Konuşmada Vodafone Yatırımda Türk Telekom Birinci

Yılın ikinci çeyreğinde abone başı aylık ortalamada en fazla konuşturan ve mesajlaştıran cep telefonu operatörü Vodafone oldu. Aynı dönemde en fazla yatırımı 332,3 milyon lira ile Türk Telekom yaparken, en fazla net satış gelirini 2 milyar 317,7 milyon lira ile Turkcell, abone başı ortalama en fazla aylık geliri ise 23,51 lira ile Avea elde etti.

Uzun dönemdir düşme eğilimi devam eden sabit abone sayısı ilk çeyreğe göre yüzde 3 artışla 13,96 milyona yükselirken, sabit pazarda bu dönemde toplam 4,4 milyar dakika ses trafiği gerçekleşti. Buna karşılık mobil pazarda hem abone sayısı hem de trafik miktarı artmaya devam etti.

1111111

İkinci çeyrekte abone başına 323 dakika mobil telefonla aylık ortalama  konuşma süresi ile Türkiye bu konuda Avrupa’nın zirvesindeki yerini korurken, Vodafone da bu dönemde aylık ortalama 383 dakika konuşma süresi ile abone başı en çok konuşturan işletmeci oldu. Avea bu dönemde abone başı aylık 377 dakika, Turkcell ise 272 dakika konuşturdu.

Toplamda 44 milyar 969 milyon kısa mesaj atılırken bunun aylık ortalama 878 mesajı Vodafone’a ait oldu.

En büyük yatırımı ise 332,3 milyon lira ile Türk Telekom gerçekleştirdi. Türk Telekom hatlarından en fazla trafik gönderilen ve alınan ülke Almanya olurken, en fazla aranan kısa numarayı ise “112 Sıhhi İmdat” hattı oluşturdu.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlamasyon Genel Yayın Yönetmeni. Dijital iletişim ve pazarlama alanlarında araştırmalar yürütmekle birlikte, web teknolojilerini de bir o kadar yakından takip ediyor.

Bir Cevap Yazın

Oreo, Sizi Bisküvi Avına Çağırıyor

Mobil oyunlaşmaya gösterilen ilgi arttıkça, ihtiyaç duyulan teknik altyapının edinilmesi kolaylaştıkça ve ortaya çıkan masraflar düştükçe, markalar kendi artırılmış gerçeklik (AR) deneyimlerini geliştirmeye günümüzde daha eğilimli oluyor. Gerek özgün lezzeti gerekse de uyguladığı ilginç içerik pazarlaması taktikleriyle dünya çapında nam salmış bisküvi markası Oreo da bunun son örneği oldu. Marka bugünlerde, bisküvi avıyla kullanıcıları kendine bağlamayı hedefleyen Büyük Oreo Kurabiyesi Avı (The Great Oreo Cookie Quest) adlı mobil oyun uygulaması üzerine çalışıyor.

Söz konusu mobil oyunda marka, kullanıcıların dünyanın dört bir yanına gizlediği Oreo bisküvilerini bulmaları için bazı ipuçları veriyor. Nesne tanıma teknolojisini kullanan oyun zekası, doğru nesneleri tespit edebiliyor ve böylece saklanmış Oreo’ları buluyorsunuz. Günlük olarak verilen ipuçları, çeşitli sorularla kullanıcılara iletiliyor. Örneğin uygulama “Bileğinde ne var?” dediğinde, sizin bu soruyu o an bileğinize taktığınız kol saatini uygulamaya taratıp saklı Oreo’lardan birini bulmaya yormanız gerekiyor. Taratma sonucunda, akıllı telefonunuzun ekranında bir Oreo çıkarsa bu, gizli bisküvilerden birini avladığınız anlamına geliyor.

Maliyet azaldıkça ve teknik altyapıya erişim kolaylaştıkça, markalar kendi AR deneyimlerini oluşturmaya daha da sıcak bakar oldu.

Bulduğunuz her sanal Oreo, size verilen ipucunun zorluğuna göre puanlanıyor ve oluşturulan sıralamaya bakan kullanıcılar, av performanslarını Facebook ve Twitter’daki arkadaşlarıyla veya dünyanın geri kalanındaki kullanıcılarla kıyaslayabiliyor. Oyunu oynayanlar arasında gerçek Oreo bisküvilerini uygulamaya tanıtanlar ise Google’ın California’daki merkezinden tutun da Afrika’ya kadar uzanan farklı yerlere gezi kazanma şansını yakalıyor.

