2017 Müşteri Deneyimi Yönetimi Trendleri 1

Walker’ın yayınladığı son “Customers 2020” araştırma sonuçlarına göre “müşteri deneyimi” markalar için ürün ya da fiyattan daha öncelikli bir ayırt edici unsur olacak. Yine Gartner’ın yaptığı araştırmaya göre önümüzdeki 5 yıl şirketlerin birinci önceliğinde Müşteri Deneyimi Yönetimi olacak. Sonuçlar, araştırmaya katılan şirketlerin %50’sinin 2017 ve 2018’de “müşteri deneyimi” yatırımlarını arttıracağını ortaya koyuyor.

Şirketlerin “müşteri deneyimini” ana stratejileri haline getirmelerinin en temel nedeni: yapılan bir çok araştırmanın ortaya koyduğu gibi Müşteri Deneyimi ile Müşteri Sadakati, Müşteri Mutluluğu ve Satış arasında pozitif yönlü bir ilişkinin olmasıdır.

Müşteri Deneyimi, en temelde müşterilere dokunduğunuz tüm temas noktalarında onlarla kurduğunuz ilişkiler sonunda oluşan algılarının ve hissettikleri duygularının bütünüdür. Müşteri Deneyimi Yönetimi ise; iş süreçlerini yönetmekten bu süreçlerdeki “duyguyu” yönetmeye geçişi ifade eder. İçeriden dışarıya bakış açısı olarak adlandırdığımız “merkeze şirketinizi” alma bakış açısını tersine çevirip, dışarıdan içeriye bakış açısı ile “merkeze müşterinizi almak” ve buradan hareketle tüm süreçlerinizi yeniden inşa etme anlayışına geçişi anlatır.

Hala birinci gündem maddeniz “müşterileriniz” değilse, kendinize “müşterilerimiz bu süreçlerde bizimle olan ilişkilerinde nasıl bir duygu yaşıyorlar?” diye sormamışsanız 2017’deki ilk yönetim kurulu toplantınızı bu soruya ayırmanızı öneriyorum. Sektörünüz ne olursa olsun şirketlerin büyük çoğunluğunun kendilerini “hizmet sektöründeyiz” diye tanımladığı “müşteri çağında” ihtiyacınız olan farklılaşmanın ve müşteri sadakatinin anahtar unsuru müşteri deneyimi yönetimidir.

Birçok uluslararası danışmanlık ve araştırma kuruluşlarınca ortaya konan 2017 yılı müşteri deneyimi trendlerini, ülkemizdeki mevcut müşteri deneyimi anlayışını da düşünerek sizler için 10 başlıkta toparladım. 2017 planlarınız için yol gösterici olmanızı dilerim.

musteri-deneyim-tasarimiMüşteri Deneyimini Tasarlamak

Siz yönetmezseniz de hatta gündeminizde olmasa bile müşterileriniz sizinle olan mevcut ilişkilerinde bir deneyim yaşıyorlar. Bu deneyim 1-10 ölçeğinde; 1:Hayal kırıklığı yaratan bir deneyim de olabilir, 10:Hayranlık uyandıran bir deneyim de. Ya da en iyimser ifade ile 7-8 bandında Sıradan bir deneyim yaşıyordur. Müşteri deneyimi yönetiminin ilk evrelerindeki şirketler deneyimin ve duyguların önemini farkedince öncelikle mevcut deneyimin olumlu olması yönünde çaba ortaya koyarlar. Bu anlaşılır olmakla birlikte yeterli değildir.

Deneyim ekonomisinin güçlü oyuncuları mevcut deneyimi iyileştirmekle yetinmezler, müşteri deneyimlerini bizzat tasarlar. Çekirdek ideolojilerine uygun olarak yaşatmak istedikleri duyguyu merkeze alarak tüm temas noktalarını kapsayacak şekilde deneyim kurgusunu oluşturup tasarımını yaparlar. Tıpkı bir oyun sahneler gibi, hem oyunun ana hikayesini (deneyimin ana teması) senaryoları, alt senaryoları, oyuncuları (çalışanlar) rolleri tasarlarlar.

