Neden Dünya Çapında Bir Markamız Yok I

mediacat-kitaplari-guven-borca-bu-topraklardan-dunya-markasi-cikar-mi-978975837869220111215152353

Bu topraklardan dünya markası çıkar mı? Güven Borça’nın yıllar önce sorduğu ve kendi cevaplarını bulduğu bu soruya kendi açımdan ve gözlemlerinden bakarak bende cevaplar arayacağım.

Avrupa’nın birçok ülkesinde bulundum ve bulunduğum süre içerisinde piyasayı, sektörleri ve marketleri bir yabancı gözüyle gözlemleme imkanı buldum. Oralarda bulunduğum süre içerisinde ne yazık ki, Çek Cumhuriyeti’nin 10.000 kişilik nüfusa sahip küçük bir kasabasının küçük bir marketinde gördüğüm Halk markalı bisküviler dışında, Türk markası taşıyan herhangi bir ürün göremedim. Peki ihracatımızın büyük bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa’da neden hala bir markamız boy gösteremiyor? Bu sorunun cevabını mikro ve makro faktörleri detaylıca inceleyeceğimiz 3 bölümde anlatacağım. Dilerseniz başlayalım:

İlki ve bence en önemlisi, toplum olarak başarısızlıklara karşı duruşumuzdan kaynaklanıyor.

Her türlü zorlukta ve başarısızlıkta arkamızda olmasını beklediğimiz ailemizin bile başarısızlığa karşı bakış açısı toplumla aynı. Şimdi size konunun daha net anlaşılması için somut bir örnek vereceğim. Ailenizin orta gelire sahip bir aile yapısına sahip olduğunu ve yirmi yıl boyunca sizi iyi bir üniversiteye göndermek için para biriktirdiğini düşünün. Sizde üniversiteye başladıktan 6 ay sonra, sebebi her ne olursa olsun onca masrafa rağmen üniversiteyi bıraktığınızı varsayın. Bu da yetmezmiş gibi, onca sene size emek veren ailenizi karşınıza alıp, tası tarağı toplayıp, iç huzurunuzu bulmak için Hindistan’a gittiğinizi, bir müddet orada yaşadıktan sonra tekrar memleketinize döndüğünüzü düşünün. Bu durum karşısında ailenizin tavrı ne olurdu tahmin etmeye çalışın.

İş dünyasında, inovatif fikirlerin hayata geçirilmesinde ve en önemlisi yaratıcılıkta içgörünün şüphesiz büyük önemi var. Ve insanın bazı içgörüleri kazanması için, farklı düşünce yapılarına kısaca farklı düşünmeye ihtiyacı olabiliyor. Bu içgörüler bazen insanın herhangi bir anında karşısına çıkan birinde de saklı olabilir, çok farklı dünyalarda da. Türk aile yapısı aşağı yukarı belli kalıplar içindedir. Bugün kime sorsanız size bir şekil çizebilir. Peki soruyorum kaçınızın ailesi, onca senelik emeğin kaybolması uğruna üniversiteyi bırakma ve Hindistan’a gitme kararınınızın arkasında durabilir? Bahsettiğim kişi Steve Jobs. Ülkemizden Steve Jobs’ların çıkmamasının bir sebebi de başarısızlığa karşı sıfıra yakın toleransa sahip aile yapımızdan kaynaklanıyor olabilir.

Steve-Jobs-Learning-blog480

Bir diğer neden ise özgüven eksikliği.

Eğer okulda bir koşu yarışı varsa, eminim ki türk annelerin bir çoğu çocuğunu yarışa hazırlarken, diğer çocukları baz alarak hazırlar. Kimse asıl rakibin çocuğun kendisi olduğunu bilmez. En büyük başarı insanın kendisiyle yarışmasıyla elde edilir. Bugün hangi anne, John Lennon’ın annesiyle birlikte gittiği sinemada, perdede gördüğü ve çok etkilendiği Elvis Presley için, anne ben neden Elvis Presley değilim, hayat hiçte adil değil bende Elvis Presley olmak istiyorum sorusuna, belki de Tanrı seni John Lennon olman için saklıyordur cevabı verebiliyor? Bugünün kazanan çocukları, dışarda kavgadan kaçıp eve gelen oğlunu kavgaya gönderen anneler tarafından yetiştiriliyor. Aman oğlum evde otursun, düşmesin, yaralanmasın diye yetiştirilen nesiller, kaybetmekten korkan bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Herkes kazanmak istiyor ancak kimse kaybetmek istemiyor. Ancak kazanmanın tek yolu kaybetmekten geçiyor ! Kaybetmekten korkarsanız kazanamazsınız.

tumblr_m6yeiuPjug1r08qs8o1_500

Bir diğer neden ise eleştiriye olan tahammülsüzlük.

