Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi’nin Ardından Akılda Kalanlar

Pazarlamayla ilgilenenler için Zirve mevsimi en canlı dönemini yaşıyor… Geçtiğimiz ay gerçekleşen Brand Week’in ardından, dün başlayan ve iki gün sürecek olan ‘Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi’, sektörden önemli isimlerle pazarlamaseverleri Lütfi Kırdar’da buluşturdu.

MCT Danışmanlık’ın 2011 yılından bu yana organize ettiği etkinlik, bu sene yalınlık temasıyla ön plana çıkıyor. “Basit düşün ses getir” sloganıyla duyurulan zirvenin ilk gününde, yalınlığın dşünüldüğü kadar kolay olmadığı ve pazarlama iletişiminde yalınlığın, basit düşünmenin ve sadeliğin ne kadar etkili ve başarılı olduğu birçok farklı açıdan vurgulandı.

Zirvenin ilk gününde öne çıkan konuşmacılar ve önemli notlar aşağıdaki şekilde;

Stratejist Tanyer Sönmezer ve Peter Economides’ın açılış konuşmasıyla başlayan zirvede, öncelikli konu marka ve marka değerinin dinamikleriydi. Marka değerinin, ürün ya da hizmetin özüyle birlikte zenginleştirilen birçok süreç ve uygulamaya bağlı olduğu vurgulandı. Economides’ın konuşmasında, dünya devlerinden alışık olduğumuz örneklerle; pazarlama iletişimi ve ürünün farklılaştırma noktalarının önemi vurgulandı.

fotoğraf 1 (2)

Zirvenin dikkat çekici isimlerinden biri de, Business Strategy Review tarafından geçtiğimiz günlerde “Dünyanın en iyi ticari zekalarından biri” olarak tanımlanan Peter Fisk’di. Fisk, tekonolojinin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı bir dönüşüm içinde olduğunu vurgulayarak, bu dönüşümün iş geliştirmek ve yeni sektörler yaratmak için eşsiz fırsatlar sunduğunu hatırlattı. Sade ve basit olanın her zaman en iyisi olduğuna değinen Fisk, katılımcılara sadeleştirmeyi denemekten korkmamaları gerektiğini tavsiye ederek sadeleştirmenin düşünüldüğünden daha zor ve emek isteyen bir süreç olduğunun altını çizdi.

Pazarlama Strateji Uzmanı D.Meerman Scott, Gerçek Zamanlı Pazarlama başlıklı konuşmasında; değişen iş dünyasında kilit başarı faktörünün, boşlukları hızlı şekilde doldurmak ve tüketici ihtiyaçlarına anlık olarak cevap vermek olduğunu belirtti. İletişimin yeni doğasının pazarlama kampanyalarında daha çok kullanılması gerektiği ise, Scott’un sektöre yönelik önemli eleştirilerinden biriydi.

Tanyer Sönmezer’in konuşması ise; basit, büyük ve başarılı stratejiler üzerine kuruluydu. Sönmezer; son derece basit parçalarla büyük hayaler satan Lego’dan yola çıkarak birçok örnekle, sadeliğin akıllıca kullanıldığı takdirde ne kadar etkili bir yöntem olduğunu anlattı.

Faruk Malhan ise, tasarımda sadeliğini konu ettiği konuşmasında yaratıcılığın yokluktan çıktığını belirterek, üründen öte ürünün kullanıcılarda yarattığı deneyimin önemine vurgu yaptı. Sorunların köküne inilmedikçe yaratıcılık sürecinin başlamadığına dikkat çeken Malhan, yaratıcılığın yokluk zamanlarında ortaya çıktığını belirtti.

