Pazarlamacılar Tinder’dan Neler Öğrenmeli?

Tinder’ı kullanmayan, kullanmasa da duymayan kalmadı. Ama yine de kısaca açıklamak gerekirse Tinder; yakınlıklarına bağlı olarak kullanıcıları özelliklerine göre eşleştiren bir mobil “date” uygulaması.

Tinder  2012 yılında piyasaya sürüldüğünden beri kullanıcı sayısı ve popülerliği giderek artıyor. İnsanlar uygulama üzerinden birbirlerinin fotoğraflarını sağa ya da sola kaydırarak iletişim kuruyorlar veya iletişimi reddediyorlar. 2017 itibariyle günlük kullanıcı sayısının 1.6 milyara ulaştığı varsayılıyor. Kullanıcılar günlük ortalama 36 dakikalarını Tinder’da geçiriyorlar ki Tinder’ın tanışma platformu ve geçiş aşaması olarak kullanıldığını düşünürsek bu çok uzun bir süre.

İnsanların neden Tinder’a ihtiyaç duyduğu veya Tinder’ı ne amaçla kullandıkları sosyolojik bir araştırma konusu olabilir. Ancak biz bu yazıda Tinder’ın başarılı pazarlama taktiklerini konuşacağız. Tinder neden bu kadar başarılı oldu?

Tüm reklamcıların, pazarlamacıların bildiği bir şey vardır; tüketici davranışlarında duygular mantıktan önce gelir. Ürün veya hizmet satın alma eylemine karar verdirmek potansiyel tüketicinin duygularına hitap etmekle mümkündür. Tüketimin bugün geldiği noktayı göz önünde bulundurursak satın almanın ihtiyaç ile doğru orantılı olmadığı oldukça açık. Ayaklarımızı korumak için ayakkabıya ihtiyaç duyarız evet ama neden onlarca ayakkabımız var? Sahip olduğumuz araba gerçekten ayağımızı yerden kesse yetiyor mu yoksa rengi, modeli de önemli mi?  Demek ki bizi tüketmeye iten başka sebepler var…

Tüketici iki temel duyguyla hareket eder:

  1. Tatmin olma arzusu.
  2. Acıdan kaçma.

Tinder’ı baz aldığımızda kullanıcılar beğenilerek tatmin olma arzularını gideriyorlar, reddedilmekten korkarak da acıdan kaçıyorlar. Reddedilme insanlık tarihinin başından beri korkulu bir rüyadır. İlkel toplumlarda reddedilme soyunu devam ettirememe hatta uzun vadede dışlanma ölümle bile sonuçlanabiliyordu. Ancak Tinder’da ise reddedilmek söz konusu değil çünkü eşleşmenin sağlanabilmesi için iki tarafın da birbirini beğenmesi gerekiyor. Yani eğer reddedildiyseniz o kişiyle zaten iletişime geçmiyorsunuz. Dolayısıyla konuşma başladığında iki taraf da reddedilmediği, beğenildiği özgüveniyle iletişime başlıyor ve acıdan kaçması gerekmiyor. Tinder başlı başına acıdan kaçma ve haz alma üzerine kurulmuş bir düzen aslında. Tinder’ın başarısının köşe taşlarını da bu tüketici zihniyeti oluşturuyor.

Tinder aslında gerçek hayatın bir mobil yansıması. İnsanlar gerçek hayatlarında hızlı kararlar verirler ve burada ilk önceliği fiziksel kaygılar alır. Bu bir ürün için de böyledir duygusal bir eşleşme için de böyle. Eskiden de böyleydi şimdi de… Görücü usulü evliliklerde bile gelin; damadın annesi, yengesi vs tarafından önce görülür beğenilirdi. Sonra ailesi araştırılır, bilgisi görgüsü öğrenilirdi. Tinder’dan önceki yakın çağa gidersek  “Seni biriyle tanıştıracağım, birbirinize çok uygunsunuz” teklifi hemen “Fotoğrafı var mı?” sorusunu peşinden getirmiyor muydu?

Dış görünüş çok önemli elbet ama yeterli mi? Tabi ki değil. Dışarıdan beğendiniz peki içi nasıl? Neleri seviyor, ortak nelerimiz var, ne konuşabiliriz? İşte burada Tinder’ın başarısı süper hızlı eşleştirmeler. Tek tek okuduğunuz kitapları, sevdiğiniz filmleri, müzikleri yazmanız gereken bir yer yok. Facebook hesabınızla giriş yaptığınız için Tinder sizi zaten otomatik olarak eşleştirir ve zaman kaybetmenize gerek kalmaz.

