MOM AND KIDS ZONE / 3. Bölüm – ÇOCUK SONRASI İŞİ BIRAKAN ANNELER 0

SENİN YENİ KARİYERİN, ARKA ODADA UYUYOR BEBEĞİM!

Bu grup anneler, SES düzeyleri daha yüksek ve yoğun tempoda çalışmaya alışkın bir gruptur. Çocuğuna uygun bakıcı bulamadığı, aile bireyleri yakınında ikamet etmediği veya sadece ekonomileri uygun olduğu için çocuğunu kendi yetiştirmeye karar veren anneler, iş dünyasından ayrılırlar.

İş hayatında uzun yıllar geçirmiş ve görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çabalayan anneler, genellikle çocuklarının da belli planlamalar ve kurallar çerçevesinde yetiştirirlerse aynı verimi alabileceklerini düşünmektedirler.

ÇOCUKLARLA PLAN YAP, TANRIYI GÜLDÜR!

Kucağınıza ilk aldığınız anda büyük bir sevgi ile dolan yüreğiniz, sadece o çocuk ağladığında duvara fırlatmayın diye, vücudunuz tarafından salgılanan bir hormonun etkisindedir.

Varoluşumuzun devamı için yükselen östrojen ve prolaktin ile gün içinde durmadan ağlayan bebeğinize, kısmen tahammül edebilirsiniz. Hayat tarzınıza uyum sağlayacağını düşündüğünüz, birlikte seyahatlere, gezmelere gideceğinizi planladığınız el kadar bebeniz, kapıdan dahi çıkmanıza izin vermeyebilir.

Eve gelen misafirlerden nefret edebilecek olan bebeğiniz, sizi zaman içerisinde asosyal ve sadece çocuklu ailelerle görüştürecek bir hale dönüştürebilir.

Toplantı planı, zaman planı yapmaya alışkın anneler için bu durum travmatiktir. Yoğun iş hayatına alışkın kadınlar için bir birey yetiştirmek ve işe gitmek zorun olmamak elbette ilk günlerde keyifli bir dönemdir.

Ancak bir süre geçtikten sonra “kendilerini verimsiz” hisseden anneler, lohusalığın da etkisi ile depresyona girmektedir. Kendilerini “iş başarısı” ile anlamlandırmaya alışkın olan bu anneler, “yetersizlik” ve “ hayattan uzak kalma” hissi ile baş başa kalırlar.

KALDIK MI BAŞ BAŞA BEBEĞİM!?

Yoğun bir tempodan sonra hayatı çocuğa, ev işlerine endekslenen kadınların verdikleri genel tepkiler:

  1. Eşe sarmak
  2. Hayata küsmek
  3. Kendine gereksiz meşgaleler bularak, çocuk kadar evin tülüyle, perdesiyle daha sık haşir neşir olmak
  4. Titiz olmaya başlamak
  5. Takıntılar geliştirmek
  6. “Madem girdik bu yola, ikinciyi de mi yapsak?” karmaşası
  7. Sonunda da “Bunun için mi okudum lan ben!!!” ruh hali içerisinde darallar geçirmektir.

Şimdi çocuğu sakince yatağına bırakıyoruz ve derin bir nefes alıyoruz.

Kariyer yolunda emin adımlarla ilerlerken, 3 yaşından sonra çocuk okula başladığında, dönemeyeceği bir mesleğe sahip olan kadınlar için bu travmalar oldukça normaldir.

Anneler, her ne kadar çocukları için en iyisini yapmak isteseler de zaman zaman kendilerini unuttuklarını fark ettiklerinde normalden fazla tepki verirler.

Babanın, eve ekonomik anlamda gelir getiren tek kişiye düşmesi ile birlikte sorumluluğu da daha çok ev olan anne, yalnız kalmaktadır.

Eşini de suçlayamaz çünkü ev ekonomisinin devamlılığı için eşin yoğun çalışması gerekmektedir.

Her anne çocuğunu sever, zaman zaman yaşanan duygusal patlamalar nedeniyle vicdan yapmamakta fayda vardır. Hepimiz insanız ve alışmadığımız bu düzen içerisinde yaşadığımız “gel git”ler gayet normaldir.

Bu aşamada yeni hayatımızı, geçmiş deneyimlerimizle harmanlamak bizi daha da rahatlatabilir.

OYUN OYNAMAK ANNEYE KENDİNİ İYİ,  ÇOCUĞU İSE GÜVENDE HİSSETTİRİR

Oyun çok önemli bir değerdir. Oyun, hem anne ile çocuğun arasındaki güveni, bağı kuvvetlendirir hem de gün içinde daha rahat zaman geçirmeyi sağlar. En ufak yaştan itibaren aslında oyun hayat kurtarır.

Evdeki basit materyaller, fasulyeler, nohutlar, eşarplar birer oyuncaktır. Dünyayı tanımayan bebek için her materyal ilginçken, anne için de yaratıcılığını perçinleyen birer unsurdur.

Sadece anne değil, öğretmen, eğitmen olduklarında, kadınlar kendilerini daha işe yarar ve daha faydalı hissederler. Bu sayede çevreleri ile de iletişimleri daha pozitif olur.

Ancak, “oyun oynamayı” bilmeyen bir kuşak için “oyun” bile bir sorun haline gelmektedir. Bizler, kariyerleri için geliştirilen, sokakta oynayarak büyütülen ve ebeveynlerinin onlarla oynamadığı bir kuşağız.

Bizler sokakta büyüdük. Kimse bizimle oynamak zorunda kalmadı. Biz de kendi dünyamızda, az materyalle kendimize eğlenceli dünyalar kurarak büyüdük. Oysa günümüzde, sokakta oyun oynama kavramı neredeyse yok olmaya başladı.

