Neden Dünya Çapında Bir Markamız Yok – III 1

İlk iki yazımda ( I , II )  neden dünya çapında bir markaya sahip olamadığımızı kendi gözlemlerim ve deneyimlerime dayanarak anlatmaya çalıştım. Dünya çapında bir markaya sahip olamayaşımızı yalnızca birkaç nedene indirgemek elbette imkansız. Tüm bu öne sürdüğüm nedenler, koca bir zincirin birkaç hanesi yalnızca. Buzdağının buradan görünen kısmı. İlk iki yazıda bahsettiğim mikro nedenlerin ardından, bu yazımda da makro nedenleri açıklayarak, serimi dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen firmalarımızı sıralayarak bitireceğim.

Devlet Desteği ve Strateji Eksikliği

Dünya çapında bir marka yaratmak elbette uzun ve yoğun emek isteyen bir süreç. Tabi ki bir stratejiye de sahip olmak gerekiyor. Bu konuda birbirinden bağımsız iki örnek vereceğim, ilki bir şehire ait. New York’un dünya çapında marka olması kendiliğinden gelişen bir sürecin aksine planlı programlı bir çalışmanın ürünü. New York’un hikayesine Ne Kadar Zenginiz: Marka Şehirler ve Şehir Pazarlaması yazımızda yer vermiştik, kısaca hatırlamak gerekirse:

1977 yılına gelindiğinde New York’un suç oranı astronomik rakamlara ulaşmış, harabeye dönüşen semtlere ve bölgelere sahip bir kent haline gelmişti. Birçok firma iş merkezlerini bu yüzden başka eyaletlere taşımayı planlıyordu. New York artık medyada sadece cinayetler, kirlilik ve kabalıkla gündeme geliyordu. 1977 yılında başlatılan ve 10 yıl kesintisiz süren ‘I love New York’ kampanyasıyla şehrin çehresi değişti. Yapılan yoğun çalışmalarla New York dünya ticaretinin ve turizminin merkezi olan bir marka kent haline geldi.

İkinci örnek ise Samsung. Samsung’un 2010’lu yıllara damgasını vuracağını söylemek sanırım gerçeküstücülük olmaz. Samsung’un yıllar içerisinde kat ettiği yol ve özellikle Apple karşısında takındığı tavır ve yaptığı mantıklı hamleler, gelecekte Samsung’un ne denli önemli bir marka olacağının kanıtı. Samsung son yıllarda bu kadar popüler ve tercih edilir bir marka olsa da, gayet köklü bir tarihe sahip. 1938 yılında kurulan şirket, özellikle 1980’li yılların ortasında Güney Kore’nin dünya markası çıkarma ülküsünde, Lg ve Hyundai gibi bayrağı taşıyan öncü firmalardan biri. Güney Kore’nin böyle bir ülküye sahip olması ve gerekli desteği vermesi, Samsung’u bugüne taşıyan en önemli etkenlerden biri.

turqualityHakkinda

Ülkemize baktığımızda ise üreticilerin gerekli desteklerini alabildiğini söylemek zor. En güncel olarak karşımıza Şeker Piliç çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde iflasını açıklayan şirket, kendilerini iflasa sürükleyen en önemli etkenin devletten alacakları 24 milyon TL değerindeki KDV alacağı olduğunu söylüyor.

Peki bizim de dünya markası çıkarma ülküsüyle hayata geçirdiğimiz Turquality’i duyan var mı ?

Geç Sanayileşme

Aslında temelde sanayi devriminin ülkemize geç gelmiş olması yatıyor. Saniyeleşmeye geç başlamamız, marka bilincine ve markalaşmaya verdiğimiz önemin ve değerin de doğal olarak geç başlamasına yol açtı. 1940’larda pazarlamayı konuşan bir Amerika varken, biz bu ülkede başka sorunları halletmek zorundaydık. 

