Pazarlamada Sporun Gücü: Just Do It!

“Yetenek maçı kazandırır ama zeka ve takım oyunu şampiyonluğu.”

Bu cümle, Micheal Jordan’ın herkes tarafından bilinen sözlerinden biri sadece. Ancak bugünkü spor pazarlamasını, sponsorluk sürecini ve markalaşma eylemlerini adlandırabilecek kadar güçlü bir hissi barındırıyor içinde. Her alanda önemini hissettiğimiz “birlikte çalışmak, ekip çalışması” anlayışını kısacık bir cümleyle hayati derecede önemli yapıyor.

Micheal Jordan örneği sporda markalaşma konusu için belki de en anlamlı başlangıç. Çünkü bugün hala en çok satılan ayakkabı serisinin sahibinden, hatta adı çok bölgesel kalmış bir beyzbol takımının formalarını bile sattıran bir adamdan bahsediyoruz. Her spor dalı için örnek oluşturan, gerçek bir efsaneyle giriş yapmak kim istemez ki? Ona bakarak “Bu olmak istiyorum!” diyen binlerce insan varken hayır demek elbette imkansız. Tıpkı markaların sporda sponsorluk konusunda katetmesi gereken yolda olduğu gibi.

Her markanın “Ben bu olmak istiyorum!” dediği bir örnek vardır. Markalaşma süreci hızlandıkça ve hatta 4 senelik lisans süreci olan bir sektör haline dönüşünce günümüzde sporda öne çıkma durumu her marka tarafından aranır oldu. Üstelik artık sporda pazarlama ve güç, “takım tutturmak” ve “forma satın aldırmak”tan öte bir şey. Koşturmak, insanlara deneyim yaşatmak, bu işin içinde, hatta tam ortasında olduklarını hissetmelerini sağlamak artık önemli olan.

Bunun en iyi örneklerinden birisi elbette “Just do it!” yani Nike!

Kadınlardan koca bir koşu takımı oluşturmaktan, erkeklere pilates yaptırabilmeye uyarladığı pazarlama stratejisini inanılmaz bir güçle devam ettiriyor. Üstelik bu, bir şeyler satın almaktan ötesi demek; Nike bir yaşam biçimi olmak için çabalıyor. Nike insanlara güç veren, sağlıklı bir marka olmak için çalışıyor.

Spor için markalaşmanın ilk adımı elbette sponsorluktur.

Sponsor olduğunuz sporu vizyonla sahiplenmeli, müşteriye yansıyan marka kişiliğinizle desteklemelisiniz. Bunun için en iyi örneklerden birisi çok yakın zamanda tenis konusunda çalışmalara giren Türkiye Ekonomi Bankası oldu.

tenis-teb-bnp-paribas-istanbul-open-7264254_x_3460_oHem genç bakış açısı hem hareketli ve çözümcü davranışı hem de müşterilerine olan duruşuyla yeşil rengini birleştirdi. Büyük bir bütçeyle bu işi başlattı. İstanbul açık turnuvası düzenledi, dünyanın en çok tanınan ve marka haline gelmiş isimlerinden biri olan Federer’i getirdi. Üstelik bununla yetinmedi; daha yakın zamanda Gaziantep’te beraber sokak tenisi adına da bir etkinlik düzenledi. Bu duruş ve istikrar TEB için çok önemli bir adım oldu. Çok yakın olmasına gerek yok ama bu tip yatırımlar sabırla geri dönüşü bekler. Spor yardımıyla marka imajını yumuşatmak pahalı ama en sağlam işlerden birisidir. Örneğin Turkcell bunun ekmeğini uzun süre yiyenlerdendi. Coca cola da bu konuda yatırımlarını hiç bıkmadan yapmaya devam ediyor. Bu şekilde onlarca, binlerce örnek söyleyebiliriz.

Spor insandır. İnsan, markanın yükselişidir. Eğer markanızı yükseltmek istiyorsanız bu insanların sizden biri olduğunu, marka olarak da sizin onlardan biri olduğunuzu bilmelerini sağlamanız gerekir. Bunun demografik anlamda başarılı dağılımı da her zaman spordur. Geniş bir kitledir ama yine de sınırlarınızı mütemadiyen aşmaz. Pazarlama stratejilerinizi bozmaz ve dahası size her zaman yeni bir alternatif atmosfer, ortam, fırsat sunar.

Marka yönetimi, artık spor pazarlaması ve sponsorluk mantığının iyice sahiplenilmesini gerektirmektedir. Günümüzde sporda takım ya da lig hakimiyeti değil, spor ile insan ilişkileri hakimiyeti önemlidir. Yani her şeyde olduğu gibi burada da merkeze ‘doğru iletişim’i koyarsak başarısız olmamız çok zor.

Şöyle düşünelim markanın koştuğu yoldaki başarısı, takımına ne kadar destek ve yıldız aldığına bağlıdır. Müşteriyi etkilemek ve hayal etmeye itmek de ‘bunun gibi olmak istiyorum’ hissini yaratabilmenizden geçer.

Paylaş
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

CEVAPLA