Oyun Sektöründe Yeni Pazarlama Yaklaşımları

Ailesini kaybetmiş, mafyaya bu yüzden bulaşmaktan çekinmeyen eski polis memuru ya da aslında prenses veya kral olduğu halde, hafızasını kaybettiği için bundan haberdar olamayan asil kan çocuk olabilirsiniz. Koca bir tarikatla mücadele ettiğinizi öğrenene kadar ‘sadece küçük bir işti’ diyen baş karakter ya da yavaş yavaş büyülü güçler keşfetmeye başlayan bir mutant da olabilirsiniz ancak bir oyundaysanız, sadece dünyanın değil, evrenlerin ve hayal gücünün ayağınızın altına serili olduğunu da bilirsiniz. Yavaş yavaş gerçeklik içinde kaybolan hedef kitlemiz de işte bu yüzden oyun konusunda bu kadar takıntılıdır.

Tıpkı spor gibi oyun da kendi için spesifik özelliklere sahip, iyi analiz edilmesi gereken ve kesinlikle kusursuz bir data kolleksiyonuna dönüşme ihtiyacı duyan dev bir pazarlama kitlesi sunar size. Üstelik bu spesifik alanlar ‘big data’ kavramını da çıkmaya zorlayan en temel detaylardır. Oyun pazarlama kudret, hakimiyet talep eden bir alandır. Sizi bölgesel pazarlama zahmetinden kurtarıp, global fikirleri uygulamak için de olağanüstü bir kapı açar.

Üstelik sadece dev oyun şirketleri ya da stüdyoların pazarlama süreçlerinden bahsetmiyoruz. Oyun artık insanların gerçeklik algısından uzaklaşma isteklerine hizmet eder halde. Bu demek ki bütünleşik pazarlama içindeki yerleri yadsınamaz. Günümüzde pek çok bir ürün ya da marka penetrasyonu oyun destekli pazarlama yöntemleriyle yapılıyor. Eskiden paranın işlemediği topraklarda artık milyonlarca dolar döngüsü var.

130911_Marketing_Lessons_from_MMOs_piece-01

Oyun stüdyoları da artık bir üretime geçmeden önce pazarlama stratejisini oluşturmak konusunda hassaslar. Çünkü hedef kitle, giriş yapılacak pazar ya da değerlendirme için gerekli olacak herhangi bir detay, yöntem oyunun tüm yapım aşamasını ve tarzını etkiliyor. Bu demek ki, belirlediğiniz strateji sizin oyununuzun kullandığı dilden, sahip olduğu karakterlere hatta hikayeye ve mekanlara kadar her konuda size yön gösterecek bir yol haritası oluyor. Ne demiş 2. Dünya Savaşı Komutanlarından Patton; ‘Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız başlayamazsınız.’ Yol haritası herkese şart.

Bu alanın en büyük pazarına elbette Asya ve Pasifik ülkeleri sahip. Amerika, Avrupa ise ardından geliyor. Ancak üretimin kek gibi pişirildiği Hindistan, Kore, Japonya gibi ülkelerin dominasyonu bir çok alanda trendler anlamında onları izlememize yol açıyor. Yabancılık da çekmiyoruz hani.

Üretim konusunda Türkiye mi? O konuya girmeyelim ancak tüketimde çok etkin olduğumuz elbette reddedilemez bir gerçek.

hero-24370

Oyun pazarlama , zaten dijital bir süreç olduğundan, ilk adım olarak dijital alanda saldırıyor. Bu süreci PR a taşıma, gereken yerlerde sponsorlukları kullanma gibi akıllıca işler yapan, innovasyon konusuna bolca eğilen şirketler bu isten, şu anda futboldan kazanılan parayla eş değerde cirolara erişiyor. Akla hayale sığmayan başarılara ulaşıyor. Üstelik hemen ardından bu süreçlere etkinlikler, senede bir düzenlenen dev fuarlar da ekleniyor.  Hatta bir çok analiz ve rapor gösteriyor ki, oyun dünyasının, bu hedef genişliğiyle kazandırdığı neredeyse dünyanın en büyük ekonomi alanlarından biri olan yetişkin içeriklerle aynı oranda.