Apple ürünlerinin başındaki “i” takısını bulan; iPad, iMac, iPhone gibi çoğu ürünün isim babası ve marka tarihinde önemli isimlerden biri olan Kan Segell, zirvenin dikkat çeken isimlerinden bir diğeriydi. Steve Jobs’la birlikte çalıştığı dönemden ilginç anılar paylaşan Segell, sadece ürünlerin değil, firmalardaki tüm süreçlerinde sadeleştirilmesi gerektiğini belirterek, Apple’ın başarısında sadeliğin önemine dikkat çekti. Basit olmanın basit olmadığını dile getiren Segell, ürün özelliklerinden çok tüketiciye sunulacak faydanın ön planda tutulmasının, pazarlama iletişiminde önemli olduğunu hatırlattı.

2009 yılında United Airlines’la yaşadığı müşteri sorunu sonucu YouTube’a yüklediği videosuyla ünlenen şarkıcı, yazar ve sosyal medya inovatörü Dave Carroll da bol müzikli performansıyla izleyenleri şaşırttı ve eğlendirdi. Sosyal medyanın sadece yazılı basının alternatifi olarak görülmemesi gerektiğini hatırlatan Carroll, dijital dönüşümün iletişimin doğasında yaptığı değişikliği dünyadan örneklerle açıkladı.

Avea’dan Baran Yurdagül ise, pazarlamada mobil stratejilerin öneminden bahsetti. Yurdagül, dünyadaki mobil cihaz sahiplik oranının dramatik bir şekilde arttığından hareketle mobilin deneyim oluşturmadaki gücünü anlattı ve mobil sektörün dünyadaki belli başlı sektörler arasındaki önemini ve etkisini ortaya koydu.

Hürriyet’ten Birim Gönülşen Özyürekli ise son günlerin dikkat çeken kampanyası “Hürriyet Benim”in yaratım sürecini detaylarıyla anlattı. Kampanyanın bir felsefesi ve değerleri olduğunda ne kadar başarılı ve insana dair olduğunun altını çizen Özyürekli, Türkiye’nin kültürel çeşitlilik ve zenginliğinin, projenin temeli olduğuna vurgu yaptı.

22399176

Müşteri Çağında Pazarlama 2. gün:

“Basitleştiremediğiniz her şey başınıza dert açar”

 

“Basit düşün ses getir” sloganıyla düzenlenen Müşteri Çağında Pazarlama Zirvesi, ikinci gününde daha yoğun bir program ve paralel oturumlarla devam etti…

Peter Economides’ın açılış konuşmasıyla başlayan ikinci gün; AMD Telecom’dan Dimitris Rokos, TBWA’dan Cem Topçuoğlu ve C-Section’dan Emiş Orhun’un paneliyle devam etti. Dijital dönüşümün medya kullanımındaki etkileri ve yeni medya düzeninin konuşulduğu panelde, anlık geribildirimler sayesinde dijital kampanyaların tamamen tüketici odaklı olduğu vurgulandı. Strateji belirlemekten uygulamaya kadar tüm süreçlerde kullanıcıların belirleyici olmasının, pazarlama tarihinde tüketicinin en iyi tanındığı ve gözlemlendiği ortamı oluşturduğu belirtildi.

