Müşterinizin Sadakatini İstiyorsunuz. Peki Markanız Yeterince Müşterisine Sadık mı?

Her Şeyin daha kalitelisine, daha hızlı ve kolay ulaşma şansımız arttıkça günümüzün en büyük sorunlarından biri sadık kalabilmek… Bir markaya sadık kalmak için önce o markaya güvenmek sonrasında o marka ile duygusal bağ kurmamız şartken, böyle bir  rekabet ortamında sadakat oluşturabilmek markalar için oldukça zorlu bir süreç haline geldi. Bunun tek yolu markaların da müşterilerine sadık kaldığını ispatlamasından  geçiyor.

Bundan çok değil yaklaşık 10 sene önce bir marka ile tüketici arasındaki sadakat bağını kurmak bir miktar daha kolaydı. Alternatifleri bilmiyorduk ve sadece karşımıza çıktıklarında deneme ve kıyaslama şansı yakalıyorduk.Peki ne oldu? Dijitalin hızla hayatımıza girmesiyle, daha ucuz ya da daha kaliteli, daha büyük, daha hızlı (bu daha’ların sonu gelmez…)  ürünü kendimiz rahatça araştırabiliyor bir tıkla ulaşabiliyor hale geldik.

Bir tüketiciyi markaya sadık hale getirmek üzerine kurgulanan sadakat programları için uzun uzun kafa yorulduğu, müşterilerin bilgilerine ulaşarak onların hayatlarına sızmak ve hatta hayatlarını önemsediklerini göstermek adına büyük departmanlar kurulduğu gibi bunun yanında  bir çok kampanya ve hizmet de bu programlar üzerine kurgulanıyor. Anlayacağınız şirketler bunun için sağlam bütçeler ve mesailer harcıyor.

Bu kadar çaba neden?

Temel Aksoy’un en son yazısında da belirttiği gibi;

  • Rekabet ortamında yeni bir müşteri edinme maliyeti, sadık bir müşteriyi elde tutmaktan çok daha yüksektir.
  • Sadık müşterilere şirketin diğer ürün ve hizmetlerini satmak (çapraz satış), şirketin karlılığına büyük katkı sağlar.
  • Mevcut müşterilere email, sms ve akıllı cihazlar yoluyla iletişim yapmak, televizyon gibi kitlesel iletişim araçlarından iletişim yapmaya kıyasla çok daha ekonomiktir.

Tüm bunların yanında Sadık müşterilerin düzenli gelir oluşturması gibi bir fikir de var. Bu 4 fikirlerden özetle var olan müşteriyi kaybetmemek adına verilen çabanın sebebini sadakat programlarının “Daha Ekonomik” olmasına bağlayabiliriz.

Var olan müşterinizi kendinize bağlamak ve  satın alma alışkanlığı yaratmak adına  yaptığınız kampanya, çalışma ve projelerin tamamı Sadakat Programları altında ele alınabilir. Tam bu noktada Marketing Meet Up konuşmacılarından; Migros Pazarlama İletişimi ve CRM Koordinatörü Kına Demirel’in söylediklerini hatırlamakta fayda var :“Eşiniz ya da markanız fark etmez, sadakati korumak için tek bir şart var o da dikkat çekmek. Nasıl ki eşim ona bağlı kalabilmem için kutlamalar, yemekler, özel anlar, özel paylaşımlar  vb. hayatımızı renkli kılacak dikkat çekme metodlarına ihtiyaç duyuyorsa, markalar da sürekli müşterisinin dikkatini çekerek onları kendine bağlamak zorunda. Sadece son dönemlerde tüketicilerin dikkati fazlaca dağılmaya müsait çünkü dikkatini çekmek isteyen çok…”

Müşterilerimizi sürekli ilgi ve alaka ile beslemek gerektiğini biliyoruz. Onu bağlı hale getirelim ki, bir rakibin ürününü kullanmasın. Kullandığında ya da hizmetini aldığında kendini suçlu hissetsin..

Örneğin; Beğendiğiniz  ürünleri sepetinize atıp sonrasında satın alma yapamadığınızda telefonunuz çalıyor  ve  “Merhaba, beğendiğiniz ürünlerin satın almasını yaparken bir sorun mu yaşadınız sormak istedik? Yardımcı olabileceğimiz bir konu var mı” diyebiliyorlar. Bu sadece satınalmayı tamamlatmak adına yapılan bir hamleden öte, marka ile direk iletişime geçmenize sebep olduğundan sadakati arttıracak bir durum. Çünkü sizi önemli hissettiriyor.