Markalaşma yerine al-sat

Özellikle 70’li yıllarda sermayeyi elinde tutan kişilerin yurt dışından al içeri sat mantığını benimsemesi, bizi markalaşma konusunda geriye atan bir diğer durum. Kendi markalarını yaratmanın maliyeti yerine, yurt dışından hali hazırda bu harcamaları yapmış markaları kullanarak, kısa yoldan – uğraşmadan kar etmeyi seçtiler.

Yazının başında da söylediğim gibi neden dünya çapında bir markamızın olmadığını yalnızca birkaç neden bağlamak zor. Buz dağının görünen kısmı olduğu gibi, çok daha derinlerde yatan irili ufaklı birçok neden de var. Buz dağının görünen kısmı böyle. Şimdi özellikle önümüzdeki 10 sene içerisinde dünya markası olma yolunda ilerleyen markalarımıza bakalım:

 Türk Hava Yolları

Thy

Şüphesiz listenin başında Türk Hava Yolları var. Özellikle son yıllarda yaptıkları sponsorluk atakları ve onları takip eden akılcı reklam hamleleriyle gönülleri fetetmeyi başardılar. Sosyal medya iletişimine gerekli önemi gösteren firma, son aylarda olumsuz haberlerle gündeme gelse de, müşteri memnuniyetine verdiği önem ve kaliteli hizmetiyle önümüzdeki yıllara damgasını vuracak gibi görünüyor.

Yemek Sepeti

Türkiye’nin yakın döneme damgasını vurmuş en önemli girişimlerinden biri olan Yemek Sepeti şüphesiz geleceğin dünya markası olma yolunda en önemli adaylardan biri. Her ne kadar kısa bir süre önce Rusya’ya açtıkları İzrestorana.ru’yu kapatmak zorunda kalsalar da, yine kısa süre önce dünyanın önde gelen fonlarından biri olan General Atlantic’ten 44 milyon dolar değerinde yatırım aldı. Günlük 50,000’den fazla sipariş rakamına sahip olan Yemek Sepeti, yapacağı doğru girişim hamleleri ve doğru pazar yatırımlarıyla önümüzdeki yılların yükselen yıldızı olmaya aday.

Mavi

adriana_lima_mavi_jeans_reklami

Mavi için Türkiye’nin batıya dönük yüzü desek yanlış söylemiş olmayız. 1991 yılında kurulan şirket bugün ABD, Kanada, Almanya, Avustralya ve Rusya’nın aralarında bulunduğu 50 ülkede 285’i Mavi shop olmak üzere 4.000’e yakın noktada müşterileriyle buluşuyor. Time dergisinin Mavi’ye 2003 yılında ” Türk halısı, Türk kahvesi tamam da, Türkiye’den çıkan ilk global markanın bir jeans markası olması ironik değil mi ? “ yazısıyla özel bir bölüm ayırması, Mavi’nin geldiği noktanın ne denli büyük olduğunun göstergesi.

Ülker

Özellikle Ortadoğu pazarında güçlü olan firma, Golf markasıyla girdiği Ortadoğu pazarında, dondurma sektörünün bir numaralı oyuncusu haline geldi. Bunun yanı sıra geçtiğimiz yıllarda çikolata sektörünün en önemli oyuncularından biri olan Godiva’yı satın alarak büyük yankı uyandıran firma, Türkiye’nin önde gelen markalarından biri olmanın yanında, bir dünya markası olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor.

Vestel

image

13’ü yurtiçi 13’ü yurtdışı olmak üzere toplam 26 şirketle 138 ülkeye ihracat yapan Vestel, İskandinav ve Kuzey Avrupa ülkelerinde yüksek bilinirliğe sahip Finlux ve Luxor markalarının ardından Avrupa ve Rusya’nın en prestijli beyaz eşya markalarından Vestfrost’u da bünyesine kattı. Avrupa’nın en büyük üretim kompleksine sahip olan Vestel, yılda 35 milyondan fazla elektronik cihaz üretiyor. Daha birçok olumlu ünvan ve sıfata sahip olan Vestel, Türkiye’nin teknoloji üretim üssü olarak, dünya markası olma noktasında gelecek vadeden markalar arasında yer alıyor.