musterinin-sesiMüşterinin Sesini Duymak

Müşteri deneyimi yönetimi için en kritik konulardan birisi müşterinin sesini duymak ve çeşitli kanallardan elde edilen verileri anlamlı hale getirerek deneyim yaratmak için kullanmaktır. Günümüzde müşterilerin sesini eğer dinlemeye niyetliysek birçok farklı kanaldan duyabiliyoruz. Şirket içi kaynaklar, sosyal medya, web sitemiz, call center vb. birçok kanaldan akan verileri müşteri bazında anlamlı hale getirmek ve bu anlamlı bilgileri deneyim sahnesindeki oyuncuların (çalışanlar) kullanımına sunmak ve müşterilere unutulmaz deneyim yaratmakta kullanmak en öncelikli konuların başında geliyor.

Bu alandaki teknolojik çözümler oldukça fazla ve giderek de artmakta. Topladığınız bu verileri satış ve pazarlama odaklı kitlesel kampanyalarda kullanmaktan önce müşterilerimizi tanımak ve onlara yaşatacağımız deneyimde nasıl kullanabileceğinizi düşünmemiz gerekiyor. Teknolojinin yaygınlaşmasına paralel müşteriler eskiye oranla bir çok dijital iz bırakıyorlar. Aynı zamanda müşteri geri bildirimlerini bırakmakta eskiye oranla daha rahat ve cesurlar.

Gartner’ın araştırmasındaki önemli bulgulardan birisi de şirketlerin büyük çoğunluğunun 2017 öncelik listesinde müşteri geri bildirimleri var. Geri bildirimler mevcut sunduğumuz deneyimi ölçümlemek, zenginleştirmek ve gerekli olduğunda yeniden tasarlamak konularında ihtiyacımız olan kritik bilgileri bize sunarlar. Geri bildirimleri sadece şikayet yönetimi odağından çıkarıp deneyim odağında yeniden ele almak gerekiyor.

musteri-deneyimi2Teknolojiyi Müşteri Odaklı Kullanmak

Teknoloji geçen yıllarda olduğu gibi önümüzdeki yıllarda da müşteri deneyimini etkilemeye ve şekillendirmeye devam edecek. Hatta öyle uygulamalarla karşılaşmaya başladık ki başlı başına bir dijital deneyimden bahsedebiliriz. En uç noktada insansız bir müşteri deneyimi yaratan girişimler var. Amazon’un deneme aşamasındaki insansız mağazaları, Virgin’in insansız otel konsepti gibi girişimler teknolojinin uç noktadaki uygulamaları olarak müşteri deneyimini yeniden düşünmemize neden oluyor.

Siri ile popülerleşen sesli arama ya da örneklerini sık sık görmeye başladığımız Chatbot’lar sanal zekanın gelişimine paralel dijital dünyada deneyimler yaratmak noktasında yeni fırsatlar sunuyor. Birçok araştırma şirketinin üzerinde hemfikir olduğu trendlerin başında sesli arama ve chatbotların kullanımının yaygınlaşacağı var.

Henüz chatbot aşamasında değilsek bile, Akıllı telefon ve tabletlerin kullanımı hızla artarken dijital müşteri deneyimi için mobil sitemiz ve aplikasyonlarımız öncelikle odaklanmamız gereken alanlar olmalı.

multichannel1Çoklu Kanallarda Tutarlı Deneyimler İnşa Etmek

Günümüzde markalar müşterileriyle offline ve online çok farklı kanallar üzerinden etkileşimde bulunuyor. Aberdeen Group Inc.’ın araştırmasına göre çoklu kanal yönetiminde etkin bir stratejiye sahip şirketler olmayanlara oranla 2 kat daha fazla müşterilerini elde tutma şansına sahipler. Yine Gartner’ın araştırmasında öne çıkan başlıklardan birisi de çoklu kanalların uyumlu hale getirilmesi.