İnsanların her an her yerde elektronik cihazlarla meşgul oldukları, kitapların önemli yerlerinin altını çizen uygulamalar aracılığıyla kitabı okumak zorunda kalmadan da bilgiyi hap gibi yutabildiğimiz, televizyon izlerken tabletten İnstagram’ı telefonlardan Twitter’ı güncelleyek her şeye aynı anda hakim olabildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dolayısıyla gönül işlerinin de hızlanması ve güncellenmesi gerekiyordu. Tinder işte tam olarak bunu yaptı ve tüketiciye uyum sağladı. Yani Tinder’ın dünya çapında 36 farklı dilde ve 196 ülkede en çok kullanılan uygulamalardan birisi olmasının altında yatan şey aslında tüketici beklentilerini bu denli karşılayabilmesi ve gerçekçiliği. Tinder’ın bu denli büyümesinin altında, haz, ödül ve acıdan kaçma bileşenleri yatıyor.

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

PepsiCo, En Çok Tesla Semi Sipariş Eden Şirket Oldu. Peki ama Neden?

Bildiğiniz gibi Tesla, kasım ayının sonunda düzenlediği bir lansmanla yeni elektrikli tırı Tesla Semi’yi tanıtmıştı. Tesla’nın diğer elektrikli araçlarına olduğu gibi, Tesla Semi‘ye de şirketlerin yoğun bir ilgisi var gibi görünüyor. Zira lansmandan birkaç gün sonra Anheuser-Busch isimli ABD merkezli şirket, en büyük Tesla Semi ön siparişini gerçekleştirdi. Ancak bunun üzerinden çok fazla zaman geçmeden, PepsiCo daha büyük bir sipariş geçerek şimdiye kadarki en büyük Tesla Semi ön siparişini gerçekleştirmiş oldu.

Londra merkezli haber ajansı Reuters’ın yaptığı habere göre PepsiCo, emisyonu ve yakıt masraflarını azaltmak amacıyla 100 adet Tesla Semi tır siparişi verdi. Bir adet Tesla Semi tır siparişi için 20.000 dolar depozito verilmesi gerekiyor ve bu da sadece bu siparişten Tesla’nın kasasına 2 milyon dolar girdiği anlamına geliyor. Tabii, eğer ki PepsiCo, Tesla depozito miktarını 5.000 dolardan 20.000 dolara çıkardıktan sonra bu ön siparişi gerçekleştirdiyse bu durum geçerli oluyor. Aksi halde, bu siparişten Tesla’nın kasasına sadece 500.000 dolar girdiğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte bir Tesla Semi elektrikli tırın şu anki fiyatının 150.000 dolar olduğunu da belirtelim.

PepsiCo‘nun sadece ABD’de yaklaşık olarak 10.000 araçlık bir filosu bulunuyor. Yani bu 100 adet Tesla Semi tır, şirketin filosunun çok küçük bir kısmını temsil edecek. Bununla birlikte PepsiCo’nun bir yöneticisi Reuters’a yaptığı açıklamada, Tesla Semi tırların kısa mesafe teslimatlarını gerçekleştirmek için kullanılacağını belirtti.

PepsiCo’nun bu 100 adetlik Tesla Semi tır siparişinin Tesla açısından bir başka olumlu yanı ise hisse değerlerinin yükselmesi oldu. Business Insider’ın yaptığı habere göre PepsiCo’nun bu ön siparişinde n sonra, Tesla hisselerinin değeri %2,28 oranında arttı. Görünüşe göre her bir büyük firmanın Tesla Semi tır siparişiyle birlikte şirketin hisse değerleri biraz daha artacak. Bu da 2020 yılına kadar kar edemeyeceği tahmin edilen Tesla için çok olumlu bir gelişme.

Tesla geçtiğimiz ayın sonunda yeni elektrikli tırını tanıttıktan sonra, birçok büyük şirketten çok sayıda Tesla Semi tır siparişi aldı. Lansmanın ertesi günü Walmart, 15 adet Tesla Semi tır sipariş ettiğini açıkladı. Bununla birlikte JB Hunt Transport Services isimli taşımacılık şirketi de birden fazla tır sipariş ettiğini belirtti. İlerleyen süreçte ise Alman lojistik firması DHL, Kanadalı süpermarket zinciri Loblaw ve ABD’li lojistik ve taşımacılık çözümleri şirketi Ryder; Tesla Semi elektrikli tır siparişi veren şirketler arasına katıldı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Olmak İçin Doğduğun Kişi Ol!