Bu eksiklik, hayatlarımıza negatif anlamda sirayet etmeye başladı. Oyun oynamayı bilmiyoruz, çocuklarımızla zaman geçirmeyi nasıl organize edeceğimizi bilmiyoruz, etrafta çocuk bulamıyoruz. Kendi annelik deneyimimde bile bu sorunları yaşadım. Parkta bahçede çocuğumla akran çocuklar bulup, yarım saat bile olsa sosyalleşmesi için mesai harcamak zorunda kaldım.

Aynı sorunları yaşayan annelerin attıkları keyifleri adımlar var: “Kadıköy Anneleri” gibi. Onlar, bir whatsapp grubu olarak başlayıp, bugün Kadıköy’deki annelerin kaliteli zaman geçirmek için bir araya geldiği, birbirlerine destek oldukları, harika aktivitelere ve etkinliklere imza atan bir grup haline geldiler.

Annelerin yalnızlıkları, yerel gruplarda yükselişe neden olmaya başladı. Bugüne dek “çocuklu arkadaşları” ile yeterince sosyalleşmeyen kadınlar, çocuk sahibi olduktan sonra bunun eksikliğini duymaya başladılar.

Yerel gruplar bu anlamda çok faydalı. Kendi çevrenizde, çocuğunuzla yaşıt çocuğu olan annelerle bir araya gelmek hem sizin hem de çocuklarınızın sosyalleşmesi için önemli birer çıkış yoludur.

Öneri: Yerel anne grupları uygulaması yaratılması

Tüm Türkiye’de ilçe ilçe anne gruplarının yer aldığı, onların etkinliklerine yer veren bir uygulama, annelerin baş tacı olacaktır. Sadece web siteleri üzerinden etkinliklere ulaşmak değil, bir kahve içelim, çocuklar da azıcık oynasın isteğinde olan annelere uygun profillerin de yaratılacağı bir uygulama tüm anneler için huzur kapısı olacaktır.

Madem sevgili bulmak için app yapabiliyoruz o zaman anneler için de daha değerli bir uygulama alt yapısı yazılabilir.

PLAN YİNE YAPIN AMA UYGULANABİLİR PLANLAR YAPIN!

0-12 ay arası çocuklar, yürüyemezler. İletişim yetenekleri sınırlıdır. Bir süre sonra anneler, evde kendi kendilerine konuşmaya başlayabilirler. Ben oğlumla baş başa geçirdiğim günlerde 48 saat bir yetişkinle konuşmadığım günler yaşadım.

Bunun ne derece bir karanlık ve yalnızlık olduğunu iyi biliyorum. Eşim yoğun çalışıyordu, ailem yoğundu… Bir anda gece yarılarına kadar ajansta takılan, gece eğlencelerine giden, çok sosyal olan ben, kolik ve reflüden mustarip oğlumla, bir de yanında sabah akşam benim bakımıma ihtiyaç duyan 12 yaşında bir Golden köpek ile baş başa kalmıştım.

Bu ani yaşam değişikliği, hayata bakışımı da değiştirdi. Madem program yapmak benim hayatım, o zaman bebeğime ve bana anlam katan, daha dengeli bir planlar döngüsü yapmalıyım kararı aldım.

Her hafta, oğlumun yaş döngüsüne uygun planlar yapmaya ve bunları excellemeye başladım. Teknolojinin sevdiğim yanlarını kullanarak, Pinterest’ten, Google’dan etkinlikler buldum, bunları listeledim.

Her sabah, kendime de iyi gelsin diye, havanın durumunu önemsemeden kanguruma oğlumu koyup, elime köpeğimi alıp, sokaklarda zaman geçirdim. Hayatımı basitleştirdim. Bir minik sırt çantası ile yaşayabileceğimi anladım. Yürüyüşler, hamilelik kilolarımdan 2 ayda kurtulmamı sağlarken, oğlumun da temiz havada, hızlı uyumasını, köpeğimin bol bol dolaşmasını sağladı.

Eve döndüğümüzde yaşına uygun Montessori aktiviteleri yaparak, teknolojiden uzak, bizim gibi büyümesini sağladım.

Kitaplar her yaş döneminde hayat kurtarır. İster 0 ister 8 yaşında olsun, çocuklarınızla sohbet etmenizi sağlayacak, keyifli zaman geçirmenizi sağlayacak materyallerdir.

Bugün kocaman bir kütüphanesi olan oğlum, kendisi artık bunları okumayı öğrenmeye hevesli… İlkokula başlamadan harfleri anlamak için kendi çabasını gözlemlemek benim için büyük bir mutluluk.

Çocukların sorgulama, eleştirme, sohbet etme, hayal kurma, oyun geliştirme yetilerini geliştirmek için kitaplardan daha fazla faydalanmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu aşamada annelerin hayatını kurtaracak bazı unsurlar şunlar olabilir:

  1. Çocuğunuzu kanguruya koyup, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Hem hamilelik kilolarınızdan kurtulursunuz hem de açık havada bebekler uyur. Uyandıklarında emzirebilir veya mamasını minik sırt çantanızdan verip, en azından yine dışarda zaman geçirmiş olursunuz. Kışın sokakta olmaktan korkmayın… Hastayken sokağa çıkmaktan korkmayın, bağışıklıklarını güçlendirmek için buna ihtiyaçları var. Yoksa anaokuluna başladıkları ilk yılı, sürekli evde hasta geçiren çocuklarınız olur.
  2. Park ve bahçeler her durumda hayat kurtarır. Sonuçta tek anne siz değilsiniz. Aynı yaş grubundan çocuğu olan annelerle buluşabilir ve çocuklarınızın da sosyalleşmesini, sizin de kafa dağıtmanızı sağlayabilirsiniz. Ve inanın, çok iyi dostlar edinebilirsiniz. Benim oğlum doğduğu günden beri parkta tanışıp, yol arkadaşım olan dostlarım var.
  3. Sosyal medya, Youtube, Instagram içerisinde bu yaş gruplarına uygun çocuklar için evde ve sokakta yapılabilecek aktivitelerden bol bol örnekler bulabilirsiniz. Günü eğlenceli geçirmek için biraz internette surf yapın. Ama lütfen bunu sadece kendiniz yapın. 3 yaşından önce çocuklarınızın eline telefon ve tablet lütfen vermeyin.
  4. Boğaziçi Üniversitesi’nin Mucize Anneler Okulu’na mutlaka bakın. Kendinizi ve çocuğunuzu mutlu edecek pek çok eğitim, oyun, eve hemşire hizmeti gibi pek kapsamlı hizmet sunan bir yapılanmadır. Kendinizi yalnız hissettiğinizde, evinize bir telefonla gelebilecek hemşireler size yol gösterecektir.
  5. Destek istemekten çekinmeyin. Eşinizden, ailelerinizden hatta dostlarınızdan destek alın. Her şeyi tek başınıza başaramazsınız. Unutmayın, iş hayatında da ekip arkadaşlarınız vardı.

KARİYERLE ANLAMLANDIRILDILAR, SADECE ANNELİK YETMİYOR…

Kendini sürekli kariyer, başarı ve işle anlamlandıran anneler, işten uzaklaştıklarında birey yetiştirmek gibi önemli bir görevi bile yetersiz bulabilirler. Oysa yaptıkları ciddi bir iştir ve kariyerlerinde öğrendikleri her bir bilgi, bu aşamada işe yarayacaktır.

Kendilerini değerli, hala önemli ve başarılı hissetmek isteyen işten ayrılan annelerin en önemli motivasyonu, takdir görmektir.

Bir yandan manevi tatmin duyan ancak diğer yandan uykusuzluk ve yorgunluktan yıpranan işten ayrılan anneler, yaşadıkları korku ve endişeyi, takdir gördüklerini hissettikleri anda bir yana bırakacaktır.

Bunun yanı sıra çocuk belli bir yaşa geldiğinde işine dönemeyecek olanların genel eğilimi de okul aile birlikleri, sınıf annesi olmak, hobi kulüplerine girmektir.

Bakıldığında aslında “anne olmak” kadına yetmemektedir. Kafası multi disipliner çalışan kadın, tek bir sorumluluk ile kendini yeterli hissetmemektedir.

Ayşe Çolak, sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da önemli bir kariyere sahip bir anneyken, ailesi ve çocuğu için işi bırakıp, ülkesine dönen bir iş kadını. İşi bıraktıktan sonra yaşadığı gelgitler sonrasında Yenidenbiz ile tanışan Ayşe Çolak’ın öyküsü onun ağzından dinleyelim…

Seda Acar, işini bıraktıktan sonra hayatına yeni açılımlar yapan bir anne, onun cümleleri ile annelik yolculuğunu dinleyelim:

NELER YAPILABİLİR?

  1. Konvansiyonel dünya ve dijitali entegre edin: Evde ne yapacağını düşünen annelere, hem çocukları ile zaman geçirme yöntemleri hem de kendilerini geliştirebilecekleri imkanlar sunun. 0-48 ay için özel oyun atölyelerini, Youtube’a koyacağınız örneklerle birleştirin. Anneleri davet edin. Ellerindeki materyallerle neler yapabileceklerini öğretin.
  1. Uzaktan eğitim sistemlerini kullanın: MEB’nın uzaktan eğitim sistemleri mevcut, markanız bu yöntemlerle annelere, öğretmenlere, velilere ulaşabilirler. Vermek istediğiniz mesajlarını, onları ilgilendiren ana konularla bağlayarak özel bir KSS projesi hazırlayabilirsiniz. Hayatı besleyecek projelerinizi, hem beslenme, hem eğitim, hem müzik hem de pek çok sektör çerçevesinde verebilirsiniz. Unutmayın, bu kadınların hayatlarını beslemeye ihtiyaçları var, siz neden markanızla bunun bir parçası olmayasınız ki?
  1. Platform yaratmak: Sosyalleşmek isteyen annelere, doktorların, uzmanların katıldığı günler düzenleyin, buraya gelen annelerin rahat rahat konuya adapte olmaları için, alanın içerisine uzman bakıcılar koyun, çocuklarıyla onlar ilgilenirken siz de markalarınızı anlatın. Özellikle perakende markalarına bu anlamda çok görev düşüyor. İlla ebebek olmanıza gerek yok. Bir gıda markası olarak da bu hizmeti sunabilirsiniz. Günün sonunda sadakat bağı kurmanız gereken hedef kitleniz “anneler” ise ürününüzün muhteviyatı ne olursa olsun, onların “ gerçek” sorunlarına odaklanarak bu bağı sürdürülebilir hale getirebilirsiniz. 

Seda Acar ile yaptığım röportajda şunu anladım. Acemi anne iken aldığımız ürünler, sadece bilmeden aldığımız ancak “tavsiye etmediğimiz” hatta “kullanmadığımız” ürünlerden oluşuyor. Bu da markayı sadece bir kez eve sokarken, sürdürülebilir satışı negatif etkiliyor. Eğer markalar ve iletişimciler olarak, annenin “ana ihtiyaçlarına” odaklanırsak, o zaman sadece “satan marka” olmaz, “ değerli ve değer katan marka” haline geliriz. Bu da hepimizin, sürdürülebilirlik için kafa yorduğumuz dünyamızda en değerli gelişme olur.