Birçok şirket sektörlerindeki gelişmeye paralel bilinçli ya da bilinçsiz kendilerini çok kanallı bir yapının içinde buldular. Kanal sayısı arttıkça, her bir kanal bağımsız yapılar olarak evrildiler ve büyüdüler. Birçok şirket doğal bir içgüdü ile operasyonel verimlilik ve maliyet odaklı bir yaklaşımla işleri bu kanallara dağıttılar. Bir mağazaya ya da banka şubesine gittiğinizde X işlemini yapmak için çağrı merkezini aramanız gerektiğini söylediler. Her kanalın kendine özgü dinamikleri ya da maliyetler bunu gerektiriyor gibi gözükse de bu parçalanmış yapı her kanalda farklı deneyimlerin yaşanması sonucunu doğurdu.

Müşteri deneyiminin önemli dinamiklerinden birisi bütünsel olmasıdır. Siz istediğiniz kadar parçalayın müşteriler bu parçaların herhangi birinde olumsuz bir deneyim yaşarlarsa bunu markanın bütününe mal ederler. Hattınız çok iyi çekiyor ve tarifeniz gayet avantajlı olabilir ama eğer telefon operatörünüzün çağrı merkezi sizi üzmüşse büyük olasılıkla hattınızı taşıyacaksınızdır.

2017’nin önemli başlıklarından birisi de bu çoklu kanalları uyumlulaştırmak, müşterilerin tüm kanallarda tek bir deneyimi yaşamasını sağlamak olacaktır. Tüm kanallarda tutarlılığı sağlamak öncelikli hedefimiz olmalı.

Kolaylaştırmak

Müşteri 3.0’ın öncelikli beklentilerinden birisi markayla kuracağı etkileşimlerin kolay olmasıdır. Kolaylık unsuru, “çaba metriği” olarak son yıllarda müşteri deneyim ölçümleme sistematiğinde kendine yer buldu. Bir çok araştırma şirketi “çaba metriğinin” deneyim ölçümlenmesinde ki ağırlığının artacağını öngörüyor.

Müşterilerle olan süreçlerinizi “çaba metriğine” göre gözden geçirmeliyiz. Hizmetlere ulaşmaları ne kadar kolay? Genelde konu ürün ya da hizmeti satmaksa tüm şirketler “kolaylaştırma” konusunda çok başarılı. Ancak satın aldıktan sonra bu ilkeyi birçoğu ihmal ediyor. Satış sonrası müşteri süreçleri o kadar da kolay değil. Müşteriler birçok çözüme ulaşmak konusunda “satın alırken kinden çok daha yüksek bir çaba” göstermek zorunda bırakılıyor.

Müşterilerle temas ettiğiniz her noktada mevcut işlemleri nasıl daha fazla kolaylaştırabilirsiniz? 2017 için güzel bir gündem maddesi!

starbucks-name-cupKişiselleştirmek

Birbirine benzeşen ürün ve hizmet bolluğunda piyasalar küreselleşirken müşteriler ise aksi yönde bireyselleşme eğilimdeler. İletişim devrimi ile sınırların kalktığı dünyada müşteriler bu kalabalık içinde herhangi biri olmak istemiyorlar. Kendi varlıklarının tanınmasını istiyorlar. Kendilerini özel hissetmek, ürün ve hizmetleri kullanarak kendilerini ifade etmek istiyorlar. Anonimleşme ile bireyselleşme arasındaki çelişkinin çözülmesi için ürün ve hizmetlerimizin kişiselleştirilmesi gerekiyor.

Kişiselleştirme, müşterilerin bireysel istek ve beklentilerine göre ürün ve hizmetleri farklılaştırmak demektir. Bu en uç noktada tamamen kişiye özel bir ürün veya hizmet sunmak olabilirken genelde standart bir ürün ve hizmetin kişiye özel dokunuşlarla farklılaştırılarak kişiselleştirilmesi şeklinde de olmaktadır.

Kişiselleştirme için öncelikle müşterilerin kişisel tercihlerini, ilgi ve isteklerini öğrenebilmemiz ve çalışanların kullanımına sunmamız gerekir. Bu ise müşterinin sesini duymayı ve teknolojiyi etkin kullanmayı gerektiriyor.