Kimse yaptığı işin eleştirilmesini istemiyor. Bu neden hakkında bizzat yaşadığım olayı anlatmadan önce, kendi gözlemlerimden bahsetmek istiyorum. Eleştirinin anlamı şu: insan yaptığı işin doğal olarak o kadar merkezinde yer alıyor ki, kafasını kaldırıp kabuğun dışından o iş nasıl görünüyor bakamıyor. Eleştiri de tam bu noktada devreye giriyor. Sizin içinde olduğunuz için göremediğiniz sorunları dışarıdan bakabilenler rahatlıkla görebiliyor. Bu yüzden eleştiri altın değerinde. Ancak özellikle Türk menşeli markaların eleştiriye hiç tahammülü yok. Yaklaşık 2 hafta önce, kendini Türkiye’nin ikinci büyük hazır giyim markası olarak tanımlayan bir markanın içler acısı sosyal medya stratejisini, olması gerektiği gibi tüm noktalarını ele alarak eleştirdik. Amacımız markanın itibar kaybetmesi değil, sosyal medyanın bu denli önem kazandığı piyasa koşullarında, markanın bu platformu kullanarak değerine değer katmasını istememizdi. Ancak durum öyle bir hal aldı ki, tehditkar bir konuşmaya şahit olmak zorunda kaldık.

Gelişmiş ülkelerde markalar, açıklarını kapatan insanları iş güçlerine dahil ederken, ülkemizde tehdit ediyor. Yanlış anlaşılmasın bu eleştiriyi yaparken markadan asla böyle bir beklentimiz olmadı ancak eleştiriden sonra söylenenler, neden dünya markası çıkaramadığımızın en somut örneklerini oluşturuyor.

İlk bölümde neden dünya arenasında bir markamız olmadığının mikro sebeplerine odaklandım. İkinci yazımda mikro sebeplere devam edip, üçüncü yazımda makro sebeplere değinerek seriyi sonlandıracağım.

Edit: Serinin ikinci yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon.com’un eş kurucusu. Koyu Barcelona, The Beatles, Apple ve Steve Jobs hayranı.

1 Comment

  1. Güven BORÇA’nın “Bu Topraklardan Dünya Markası Çıkar mı” kitabını oldukça inceleyerek okuyan biri olarak bu konuyu yazı dizinize aldığınız için teşekkür ederim.
    Sizin yazınızı destekleyici olarak; öncelikle devlet politikalarında ülkenin kaynakları analiz edilerek belli sektörleri öne çıkarmak gerekir. Bu konuda en iyi örnekler; Güney Kore’nin high-tech yatırımları( bu yatırımlar, nüfusun çocukluk döneminden itibaren eğitim sistemi içerinde yeiştirerek kalifiye iş gücünü oluşturmak, bu sektörlerdeki şirketlere vergi kolaylığı sağlamak, ülkeler arası anlaşmalar ve iş birlikleri yapmak vs.), Fransa’nın lüksün merkezi haline gelmek için sağladığı imkanlar gibi. Sonuçta Hyundai, LG Elektronics gibi firmalar Günay Kore’den çıkarken, Giorgio Armani, Channel gibi lüks tüketim şirketlerinin Fransa’dan çıkması tesadüf değildir. Ülkelerin markalaşması gerekmektedir. Türkiye düşünülünce akıla tekstil, demir-çelik gibi sektörler gelse de markalaşma söz konusu değildir. Uzun vadeli stratejik yatırımlar yapamadığımız sürecede bu durum gelişmeyecektir. Her hükümet değiştiğinde rasyonel hareket etmek yerine yeni bir sistem kurmaya meraklı türk halkı içinde uzun vadeli planlar pek de mümkün gözükmemektedir. Şirketler bazında bakıldığında da aile şirketlerinin çoğunlukta olduğu ülkemizde yine uzun dönemli fikir birliği yapılamamaktadır. Bireysel baza indirgediğimizde de her an her şeyin olabileceği ülkemizde hangimiz yaşamımızda uzun vade de düşünüp hareketlerimizi ona göre şekillendirebiliyoruz ki. Ne kadar son dönemde vizyon ve misyon kelimeleri popüler hale gelse de bu kelimelerin içlerini kullanmaktan çok doldurmamız ve bireysel ve toplumsal açıdan bir vizyon edinmemiz gereklidir.
    Farklı bakış açılarından dünyada ki gündemi takip ederek, kendi fikirlerinizi dile getirme çabanızdan dolayı pazarlamasyon ekibini tebrik ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Kind, Cesur Pazarlama Faaliyeti Kapsamında 10.000 Kişiye Rakiplerinin Ürünlerini Gönderdi

Bir markanın ürününe sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir olaydır. Markalar sürekli olarak kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu ve ürünlerine güvendiklerini söyleseler de, bu güveni göstermek yürek ister. Kind isimli marka ise son yaptığı pazarlama faaliyetiyle böyle bir yüreğe sahip olduğunu gösterdi.