  1. Kendilerini işe yarar hissettirin: Annelerin en önemli kaygısı, çocukları okula başladıklarında boşluğa düşmektir. Onları değerlendirin. Tıpkı Tavsiye Evi Tavsiye Evi, binlerce kadını, fikir liderine dönüştüren, bu esnada da markalar için önemli bir bilgi platformu haline gelen bir yapıdır. Anneleri hem fiziksel anlamda bir araya getiren hem de internet ortamında deneyimlerini paylaşan bu yapı içerisinde anneler, kendilerini değerli, takdir gören bireyler olarak hissetmektedir.

Börekler pişen, çaylar demlenen ve markalarla kadınların bu sıcak ortamda bir araya geldikleri bu yapıda, hiç akla gelmeyenler soruluyor, yepyeni bir yön keşfediliyor, çekilen videolar sosyal medyada paylaşılıyor. Markalar satın alma kararını veren kadınların ne istediğini anlıyor. Ve bu evde herkes gülümsüyor. 

Misafirler nasıl seçiliyor?

Markanız hayal ettiği hedef kitleyle buluşuyor. Bunun için 50 binden fazla Tavsiye Meleği taranarak markanıza en uygun isimler belirleniyor. Çocuklu, yalnız, teknoloji seven, duygusal, gezikolik, blogger her renkte her yaşta binlerce kadın Tavsiye Evi buluşmalarını dört gözle bekliyor. 

Markanız bu evde neler yapabilir? 

* Hedef kitlesindeki kadınlarla sıcak bir ev ortamında buluşup “Marka-Tüketici Sohbetleri”  yapabilir.

* ”Focus Grup Çalışmaları” ile hedef kitlesine uygun gerçek sonuçlara ulaşabilir.

* Tadım etkinlikleri, konsept testleri, ürün testleri ve pre-post test deneyimleri ile “İçgörü Analizleri” yaptırabilir.

* “Eğitimler”, seminerler ve “ Deneyim Günleri” düzenleyebilir.

* ”Online Araştırma” ile segmente edilebilir bir data sayesinde hızlı bir şekilde ölçüm yaptırabilir.

* “Innovation Center- Ürün Geliştirme Toplantıları” düzenleyebilir.

* “Video İçerikleri ve Kullanıcı Testimonial” çekimleri yaptırabilir.

  1. İşe dönme imkânı sunun / Gizli müşteri olmalarını sağlayın: Ya da çocukları ile yaşadıkları deneyimleri, sizin için kullanmalarını sağlayın. Bir anneden daha iyi bir gizli müşteri olabilir mi? Ürünlerinizi denetin, özel eventler düzenleyin, sizin için gezsinler ve yorumlarını paylaşsınlar. Onları bir araya getirin ve sizin için evlerinde davetler vererek, ürünlerinizi tanıtsınlar. Belli bir bedel ödeyeceğiniz bir aktiviteler sayesinde hem lokal hem de büyük şehirlerde önemli iç görüler elde edebilirsiniz. 
  1. STK İşbirlikleri: Yenidenbiz yapılanmasını duymuş muydunuz? Bu STK, kariyerini bırakan, deneyimli annelerin yeniden iş hayatına kazandırılması için canla başla çalışıyor. Onlarla yapacağınız işbirlikleri sayesinde, kariyerli annelerin yeniden iş hayatında yer almasına destek olabilirsiniz.

Yeniden Biz Neler Yapıyor: 

YenidenBiz, farklı sebeplerle iş hayatının dışında kalmış, ancak “yeniden” dönmek isteyen eğitimli ve deneyimli kadınları profesyonel yaşama hazırlamak üzere 2013 yılı sonunda bir platform olarak kuruldu. Aralık 2014’den bu yana ise dernek kimliğiyle faaliyet gösteriyor. Kurucularından ve YenidenBiz’in fikir annesi Ayşe Güçlü Onur, kendi sektörü olan Yetenek Yönetimi alanında, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara veren pek çok değerli CV’nin iş fırsatları ile buluşamadığını gözlemleyerek “bu kadınlar için ne yapabilirim?” sorusuyla yola çıktı. Aynı isteği paylaşan 6 kadın sosyal girişimci (Ayşe Güçlü Onur, Didem Altop, Melek Pulatkonak, Göknil Bigan, Özlem Yeşildere ve Esra Akın) bir araya geldi. YenidenBiz, o günden beri, eğitimli olduğu için avantajlı algılanan, daha çok yatırım yapılmış ve istihdam dışı kalmasının fırsat maliyeti daha yüksek bir kadın grubu için çalışmakta.

Gönüllülük esası ile çalışan, kar amacı gütmeyen YenidenBiz, destekçilerinin katkıları ile bugün artık online bir portal ile hizmet veriyor.

YenidenBiz aday havuzuna katılanlar yetkinlik bazlı ön mülakata alınıyor. YenidenBiz adayların gelişimini bir program ile destekliyor. Bu kapsamda her ay yaklaşık 3-4 farklı sınıf içi seminer gerçekleşiyor. Bugüne kadar alanında uzman eğitmenlerin katkılarıyla toplamda 100’ün üzerinde seminer / atölye çalışması gerçekleştirdik, 3000’e yakın katılımcıya ulaştı. YenidenBiz Aday Gelişim Programı;

  • CV yazım, mülakat teknikleri gibi temel bilgileri,
  • Motivasyon, çatışma yönetimi, değişim, zaman yönetimi gibi kişisel gelişim konularını,
  • İletişim becerileri, girişimcilik, dijital dünyadaki gelişmeler gibi yönetim ve liderlik becerilerini tekrar kazanmayı sağlayacak başlıkları kapsıyor.