Sunum programı olan Canva.com’da sunumlarınızı hazırlarken eğer uzun süre download yapmadıysanız, size bir mail gelebiliyor ve “hazırladığınız sunumu uzun süredir download yapmadığınızı fark ettik, yapabileceğimiz bir şey var mı ?” diyorlar…

canva mailing

Bunlar sadece bir- iki örnek…

Yine sadakati sağlayan bir başka örnek;  Sosyal Medya üzerinden özel müşterilerini takip ederek,  paylaşımlarını beğenen markaların, kişiler üzerinde yarattığı “O da beni takip ediyor ve seviyor” etkisi. Hem marka ve tüketici arasındaki paylaşımı arttırıyor hem de markanın paylaşımlarında o kişinin, marka sayfasını daha dikkatli takibine, belki yorum yapmasına sebep oluyor.

 

 

DOĞRU İLETİŞİM = SADAKAT 

Mağaza kartları, biriken puanlar vb. programlar daha büyük bütçeler gerektirdiğinden ve sistem üzerinden yürütüldüğünden küçük ve orta ölçekli firmaların bu tip sadakat programları için büyük bütçeler harcamaya yanaşamadıklarını biliyoruz.

Küçük ve orta ölçekli markalarda da marka sadakati yine  müşteriyle iyi ve özel iletişim kurmakla sağlanıyor. Burada “iyi iletişim”le kastettiğim; zaten hali hazırda verilen ve müşterinin ödediği bedelin karşılığında aldığı hizmet veya ürün standardının dışındaki bir iletişim.

1-Doğru iletişim metodlarının bulunması: iletişim metodlarıyla ilgili stratejiler geliştirilmesi

2-Bu metodların markanın çalışanlarına anlatılması, öğretilmesi

3- Bu metodların uygulanması ve kontrolü

4- Belirlenen iletişim metodların, çalışanların alışkanlığı haline gelmesi (Çalışanların bu iletişim metodlarını bir görev olmaktan çıkarıp alışkanlık ve davranış şekli haline getirmesi)

Ürününü ya da hizmetini sürekli satın aldığınız yerel markaları düşünün… Acaba neden bu kadar bağlısınız bu markalara?

Yerel Markalarda, marka-tüketici sadakatinin, marka çalışanlarının müşterisine gösterdiği  ilgi ve her bir müşterisini özel hissettirecek girişimleriyle sağlanabildiği yadsınamaz bir gerçek. Firma ve marka çalışanlarının tek bir dil oluşturduğu ve her bir müşterisine sanki ilk defa hizmet veriyormuşçasına özenli davranışları tüketici tarafından unutulmuyor.

shutterstock_252163681

-Girdiğiniz mağazada “Hoşgeldiniz” ile “Hoşgeldiniz Ayşe Hanım” arasında fark oluyor.

  • Evlilik yıl dönümlerinde çift olan müşterilerinize mesaj atmanız değil, onları telefonla arayarak kutlamanız onları özel hissettiriyor.

-Her zaman içtiğiniz kahvenin az sütlü olduğunu bilen bir personelin sizi hatırlayarak “her zamanki gibi az sütlü hazırlıyorum…” demesi, müşteriyi kendi evinde hissettiriyor.

-Artık özel müşterilerinize doğum gününde çiçek veya çikolata göndermek yetmiyor, onlara zevklerini araştırarak zevklerine uygun hediyeler seçmeniz gerekiyor.

Bu liste uzar gider…

Özellikle yerel ve büyümekte olan markaların, müşterileriyle olan sadakati, insanın iletişim kabiliyetlerinin kullanıldığı metodlara başvurarak kurulabileceği kanısındayım. Doğum günlerinde mesajlar göndermek, Sosyal Medya Hesaplarında sordukları sorulara cevap vermenin ötesine geçmeleri gerekli.