Yakın zamanda Candy Crush adındaki mobil oyununu da büyük bir meblağ karşılığında Activision Blizzard satın aldı. Bu bahsettiğim dev oyun şaheserlerinin şirketleri. Warcraft, Call of Duty gibi dünya çapnda çılgınlar gibi kitleye ulaşan oyunların sorumlusu. Bu, gücün kitlelere hitap etmekle geldiğinin bir kanıtıdır. Ülkeden ülkeye değişen bir durum değildir artık. Her bölgede oyun pazarı genişlemiş, üretimci olmak da karşı koyulmaz bir ihtiyaca girmiştir.

candy-crush-saga-logo

Bu kitleyi yok saymak, pazarlamanın trendlerini takip etmemek anlamına gelir. Üretici olamamak da inovasyon dünyasından geri düşerek, hayal gücü gerektiren cirolara ulaşamamak demektir. Üretim yapamazsanız, pazarlamayı bilen milyonlarca insana da ihtiyacınız da yoktur aslında. Ama işte kendiniğinizi görüdüğünüz durakla, konumdur bu ihtiyaç pratiklerini belirleyen.

Tüm içerik seçimleri, yönetimler ve alımları; hatta sponsorluk kararları bile bu takip sonuçlarının üzerine kurulmalıdır.

Yani öncelikleri belirlemek lazım başta, doğru anlamak lazım sosyolojiyi.

Dünya çapında yapılan araştırmalar gösteriyor ki, mobil piyasasının daralışından korkan bir çok firmaya mucizeyi getiren oyun şirketleri oldu. Konsol ve online oyunların yanı sıra mobil dünya da bir çok başarısını hatta cirosunun belli oranda kârını oyunlara borçlu. Öyleki tüketici mobil oyunlar sayesinde telefon seçimlerini hızlandırıyor, farklılaştırıyor. Yani tüketim dünyasının bir ‘zoraki’ si olan ‘ihtiyaç yaratma’ kavramını gerçeğe dönüştürüyor. Tüketici, işin sonunda bu oyunlarda bir bölüm daha oynamak varsa, mobile ihtiyaç duyduğundan şüphe etmiyor.

Eh, benim de Candy Crush da geçemediğim o zor bölümü geçmem için en azından telefon başında 15 gün daha geçirmem gerek, hatta muhtemelen bu sürede Starbucks’dan da en azından 6 kere kahve alacağım, 1 tanesinde belki muffin de alacağım. Ne demiştik ‘tüketim toplumu mu?’

İşin sonunda geçemediğim bölümün devamını istediğimden, atlamak için ürüne para bile yatırabilirim. Kim bilir? Bu dünyada bunu yapan tek kişi olmayacağım ya.

Kesinlikle tek olmayacağım.

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

Bir Cevap Yazın

Black Friday Çılgınlığının Ardındaki Psikolojik Gerçekler

Bu Cuma, bir mağazanın kapısında izdiham yaratan öfkeli ve sabırsız bir Black Friday güruhuna katılmayı düşünür müsünüz?

Aranızda bu durumu garipseyenler olsa da adeta perakendecilerin bayramı olan Black Friday çılgınlığından, en azından zihinsel olarak kaçabilmenizin imkanı yok. Türkçe’ye “Kara Cuma” olarak çevirdiğimiz Black Friday, şükran gününün ertesi günü gerçekleştirilen ve insanların alışveriş yapmak için sabırsızlıkla bekleyip çoğu zaman mağazalarda yığınlar oluşturduğu bir indirim günüUluslararası Perakende Federasyonu’nun raporuna göre, yalnızca 2008 yılı dışında (Mortgage Krizi) son 15 yıl içinde gerçekleşen Black Friday harcamaları, her geçen yıl katlanarak devam etmiş. Bu yıl da yaklaşık %4 büyüme ile $682 milyar harcama gerçekleşmesi öngörülüyor.

Peki, sıradan insanları mağazaları talan edecek kadar gözü dönmüş yığınlara çeviren bu indirim çılgınlığının arkasında yatan, sosyolojik ve psikolojik motiveler neler?