YenidenBiz işe dönüş sürecini sadece seminerlerle değil, koçluk ve mentorluk programı ile de destekliyor.

YenidenBiz yeniden iş başı yapmak isteyen herkese rehber olacak bir “işe dönüş metodolojisi” oluşturmak üzere çalışıyor. www.yenidenbiz.com web sitesinde hali hazırda bir işe dönüş kılavuzu bölümü bulunuyor. İşe dönüş yapmak isteyen, yeniden başlangıç yapmakta zorlanan adaylar, bu bölümü inceleyebilirler.

YenidenBiz bugüne kadar 124 adayın tekrar kariyer dünyasına dönmesine destek oldu. Bu yaklaşık %14 gibi bir oran, yola çıkıldığında %10 gibi bir hedef belirlenmişti. Bu 124 kadın, kurumsal şirketlerdeki pozisyonların yanı sıra Türkiye’de alanında önde gelen STK’larda da kilit pozisyonlarda tam zamanlı yönetim görevleri üstlenmekteler. Bunlar arasında TEV, Darüşşafaka, Unicef, TEGV, Doğal Yaşamı Koruma Derneği ve AÇEV sayılabilir.

YenidenBiz kurumlarda farkındalık yaratmak için ziyaretler yaparak, sundukları iş fırsatları ile adayları buluşturuyor. YenidenBiz bir istihdam kurumu değil, kar amacı gütmeyen bir STK ve süreçte adayın kendi iş arama sürecine devam etmesinin öneminin altını özellikle çiziyor.

Kurumsal firmaların, STK’ların yanı sıra, YenidenBiz’in sunduğu iş gücünden en çok faydalanabilecek oluşumlar:

  • tecrübeli yetenek havuzunu kendi bünyelerine çekmek, atılım yapmak isteyen orta ölçekli oyuncular,
  • kabuk değiştiren aile şirketleri
  • start-uplar, sosyal girişimler olarak sayılabilir.

YenidenBiz aday havuzuna üniversite mezunu, 7 yıl ve üzeri iş tecrübesi olan, iş hayatına 1 yıl ve üstü ara vermiş kadınların özgeçmişleri kabul edilip değerlendiriliyor.

İş fırsatları aday havuzu ile paylaşılıyor, pozisyonun gereklerine göre uygun adaylar seçilip kurumlar ile buluşturuluyor. Bütün bu çalışmalar gönüllülerin ve iş dünyasında kadının önemini benimseyen profesyonel bireyler ve kurumların desteği ile gerçekleştiriliyor.

YenidenBiz bünyesinde iş hayatına ara vermiş kariyer sahibi kadınlardan oluşan 6 farklı çalışma grubu yer alıyor. Çalışmalara toplam 100’den fazla gönüllü katkıda bulunuyor. YenidenBiz, tam zamanlı iş imkânlarının yanı sıra Türkiye’de henüz yeni yeni kabul gören proje bazlı, dönemsel ve yarı zamanlı iş olanaklarının önünü açmaya çalışıyor. Kendi işini kurmak isteyen girişimci kadını destekliyor. YenidenBiz’e ulaşan eğitimli ve deneyimli adaylara uygun tüm iş fırsatları YenidenBiz adayları ile paylaşılmaktadır. Kurumlar iş fırsatlarını YenidenBiz’e info@yenidenbiz.com adresinden ulaştırabilir.

  1. Yarım Kalmışlıklarına Çare Olmak: Hem iş hayatında deneyim sahibi olmuş hem de anneliği tatmış kadınlar, markalar için önemli bir bilgi kaynağıdır. Sadece araştırmalarınızda denek olarak değil, deneyim dönüşü anlamında da onlarla faydalanabilirsiniz. Call Center çalışan analizlerinde gizli müşteri olarak kullanabilirsiniz onları. Hem evden çalışmış hem de kendilerini yeniden “çalışan kadın” gibi hissetmelerini ve ekonomiye kazanımlarını sağlayabilirsiniz.
  2. Ürünlerinizi yollayın denesinler… İlla birer blogger olmalarına gerek yok, kuracağınız bir platform ile ücretsiz olarak yollayacağınız numunelerini deneyecek pek çok anne olacaktır. “Gerçek” içgörüleri, “gerçek” annelerden alın. Emin olun, izleyici sayısından daha fazla WOM elde edersiniz. Çünkü anneler artık, para karşılığı ürün tanıtan kişilerden çok sıkıldılar. Onların, kendileri gibi insanların yorumlarına ihtiyaçlarına var.
  3. Mini Filozofi: Her zaman hayatta bir çıkış planı yapılabilir. İşten ayrıldınız diye yepyeni açılımlar yapamayacaksınız ve eve mahkum olacaksınız diye bir şey yok. Sadece kendinize biraz inanmanız ve kendinizi bu yeni yolculukta keşfetmeniz yeterli. 