Pazarlamasyon.com’un eş kurucusu. Koyu Barcelona, The Beatles, Apple ve Steve Jobs hayranı.

Bir Cevap Yazın

Çağımızın Salgını FOMO: Pazarlama Dünyasındaki Başarısının Ardındaki Gerçekler 0

FOMO’yu daha önce duydunuz mu?

Duymadıysanız, olan biteni kaçırdınız demektir.

2013 yılında Oxford sözlüğüne de giren FOMO, olan biteni kaçırma korkusu anlamına gelen “fear of missing out” akronimidir. İlk defa pazarlama stratejisti Dan Herman tarafından dile getirilen bu kavram, “özellikle Y kuşağı ve sonrası jenerasyonun beyninde, söz konusu olayın/nesnenin/durumun yokluğunda meydana gelebilecek sonsuz “eğer” ihtimallerini düşünerek oluşturduğu geri kalmışlık hissinin yarattığı psikolojik anksiyete (endişe)” durumunu ifade ediyor.

Çağımızın salgını FOMO, sosyal medyanın hayatımıza bu denli yerleşmesi ile birlikte girdi. Instagram, Facebook, Twitter ve Snapchat gibi sosyal platformlar hayatımıza girdiğinden beri, yaşama şekillerimiz tamamen değişti. Özellikle Snapchat’in 24 saat içerisinde kaybolan içeriklerinin Instagram gibi diğer popüler platformlara yayılmasıyla, olan biteni kaçırmışlık baskısını iyiden iyiye hissetmeye başladık. Hepimiz anı gerçekte kaçırmak pahasına egzotik gün batımını, favori restoranlarımızdaki iştah açıcı yemekleri ve arkadaşlarımızla eğlendiğimiz geceleri sosyal medya hesaplarımıza yüklemenin ve takip etmenin telaşındayız. Doğal olarak, hepimizin sosyal medya hesapları idealize edilmiş içeriklerden ibaret. Dahası, her gün zaman akışımızda karşımıza çıkan bu muhteşem tatilleri, lüks mutfakları, fit vücutları ya da kusursuz selfieleri gördükçe kendimizi daha da yetersiz hissediyoruz. Neden biz de bu muhteşem anlardan geri kalalım ki? Kalmayalım. Bu yüzden daha çok satın alalım, daha çok tüketelim, daha çok deneyimleyelim hatta en çok biz deneyimleyelim!

Aslında psikoterapislere göre FOMO, ilkel hayatta kalma dürtülerimize dayanıyor. Diğer insanların bizden daha fazla hayatı yaşadığını algıladığımızda beynimize güvensizlik ve tehdit altında olduğunu hissettiren sinyaller gönderiliyor. Küçük gruplar halinde yaşadığımız ilkel çağlarda “bilinenin içinde olmak” hayatta kalmaya yardımcı oluyordu. Örneğin; yeni bir besin kaynağının farkında olmak ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi temsil ediyordu. Bu yüzden evrimsel süreçte homosapiensler olarak, doğru zamanda doğru yerde olmaya ve hatta dedikoduların içinde olmaya programlandık. Evet, belki bugünlerde arkadaşınızın doğum günü partisini kaçırmanız ölüm-kalım meselesi değil ancak atalarımızın savaş ya da kaç tepkisinin genetik kodlarımızdaki güncel etkisi, FOMO’nun kaynağı olmaya yeterli. Bu durumda, hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırdığımız yönünde hissetmeye ve plansız satın alma gibi irrasyonel davranışlarda bulunmaya başlıyoruz.

Psikolojik fenomen ve sosyal medyanın son moda kelimesi haline gelen FOMO, yeni trend olarak çoktan pazarlamacıların da radarına girdi.  Yapılan araştırmalar, FOMO’nun satın alma davranışını derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Kanada’da yapılan bir araştırma, Y kuşağının yüzde 68’inin, başkalarının deneyimini gördükten sonraki 24 saat içinde FOMO nedeniyle, gerici bir satın alma yaptıklarını söylediğini ortaya koydu. Y kuşağı, FOMO’nun çoğunlukla geziler (yüzde 59), partiler/eventler (yüzde 56) ve gıda (yüzde 29) ile ilgili içeriği nedeniyle tetiklendiğini belirtti.

