2020’de Mobil Reklamların Yüzde 63’ü Native Olacak

 

IHS’in yayınladığı rapora1 göre, 2020 yılında dünya çapındaki medya satın almacılar mobil reklama 84,5 milyar dolar harcayacak. Tüm dijital reklam harcamalarının yüzde 75,9’u ise mobil reklama harcanacak.

Mobil reklamcılığın gelişimindeki en önemli unsurun doğal reklamlar olduğuna işaret eden FreakOut Türkiye Ülke Müdürü Okay Tuğ, “Beklentilere göre, mobil reklamların yüzde 63’ünden fazlası doğal reklamlardan oluşacak. Doğal reklamların bu kadar tercih edilmesinin başlıca sebepleri arasında en belirleyici faktör ise etkileşim oranları. Doğal reklamlar, banner reklamlara kıyasla yüzde 20 ila 60 arasında daha fazla etkileşim sağlıyor” dedi.

Yapılan araştırmalara göre, mobil cihazlardaki ekranlar her ne kadar küçük olsa da kullanıcıların göz hareketleri incelendiğinde banner bulunan alanların göz ardı edildiği, doğrudan içeriğe odaklanıldığı görülüyor. Doğal reklamlar tam da bu noktada internet kullanıcılarını rahatsız etmeden, keyif alabilecekleri içerikleri barındırarak kullanıcıların dikkati çekmeyi başarıyor.

Türkiye’de doğal reklam yatırımları hızla artıyor [2017 ilk 6 ay]

IAB’nin rakamlarına göre, Türkiye’de doğal reklamcılık (native) son bir yıl içerisinde yüzde 32’nin üzerinde artış göstererek 2017 yılının ilk 6 ayında 35 milyon TL’lik hacme ulaştı. Aynı dönemde mobil reklam yatırımları ise yüzde 59 oranında artarak 454 milyon TL’nin üzerine çıktı.

Display reklam yatırımları 2017’nin ilk 6 ayında yüzde 13 büyüyerek 618 milyon TL oldu. Display reklamlar kategorisinde en büyük payı 460 milyon TL ile Gösterim ya da Tıklama Bazlı Reklam Yatırımları aldı. Video reklam yatırımları yüzde 33,7’lik büyümeyle 122,7 milyon TL olarak gerçekleşti.

Ücretli Sıralama Yatırımlarını içeren Arama Motoru Reklam Yatırımlarının büyüklüğü 387 milyon TL olurken, İlan Sayfaları Reklam Yatırımları 49,8 milyon TL’ye çıktı. Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un etkisine bağlı olarak geçtiğimiz dönemlerde küçülme gözlemlenen E-posta yeniden büyüme trendine geçti ve ilk ayda 2,9 milyon TL oldu. Oyun İçi reklamlar ise 5,8 milyon TL’lik büyüklüğe erişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Pazarlama alanında Türkiye'nin en çok okunan blogu : Pazarlamasyon'un kurucusu.

Bir Cevap Yazın

Context Cards Özellikli Snapchat Artık Bir Sosyal Ağdan Daha Fazlası

Anlık ve kaybolan içerik anlayışıyla sosyal ağ kavramına yeni bir bakış açısı getiren ve özellikle de gençler arasında oldukça popüler bir konuma erişen Snapchat, kaynak kartları (context cards) sayesinde, artık diğer firmaların kendisi üzerinden hizmet sunmasına olanak sunacak.

Konum tabanlı Snapchat içeriklerinin, snap paylaşılan yer hakkında iş çevrelerine daha fazla bilgi aktarması bekleniyor. Bu yeni özellik, platform üzerinden rezervasyon yapma ve ortaklaşa otomobil kullanımı gibi birçok hizmete kapı aralıyor. Son olarak artırılmış gerçeklik ve sanatı birleştiren çalışmayla gündeme gelen Snapchat, bu hamlesiyle aslında bir yandan da mobil uygulama içinden yapılabilecek her şeyi daha da kolaylaştırmaya odaklandığını gösteriyor. İlk aşamada; Uber, Tripadvisor, Foursquare, Bookatable, Lyft vb. yeni kuşak şirketlerin yer alacağı bu mekanizma kapsamında gerçekleşecek ortaklıkların finansal şartları hakkında ise henüz bir bilgi verilmedi.