Gezilerden birinin Google binası olmasının nedeni ise oldukça basit ve doğal. Zira marka, bu proje için geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Google ile iş birliği yapmış. Hâliyle bu durum oyunda verilen ödüllere de yansımış. Hatta öyle ki ödüllerin Google ile ilişkisi California’daki merkezle de sınırlı değil. Bulunan sanal Oreo’ların kullanıcılara getirdiği ödüller rastgele seçiliyor olsa da birçoğu Google ile ilgili durumda. Kazanılan Google Play puanları ve Pixel marka akıllı telefonlar, bu noktaya ilişkin açık birer örnek sunuyor. En çok da oyunun Avrupa ve Güney Amerika pazarlarında Android robotu imajı eşliğinde pazarlanması, bunu kanıtlıyor.

Oreo için hazırlanan oyunun mantığı, Pokemon Go’ya oldukça benziyor.

Oyun mantık olarak esasen Pokemon Go’ya benziyor. 2016’da ortaya çıkan bir artırılmış gerçeklik oyunu olan Pokemon Go, pek çok ülkede popüler olmuş ve insanlar kalabalıklar hâlinde, ellerinde akıllı telefonlarıyla sokaklarda pokemon arar olmuştu. Hatta çılgınlık hâline gelen bu durum, sayısız hayati riske davetiye çıkarmıştı. Anlaşılan o ki Oreo da bu potansiyeli görmüş ve bu yolda bir çalışmayla tüketicilerin karşısına çıkmak istemiş. Markanın Pokemon Go’ya özendiğini saklamadığını da söylemeliyiz. Çünkü oyunda yakalanan Oreo’ların saklandığı yere Cookiedex adını vermiş, yani tıpkı Pokemon’lara karşı tutulunca onların hakkında ayrıntılı bilgi veren Pokedex’ler gibi. Kaldı ki Oreo yetkilileri de oyunun Pokemon Go tecrübesinden ve insanların ona verdiği tepkiden çıktığını söylüyor.

Küresel ölçekli medya ajansı Carat ile sanal ve artırılmış gerçeklik üzerine çalışan Gravity Jack gibi iki önemli kuruluşun desteğini alarak projeyi hayata geçiren The Martin Agency’nin çalışmaları tamamlaması 6 ay almış. Geçen ayın sonunda Birleşik Krallık’taki IOS ve Android tabanlı cihazların kullanımına açılan oyun, burada göstereceği performansa göre Güney Amerika, Avrupa, Rusya ve belki ABD’de kullanıcılara ulaşacak. Ajans, Oreo damgası taşıyan mobil oyunun tanıtımı amacıyla biri televizyon, üçü ise sosyal medya platformlarında yayınlanmak üzere toplam dört video hazırladı.

Büyük Oreo Kurabiyesi Avı marka için her ne kadar sosyal yanı da olan ilk artırılmış gerçeklik oyunu olsa da markanın, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez yararlanmadığını da belirtmeliyiz. Zira Oreo, tam bir yıl önce yine Google ile birlikte çalışarak Oreo Bandırma Yarışı () isminde bir projeye imza atmıştı. Bu projede tüketiciler Oreo bisküvilerini uygulamaya taratmış ve süte bandırmadan önce Oreo’ları Google Earth yardımıyla sanal olarak stratosfere fırlatmıştı.

Konuya dair görüşlerini paylaşan Oreo Marka Pazarlama Direktörü Justin Parnell ise insanların diğer cihazlara göre mobil cihazlarda daha çok zaman geçirdiğini ve bu cihazları eğlence amacıyla giderek daha fazla kullandığını söyleyip projenin çıkış amacını açıkladı.

Oreo
Oreo, nesne tanıma teknolojisinden ilk kez Oreo Dunk Challenge adlı çalışmasında yararlanmıştı.

Sizi bilmem ama zaten Pokemon Go gibi bunun yapılmış bir örneği varken ve ilk olmanın avantajıyla bütün ilgiyi toplayıp pastanın çoğunu almışken, Oreo’nun böyle bir çalışmayla çıkagelmesini pek mantıklı bulmuyorum. Böyle olması, elbette bundan sonra artırılmış gerçeklik temelinde mobil oyun oluşturulamayacağı anlamına gelmiyor. Fakat madem marka ille de artırılmış gerçeklik odaklı bir proje yapacaktı, bu daha farklı bir şey olabilirdi ya da en azından Pokemon Go mantığına yeni ama göze çarpacak bir şeyler ekleyebilirdi.