Sena Pillot de Chenecey’in bireyselliğin yükselişiyle ilgili konuşmasının teması ise, tüketiciyi anlamanın başarılı kampanyalar için olmazsa olmaz olduğuydu. Chenecey; bireyselliğin ve tüketici beklentilerinin daha önce olmadığı kadar yükseldiği yeni pazarlama çağındaki diğer başarı faktörünün ise tüketiciyi karmaşa ile yormak yerine basit kurgularla çekmek olduğunu vurguladı.
Zirvedesin ilginç sunumlardan biri ise, Socar’dan Mutluay Doğan’ınkiydi. Matematik yoluyla basitliği anlatan Doğan, doğada yer alan kusursuz sadeliğin ardındaki karmaşık kurgu ve işleyişi matematik yoluyla anlatarak, zirvenin teması olan basitliğe oldukça farklı açıdan yaklaştı.
Zirvenin en ilgi çeken anları ise, Fatih Altaylı ile Teke Tek’te yaşandı. Altaylı’nın bu sefer konuk sandalyesinde olduğu ve Tanyer Sönmezer’in sorularını yanıtladığı oturum, Altaylı’nın 20 yıllık başarılı Teke Tek öyküsünü anlatmasıyla başladı. Türkiye’deki eğitim sisteminin yetersizliğine değinen Altaylı, sadece ekonomik büyüme ile vaadedilen gelişimin yetersiz olduğunu hatırlattı. Liderlik ve yönetim konusunda basitliğin önemini “Basitleştiremediğiniz her şey başınıza dert açar” diyerek ortaya koyan Altaylı’nın kişisel yaşantısından renkli anılarla oturum sona erdi.
Öğleden sonra ise zirve oldukça renkliydi. Peter Fisk’in Marka İnovasyonu workshopunda; markada yenilikle ilgili önemli ipuçları vardı. Özellikle markaların belirli kavramları sahiplenerek insanlara dokunması gerektiğiyle ilgili dünyadan sunduğu örnekler oldukça ilgi çekiciydi. 
Pazarlama Danışmanı Ahmet Akın‘ın sunumu ise diğerlerinden biraz farklıydı. Çoğunluğun konuştuğu “Sosyal medyanın gücü” yerine geleneksel medya araçlarının yeni iletişim çağındaki durumundan ve yeni gereksinimlerinden bahseden Akın, dijital iletişimin önemine vurgu yapılırken geleneksel medya araçlarının ihmal edilmemesi ve yeni çağa uygun şekilde kullanılmasının önemini vurguladı.
Zirvenin ikinci gününün dikkat çeken ve oldukça kalabalık geçen bir oturumu da, Ebru Çapa moderatörlüğünde gerçekleşen Digital Marketing’de Başarı Hikayeleriydi. Turkcell’den Sertan Eratay, Beymen’den Esra Uşaklı, KREA’dan Aycan Farik ve Markafoni’den Hakkı Arıkan, firmalarının dijitaldeki başarı hikayelerini paylaştılar. Ortak nokta, erken davranarak dijital dönüşüme en erken uyum sağlamaya başlayanın çok yol aldığıydı.
Iki gün süren Pazarlama Zirvesi, sadeliğin ne kadar etkili bir strateji olduğunu birçok farklı yaklaşımla ortaya koydu. Özellikle konuşmacıların farklı sektörlerden geliyor olmaları ve farklı konuların ana temaya ilişkilendirilmiş olması, zirvenin içeriğini son derece zenginleştirmişti… Zirvelerin bu şekilde temalı olmasının içeriğe katkısını da bir kez daha görmüş olduk.
Başka bir pazarlama etkinliğinde görüşmek üzere, hoşçakalın…

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Kahvaltının En Önemli Öğün Olduğunu Pazarlamacılar mı Uydurdu? [Video]

Yıllardır babalarımız, annelerimiz, dedelerimiz bize “kahvaltının en önemli öğün” olduğunu söyledi durdu. Peki, bunun bilimsel bir temeli var mı ya da bu algı nasıl ortaya çıktı? Bu hafta, kahvaltı yapma algısı ile ilgili keyifli bir sohbet ettik. Gelin hep beraber kahvaltı yapmanın kilo vermeyle, sağlık sorunlarıyla ya da düşük performansla bir ilgisinin olup olmadığını video haberimizde görelim.

Sohbetimize konu olan haberin linkine şuradan ulaşabilirsiniz. Yeni videolardan anında haberdar olmak adına Pazarlamasyon’un Youtube hesabını takip etmenizi öneriyoruz. Buraya tıklayarak Youtube hesabımızı takip edebilirsiniz. Keyifli seyirler.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Yılların İkonu ‘Converse’ İhtişamlı Geçmişini Kurtarabilecek Mi?