Satmaktan Önce İlişki Geliştirmeye Odaklanmak

Müşteri deneyimi yönetiminin özünde müşterilerimize birşeyler satmaktan önce onlarla kurduğumuz etkileşimde hayranlık uyandıran bir deneyim sunma anlayışı yatar. Odağa “satışı” değil müşteriyi alır. Satış ve kar müşteri deneyiminin doğal bir çıktısı olarak görülür.

Geçen yıl bir çok global marka, mağazalarını bu anlayışa göre yeniden kurgulamaya başladılar. Apple Store örneğini geçen ay ki yazımda detaylıca ele almıştım.(bknz) Deneyim ekonomisinin güçlü oyuncuları mağaza ve şubelerini ürünlerini sattıkları bir yer olmaktan çıkarıp müşterilerle ilişkilerini geliştirebilecekleri bir yer olarak konumlamaya başladılar.

Bu eksende offline temas noktalarını 2 önemli kriteri zenginleştirmek için kullanıyorlar, kişiselleştirme ve eğitim (bilgi/çözüm sunma). Bir çok marka için çağrı merkezleri en sorunlu temas noktası iken Zappos çağrı merkezindeki hayranlık uyandıran uygulamaları ile müşteri deneyiminin parlayan yıldızlarından biri olmayı başarabildi. Tüm bunların arkasında yatan anlayış önceliği ilişki geliştirmeye vermektir.

calisandeneyimi4Çalışan Deneyimini Geliştirmek

Birçok yazımda ısrarla vurguladığım gibi çalışan deneyimi ve müşteri deneyimi bir elmanın iki yarısı gibidir. Çalışanlarınızın gönlünü kazanmadan müşterilerinizin gönlünde taht kurmak neredeyse imkansızdır. Deneyim ekonomisinin güçlü oyuncuları bunu çok erken farkettiler ve müşteri deneyimi kadar çalışan deneyimine de odaklandılar.

Maalesef ülkemizdeki en sorunlu alanlardan birisi çalışan deneyimi. Mevcut ekonomik koşullar, işsizlik oranları bir çok şirketin çalışan deneyimine gönülsüz ya da bilinçsizce yaklaşmasına zemin hazırlıyor. Müşteri deneyimi konusunda istekli ve coşkulu şirketlerin bile iş çalışan deneyimine gelince aynı coşkuyu göstermediklerini üzülerek görüyorum.

Bazılarının hoşuna gitmeyecek belki ama çalışanlarınıza rağmen, hayranlık uyandıran bir müşteri deneyimi yönetimi yapmanızın bir yolu henüz bulunmadı. Eğer ki deneyim dünyasına adım atmayı düşünüyorsanız ki tüm global araştırmalar artık bunun bir tercih olmadığını orta vadede zorunlu bir süreç olduğunu ortaya koyuyor, çalışanlarınızın mutluluğunu en az müşterilerinizin mutluluğu kadar önemsemeniz gerekiyor. İnsan kaynakları fonksiyonunun çalışan deneyimi yönetimine doğru evirilmesi, bazı şirketlerde “C..” seviyesinde çalışan deneyimi yöneticilerinin olması bunun göstergelerindendir.

Çalışan deneyimi yönetimi için öncelikle mevcut şirket kültürünün “insan odaklı” bir bakış açısıyla gözden geçirilmesi, genel merkez duvarlarına astığımız “adalet, içtenlik vb” fiyakalı değerleri tüm şirket uygulamalarında koşulsuz hayata geçirmeniz gerekiyor.

Müşteri Deneyimi yönetimi “müşteri odaklı” olmaktan bir adım ileri giderek “insan odaklı” olmayı gerektirir. İnsan odaklı olmak, hem müşterileriniz hem çalışanlarınız hem de tedarikçileriniz için kısa vade de olmasa bile uzun vade de doğru yolu size gösterecektir.

Bu yazı Ercan Kalit tarafından kaleme alınmıştır.

Pazarlamasyon Pazarlama, Sosyal medya, Marka Yönetimi, Pazarlama İletişimi, Dijital Pazarlama ve İş Dünyası konularına odaklı bilgi kaynağı.