Etiketler Aslında “Can Acıtıyor”

 Chicago’daki DePaul Üniversitesi İşletme departmanında profesör olan tüketici davranışları uzmanı James Mourey’e göre; “İnsanlar alışveriş yaptıklarında ve güzel bir fırsat yakaladıklarında psikolojik olarak doyuma ulaşıyorlar”. Çünkü sevdiğiniz bir şeyi gördüğünüz zaman beyninizin ödül merkezi harekete geçiyor. Öte yandan, aynı araştırmada fahiş fiyatların da beynin acı merkezi insulayı aktive ettiği gözleniyor. Yani; indirim etiketlerine yönelmenizin nedeni tamamen, beyninizin sizin acı çekmenize razı olmaması! Aslında çok basit, merakla beklediğiniz 4K TV’yi ya da uzun zamandır beğendiğiniz çantayı, indirimli etiketlerde gördüğünüz zaman beyninizin ödül merkezini aktive ederek, acı çekmemesi için kasaya ya da sepete yöneliyorsunuz.

Sınırlı Zaman ve Arz Fikri Aciliyet Hissi Yaratıyor

Ekonomik kıtlık ilkesine göre; fırsatlar sınırlı oldukça daha cazip hale gelirler. İndirimleri belli zaman sınırları içerisinde gerçekleştirmek, insan psikolojisinde daha çok arzu edilmelerine yol açıyor. Reklamlarda sıklıkla kullanılan, “stoklarla sınırlıdır” ya da “belli tarihler arasındadır” ibarelerinin amacı tamamen tüketicilerin zihnini satın alma alarmı haline dönüştürmek. İşin garip tarafı, yapılan araştırmalarda tüketicilerin indirimler dolayısıyla manipüle edildiklerinin farkında oldukları, buna rağmen FOMO etkisiyle bu güruha katıldıkları görülüyor.

Özel Bir Fırsatı Yakalamak Üstün ya da Onaylanmış Hissettiriyor

Kabul edelim neredeyse hepimiz, sınırlı satışı olan ya da herhangi bir özel koleksiyona ait ürün için sıraya girdiğimizde ya da online sitesinin başında dakika sayarak, fırsat yakaladığımızda “İşte ben kaptım, sen kapamadın!” diye içimizden geçiriyoruz. Black Friday çılgınlığının ardında da bu rekabet duygusunu tetikleyen herkesin, iyi bir fırsat yakalamak için adeta avına odaklanmış şekilde beklemesi yatıyor. Aslında olay tamamen “Eğer herkes bunun peşindeyse, bu kesinlikle peşinden koşulacak bir şeydir!” mantığındaki sosyal kanıt teorisine dayanıyor. Binlerce yıllık evrim sürecinden geçerken temel dürtülerimizi, tamamen törpülediğimizi düşünmüyordunuz herhalde?

Fırsata İlişkin Ön Tanıtımlar- İştahı Artırıyor

Markalar Black Friday gelmeden birkaç hafta öncesinde, tüketicilerin zihninde indirim hakkında beklenti oluşturuyor. Örneğin; hedef kitleye gönderilen e-postalarla indirim haberi veriliyor ancak fırsat hakkında net bilgiye erişmeleri erteleniyor. Pazarlamacıların en çok kullandıkları bu taktiğin ardında, “o an fırsatın ne olduğunu söylersek, dışarıdaki binlerce indirim haberinden hiçbir farkımız kalmaz” argümanı yatıyor. Aslında daha küçük perakendecilerin, Black Friday fırsatlarını daha önce yaymalarının nedeni de büyük işletmelerin arasında kaybolmadan öncelikli olarak zihinlerde sıyrılmak.

Kalabalıklardan Hoşlanmayanlar İçin Online Alışveriş

Sevdiğiniz ürünü satın almak için mücadele etmeniz gereken bu ateşli ortamlardan ve kalabalıklardan hoşlanmıyorsanız online alışveriş, imdadınıza yetişiyor. İlla, kaos ortamında öfkeli bir güruha katılmanıza gerek yok. İnternet sayesinde Perşembe akşamı ya da Cuma günü, elinizde kahvenizle konforunuzdan ödün vermeden Black Friday fırsatlarını kovalamanız mümkün.