FOMO Pazarlaması Neden Başarılı Oluyor?

1.  Kıtlık İlkesi: Çok basit, satın alamayacağımızdan korktuğumuz her şeyi istiyoruz. Aslında, aciliyet fikrinden yararlanmak pazarlamacılar için her zaman değerli bir taktik olmuştur. Ancak olan bitenden eksik kalma korkusu salgın haline geldiğinden beri, pazarlamacılar bu durumu daha etkili kullanmaya başladılar. Hepimiz son bir adet kalan o çantayı, sınırlı sayıdaki koleksiyon ürünlerini veya yalnızca belli süre satışta olan konser biletini satın almaya daha fazla güdüleniyoruz. Örneğin; dünyaca ünlü hızlı moda perakendecisi Zara, iki haftada bir yenilediği koleksiyonlarında mağazada görüp çok beğendiğiniz o kazağın bir sonraki hafta karşınıza çıkmayacağı fikrini zihninize yerleştirerek, tüm dünyada giyim sektörünün öncüsü durumda geldi. Hatta bu “kıtlık” imajını korumak uğruna, stokları tükenmeyen ürünleri dahi reyondan çektiği biliyor muydunuz? Peki ya 19 yaşındaki Kylie Jenner’ın rujlarının tüm dünyada bu kadar büyük bir etki yaratmasının ardında, Snapchat üzerinden duyurduğu sınırlı süre ve sayıdaki satış taktiğinin olması bir tesadüf mü? Tabii ki, hayır.

2.  Sosyal Kanıt: İnsan bulunduğu sosyal çevredekilerle benzer davranışlarda bulunma ve bunu kanıtlama eğilimindedir. Aslında küçükken herkes gittiği için geri kalmak istemediğimiz okul gezisine izin almak adına ebeveynlerimize karşı “ama tüm arkadaşlarım gidiyor” argümanını kullanırken FOMO’ nun sosyal kanıt etkisini çoktan doğrulamıştık. Arkadaşlarımız Game of Thrones, Narcos, Black Mirror ya da Westworld gibi son zamanların popüler dizilerinden bahsederken, konuşmanın bir parçası olmak istiyoruz. Bu durumun farkında olan Netflix, ağızdan ağza pazarlamanın gücünden de yararlanarak herkesin takip ettiği popüler serilerin parçası olmamız için elinden geleni yapıyor. Öyle ya, bizler de bir çok insanın hakkında konuştuğu söz konusu dizilerle ilgili mimlerin, şakaların ya da kritiklerin bir parçası olmalıyız ve hemen Netflix satın almalıyız.

3.  Ayrıcalıklı Hissettirme: İnsanlar kendilerine özel ürün ve hizmetlerle şımartılmaktan ve diğerlerinden ayrıcalıklı olduklarını bilmekten hoşlanırlar. Markalar bunu iki şekilde yapabilirler. İlk olarak sundukları ürün veya hizmetin kendisi özel olabilir. Örneğin; Pinterest ilk açıldığı zaman yalnızca bir arkadaşınızın davetiyesi ile üye olabiliyordunuz. Bu durumda, markanın yarattığı ayrıcalık hissi popüler ve trend uygulama olmasına yol açtı. Bunun dışında, sadakat programları ve özel ödüller de müşterilerin kendilerini ayrıcalıklı hissetmesine neden olabilir. Birçok banka, özel ayrıcalıklara sahip seçilmiş müşteriler için özel sadakat programlarına sahip ve müşterilerini alışveriş yaptıkça daha fazla satın almaları yönünde teşvik eden Garanti Bankası’nın Bonus puanlarına benzer çeşitli kampanyalar yapıyor.