Seda Acar tam da bu bahsettiğim adımı atan kadınlardan. Felsefe mezunu bir kadın olarak, pek çok kurumda çalıştıktan sonra anne olan Seda, annelik serüveni içerisinde “kendini yeniden keşfetti”. Eğitim, felsefe ve çocuk üçgeninde neler yapabileceğini anlamaya çalışırken, takip ettiği uzmanları dinlerken “Çocuklar için Felsefe/ Philosophy for Children (P4C)” ile tanıştı. Ve eğitimini alarak “Mini Filozofi”yi kurdu.Şimdi, hem oğluna zaman ayırıyor hem de paylaşmayı istediği eğitim bakış açısını çocuklarla bir araya getiriyor.

Mini Filozofi atölyelerinde 5-15 yaş arasındaki çocuklar kalıplaşmış sınıf düzeninde değil, bir çember etrafında bir araya geliyor. Deneyimli ve uzman bir eğitimci; özgüven, cesaret, yaratıcılık, çevre bilinci, insan hakları, hayvan sevgisi vb. konuları değerlendiren uyaranlar (hikaye, fotoğraf, video, nesne vb.) kurguluyor.

Tüm çocuklar anlatılan hikayeler üzerinden kendi fikirlerini özgürce paylaşıyor, sorgular ve yeni yaklaşımlar üretiyor. Kimi zaman kendilerini kurgusal bir hikâyenin içinde buluyor ve farklı önermeler geliştirerek diğer arkadaşlarıyla fikir alışverişine giriyor.

Tahminlerin tersine, büyük filozoflardan veya onların düşünce akımlarından söz edilmiyor. Çocuklar aktif olarak soru sormaya yöneltiliyor, demokratik bir şekilde tartışmayı istedikleri konular üzerinde fikir alışverişinde bulunuyorlar. Cevaplardan çok sorular önem kazanıyor.

Hani diyoruz ya, “Çocuklarımız bizimle neden sohbet etmiyor” diye… Belki de bunun nedeni, onlarla bizim de yeterince sohbet etmemizdir. Günlük hayatın yoğunluğunda atladığımız “anı yaşama”, “gerçekten merak etme” yetilerimizi geliştiriyor felsefe. Ve buna çocuk yaştan başlamak, aile ilişkilerimizde, hayata bakışımızda hatta başarılarımızda bile önemli birer mihenk taşı oluyor.

Çocuklar için Felsefenin Kazanımları Nelerdir?

Çocukların dünyası, yetişkinlerin dünyasından daha renkli ve sınırları daha geniştir. Mini Filozofi’de ana hedef, çocukların sahip olduğu bu hazineyi hayatları boyunca geliştirerek korumalarıdır. Sorunlar karşısında farklı yaklaşım açıları bulabilmeleri, düşünce alışkanlıkları geliştirmeleri ve her şeyden önemlisi özgür birer birey olabilmelerini sağlamaktır.

Bilimsel olarak ispatlanmış başlıca kazanımlar:
– Çocukların bilişsel ve matematiksel becerilerini artırır.
– Okuma, yazma ve anlama becerilerini geliştirir.
– Çocukların özgüvenlerine önemli bir katkıda bulunur.
– Konsantrasyon, kendini ifade ve empati kurma yeteneklerini destekler.
– Çözüm üretme yöntemleri geliştirir.
– Mantık hatalarını tespit etme kabiliyeti sağlar.
– Küçük yaşta eleştirel düşünce alışkanlığı oluşturur.
– Ezber sistemi değil, sorgulayan sistemin bir parçası haline getirir.

Gelin şimdi, Mini Filozofi’yi Seda’nın kendi cümleleri ile dinleyelim:

Hala daha fazlasını isteyen iletişimci dostlarımızı gamekudra.com’da bekliyoruz.

İyi eğlenceler,

Esra Baykal Güçlü

Esra Baykal; İtalyan Filolojisi, Marmara Üniversitesi MBA mezunu, moderatör ve marka stratejistidir. Leo Burnett, Pars McCANN Erickson gibi uluslararası reklam ajanslarının yanı sıra yerel pek çok reklam ajansı, digital ajans ve kurumsal firmada marka stratejisti ve danışman olarak görev almıştır. 2012 yılından beri sahibi olduğu iletişim ve pazarlama danışmanlığı firması olan GAME KUDRA’da, ölümsüz ve zamana kafa tutan markalar yaratmak için çalışmaktadır. Game Kudra, sadece Türkiye'de değil, Arnavutluk, Azerbaycan ve Rusya'da da tüketici iç görülerine ve pazar bilgilerine hakimdir.

Bir Cevap Yazın

Varan Turizm İcra İle Satışa Çıkarılıyor 0

Merhum iş adamı Nevzat Pekuysal’ın 1946 yılında temelini atığı Varan, sektörün önde gelen firmalarından biri konumundaydı. Varan’ın, Kadıköy-Pendik arasında başlayan taşımacılık serüveni, 6 yıl önce el değiştirmesi ile yeni bir aşamaya geçti. Yılların markası Varan’ı, sektörün bir diğer büyük oyuncusu Ulusoy Seyahat satın almıştı. Ancak, Türkiye Futbol Federasyonu eski Başkanı Haluk Ulusoy’un sahibi olduğu şirket içine girdiği mali darboğazı aşamadı.

Seferleri durduruldu
Şirketin yaşadığı mali krizi nedeni ile geçen yıl Varan’ın seferlerine son verildi. Ulusoy Seyahat Nakliyat A.Ş. için geçen Haziran ayında iflas kararı çıkarken, Varan markası da icradan satışa konuldu.