Bu nedenle de pazarlama stratejilerinin, personelle paylaşılması ve personelin bu konuda eğitimlerle desteklenmesi belki de sihirli bir anahtar.  Özellikle yerel markalar müşterilerinin kendilerine olan bağlılığını  öncelikli olarak  “müşteri ve marka çalışanları arasındaki  iletişim stratejisi”nin belirlenmesiyle sağlayabilirler. Bu da müşteri sadakatinden önce çalışan sadakatini gerektirir.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

1983 Eskişehir doğumlu. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu ve Anadolu Üniversitesi Pazarlama Anabilim Dalı Yüksek Lisans öğrencisi.
Televizyon Haberciliği, Prodüksiyon, Reklam ve Perakende Mağazacılık sektörlerindeki 10 yılı aşkın yöneticilik deneyimlerinden sonra girişimcilik serüvenine girenler arasında. Girişimiyle kurduğu ve Gıda üzerine faaliyet gösteren şirketinde ortaklığı devam etse de reklamcılık sektörüne bağlılığı sebebiyle şu an bir Reklam Ajansında Genel Koordinatör olarak çalışmakta ve iş hayatına Marka ve Kurumsal İletişim Yöneticisi olarak devam etmektedir.

JCI, ESGGK, ESGİAD ve Eskişehir Ticaret Odası’nda devam eden üyelikleriyle edindiği deneyimlerini iş hayatına yansıtma çabasında.

“Kendinden başkasını görmeyenin değil, gördüğünü paylaşanın peşine düş” fikrinden hareketle kendini yazarlar değil, yazanlar kategorisinde nitelendiriyor.
https://medium.com/@ezgioktas

Bir Cevap Yazın

Yılların İkonu ‘Converse’ İhtişamlı Geçmişini Kurtarabilecek Mi?

Hayat iniş çıkışlarla dolu, bizler nasıl dibe vuruyorsak markalar da vurabiliyor. Geçtiğimiz dönemlerin arzu nesnesi haline gelen onlarca marka  bugün arzın çeşitliliği, trendlerin hızla değişimi, kötü yönetim ya da basit bir reklam kampanyası yüzünden bile ihtişamlı günlerini geride bırakabiliyor. Bu yazı dizisinde hep beraber kötü talihle yüzleşen markaların hikayelerine bakacağız.

Hazırsanız Converse ile başlıyoruz.

Herşey Marquis Mills Converse’in 1908 yılında Malden Massachusetts’de Converse Rubber Shoe Company’i kurması ile başladı.  İlk iki yılında kendini idame ettirecek kadar sipariş alan şirket bir adım daha öteye giderek kültürel bir ikon haline gelen basketbol ayakkabılarını üretmeye başladı.

 

Chuck Taylor

1971’de ilk basketbol ayakkabısı The All Star’ı üreten Converse, hafif ve ön kısmı destekli bu ayakkabının tanıtımı için ünlü basketbol oyuncusu Charles Hollis Taylor bizim bildiğimiz adıyla Chuck Taylor ile anlaştı. Böylelikle 1921’de Converse’in ilk basketbol ayakkabısı The All Star Chuck Taylor ismine kavuştu.

Rüzgarın markadan yana olduğu bu dönemde özellikle 1936 Olimpiyatlarında basketbolda Amerika Kanada’ya karşı algısının da faydası ile markanın benimsenmesi hem de NBA’in kurulması ile ligin en popüler ayakkabısı haline gelen Converse piyasada Nike, Adidas, Puma gibi markalarla amansız bir rekabetin içindeydi.

1950’lerde adeta dönem gençlerinin üniforması haline gelen, eskidikçe güzelleşen bu ayakkabı James Dean gibi bir ikonun ayağında basketbol ekseninden popüler kültür eksenine doğru yol almaya başladı. 1957’de ise Converse tek başına “sneaker” piyasanın %80’ini elinde tutuyordu.

The One Star

1970’lerde Converse The One Star ismini verdiği sağ tarafında tek yıldız bulunan ve bir anda markanın diğer en iyi satan model, haline gelecek süet ayakkabısını tanıttı.  Bu ayakkabı kısa kesimli basketbol performans ayakkabısı olarak sahneye çıksa da sörf ve kaykaycıların fazlaca tercih ettiği bir ayakkabı haline geldi.

 1980 ve 1990’lar Grunge Etkisi

Converse’in kritik dönemlerinden bir diğeri 1984’te resmen Los Angeles Olimpiyatları’na sponsor olması ile başladı.  1980’lerin ortasında Converse Nirvana’dan Kurt Cobain, Pearl Jam’den Eddie Vedder gibi ünlü rock yıldızlarının tercihi haline gelerek daha geniş bir kitleye yayıldı. Şirket daha sonra 1997’de 550 milyon çift Converse sattığını duyuracaktı.

2001’de şirket için durumlar kötü gitmeye başladı. Hızla para kaybeden ve borçları artan şirketi 2003’de rakibi Nike satın alarak bir ikonun yok olmasını kısmen engelledi ve The Chuck Taylor II’yi tanıttı.

