Müşteriye Giden Yolda Doğru Renkler

Elinizde sihirli bir değnek olsaydı, hangi markaya ait logonun rengini değiştirirdiniz?

Mesela, MC Donalds’ın rengini beğenmeyen var mı? Peki  IBM’in rengi neden mavi diye düşünenler?  Redbull’un logo rengi turuncu da olabilirdi diyenler? Bankasının renginden memnun olmayanlar? Ya da tuttuğu takımın, desteklediği partinin logo rengini eleştirenler?

McDonalds_Fries_Light_Cool_Ad

Renkleri ve zevkleri tartışmak & değiştirmek genelde mümkün olsa da, konu markalara geldiğinde biz müşterilerin sesi biraz “sessiz” kalıyor. Yani hayale fazla kapılmadan gerçeğe dönecek olursak,  marka logolarındaki renk seçimlerinin her türlü sihir karşısında direnebileceğini söyleyebiliriz. Kısacası renk seçimi ne görüldüğü kadar kolay ne de sık sık revize edilecek kadar keyfi ve değişim odaklıdır.

Logo, her markanın vaadini uygun bir renk ve dizaynla bütünleştirip markanın kimliğini güçlendirirken,  markanın akılda kalıcılığını da sağlar. Bu ise yeri geldiğinde, duygularımızı pozitif yönde harekete geçirerek seçim sürecinde  o markaya yönelmemizde rol oynar. İşte logonun rengi markanın müşteriye yansıyan işaretlerinden biri olduğu için mecbur kalınmadıkça değişime gidilmez ve istikrarla kullanılmaya devam edilir.

Renk bazında, müşterilere görsel  çekicilik sunmak ve onların zihinlerinde olumlu bir algı yaratmak adına logo tabii ki yeterli değil. Markanın iletişim çalışmalarında kullandığı diğer yardımcı renkler, ambalaj tasarımı için seçtiği tonlar, paketlerindeki görsellerde kullandığı renkler,  satış noktası dekorasyonundaki tercihleri, web sitesindeki renk seçimi gibi işin içine zengin bir harmoni girer. Burada önemli olan markanın kullanacağı renk skalasının her alanda birbiriyle uyumlu ve kimliğe paralel olması ve logo renklerinden bağımsız  çalışmalar yapılmıyor olmasıdır. Kissmetrics’in  araştırma sonuçlarına göre alışveriş yapan bireylerin %80’i yeni bir ürünü satın alma kararında ilk neden olarak “ rengi” söylemiş.  Yine aynı araştırmada markaya ait rengin, bilinirliği %80 oranında arttırdığı saptanmış.  Yani renk seçimindeki özen ve istikrar, bir markanın müşteri zihninde hatırlanabilirliğini kolaylaştırır. Örneğin turuncu&morun Fedex’i ya da kırmızının Coca-Cola’yı çağrıştırması bu nedenledir. Doğal olarak marka için seçilen renk, kategoriyi en çok temsil eden, onu en çok anlatan renktir genelde. John Deere bir traktör markasıdır ve marka rengi, tarımın rengi olan yeşildir. Redbull bir enerji içeceğidir ve markanın rengi enerjinin zirvedeki temsilcisi olan kırmızıdır. Feminenliği ifade eden pembe, Barbie’nin rengidir. Peki anlamlı olabilecek bütün renklerin rakiplerce kullanıldığı pazara girecek bir marka için renk stratejisi ne olmalıdır?

coca-cola-funky-logo

Al & Laura Ries  farklı bir marka kimliği yaratmanın, doğru sembolik özelliğe sahip rengi kullanmaktan daha önemli olduğunu söylüyor.  Ülkemizde Vakıfbank’ın alışılagelmiş bankacılık renklerinden sıyrılarak sarıyı tercih etmesi ve yeni kimlik çalışmasında markasını yeniden  ve daha güçlü bir şekilde konumlandırması, bu fikri destekler niteliktedir. Müşteri kategorinin sembolik renkleri sayesinde markayı daha kolay tanıyıp kabullenirken; markanın farklılaşan kimliği ile de markaya dair olumlu bir imajı zihninde oluşturur.  Kimlik ve sembolik renk konularını ayrı düşünmeyi pek tercih etmesem de “kategorinin renk çemberinden çıkmak” aşırıya kaçılmadığı ve renklerin anlamlarına uygun çalışmalar yapıldığı sürece, mümkün diyorum. Sizce?

Diğer yandan, bazı pazarlamacılar da logoyu oluşturan unsurlar olan renk ve dizayndan; ikincisinin çok daha etkili olduğunu, form sayesinde markanın daha çok hatırlanacağını, rengin genelde ikinci planda kaldığını düşünür.  Kısmen doğrudur. Ancak Coca Cola, Garanti, IBM gibi markalar var ki, kullandıkları logo renklerinin kendi marka adlarıyla anılmasını sağlamayı kategorilerinde başarmışlar.

Diyorum ki ben; müşterinizle markanız arasında kurduğunuz köprünün rengi sizin renginiz olsun. Size doğru yürüyen müşterileriniz sizi seçerken renginizi de beğensin, ve sonra sizi renginizle de düşünsün ve sevsin.

Paylaş
Bilkent Üniversitesi İşletme bölümünden sonra Galatasaray Üniversitesinde Pazarlama İletişimi Yönetimi yüksek lisansını tamamladı. İşten fırsat bulduğunda, markalara sihirli dokunuşlarla renk veren, can veren bir dünyada araştırıyor ve yazıyor. Bu dünyayı anlamayı, düşünmeyi, eleştirmeyi, geliştirmeyi, yeniden yaratmayı seviyor!

CEVAPLA