Satışı, alacaklı banka istedi
İstanbul 9. İcra Dairesinin düzenlediği ihalenin ilki 21 Kasım günü yapılacak. İlk ihalede alıcı çıkmaması durumunda ihale Aralık ayı başında bir kez daha yapılacak. Varan’ın 17 tescilli markası için icradan satışı, alacaklı konumdaki bir bankanın istediği anlaşıldı. Anılan markaların bankaya rehin sözleşmesi ile rehin verildiği tarih ise 6 Haziran 2014 olarak kayıtlara girdi. Alacaklı banka 17 Nisan 2015’te borçlu firmalara ihtarname gönderdi. Bankanın asıl alacağı ise 5 milyon 919 bin TL. Söz konusu alacak tutarı, işlenen faiz ile 10,3 milyon TL seviyesine çıktı.

Marka değeri 3 yıl içinde eridi
İcra dosyasında yer alan bilgilere göre, bilirkişi 17 marka için değer tespiti yaptı. Varan, Varan Kargo, Varan Turizm, Varan Konaklama, Ceylan Kız Şekil gibi 17 marka için 30 Mayıs 2014’te sunulan marka değerleme raporunda Varan’ın marka değeri 19 milyon 484 bin 729 TL olarak belirlendi. Ancak 15 Ağustos 2017 tarihli bilirkişi raporunda ise toplam marka değeri 5 milyon 887 bin TL olarak belirlendi. Böylece, 3 yıllık sürede efsane marka dörtte bir seviyesine geriledi.

Yılbaşı Hediye Alışverişi Araştırması Yayında 0

Twentify Araştırma Şirketinin yaptığı yılbaşı araştırmasını sizlerle paylaşıyoruz.

Türkiye’deki tüketicilerin ne kadarı bu yılbaşında çevresindekilere hediye alacak, kimlere hediye alınacak, alışverişler nereden ve neden gerçekleştirilecek ve alışverişe ne zaman başlanacak? Tüm bu soruların cevabını araştırmamızda bulabilirsiniz.

Bu sorulara hızlı yanıtlar bulmak adına, markalar ile gerçek tüketicileri bir araya getirdiğimiz Bounty platformumuz üzerinden, 4 saatte tamamlanan ve 500 tüketiciye ulaştığımız bir mobil araştırma gerçekleştirdik. Araştırmanın cevaplarını, katılımcıların yaş, cinsiyet demografik bilgilerine ve SES gruplarına göre analiz ettik. (Araştırma tüketicilere açılan 9 soruluk mobil anket ile gerçekleştirildi.)

Sizin için, araştırmanın kısa bir özetini ve bazı ana başlıklarını derledik. Eğer hazırsanız, Türkiye’nin bu yılki yılbaşı hediye alışveriş tercihlerine ve davranışlarına göz atalım.

Türkiye’deki her 5 kişiden 4’ü, bu yılbaşında hediye alacak.

Tüketicilere hediye alma tercihlerini sorduğumuzda, %78.86’sı bu yıl çevrelerindeki en az bir kişiye hediye alacaklarını, %21.14’ü ise kimseye hediye almayacaklarını belirttiler.

Satın alma gücü düştükçe, hediye satın almama oranı doğru orantılı olarak düşmese de, trende baktığımızda bir düşüş gerçekleştiğini görüyoruz. A grubunda hediye almayacağını belirten tüketici oranı %19.30’ken, B grubunda bu oran %21.31, C1 grubunda %18.31, C2 grubunda %15.65, D grubunda %24.53, E grubunda ise %36.36.

Bu yılbaşında en çok aileler ve sevgililer sevinecek.

Hediye alacak tüketicilerin kimlere hediye alacaklarına göz attığımızda, %70.83’ünün ailelerine, %39.83’ünün sevgililerine, %36.92’sinin arkadaşlarına hediye alacaklarını görüyoruz. Bu resimde, iş arkadaşlarına hediye alacakların oranı ise, yalnızca %15. Bu konuda biraz üzülebiliriz.

Türkiye ortalama 3.44 hediye poşeti taşıyacak.

Tüketicilere kaç hediye alacaklarını sorduğumuzda, ortalama 3.44 hediye alınacağını görüyoruz. Bu oranın satın alma gücüyle olan korelasyonuna göz attığımızda ise, şaşırtıcı veriler gözümüze çarpıyor. Kişi başına en çok satın alma yapan ekonomik gruplar 3.7 ile C1 ve C2 grupları, ardından 3.6 ile B grubu ve 3.3 ile A grubu olacak; E grubunda bulunan tüketiciler ise 2.3 hediye alacaklar.

Alışverişlerin gözdesi, AVM’ler ve e-ticaret.

Hediye alacak tüketicilere hangi kanallardan hediye alacaklarını sorduğumuzda, %64.82’sinin AVM’lerdeki mağazalardan, %39.12’sinin ise internet sitelerinden alışveriş yapacaklarını görüyoruz. Bu oranların yanında, çarşılar %22.27’de, alışveriş pasajları ise %19.15’te kalıyor. Çok mağazalı firmaların, AVM’deki mağazalarına yapacakları pazarlama yatırımlarının dış noktalardaki mağazalara göre daha etkili olacağını söyleyebiliriz.

Ana tercih etmenleri, ürün markaları ve promosyonlar.

Özel dönemlerdeki promosyonların satın almayı nasıl etkilediğini geçmiş satışlarımızdan hepimiz biliyoruz. Bu yılbaşı sezonunda, tüketicilerin %41.69’u için ürünlerin markaları, ve %32.20’si için promosyonlar belirleyici etmenler olacaklar. Bu etmenler dışında, fiziksel mağazaların e-ticaretle rekabetinde önemli olacak etmenler neler olabilir dediğimizde, tüketicilerin %31.31’inin ürün çeşitliliğine ilgi gösterdiğini ve %23.94’ünün mağazanın markasına önem verdiğini görüyoruz.