Günümüzde ise özellikle sneaker kültürünün neredeyse tüm dünyada trend olması, smart-casual giyinme biçimin günümüz gençliği tarafından da benimsenmesi ile spor ayakkabılar daha günlük yaşamda kullanılabilir bir hal almaya ve ofislere bile adım atmaya başladı. Converse rüzgarının nispeten daha yavaş estiği bu dönemlerde devir, Converse’in ürün bakımından rakibi sayılabilecek, daha çok kaykaycıların tercih ettiği bir bez ayakkabı markası olan Vans, piyasada birçok markada bulabileceğimiz “beyaz sneaker” lara kaldı gibi.

Bugün ayağında Converse ile dolaşan kişi sayısı gözle görülür derece azalırken, ikon markanın yeniden ayağa kalkacağı günleri sabırsızlıkla beklediğimizi de ekliyoruz.

 

 

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Milyonları Peşinden Sürükleyen, Dönemin Unutulmaz Promosyon Ürünleri

Pazarlamanın 4P’sinden biri olan “Promosyon” aslında her türlü tanıtım çalışmasını kapsamaktadır. Ancak pazarlamadaki yaygın kullanımı ile, promosyon satış noktalarında ürünü tanıtıcı veya satışa katkı sağlayacak aktiviteler olarak değerlendirilir. Ürünün yanında verilen hediyeler, yapılan indirimler, 3 al 2 öde fırsatları gibi uygulamalar promosyon örnekleri arasındadır. Satış promosyonu genel olarak müşteriye “ürünü şimdi almanız gerek” yoksa bu fırsatı kaçıracaksınız gibi bir teknik olduğundan dolayı çabuk bir etki gösteriyor ve onu harekete geçiriyor. Ancak promosyon sadece hali hazırdaki kullanıcıları çekiyorsa başarısızdır. En iyi etkisini gösterdiği zaman ise yeni kullanıcıları çektiğiniz zamandır. Yani ürün deneyimine onu ikna etmek için ilgisini küçük hediyeler ile çekmeniz gerekiyor, ya da yanına bantladığınız bir ürün onun normalde satın aldığı ürünü satın almaktan bir kez vazgeçip size yönlenmesini sağlıyor.

Ama yine de satış promosyonu israfın biraz fazla olduğu bir uygulamadır, bunun nedeni ise zaten promosyonun popüler olduğu sektörlerde bunu herkes yapmaktadır ve savunma amaçlı yapılan bu uygulamalar şirketlerin bütçelerinin boşa harcanmasına sebep olabiliyor. Promosyonun satışı artırma dışında bir diğer fonksiyonu da stokları fiyat kırmadan eritmenizi sağlamasıdır.

Tabi promosyonu etkili kılan pazarlama stratejiniz ile uyum sağlaması ve hedefinize ulaşmanızda size katkı sağlamasıdır. Dünyada promosyon ürünleri dendiğinde akla ilk gelen firma tabii ki “Coca-Cola”dır. Genel olarak meşrubat sektöründe promosyon ürünleri pazarlamada diğer sektörlere göre önemli bir yer tutar. Bir süpermarkete girdiğinizde renkli meşrubat reyonunda biraz da fiyat konusunda hassas bir müşteri iseniz kafanız karışabilir. İşte burada size sunulan bir promosyon elinize aldığınız rakip ürünü geri bırakıp, yanında renkli bir bardak veren ürünü almanızı sağlayabilir. Bu nedenle de Coca-Cola tüm dünyada promosyon ürünleri konusunda en etkili firma olarak göze çarpmaktadır. Ülkemizde de meşrubat markalarının başı çektiği promosyon alanında, önceleri benzin istasyonları ve alkol firmaları da oldukça hızlıydı. Ancak gerçekleştirilen düzenlemeler ile engellenen bu sektörler artık pek aktif değiller.

Promosyonun pek çok boyutu olsa da ben bugün sizlere bir zamanlar bizleri peşinden sürükleyen bazı promosyon ürünlerini hatırlatmak istiyorum. Bizlerin hatırlayamadıkları ürünler konusunda da desteklerinizi bekliyoruz..

1. Kumbara – Türkiye İş Bankası

İş-bankası-kumbara-nostaljik

Ülkemizin sanayileşmeye gayret gösterdiği ve özel şirketler ile tanıştığı bir dönemde, çocukların tasarruf yapmaya özendirilmesi amacıyla İş Bankası tarafından dağıtılan meşhur kumbaralar ülkemizde promosyon ürünü olarak ilklerden sayılabilir. Günümüzde hala pek çok kişinin bildiği ve gülümseyerek hatırladığı bu şirin kumbaralar, bugün hala İş Bankası reklamlarında kullanılmaktadır. Dahası, İş Bankası bu kumbaraların dijital versiyonunu da hazırladı.