Protein barı ve granola bar gibi sağlıklı atıştırmalıklar üreten bir marka olan Kind, protein barı pazarına girişini doğrudan rakiplerini hedef alan bir pazarlama hamlesiyle duyurdu. Yeni ürününü insanlara denettirmek isteyen marka, internet sitesi üzerinden kayıt olan 10.000 kişiye kendi ürününden göndermekle kalmayıp kendisi gibi protein barı üreten Clif, Quest, ThinkThin ve Power Crunch gibi çeşitli rakiplerinin ürünlerinden de gönderdi. Tabii ki Kind’in bunu yapmaktaki amacı, insanların iki ürünü de deneyip hangisinin daha iyi olduğuna karar vermelerini sağlamaktı.

Kind, kendi protein barlarında ana protein kaynağının fındık olduğunu ve bu yüzden otomatik olarak kendi protein barlarının, yoğun olarak yapay protein karışımları, yapay tatlandırıcı ve şeker alkolü barındıran diğer protein barlarından daha iyi olduğunu belirtiyor. Kind şirketinin entegre iletişimden aorumlu başkan yardımcısı Drew Nannis, bu pazarlama faaliyetiyle ilgili olarak şunları ifade etti:

“Yeni bir kategoriye girdiğimizden beri, insanları ilgi uyandıran bir şekilde değişiklik yapma konusunda ikna etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Tat oldukça subjektiftir, bu yüzden insanların ürünümüzü denemelerini sağlayarak iyi bir etki yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak istedik.”

Protein barları, marka için net bir büyüme fırsatı barındırıyor. Bununla birlikte Kind, kendisini meydan okuyan bir marka olarak görüyor ve yerleşik rakiplerle boy ölçüşmekten hiçbir şekilde kaçınmıyor. Ayrıca belirtilene göre bu pazarlama faaliyetleri onlar açısından oldukça iyi sonuç verdi. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, Drew Nannis’in belirttiğine göre bu pazarlama faaliyetinin başlatıldığı hafta boyunca şirketin internet sitesinin trafiği %61 oranında arttı.

Tüm bunların yanı sıra Kind, Korkunç Bir Film’deki Cindy Campbell rolüyle tanınan Anna Faris’in rol aldığı bir dijital reklam kampanyası da yürütüyor. Bu reklam videosunda Anna Faris, Amazon kullanıcılarının piyasada yer alan lider protein barları hakkında yaptıkları ve tamamen gerçek olan kötü yorumları okuyor. Birkaç farklı dijital kanal üzerinden yayımlanan bu reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Perakende’nin Devler Liginde İki Türk Şirket

Deloitte, dünyanın gelir açısından en büyük 250 perakendecisini belirlediği “Perakende’nin Küresel Güçleri 2018” raporunu “Dönüştürücü Değişim, Canlanan Ticaret” başlığıyla yayımladı. Raporda Türkiye’den yıllardır yer alan BİM Birleşim Mağazacılık A.Ş. ve uzun bir aradan sonra listeye tekrar giren Migros Ticaret A.Ş. yer alıyor. Bununla birlikte bu iki marka raporda yayınlanan 2016 mali yılında en hızlı büyüyen 50 şirket arasında da yer alıyor.

Rapora göre en iyi 250 perakende şirketi 2016 mali yılında %4,1 oranında bileşik büyümeyi temsil eden toplam 4,4 trilyon ABD doları gelir elde etti. Raporda bulunan şirketlerin perakendeden elde ettikleri yıllık gelirlerin ortalama 17,6 milyar dolar seviyelerinde olduğu görülüyor. Perakendenin en güçlü beş ismi, listedeki yerini 2016 mali yılında da korurken ilk 10’da yer alan diğer şirketlerin; organik büyüme, satın almalar ve kurdan kaynaklanan oynaklık sebebiyle yer değiştirdiği görülüyor. İlk 10’da yer alan şirketlerin gelirleri, listede yer alan 250 şirketin toplam gelirinin %30,7’sini oluşturuyor.