Snapchat’in konuyla ilgili olarak paylaştığı blog yazısında, kartların Snapchat’i dünya hakkında daha fazla şey öğrenme konusunda görsel bir başlama noktası hâline getireceği ve kullanıcıların, dikkatlerini çeken içeriklerle ilgili daha çok bilgiye ulaşmasında onları daha güçlü bir konuma getirdiği ifade edildi.

Kartlar, yararlanacak şirket kendi filtresini oluşturmuş veya söz konusu içerik kullanıcı tarafından herkese açık şekilde paylaşılmışsa, konum bilgisi paylaşılmış herhangi bir snap’te ortaya çıkabiliyor. Kullanıcılar bu hizmetten, Snapchat içeriğinin alt kısmında görünen “More” ifadesine dokunarak yararlanabiliyor. Böylece kullanıcılar; şehir rehberinden restoran yorumlarına, rezervasyon işlemlerinden Uber ile araç çağırmaya, hatta Lyft ile ortak otomobil sürüşüne kadar per çok farklı hizmetten yararlanabilecekler.

Yeni özellik şimdilik ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya ve Yeni Zelanda’da kullanılabiliyor. Snapchat bununla birlikte hem IOS hem de Android cihazlarda kullanılabilen Context Cards özelliğinin, gelecek dönemlerde daha fazla ülkede hizmete sunulacağını da belirtti.

Snapchat, Context Cards özelliği sayesinde, kullanıcılarına daha fazla seçenek sunacak.

Sizi bilmem ama ben bir sosyal medya platformunun ideal sayının üzerinde ve çıkış amacıyla çok da ilgili olmayan özellikler kazanması taraftarı değilim. Bu durum pek çok kişi için büyük bir kolaylık sayılıyor ve ekrandaki uygulamaları azaltmanın bir yolu olarak görülüyor olabilir. Fakat bir mobil uygulama ve sosyal ağ, aynı zamanda odaklanmış deneyim de yaşatmalı. Açıkçası, bir uygulamayı açtığımda “Rezervasyon mu yaptıracaktım, araba mı çağıracaktım, haritaya mı bakacaktım, ne yapacaktım ben?” gibi kafamda deli sorularla uğraşmayı ve sonunda her şeyin birbirine karışmasını hiç istemem.

Aslında buna benzer bir örneği WhatsApp’ta yaşadık. Instagram’a gelen hikâye özelliği oldukça ilgi görmüştü. Pek çok kullanıcı bu paylaşım şeklini hâlen yoğun olarak kullanıyor. Fakat Facebook aynı özelliği, bünyesindeki diğer platform WhatsApp’a taşıdığında bunu çok sayıda kişi anlamsız bulmuştu ki özelliğin WhatsApp’ta nadiren kullanıldığını görmek de bunu kanıtlıyor.

Ben her uygulamayı, işlevine uygun bir amaca yönelik olarak kullanmak isterim. Çünkü böylesini, kullanıcı deneyimi açısından daha pratik görüyorum. Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Çağımızın Salgını FOMO: Pazarlama Dünyasındaki Başarısının Ardındaki Gerçekler

FOMO’yu daha önce duydunuz mu?

Duymadıysanız, olan biteni kaçırdınız demektir.

2013 yılında Oxford sözlüğüne de giren FOMO, olan biteni kaçırma korkusu anlamına gelen “fear of missing out” akronimidir. İlk defa pazarlama stratejisti Dan Herman tarafından dile getirilen bu kavram, “özellikle Y kuşağı ve sonrası jenerasyonun beyninde, söz konusu olayın/nesnenin/durumun yokluğunda meydana gelebilecek sonsuz “eğer” ihtimallerini düşünerek oluşturduğu geri kalmışlık hissinin yarattığı psikolojik anksiyete (endişe)” durumunu ifade ediyor.