Oreo, kültürel kodları kullanmaktaki ustalığı ve bunu yaratıcı içeriğe dönüştürmedeki becerisiyle biliniyor.

Sosyal ağlardaki özgün içerikleriyle, gerçek zamanlı pazarlamadaki başarılarıyla ve kültürel kodları müthiş bir şekilde kullanmasıyla gönlümüze giren markanın, böyle bir yola tenezzül etmesini açıkçası doğru bulmuyorum. Kaldı ki Pokemon Go rüzgârının da ilk dönemindeki gibi esmediği de bir gerçek. Markanın evdeki hesabının çarşıya ne kadar uyacağını ise şimdilik bilmiyoruz, bekleyip göreceğiz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Sweatcoin, Siz Yürüdükçe Kripto Para Kazandırıyor

Akıllı telefonların ortaya çıkışıyla birlikte hayatımıza giren mobil uygulamalar, zaman içinde o denli çeşitlendi ve sayıca çoğaldı ki artık onların olmadığı bir mobil yaşam düşünemiyoruz. Kilomuzu ve uyku düzenimizi onların denetlemesini istiyor, aradığımız yeri bulmak ve doğru rotayı çizmek için onlara soru soruyor ve daha pek çok konuda bu uygulamalardan yardım bekliyoruz. Öte yandan yaşadığımız dönem de artık gözle görülür bir biçimde kripto para devri olmaya doğru giderken, ihtiyaçlar ile yeni ödeme araçlarını birleştiren ilginç mobil uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bunlardan biri de Sweatcoin.

Çoğu işimizi internetten halledebildiğimiz, mobil teknoloji kolaylığına kendimizi kaptırdığımız, sinemayı bile evimize getirebildiğimiz bu bilgi çağının göze çarpan olumsuz etkilerinden biri, kuşkusuz ki hareketsizlik. Sweatcoin işte tam da bu noktada devreye giriyor. Attığınız adımları günlük olarak sayan bu uygulama her adımınızı kripto paraya çeviriyor. Yürüdükçe topladığınız kripto paraları ise fitness platformunda harcayabiliyorsunuz.

Sweatcoin
Sweatcoin, hareketsizlikten şikayetçi olduğumuz dünyamızda kripto para teknolojisi ile aktif yaşam alışkanlığını bir araya getirmesiyle dikkat çekiyor.

Sweatcoin cihazınıza indirildiğinde akıllı telefonunuzdan aktivitelerinize dair verileri alıyor ve cihazınızın GPS özelliğinden yararlanıyor. Uygulamanın GPS bazlı olmasının nedeni, sizin gerçekten hareket edip etmediğinizi doğru bir şekilde saptamak. Zira bu sayede, bisiklet pedalında ya da koşu bandında yaptığınız hareketleri dikkate almıyor ve adım olarak kabul etmiyor.

Attığınız her 1000 adımda 0.95 Sweatcoin almaya hak kazanıyorsunuz. Biriktirdiğiniz kripto paralarla, pek çok ürünü alma şansınız var. Anlayacağınız yürüyüşleriniz size bir iPhone X de getirebilir protein desteği besini de, bu sizin performansınıza ve biraz da sabrınıza kalmış. Yeri gelmişken, platformda sunulan ürünlerin zaman zaman değiştiğini de belirtelim.

Sweatcoin mobil uygulamasından ekran görünümleri.

Android kullanıcılarının Play Store, iPhone kullanıcılarınınsa App Store’dan indirebileceği Sweatcoin, sınırlı ve sınırsız olarak iki farklı şekilde kullanılabiliyor. Sınırlı kullanım sunan ücretsiz versiyonda günlük adım sayısı sınırlandığından, belli bir adım sayısına ulaştıktan sonra yapacağınız yürüyüşler size kripto para getirmiyor. Sınırsız versiyonda ise böyle bir durum söz konusu değil. “Peki yürüyerek yeterli miktarda Sweatcoin biriktirirsem, bunlarla uygulamanın sınırsız versiyonunu satın alabilir miyim?” diye soranları duyar gibiyiz. Hemen cevaplayalım: Evet. Siz yeterki pergelleri açıp harekete geçin, Sweatcoin size her türlü kolaylığı sağlıyor.

Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların artık daha sık konuşulduğu ve uyandırdığı büyük ilgiyle kendine yeni uygulama alanları bulduğu bir gerçek. Bakalım, gelecekte kripto paraları günlük hayatımızın farklı alanlarına sokan başka hangi uygulamalarla karşılaşacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link