Mutluluğu Cingıllarda Arayan Markalar… Sözüm Size 1

A. Bir flashmob yapalım. Bir anda kalabalıktaki tüm insanlar dans etmeye başlasın. Ortalık tam bir festival yerine dönsün, insanlar mutlulukla dolsun. Drone’lar aracılığı ile bu görüntüleri çekip Youtube’da milyonlara ulaşalım. Hem insanları mutlu eder hem de lovemark oluruz!

B. İyi ama biz sucuk üretiyoruz. Sucukları hangi aşamada göstereceğiz?

A. Cast oyuncularımız ellerinde sucuklarla oynasa?

B. Şaka mı bu?

Farkettiniz mi bilmiyorum ama pazarlamacılar olarak aklımızda hep lovemark olmak, hep insanlara mutluluk aşılamak var. Bunun için de türlü türlü fikirlerle tüketicilerin karşısına çıkıyor, abuk sabuk reklamlarla onlara şirin gözükmeye çalışıyoruz öyle değil mi? Ancak kendimize sormamız gereken asıl soru şu olmalı; markalar olarak insanlara mutluluk aşılamayı amaç edinmek ne kadar mantıklı?

Hatırlar mısınız bilmem, üniversitedeyken aldığımız pazarlama derslerinde bize ‘eğer gerçekten bir marka olmak istiyorsanız insanların algısında bir şeyleri tetiklemeniz gerekir‘ denilirdi. Hakikaten de öyle aslında. Prima deyince ‘emicilik‘, Lassa deyince ‘sağlamlık‘, Volvo deyince ‘güven‘ Mercedes deyince ‘konfor‘ aklımıza gelmiyor mu? Yani onlar bizlere bazı duyguları, anahtar kelimeleri haberimiz dahi olmadan aşılamışlar. Peki ya mutluluk hangi markada, nerede? Diğer kelimeler göre aşılanması daha kolay bir kelime gibi duruyor, öyle değil mi? Aslında değil.

coke_slide_slide10

Bugün sizlere 130 yıllık bir mutluluk tacirinden söz edeceğim; Coca Cola’dan. Yukarıdaki görselde de görebileceğiniz gibi, doğduğundan beri neredeyse tek bir noktaya atış yapıyor Coca Cola. Her reklamında bir yerden bir yere neşeyle koşan, her görselinde Coca Cola sayesinde hayatına renk katmış mutlu insanlar görüyoruz. Günün koşuşturmacasında gülmeyi, mutlu olmayı unutan 21. yüzyıl insanına eğer onu tercih ederseniz mutlu edeceğini vaad ediyor. Peki bu vaadi nasıl fısıldıyor? Haydi bir kaç basit örnekle Coca Cola’nın mutluluğu nasıl sahiplendiğinden bahsedelim.

İnsanlara ‘Mutluluk Kamyonu‘ ile gidiyor Coca Cola. Sıradan bir mesai gününde işten çıkıp köprü trafiğine giren, belki de saatlerce o trafikten çıkamayacak, tekdüzeleşmiş, herkesleşmiş, mutlu olmayı unutmuş insanlara diyor ki “gelin, sıradanlaşmış hayatlarınıza basit bir jest ile renk katalım!

İnsanlara ‘Mutluluk Makinesi‘ ile gidiyor Coca Cola. Basit bir otomatın milyonlara ulaşmak için kullanılan dahiyane bir pazarlama aracına dönüşmesini sağlıyor. Bunu yaparken de hepimizin içinde bulunan ve en kolay tetikleyebileceğimiz duyguyu kullanıyor; mutluluğu tabi ki. İnsanlara diyor ki “gelin, sıradanlaşmış hayatlarınıza basit bir jest ile renk katalım!

İnsanlara ‘Sevgililer günü otomatı‘ ile gidiyor Coca Cola. Her ne kadar sevgilimize olan ilgimizi dış ortamlarda gösterme konusunda başarılı bir toplum olamasak da küçük bir tebessümün aslında büyük bir etki yaratacağını biliyor. Ve diyor ki “gelin, sıradanlaşmış hayatlarınıza basit bir jest ile renk katalım!