2. Tasolar – Frito Lay

foto001p

90 sonları ve 2000 çocuklarını ekran başına bağlayan efsane anime Pokemon’un promosyon ürünü olarak cips paketlerinde dağıtılan bu mini oyuncaklar, çocukların sokaklarda saatlerce oynadıkları oyunların en önemli parçalarıydı. Cips paketlerini sıkıp içinde taso var mı yok mu diye pek çoğumuzun bakkaldan azar yediğini de unutmamak lazım. Tabi bir de Ash tasosuna sahip olmak sokağın kralı olmak demekti.

3. Harry Potter Bardakları – Coca Cola

COCA-COLA-HARRY-POTTER-Sirlar-Odasi-BARDAK__44931669_0

Yine 2000 çocuklarının hayal dünyasına büyük etki eden J.K. Rowling’in efsane fantastik macera dizisi Harry Potter’ın sinema filmleri ile paralel ilerleyen promosyon bardaklar, bu çocukların bir döneminin litrelerce kola içip kapaklarını biriktirip, heyecanla plasiyerin bardaklarını bakkala getirmesini beklemekle geçmiştir. Hatta pek çok çocuk bu dönem bakkalın çocuğu olmayı hayal etmiştir.

Not: İşi abartıp 6’lı bardak seti yapan bazı çocuklarda yok değildi.

4. Kırmızı Kupa – Nescafe

nescafe coffee cup

Nescafe’nin artık nerede rastlanırsa rastlansın zihnimizde markayı uyandıran kırmızı kupaları, son günlerde marka tarafından da yeni reklam kampanyasının başrolü olmuştu. Bu hamle kırmızı kupaların bir promosyon ürünü olarak ne kadar başarılı olduğunu kanıtlar nitelikte.

5. Ferrari Arabaları – Shell

ferrari1jk2

Shell’in belirli bir miktar akaryakıt alımı karşılığında verdiği Ferrari arabaları, ailesinde arabası olmayan çocukların kıskançlıktan çatlamalarına hatta bazen misafirlikte komşunun oğlunun arabasını çalmakla sonuçlanmıştır.

6. Futbol Topu – Cola Turka

grnt0407

Ülker’in günümüzde bulmakta zorlanacağınız ancak bir döneme damgasını vuran Türk işi kolası “Cola Turka” nın tutundurma kampanyalarından biri olan bu kaliteli futbol topu, 2000’ler de sokaklarda top koşturan her çocuğun tekmesine mutlaka maruz kalmıştır. Heyecanla her gün bakkala gelip gelmediği sorulan bu promosyon ürünü, uzunca bir dönem mahalle maçlarının vazgeçilmez sponsoru haline gelmişti.

7. Dünya Kupası Bardakları – Coca Cola

COCA-COLA-BARDAK-FIFA-WORLD-CUP-2002-KOREA-JAPAN__86019269_0

Coca Cola’nın futbol organizasyonlarındaki yeri malum, bu dönemde erkekler gerek TV başında gerek stadyumda çok fazla kola tüketirler. Bu organizasyonların resmi sponsoru Coca Cola’da her turnuvada dağıttığı, artık klasikleşen Dünya Kupası bardakları ile promosyon ürünlerinde yine bir destan yazmaktadır. Türkiye’de özellikle 2002 Dünya Kupası için üretilen bu garip bardak hafızalardan hiç silinmeyecek gibi. Artık şeklinden mi yoksa Milli Takım’ın üçüncülüğü mü bunda etkili oldu bilemedik. Ancak yıllar sonra evde bu bardağa bakıp o günleri hatırlatan pek çok enstantane gözümüzün önüne gelmiyor da değil.

8. Tangle – Coca Cola

93461469_tn50_0

Bir dönem gençliğini kola içmeye sevk etmek amacı ile dağıtılan bu promosyon, gençlerin aynı zamanda bu ürünün neye yaradığını bulmaya çalışmaları nedeniyle büyük ihtimalle bilime de katkıda bulundu. Şekilden şekile sokulan, bölüp parçalanabilen tangle açma halkalarını toplayıp bakkala götüren pek çok gencin başına aldığı bir bela olarak hafızalarda kaldı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link