1 Comment

  1. Çok başarılı bir yazı. Emeğinize sağlık. Türkiye malesef hala (Türk büyük kurumsal firmalarıda dahil) taşeron yönetim zihniyetinden ayrılamadı. Appleın gelmesiyle ve Amazonun Türkiyeye giriş yapmasıyla inşallah türkiyedeki sözüm ona kurumsal firmalarda kendilerini toparlar ve müşteri, çalışan odaklı bir işletme haline gelirler.

Bir Cevap Yazın

Yemek Yerken Sohbet Edin Diye: Mc Donald’s Telefon Kilitleri 0

Akıllı telefonların hepimizi yalnızlaştırdığı şu dönemde aile ve arkadaşlarla geçirilen vaktin kalitesinin de göreceli olarak düştüğünü söyleyebiliriz. Artık arkadaşlarımızla buluştuğumuzda bile telefonumuza gelen o bildirimi kontrol etmek için içimizde önüne geçilemez bir istek duyuyor, yemeklerimizi Twitter eşliğinde yiyor, gittiğimiz konserlerde grubu dinlemek yerine kaydetmeyi tercih ediyoruz.

Peki bu durum nereye kadar sürecek dersiniz? Biz dur diyene, sohbet etmenin keyfine tekrar ihtiyaç duyduğumuz ana kadar sürecek. Evrensel bir nitelikte olan bu probleme fastfood lideri McDonald’s eğlenceli bir şekilde dur demiş.

Mc Donald’s Singapur şubelerinden birisine müşterilerin yemek yemeye geldikleri zaman akıllı telefonlarını kilitleyebilecekleri bir dolap yerleştirmiş. Maksat kişiler yemek yerken telefonlarıyla değil, beraber geldikleri kişilerle vakit geçirsin, sosyalleşsin..

Dürüst olun boş vaktinizi kim daha çok hak ediyor, telefonunuz mu yoksa aileniz mi? Sorusunu soran şirket, mağazasına yerleştirdiği 100 farklı kilitli alanı bulunan bu büyük dolap ile müşterilerine telefondan uzak aile ile geçirilebilecek dolu dolu zamanlar yaratmayı hedeflemiş.

Şirketin ‘Phone Off, Fun On’  kampanyası kapsamında en sevdiklerinizle yemek yerken geçirebileceğiniz eğlenceli vakitler yaratan Mc Donald’s sadece kilitli akıllı telefon dolapları değil, aynı zamanda telefonunuzu masanın en köşesine koyarak muhafaza edebileceğiniz tabiri caizse telefon park alanı gibi bir sistemi de hayata geçirmiş.

Daha öncesinde de Mc Donald’s Hindistan 2015 yılında benzer bir kampanya gerçekleştirerek gençleri telefonlarını yemek yerken bir kenara bırakmaları konusunda desteklemişti. Müşteriler sonrasında ne kadar zaman telefonları ile ilgilenmedikleri ve o süre zarfında ne yaptıklarını tweet atmışlardı. Sonrasında şirket tarafından seçilen tweetin sahibi dört arkadaşı ile beraber bir tatil kazanmıştı.

Ne dersiniz siz telefonlarınızı kilitler miydiniz?

Depresyona Karşı Yeni Terapi Chatbot’u; Woebot 0

Son dönemler de Chatbot terimini sık sık duymaya başlamış olabilirsiniz. Ama asıl konu ne senaryo ne de ara yüz, asıl önemli olan Chatbot’un sahip olduğu zeka. Çoğunluğun yapay zeka olarak açıkladığı bu botlar, bu sefer ete kemiğe bürünerek bir psikoloğun yerine geçiyor.

Bir Stanford araştırmacısı, depresyona nasıl tepki verdiğimiz konusunda, yarattıkları yapay zeka ile çarpıcı bir değişime öncülük ediyor. Bu teknolojilere dayalı tedavilerin en yenisi olan Woebot, bilişsel-davranışçı terapi kullanarak tasarlanmış yapay zeka Chatbot’u, depresyon tedavisinde en yoğun biçimde araştırılan klinik yaklaşımlardan biri oluyor.