Promotörler, tüketicilerin %27’si için satın almaya oldukça etkili.

Tüketicilerden mağaza içi promotörlerin satın almaya etkilerini puanlamalarını istediğimizde, %26.92’si promotörlerin bulunmasının satın almalarına oldukça büyük etkisi olduğunu belirtiyorlar. 9 ve 10 skorları promotör etkisinin en yüksek olduğu skorlar olarak alınmıştır.

Satın alma gücü düştükçe, promotör etkisinin arttığını görüyoruz. A grubunda promotörlerin etkili olacağını düşünen tüketicilerin oranı %14.89 iken, bu oran B grubunda %22.92, C1 grubunda %24.14, C2 grubunda %28.87, D grubunda %30, E grubunda ise %28.57 oranında.

Satın alma gücünün düşüşü ile artan promotör etkisi, bize birim harcamanın daha değerli olduğu düşük segmentlerde, tüketicilerin satın alma için iknaya ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. Bu segmentleri hedefleyen markaların promotör bulundurmaları, satışlara pozitif etki sağlayacaktır.

En çok giyim ürünleri ve hediyelik eşyalar tercih edilecek.

Hediye olarak, tüketicilerin %58.08’i üst giyim ürünleri, %46.99’u ise hediyelik eşyaları satın almayı tercih edecekler. Bununla birlikte, tüketicilerin %32.67’si elektronik ürünler hediye alacaklar. Peki, elektronik ürünlerin genel hediyeler arasında kırılımları nasıl değişiyor?

Türkiye’nin %10.25’i hediye olarak küçük ev aletlerini tercih edecek, %7.55’i bilgisayar, %3.93’ü ise akıllı telefon alacaklar. Bunun dışında kalan elektronik ürünler %3.39 oranında tercih edilecek.

Türkiye’nin %36’sı, alışverişine yılbaşına 1–2 hafta kala başlayacak.

Hediye alışverişi gerçekleştirecek tüketicilere alışverişlerini ne zaman gerçekleştireceklerini sorduğumuzda, %35.79’unun yılbaşına 1–2 hafta kala hediye alışverişlerini gerçekleştireceğini görüyoruz. Bununla birlikte, tüketicilerin %28.55’i yılbaşı haftasında, %20.25’i 2–3 hafta kala, %15.42’si ise 3–4 hafta kala gerçekleştirecekler.

Bu durum, büyük mağaza trafiği ve cirolarının yılbaşı öncesindeki 2 haftada gerçekleşeceğini, dolayısıyla markaların mağazalarda stok/uygulama/promosyon denetlemeleri gerçekleştirerek, servis kalitelerinin düşük olduğu noktalarda anlık aksiyonlar alabilmesine ve satışlarını artırabilmelerine imkan sağlıyor.

Türkiye’nin %57’si, hediye alışverişini tek seferde gerçekleştirecek.

Hediye alacak tüketicilerin hediye alışverişlerini nasıl yapacağını sorduğumuzda, %56.72’sinin alışverişlerini tek seferde gerçekleştireceğini görüyoruz. Bu davranış, markaların mağaza içi yaratılan o ayak trafiğini kaçırmamaları gerektiğini gösteriyor — çünkü alışveriş yapacakların bir mağazada satın almaya dönüşmemesi, başka bir mağazada dönüşeceği anlamına geliyor. Bu durum da, rekabette kaybedilen bir müşteri/bir satın alma anlamına geliyor.

Bununla beraber, Türkiye’nin %27.01’i hediye alışverişlerini 1–2 haftaya yayacaklarını, %9.21’i 2–3 haftaya yayacaklarını, %7.06’sı ise o aya yayacaklarını belirttiler.

Hediyeler üzerine anlık karar veren tüketiciler ile karşı karşıyayız.

Markalar için pazarlama her geçen gün daha da zorlaşıyor. Tüketicilerin yaşamlarındaki öncelikler, bütçelerindeki değişimler ve karar verme süreçleri, bu zorlaşmayı sağlayan ana etmenler. Hediye alışverişi gerçekleştirecek tüketicilere hediye alışverişlerini gerçekleştirmeden önce araştırma yapıp yapmadıklarını sorduğumuzda, %48.93’ünün, mağazaya gittiklerinde karar verdiklerini görüyoruz.

Bununla beraber, tüketicilerin %28.75’i 1–2 hafta önceden, %10.84’ü 2–3 hafta önceden, %11.48’i ise 3–4 hafta önceden hediye araştırmaya başlıyorlar.

Araştırma Künyesi

Araştırmaya %50’si kadın, %50’si erkek 500 kişi katıldı. Katılımcıların %43.20’si 18–24 yaş arasında, %41.60’ı 25–35 yaş arasında, %9.40’ı 36–44 yaş arasında, %3.20’si 45 yaş üstü ve %2.60’ı 18 yaş altındaki tüketicilerden oluşuyor. Coğrafi dağılıma göz attığımızda, katılımcıların %40.60’ı Marmara Bölgesi’nden, %17.60’ı İç Anadolu Bölgesi’nden, %11.20’si Ege Bölgesi’nden, %11.20’si Akdeniz Bölgesi’nden, %19.40’ı ise diğer bölgelerden katılım gösterdi.

Sosyoekonomik durum dağılımına göz attığımızda ise, katılımcıların %11.40’ı A, %24.40’ı B, %28.40’i C1, %23’ü C2, %10.60’ı D, %2.20’si ise E gruplarında bulunuyorlar. Katılımcı cevapları Türkiye temsiliyeti gösterilmesi adına ağırlıklandırılmıştır.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link


 

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link