Son zamanlarda “Y kuşağı ev ya da araba almak yerine, tatile gitmeyi tercih ediyor” tarzı haberlere ne kadar sıklıkla denk geldinizi fark ettiniz mi? Deneyim ekonomisinin ortasındayız ve insanlar  artık “şeylere” değil, deneyimlere para harcıyorlar. Teknolojiye doğmamış olan bebek patlaması kuşağındakileri unutun. Çünkü onlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmiyor ancak 1980 ve sonrası kuşak için, olan biteni kaçırmamak hayati önem taşıyor.

Günün sonunda; deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanın yanlış bir yanı yoktur. İnternet ve sosyal medya sayesinde tüm dünyayı bağlayabilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Zaten, sosyal medya tüm bu nedenlerle bu kadar güçlüdür. Ancak unutmamamız gereken tek şey, hepimiz farklıyız. Hepimiz farklı isteklere, ihtiyaçlara, arzulara, motivasyonlara ve başarılara sahibiz. Bu yüzden, yalnızca başkaları yapıyor diye bir şeyleri yapmaya çalışmayın.

Kendiniz olun. Yeterli olun. Anda olun!

 

2017’nin İlk Yarısında Dijital Reklam Yatırımlarının Rakamları Açıklandı 0

IAB Türkiye AdEx-TRilk 6 ay sonuçlarına göre dijital reklam yatırımları, 2016’nın aynı dönemine oranla yüzde 14,6 oranında artarak 1.063 Milyon TL’ye ulaştı.

IAB Türkiye’nin yaptığı açıklamaya göre, display reklam yatırımları 2017’nin ilk 6 ayında yüzde 13 büyüyerek 618 milyon TL oldu. Display reklamlar kategorisinde en büyük payı 460 milyon TL ile Gösterim ya da Tıklama Bazlı Reklam Yatırımları aldı. Video reklam yatırımları yüzde 33,7’lik büyümeyle 122,7 milyon TL olarak gerçekleşirken, Native 35 milyon TL’ye ulaştı.

Ücretli Sıralama Yatırımlarını içeren Arama Motoru Reklam Yatırımlarının büyüklüğü 387 milyon TL olurken, İlan Sayfaları Reklam Yatırımları 49,8 milyon TL’ye çıktı. Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un etkisine bağlı olarak geçtiğimiz dönemlerde küçülme gözlemlenen E-posta yeniden büyüme trendine geçti ve ilk ayda 2,9 milyon TL oldu. Oyun İçi reklamlar ise 5,8 milyon TL’lik büyüklüğe erişti.

Mobil reklam yatırımları 454,6 milyon TL olurken, 160,7 milyon TL’lik büyüklüğe ulaşan Sosyal Medya reklamlarının yüzde 64’ü mobil cihazlarda yer aldı. Programatik satın alma 2017’nin ilk yarısında da artışını sürdürdü ve büyüklüğü 625,3 milyon TL’ye çıktı.

 IAB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mahmut Kurşun 2017 yılının ilk yarısını şu sözlerle değerlendirdi: “2017 yılına Nisan ayındaki referandum nedeniyle görece yavaş bir başlangıç yaptık. Yine de ilk yarıyı yaklaşık yüzde 15’e yakın bir büyümeyle tamamlamış olmamız sevindirici. Dünyada dijital reklam yatırımlarının 2021’de toplamın yüzde 50’sine ulaşacağını öngörülüyor. Bilindiği gibi dijital Avrupa’da iki senedir televizyonun üstünde yer alıyor. Ülkemizdeki seyri dikkate alarak 2022’de Türkiye’de de dijitalin birinci sıraya yerleşeceğini öngörebiliriz. Öngörümüzün gerçekleşmesi için küresel ölçekte yaşanan sorunları sektörün tüm taraflarıyla ele almamız ve birlikte çözüm üretmemiz gerekli. IAB Türkiye olarak mecraların ve pazarlama departmanlarının tüm dünyada dijital transformasyon kavramına odaklandığı günümüzde, sektördeki meslek kuruluşlarının temel görevinin dönüşümü kolaylaştıracak şekilde çalışması gerektiğinin bilincindeyiz.”
GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link
DIGITAL EXCELLENCE PROGRAM 

Dijital Mükemmelliği Yakalayın!

KAYDOL
close-link