Çağımızın salgını FOMO, sosyal medyanın hayatımıza bu denli yerleşmesi ile birlikte girdi. Instagram, Facebook, Twitter ve Snapchat gibi sosyal platformlar hayatımıza girdiğinden beri, yaşama şekillerimiz tamamen değişti. Özellikle Snapchat’in 24 saat içerisinde kaybolan içeriklerinin Instagram gibi diğer popüler platformlara yayılmasıyla, olan biteni kaçırmışlık baskısını iyiden iyiye hissetmeye başladık. Hepimiz anı gerçekte kaçırmak pahasına egzotik gün batımını, favori restoranlarımızdaki iştah açıcı yemekleri ve arkadaşlarımızla eğlendiğimiz geceleri sosyal medya hesaplarımıza yüklemenin ve takip etmenin telaşındayız. Doğal olarak, hepimizin sosyal medya hesapları idealize edilmiş içeriklerden ibaret. Dahası, her gün zaman akışımızda karşımıza çıkan bu muhteşem tatilleri, lüks mutfakları, fit vücutları ya da kusursuz selfieleri gördükçe kendimizi daha da yetersiz hissediyoruz. Neden biz de bu muhteşem anlardan geri kalalım ki? Kalmayalım. Bu yüzden daha çok satın alalım, daha çok tüketelim, daha çok deneyimleyelim hatta en çok biz deneyimleyelim!

Aslında psikoterapislere göre FOMO, ilkel hayatta kalma dürtülerimize dayanıyor. Diğer insanların bizden daha fazla hayatı yaşadığını algıladığımızda beynimize güvensizlik ve tehdit altında olduğunu hissettiren sinyaller gönderiliyor. Küçük gruplar halinde yaşadığımız ilkel çağlarda “bilinenin içinde olmak” hayatta kalmaya yardımcı oluyordu. Örneğin; yeni bir besin kaynağının farkında olmak ölüm ve yaşam arasındaki çizgiyi temsil ediyordu. Bu yüzden evrimsel süreçte homosapiensler olarak, doğru zamanda doğru yerde olmaya ve hatta dedikoduların içinde olmaya programlandık. Evet, belki bugünlerde arkadaşınızın doğum günü partisini kaçırmanız ölüm-kalım meselesi değil ancak atalarımızın savaş ya da kaç tepkisinin genetik kodlarımızdaki güncel etkisi, FOMO’nun kaynağı olmaya yeterli. Bu durumda, hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırdığımız yönünde hissetmeye ve plansız satın alma gibi irrasyonel davranışlarda bulunmaya başlıyoruz.

Psikolojik fenomen ve sosyal medyanın son moda kelimesi haline gelen FOMO, yeni trend olarak çoktan pazarlamacıların da radarına girdi.  Yapılan araştırmalar, FOMO’nun satın alma davranışını derinden etkileyebileceğini gösteriyor. Kanada’da yapılan bir araştırma, Y kuşağının yüzde 68’inin, başkalarının deneyimini gördükten sonraki 24 saat içinde FOMO nedeniyle, gerici bir satın alma yaptıklarını söylediğini ortaya koydu. Y kuşağı, FOMO’nun çoğunlukla geziler (yüzde 59), partiler/eventler (yüzde 56) ve gıda (yüzde 29) ile ilgili içeriği nedeniyle tetiklendiğini belirtti.

FOMO Pazarlaması Neden Başarılı Oluyor?