Fırsatı Önceden Planlamak Agresifleştiriyor

Televizyonlarda ya da İnternet videolarında gördüğümüz birbirini ezen izdiham yığınlarının ardında, fırsat için önceden büyük beklentiler yaratmak yer alıyor olabilir. Profesör Mourey’e göre; “Çok istenilen o ürünü satın almak, beyinde görev bilinci yaratıyor. Kortizol ve stres seviyesi yükselen bireyler, amaçlarına ulaşmak için yollarına çıkan her şeye karşı daha hassas ve duyarlı hale geliyorlar”. Yani aslında dışarıdan bakıldığında, bu denli gözü dönmüş görünen kalabalığın ardında ve aklında tamamen görevini tamamlamak yer alıyor!

Dünyada her geçen gün artan tüketim çılgınlığının en büyük dominatörlerinden Black Friday, “ya sev ya terk et” şeklinde tüketicileri ikiye ayırıyor. Bir kısım uzun kasa kuyruklarında beyninin ödül merkezini uyarmakla meşgulken diğerleri onların bu denli gözünün dönmesine anlam vermeye çalışıyorlar.

İndirimlerden önceki tüm bu bildirim gürültülerinin arasında, markaların zihinlerimizde yarattığı daha güzel, daha mutlu, daha eğlenceli, daha popüler vs. tüm “daha” algılarından arınarak, gerçekten durup bir dakika düşünün. Gerçekten mutluluğunuz, beş yıl sonra satın aldığınızı bile hatırlamayacağınız bir eşya kadar ucuz mu?

Şimdi bu Cuma için, karar sizin!

 

 

 

 

 

 

Geri Dönüşümlü Ambalaja Farklı Bir Yaklaşım; Heineken Bira Şişeleri

Bira yapımcısı Alfred Heineken tarafından planlanmış ve Hollandalı mimar John Habraken tarafından tasarlanmış bira şişesinden tuğlalar geri dönüşümlü ambalajın ilk örneklerinden.

Alfred Heineken 60’lı yılların başında Karayipler’e gittiğinde, adada gördüğü çöp miktarının fazlalığına şaşırır ve bunları bir şekilde yeniden kullanmanın mümkün olduğunu düşünür. Bu çöp atıklarının önemli bir kısmını da kendi şirketi Heineken’in atıkları oluşturmaktadır.

Bölgede aynı zamanda konut problemi de bulunmaktadır ve Alfred Heineken bu iki probleme tek bir çözüm bulabilmek için mimar John Habraken ile temasa geçer. Bu temas mükemmel bir geri dönüşüm ve mimari yaratıcılık örneğine vesile olur.

 

Habraken, yapı birimi olarak kullanılabilecek bir bira şişesi tasarlar. Tasarım Heineken’in klasik şişelerine benzemeyen birbiri içine geçebilen WOBO isminde ve tuğlaya benzer bir şişedir

1964 yılında şirket, Leerdam’daki fabrikasında WOBO’dan, 35cl ve 50cl olmak üzere 100.000 adet üretir. Ayrıca Heineken, kendi bahçesinde de WOBO’yu kullanarak bir barınak inşa eder. Ancak şişeleri bir araya getirdiğinde oluşan boşlukları kapatmakta zorlanır.

 

10 yıl sonra İngiliz profesör ve mimarlık eleştirmeni Martin Pawley, ”Garbage Housing” isimli bir kitap yazar ve kapağında da bu eve yer verir. Geri dönüşümün ilk ve güzel örneklerinden biridir. Şu anda Heineken’in müzesinde şişenin örnekleri bulunuyor.

 

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Black Friday Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

BLACK FRIDAY

Marketing Meetup'ta Bugün ve Yarın Tüm Biletler 42,90 €
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Sadece ilk 50 kişi için geçerli olacaktır
close-link
€42,90 Bugün ve Yarın Marketing Meetup'ta Tüm Biletler İndirimli
Black Friday