Neden yapmıyorsun? Neyi mi? Sahip olduğun tüm yeteneklerini sergilemeyi, gizil güçlerini keşfetmeyi, dünyanın seni en iyi diye tanımlamasını beklemek yerine kendini en iyi hale getirmeyi. Korkuların var. Onların da vardı, tüm o başarıya ulaşanlar senden, benden, hepimizden çok daha fazla korktular. Başarmak istedikleri şeyler kadar büyük korkuları vardı.

Alman – Amerikan heykeltraş sanatçısı Eva Hesse 1965 yılında kreatif anlamda bir tıkanma dönemi yaşadığında, kendisi gibi sanatçı olan en yakın arkadaşı Sol LeWitt‘e bir mektup yazar ve LeWitt ona sonunda kocaman harflerle “DO!” – YAP! yazan uzun bir cevap gönderir. Eva’nın mektubuna aldığı cevabın bir kısmını konuşmasında kullanan ünlü oyuncu Benedict Cumberbatch, milyonlarca iletişim kanalından gelen kaotik mesajların arasında sıkışıp kalmış modern insanın zincirlerini kırması için yüreklendiriyor.

– Altyazı için Ayarlar’a tıklayarak Türkçe’yi seçebilirsiniz. –

Nam – ı diğer Sherlock’un bu hırslı konuşması sizde de bir şeyler uyandırdıysa ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız daha önceden yayımlanmış yazılarımıza göz atarak ufak bir başlangıç yapabilirsiniz.

Tüm bunlar içinizdeki tutkuyu harekete geçirmeye yetmediyse Amerika’lı sanatçı Prince Ea’nın; “Acı hayattır ama nasıl bir acı olacağını seçim şansın vardır. Ya başarıya giden yolda çektiğin acıyı ya da avlanmanın verdiği acıyı –pişmanlıkla– çekersin.” dediği motivasyon videosunu da izleyebilirsiniz.

Son olarak Youtube’un 12 Değişim Elçisi’den biri olmaya hak kazanan hikâye anlatıcısı Barış Özcan’ın “Gerçek bir kahramanın gücü kaslarının değil, kalbinin kuvvetiyle ölçülür. Aradığım böyle bir kalp. Tek istediğim bunun gibi bir şey.” diye başladığı, korkularıyla yüzleşip kendi hayatının süper kahramanları olmak isteyenlere hitap ettiği motivasyon videosunu izlemenizi de öneririm.

Benedict Cumberbatch’in yaptığı konuşmada yer alan mektubun tamamını okumak isteyenler buradan ulaşabilirler. Paylaşmak isterseniz de konuşmanın İngilizce metni şöyle:

Learn to say ‘Fuck you’ to the world every once in a while. You have every right to. Just stop thinking, worrying, looking over your shoulder, wondering, doubting, fearing, hurting, hoping for some easy way out, struggling, grasping, confusing, itching, scratching, mumbling, bumbling, grumbling, humbling, stumbling, numbling, rambling, gambling, tumbling, scumbling, scrambling, hitching, hatching, bitching, moaning, groaning, honing, boning, horse shitting, hair splitting, nit picking, piss tricking, nose sticking, ass gouging, eyeball poling, finger pointing, alleyway sneaking, long waiting, small stepping, evil eyeing, back scratching, searching, perching, besmirching, grinding, grinding, grinding away at yourself. Stop it and just do. Don’t worry about cool. Make your own un-cool. Make your own. Make your own world. If you fear, make it work for you. Draw and paint your fear and anxiety and stop worrying about big deep things such as to decide on a purpose and way of life, a consistent approach to even some impossible end or even an unimagined end. You must practice being stupid, dumb, unthinking, empty. Then you will be able to do. You are not responsible for the world. You’re only responsible for your work, so just do it!

Hayalleriniz için, kendi hayatınızın süper kahramanı olmak için ve kendiniz olmaya başlamak için tutkularınıza sımsıkı sarıldığınız, içinizdeki ufak kıvılcımların güneş gibi parlayarak tutsak olduğunuz karanlıkları dağıttığı, geleceğinizin şu anda başladığı bir hafta sizinle olsun…

“Olmak için doğduğun kişi ol! Become who you were born to be!” Elrond, Yüzüklerin Efendisi

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link