1.  Kıtlık İlkesi: Çok basit, satın alamayacağımızdan korktuğumuz her şeyi istiyoruz. Aslında, aciliyet fikrinden yararlanmak pazarlamacılar için her zaman değerli bir taktik olmuştur. Ancak olan bitenden eksik kalma korkusu salgın haline geldiğinden beri, pazarlamacılar bu durumu daha etkili kullanmaya başladılar. Hepimiz son bir adet kalan o çantayı, sınırlı sayıdaki koleksiyon ürünlerini veya yalnızca belli süre satışta olan konser biletini satın almaya daha fazla güdüleniyoruz. Örneğin; dünyaca ünlü hızlı moda perakendecisi Zara, iki haftada bir yenilediği koleksiyonlarında mağazada görüp çok beğendiğiniz o kazağın bir sonraki hafta karşınıza çıkmayacağı fikrini zihninize yerleştirerek, tüm dünyada giyim sektörünün öncüsü durumda geldi. Hatta bu “kıtlık” imajını korumak uğruna, stokları tükenmeyen ürünleri dahi reyondan çektiği biliyor muydunuz? Peki ya 19 yaşındaki Kylie Jenner’ın rujlarının tüm dünyada bu kadar büyük bir etki yaratmasının ardında, Snapchat üzerinden duyurduğu sınırlı süre ve sayıdaki satış taktiğinin olması bir tesadüf mü? Tabii ki, hayır.

2.  Sosyal Kanıt: İnsan bulunduğu sosyal çevredekilerle benzer davranışlarda bulunma ve bunu kanıtlama eğilimindedir. Aslında küçükken herkes gittiği için geri kalmak istemediğimiz okul gezisine izin almak adına ebeveynlerimize karşı “ama tüm arkadaşlarım gidiyor” argümanını kullanırken FOMO’ nun sosyal kanıt etkisini çoktan doğrulamıştık. Arkadaşlarımız Game of Thrones, Narcos, Black Mirror ya da Westworld gibi son zamanların popüler dizilerinden bahsederken, konuşmanın bir parçası olmak istiyoruz. Bu durumun farkında olan Netflix, ağızdan ağza pazarlamanın gücünden de yararlanarak herkesin takip ettiği popüler serilerin parçası olmamız için elinden geleni yapıyor. Öyle ya, bizler de bir çok insanın hakkında konuştuğu söz konusu dizilerle ilgili mimlerin, şakaların ya da kritiklerin bir parçası olmalıyız ve hemen Netflix satın almalıyız.

3.  Ayrıcalıklı Hissettirme: İnsanlar kendilerine özel ürün ve hizmetlerle şımartılmaktan ve diğerlerinden ayrıcalıklı olduklarını bilmekten hoşlanırlar. Markalar bunu iki şekilde yapabilirler. İlk olarak sundukları ürün veya hizmetin kendisi özel olabilir. Örneğin; Pinterest ilk açıldığı zaman yalnızca bir arkadaşınızın davetiyesi ile üye olabiliyordunuz. Bu durumda, markanın yarattığı ayrıcalık hissi popüler ve trend uygulama olmasına yol açtı. Bunun dışında, sadakat programları ve özel ödüller de müşterilerin kendilerini ayrıcalıklı hissetmesine neden olabilir. Birçok banka, özel ayrıcalıklara sahip seçilmiş müşteriler için özel sadakat programlarına sahip ve müşterilerini alışveriş yaptıkça daha fazla satın almaları yönünde teşvik eden Garanti Bankası’nın Bonus puanlarına benzer çeşitli kampanyalar yapıyor.

Son zamanlarda “Y kuşağı ev ya da araba almak yerine, tatile gitmeyi tercih ediyor” tarzı haberlere ne kadar sıklıkla denk geldinizi fark ettiniz mi? Deneyim ekonomisinin ortasındayız ve insanlar  artık “şeylere” değil, deneyimlere para harcıyorlar. Teknolojiye doğmamış olan bebek patlaması kuşağındakileri unutun. Çünkü onlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmiyor ancak 1980 ve sonrası kuşak için, olan biteni kaçırmamak hayati önem taşıyor.

Günün sonunda; deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanın yanlış bir yanı yoktur. İnternet ve sosyal medya sayesinde tüm dünyayı bağlayabilir ve başkalarıyla paylaşabiliriz. Zaten, sosyal medya tüm bu nedenlerle bu kadar güçlüdür. Ancak unutmamamız gereken tek şey, hepimiz farklıyız. Hepimiz farklı isteklere, ihtiyaçlara, arzulara, motivasyonlara ve başarılara sahibiz. Bu yüzden, yalnızca başkaları yapıyor diye bir şeyleri yapmaya çalışmayın.

Kendiniz olun. Yeterli olun. Anda olun!

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link