Hayat iniş çıkışlarla dolu, bizler nasıl dibe vuruyorsak markalar da vurabiliyor. Geçtiğimiz dönemlerin arzu nesnesi haline gelen onlarca marka  bugün arzın çeşitliliği, trendlerin hızla değişimi, kötü yönetim ya da basit bir reklam kampanyası yüzünden bile ihtişamlı günlerini geride bırakabiliyor. Bu yazı dizisinde hep beraber kötü talihle yüzleşen markaların hikayelerine bakacağız.

Hazırsanız Converse ile başlıyoruz.

Herşey Marquis Mills Converse’in 1908 yılında Malden Massachusetts’de Converse Rubber Shoe Company’i kurması ile başladı.  İlk iki yılında kendini idame ettirecek kadar sipariş alan şirket bir adım daha öteye giderek kültürel bir ikon haline gelen basketbol ayakkabılarını üretmeye başladı.

 

Chuck Taylor

1971’de ilk basketbol ayakkabısı The All Star’ı üreten Converse, hafif ve ön kısmı destekli bu ayakkabının tanıtımı için ünlü basketbol oyuncusu Charles Hollis Taylor bizim bildiğimiz adıyla Chuck Taylor ile anlaştı. Böylelikle 1921’de Converse’in ilk basketbol ayakkabısı The All Star Chuck Taylor ismine kavuştu.

Rüzgarın markadan yana olduğu bu dönemde özellikle 1936 Olimpiyatlarında basketbolda Amerika Kanada’ya karşı algısının da faydası ile markanın benimsenmesi hem de NBA’in kurulması ile ligin en popüler ayakkabısı haline gelen Converse piyasada Nike, Adidas, Puma gibi markalarla amansız bir rekabetin içindeydi.

1950’lerde adeta dönem gençlerinin üniforması haline gelen, eskidikçe güzelleşen bu ayakkabı James Dean gibi bir ikonun ayağında basketbol ekseninden popüler kültür eksenine doğru yol almaya başladı. 1957’de ise Converse tek başına “sneaker” piyasanın %80’ini elinde tutuyordu.

The One Star

1970’lerde Converse The One Star ismini verdiği sağ tarafında tek yıldız bulunan ve bir anda markanın diğer en iyi satan model, haline gelecek süet ayakkabısını tanıttı.  Bu ayakkabı kısa kesimli basketbol performans ayakkabısı olarak sahneye çıksa da sörf ve kaykaycıların fazlaca tercih ettiği bir ayakkabı haline geldi.

 1980 ve 1990’lar Grunge Etkisi

Converse’in kritik dönemlerinden bir diğeri 1984’te resmen Los Angeles Olimpiyatları’na sponsor olması ile başladı.  1980’lerin ortasında Converse Nirvana’dan Kurt Cobain, Pearl Jam’den Eddie Vedder gibi ünlü rock yıldızlarının tercihi haline gelerek daha geniş bir kitleye yayıldı. Şirket daha sonra 1997’de 550 milyon çift Converse sattığını duyuracaktı.

2001’de şirket için durumlar kötü gitmeye başladı. Hızla para kaybeden ve borçları artan şirketi 2003’de rakibi Nike satın alarak bir ikonun yok olmasını kısmen engelledi ve The Chuck Taylor II’yi tanıttı.

Günümüzde ise özellikle sneaker kültürünün neredeyse tüm dünyada trend olması, smart-casual giyinme biçimin günümüz gençliği tarafından da benimsenmesi ile spor ayakkabılar daha günlük yaşamda kullanılabilir bir hal almaya ve ofislere bile adım atmaya başladı. Converse rüzgarının nispeten daha yavaş estiği bu dönemlerde devir, Converse’in ürün bakımından rakibi sayılabilecek, daha çok kaykaycıların tercih ettiği bir bez ayakkabı markası olan Vans, piyasada birçok markada bulabileceğimiz “beyaz sneaker” lara kaldı gibi.

Bugün ayağında Converse ile dolaşan kişi sayısı gözle görülür derece azalırken, ikon markanın yeniden ayağa kalkacağı günleri sabırsızlıkla beklediğimizi de ekliyoruz.

 

 

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link