Uzun lafın kısası Coca Cola insanlara mutluluğu aşılıyor elbet ama daha önemlisi, aşılarken çok kritik bir araçtan faydalanıyor; deneyimden. İnsanlara mutluluğu göstermenin ötesinde ‘yaşatmak’ gerektiğini çözmüş Coca Cola. Ondandır ki sadece televizyon reklamlarında ya da billboard’larda birkaç mutlu kişiyi işaret edip “evet, bu insanları biz mutlu ettik” demiyor; yaşatıyor, deneyimletiyor, hissettiriyor.

Coca Cola’nın basit, bütçesiz, tek amaçlı ve hedef odaklı hikayesi bizdeki mutluluğu sahiplenen markalara ders olmalı. Mutluluğu cingıllarla, 30 saniyelik TV spotlarıyla aşılamaya çalışan, bunların haricinde kılını kıpırdatmadan ‘mutluluk’ gibi son derece zor, evrensel ve soyut bir kavramı sahiplenenlerden bahsediyorum. Siz kim olduklarını gayet iyi biliyorsunuz.

Mutluluk aşılamaya çalışan markalarımıza sesleniyorum… Mutluluğu yaşatmadığınız sürece onu sahiplenemezsiniz. ‘Eğer benim ürünümü alırsan, mutlu olursun‘ demeye devam edecekseniz zaten gülünecek bir konumdasınız demektir. Zira mutlu etmeyen ürün zaten başarılı bir ürün değildir. Sahi, kim mutsuz olmak için bir ürüne para öder ki?

Üzgünüm ama daha fazlası lazım, deneyim lazım, hissettirmek lazım…

Mutlu‘ yıllar!

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

1 Comment

  1. Sevgili Necip Murat Bey, yukarıda yazmış olduğunuz bir çok konuyu keşke araştırıp sonra sayfanızda yayınlasaydınız daha doğru olurdu.
    1- Cümlelerinizde ingilizce – Türkçe karışık ifadeler kullanmışınız. Sayfayı okuyan kişi, bu nedir diye soru sorar (flashmob, Drone, Cast, lovemark olmak,…)
    2- Marka hakkında yorum yapmışınız; Marka; Geçmişten bu güne ve bu günden geleceğe yaptığı ve ürettiği ürünlerle, Toplum veya Tüketici tarafından ürünün kalitesi onaylanmış, insan zihninde (Neuro Marketing) bir algı oluşmuş ve tüketime devam eden ürünlerdir.
    Marka = Güven + Sadakat + Hizmet anlayışıyla oluşur.
    En önemlisi geçmişte yaşadığı tusunami lerden kendini korumuş, proaktif kararlarla günümüze sağlam adımlarla gelmiştir.
    3- Gelelim görsele, bu görselim coca cola ile uzaktan yakından hiçbir bağlantısı yoktur. Bu görselin amacı AMAERKAN ORDUSUNUN asker ihtiyacı olduğunda, bu ihtiyacı karşılanması için yıllar önce kullanmış olduğu bir algı yönlendirme politikasıdır. Çünkü, her insan kendini değerli hissetmek ister ve hükümet yaptığı çalışmalar ile SEN işareti kullanıp ABD ordusunun sana ihtiyacı var algısı yaratıp, toplum insanlarının kendi istekleriyle orduya katılmalarını sağlamıştır.
    4- coca cola; İNSANLARI OBEZİTE YAPAN ve ŞEKER HASTASI YAPAN İÇECEKLER GRUBUDUR, tüketirsen ÖLÜRSÜN. Amaç mutlu etmek değil, ticari bir kar ve rant elde etmektir.
    5- Gelelim renk kavramına; Neuro Marketing alanında renkler bilinç altımızda önemli kavramlardır. Belli renkler vardır. İçinde en dikkat çeken renk Kırmızıdır. Kırmızı insan beyninde mutluluk hormonlarının devreye girmesi ile AL algısının oluşturulduğu (insanda AL algısı ve bütün AL emrini veren organ Eski Beyindir) bir kısımdır.
    Markalar mutluluk aşılamaktan ziyade, geçmişten güven algısıyla insanlara güven vermekte tüketimi kolaylaştırmaktadır.
    Bu konular hassas konular olup üzerinde ince araştırmalar yapılıp, sonra yayına verilmesinin daha uygun olacağı kanaatindeyim.
    Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link