Listede dikkat çeken noktalardan biri ise geçtiğimiz dört seneden farklı olarak giyim ve aksesuar perakendecilerinin büyümenin başını çeken liderler koltuğundan feragat etmesi ve buna rağmen en karlı sektör özelliğini koruyor olması. Hızlı tüketim sektörü ise tüm liste içerisinde hem listeye giren şirket sayısı (135) hem de ortalama gelir (21,7 milyar dolar) açısından en öne çıkan sektör niteliğini kazandı. Hızlı tüketim sektöründe faaliyet gösteren bu 135 şirket, toplam gelirin üçte ikisini oluşturuyor.

Deloitte Türkiye Tüketim ve Endüstriyel Ürünler Lideri Özkan Yıldırım, raporun öne çıkan sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Listede ciddi oranda basamak atlayan şirket olarak görünen Amazon’un, geçtiğimiz sene 10. sırada yer alırken bu sene 6. sıraya yükseldiği göze çarpıyor. Türkiye’nin temsili açısından sevindirici bir gelişme ise; sıralamanın düzenli oyuncularından BİM Birleşik A.Ş.’nin yanı sıra, geçtiğimiz yıllarda listeye girmeye ara vermiş olan Migros Ticaret A.Ş.’nin de tekrar devler listesinde yer almış olması.”

Migros yine devler liginde, BİM ise yerini koruyor

Listede 149. Sırada yer alan BİM Birleşik A.Ş., geçtiğimiz sene 6,4 milyar olan gelirini, bu sene 6,6 milyar dolara çıkardı. BİM, 2011-2016 yılları arası %19,6 büyüme elde ederek son beş yılda en hızlı büyüyen 24. şirket oldu.

Migros Ticaret A.Ş. ise 3,6 milyar dolarlık geliriyle 247. sıradan devler ligine tekrar merhaba dedi. Migros’un yıllık büyüme oranı %17,8 olarak ölçülürken, bu oranla en hızlı büyüyen 37. şirket oldu.

Perakendenin kuralları yeniden yazılıyor

Özkan Yıldırım, hayatlarımızı dönüştüren bu değişim çağında perakendenin kurallarının nasıl yeniden yazıldığına dikkat çekiyor: “Ticareti canlandırmak ve gelecekte perakendecilerin iş yapış biçimlerini derinden etkilemek için inovasyon, iş birliği, konsolidasyon, entegrasyon ve otomasyon gereklilik haline gelecek. Bu kapsamda, yetkinliklerini dijitalin gereksinimlerine göre geliştirebilen, müşteri deneyimini farklılaştıran ve yeni teknolojileri tüketiciyi anlamak için kullanabilen perakendeciler, değişen dünyada hayatta kalabilecek.”

Raporda yer alan ve perakende alanında hâkim olması beklenen dört önemli trend ise şöyle:

  • En iyi kalitede dijital yetkinlikler geliştirmek: Dünya çapındaki perakendeciler hızla, tüketici gözüyle alışverişin geleneksel ‘bricks and clicks (hem fiziksel hem de çevrimiçi varlık ve faaliyet gösterilmesi)’ anlayışından ibaret olmadığı gerçeğine adapte oluyorlar.
  • Kaybedilen zamanı telafi etmek için fiziki ve online hizmeti birleştirmek: Dijital dünyanın kıyısında duran fakat dijital trendleri takip etmede başarısız olan pek çok şirket, kaybettikleri zamanı telafi etme peşinde olmalılar.
  • Eşsiz ve etkili mağaza içi deneyim yaratmak: Fiziki perakende mağazaları hiçbir yere gitmiyor; zira dünya çapındaki perakende satışların %90’ı hala bu mağazalardan yapılıyor. Öte yandan pek çok imkân sunan online kanallarla yarışmak için anlamlı müşteri deneyimi ve marka bağlılığı oluşturmak şart.
  • Perakendeyi en son teknolojilerle yeniden keşfetmek: Nesnelerin interneti, yapay zekâ, sanal gerçeklik ve robotlar her perakendecinin radarında olmalı.

2016 mali yılının en büyük 10 perakendecisi

Gelir düzeyine göre sıralama Şirket adı Menşei 2016 yılı perakende geliri
(milyon ABD $)
1 Wal-Mart ABD 485,873
2 Costco ABD 118,719
3 The Kroger ABD 115,337
4 Schwarz Almanya 99,256
5 Walgreens ABD 97,058
6 Amazon ABD 94,665
7 The Home Depot Inc ABD 94,595
8 Aldi Group Almanya 84,923
9 Carrefour S.A. France 84,131
10 CVS Health Corporation ABD 81,100

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link