Woebot, Stanford’ta klinik psikolog olan Alison Darcy tarafından tasarlandı. Psikolog projenin amacını terapilere parası yetmeyen, insanlara açılmakta zorluk yaşayan kişiler için oldukça tasarladığını söylüyor. Psikolog Alison Darcy ‘insan ilişkilerinde çok fazla karmaşa ‘ olduğunu düşünüyor ve depresyon, anksiyeteye karşı gerçek kimlikli insanlar üzerinde test etmeye başlıyor.

Test için Darcy, depresyon ve kaygı belirtileri yaşadıklarını söyleyen 70 öğrenci ile işe başlıyor ve onları iki gruba ayırıyor. Bir grup iki haftalarını Woebot ile sohbet ederek geçiriyor; diğer grup ise depresyon ile ilgili Ulusal Ruh Sağlığı e-kitapına yönlendirilerek terapi görüyorlar. Woebot grubundaki insanlar iki haftadan fazla bir sürede sadece botla her gün sohbet ediyorlar. Belli bir süre zarfının ardından Woebot ile terapi görenlerin, depresif belirtilerinde önemli bir düşüş olduğu tespit ediliyor.

Woebot, hastalarla konuşmak için bilişsel davranışçı terapi sistemini kullanıyor. Bilişsel davranış terapisi, çocukken başınıza gelen olayların aksine, şimdi hayatınızda olan şeyleri tartışmaya odaklı bir yöntem. Woebot ile annenizle olan ilişkiniz hakkında konuşmak yerine, yakın zamanda yaşanan bir çatışma ya da bir arkadaşınızla yaşadığınız bir tartışma üzerine sohbet etmeniz daha makul görülüyor.

Tabi ki, bir Chatbot’tan umut verici gerçek tıbbi sonuçlar almak yeni yasal ve etik konular getiriyor. Woebot bir kişi gibi görünse de, hastaya aslında “kendi kendine yardım çözümünü’ seçmeyi açıkça belirtiyor. Karşısında ki kişinin duygu durumunu anlamak için çoğunlukla soru sorma yöntemini tercih ediyor. Örneğin; Bugün nasılsınız?, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? vb.

Woebot bu metodojiyi, kişinin kendini negatif düşüncelerini daha nesnel bir şekilde yeniden ifade etmesini sağlıyor. Hastalar duygusal zayıflıklarından bahsetmeye ve daha sonra stres, kaygı ve depresyona neden olan psikolojik tuzakları tanımlamaya teşvik ediliyor. Darcy, “İyi bir terapist başkasının sürecini kolaylaştırmalı, onun bir parçası olmamalıdır” diye belirtiyor.

Woebot şu an sadece sizinle Facebook Messenger üzerinden konuşabiliyor. Woebot lisanslı bir terapist değil, onunla yapılan herhangi bir görüşme ilk etapta tıbbi veri gizliliği ve güvenlik yasası tarafından korunmuyor. Ancak Darcy ve ekibi Woebot’un tüm kullanıcılarını gizli tutmak için uğraşmış olsa da, Facebook sizin kim olduğunuzu biliyor. Woebot’un, Facebook’ta yaklaşık 150 uzun vadeli beta kullanıcısı olduğu biliniyor.

Hazır konumuz yapay zeka iken, Pazarlamasyon olarak düzenlediğimiz, Marketing Meetup serimiz de alanında uzman konuşmacılar tarafından anlatıldığı, iş zekasına, analitiğe ve entelektüelliğe odaklanarak pazarlama ekosistemini geliştirmeyi amaçlayan, Marketing Meetup’ın dördüncü buluşması “Intelligence” yani “Zekâ” temasıyla, 30 Kasım 2017’de İTÜ Ayazağa kampüsü içinde bulunan Süleyman Demirel Kültür Merkezi’inde profesyonellerle buluşacağız. Daha fazla bilgi ve etkinliğe kayıt yaptırmak için Marketing Meetup Intelligence’un sayfasından kayıt yaptırabilirsiniz.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link

Marketing Meetup Intelligence

Erken Kayıt için Son Tarih: 30 Ekim
BU ETKİNLİKTE OLMALIYIM
Zekanın Pazarlama ve Teknoloji Dünyasına Neler Getireceğini Konuşuyoruz
close-link