketicilerin hediye alışverişlerini nasıl yapacağını sorduğumuzda, %56.72’sinin alışverişlerini tek seferde gerçekleştireceğini görüyoruz. Bu davranış, markaların mağaza içi yaratılan o ayak trafiğini kaçırmamaları gerektiğini gösteriyor — çünkü alışveriş yapacakların bir mağazada satın almaya dönüşmemesi, başka bir mağazada dönüşeceği anlamına geliyor. Bu durum da, rekabette kaybedilen bir müşteri/bir satın alma anlamına geliyor.

Bununla beraber, Türkiye’nin %27.01’i hediye alışverişlerini 1–2 haftaya yayacaklarını, %9.21’i 2–3 haftaya yayacaklarını, %7.06’sı ise o aya yayacaklarını belirttiler.

Hediyeler üzerine anlık karar veren tüketiciler ile karşı karşıyayız.

Markalar için pazarlama her geçen gün daha da zorlaşıyor. Tüketicilerin yaşamlarındaki öncelikler, bütçelerindeki değişimler ve karar verme süreçleri, bu zorlaşmayı sağlayan ana etmenler. Hediye alışverişi gerçekleştirecek tüketicilere hediye alışverişlerini gerçekleştirmeden önce araştırma yapıp yapmadıklarını sorduğumuzda, %48.93’ünün, mağazaya gittiklerinde karar verdiklerini görüyoruz.

Bununla beraber, tüketicilerin %28.75’i 1–2 hafta önceden, %10.84’ü 2–3 hafta önceden, %11.48’i ise 3–4 hafta önceden hediye araştırmaya başlıyorlar.

Araştırma Künyesi

Araştırmaya %50’si kadın, %50’si erkek 500 kişi katıldı. Katılımcıların %43.20’si 18–24 yaş arasında, %41.60’ı 25–35 yaş arasında, %9.40’ı 36–44 yaş arasında, %3.20’si 45 yaş üstü ve %2.60’ı 18 yaş altındaki tüketicilerden oluşuyor. Coğrafi dağılıma göz attığımızda, katılımcıların %40.60’ı Marmara Bölgesi’nden, %17.60’ı İç Anadolu Bölgesi’nden, %11.20’si Ege Bölgesi’nden, %11.20’si Akdeniz Bölgesi’nden, %19.40’ı ise diğer bölgelerden katılım gösterdi.

Sosyoekonomik durum dağılımına göz attığımızda ise, katılımcıların %11.40’ı A, %24.40’ı B, %28.40’i C1, %23’ü C2, %10.60’ı D, %2.20’si ise E gruplarında bulunuyorlar. Katılımcı cevapları Türkiye temsiliyeti gösterilmesi adına ağırlıklandırılmıştır.

SOR’UN Sivil Toplum Kuruluşları Destek Programını Başlattı 0

Chat botları kullanarak şirketler ve müşterilerin iletişimlerini düzenli bir şekilde ilerlemesini sağlayan SOR’UN, şimdi de platformda sivil toplum destek programını başlattı. Bu program ile sivil toplum kuruluşları platformda bulunan SOR’UN Chat, Social ve Help ürünlerini kullanabilecek.

2015 yılında kurulan SOR’UN geçen iki yılda platformda 10 farklı markaya 15 chat botla hizmet vermeyi başardı ve platform üzerinde 750 bin civarı konuşma gerçekleştirildi.

SOR’UN / Sivil Toplum Kuruluşları Destek Programı

SOR’UN olarak Sivil Toplum Kuruşları Destek Programını başlattık. Bu program çerçevesinde Sivil Toplum Kuruluşları SOR’UN Chat, Social ve Help ürünlerini tüm süreçlerinde kullanabilecek. Bu desteğimizi ilk olarak Türk Eğitim Vakfı ile başlattık. Onların da platform hakkında görüşlerini rica ettik. Aşağıda yorumları bulabilirsiniz.

TEV SOR’UN Açıklaması

“Çağımızın gerçeği internet devrimi ve dijital platformların kullanımı nasıl bireyler ve markalar için hızlı ve köklü değişimler yaratıyorsa sivil toplum kuruluşlarını da yeniden şekillendiriyor. Online platformlar aynı anda birden fazla kişiye hızlı ve az maliyetle ulaşmak gibi önemli avantajlar sağlıyor. SOR’UN platformu ile vakfımıza sunulan ‘’canlı destek’’ uygulaması bunun en güzel örneklerinden biri. SOR’UN, ayrıntıları iyi düşünülmüş, ara yüzleri oldukça estetik ve kullanıcı dostu olan, raporlama anlamında tüm ihtiyaçlara cevap veren çok kullanışlı bir uygulama. Bursiyerlerimize, bağışçılarımıza ve vakfımızla çift yönlü iletişim halinde olmak isteyen kişilere tek bir çatı altında hizmet verebiliyoruz. “SİZ SOR’UN BİZ CEVAPLAYALIM” mottosu ile sunduğumuz bu platform, kendimizi tam anlamıyla ifade edebilmemizi ve hedef kitlemize güncel olanı ulaştırmamızı sağlıyor. Vakfımız kadar diyalog sağladığımız kişiler de bu sinerji ile kendilerini en iyi şekilde ifade edebilme fırsatı bularak sorularını açıkça sorabiliyorlar. Faaliyetlerimize ve kurumumuza katma değer yaratan bu uygulama için çok teşekkür ediyoruz.” 

Yeni SOR’UN Ürünleri

SOR’UN Chat, Social & Help SOR’UN olarak kanal sayımızı arttırmaya devam ediyoruz ve yeni entegre kanallarımızı 2 yeni ürün olarak iş ortaklarımızın kullanıma sunduk.

SOR’UN Social & SOR’UN Help: SOR’UN Social iş ortaklarımız bundan sonra Facebook, Twitter ve Instagram kanallarındaki kullanıcı yorum ve taleplerini SOR’UN üzerinden yapabilecek. Sosyal medya kanallarına ek olarak SOR’UN Help ile ise sitelerinde yer alan iletişim formlarını ve e-posta kanallarını da SOR’UN’a entegre edebilecekler. Bunun yanı sıra bu süreçleri SOR’UN AI altyapısı ile entegre edip, mevcut operasyonlarına göre daha hızlı ve daha az maliyetle gerçekleştirebilecekler. Bu iki ürün ile ilgili tüm özellikleri yenilediğimiz internet sitemiz www.sorun.com.tr adresinden inceleyebilirsiniz. Sorularınız için bizimle bu sitede yer alana SOR’UN WebChat üzeriden iletişime geçebilirsiniz

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link