2018’de Takip Edilmesi Gereken 4 Mobil Doğal Reklam Trendi

Türkiye’de ve dünyada hızla artan mobil cihaz kullanımıyla birlikte, mobil doğal reklamcılık kısa sürede gelişiyor ve yaygınlaşıyor. Japonya’nın en büyük dijital reklam teknoloji şirketi FreakOut, mobil doğal (native) reklamcılığın 2018 yılında takip edilmesi gereken 4 trendini açıklıyor. IHS’in yayınladığı rapora göre, 2020 yılında tüm dijital reklam harcamalarının yüzde 75,9’u mobil reklama harcanacak ve mobil reklamların yüzde 63’ünden fazlası doğal reklamlardan oluşacak.

“Önce mobil” stratejisi önem kazanıyor

Tüm dünyada mobil internet trafiği, 2016 yılında ilk kez bilgisayarı geride bıraktı. Türkiye’de ise bu oranın mobilde yüzde 61, bilgisayarlarda yüzde 36. Mobil cihaz penetrasyonu da göz önüne alındığında Türkiye’nin mobil cihaz kullanımında dünya standardının çok üzerinde olduğu açıkça görünüyor. 2018’de aradaki farkın daha da açılması bekleniyor.

Sosyal medya doğal reklamcılığı sürüklemeye devam edecek

2016 yılında doğal reklamcılığın önemli bütçesi yayıncılara giderken, bir yıl içerisinde sosyal mecralara yapılan yatırım çok fazla arttı. Türkiye’deki mobil internet kullanıcı sayısı 71 milyonken, sosyal medyaya mobilden bağlanan kullanıcı sayısı ise 42 milyon ve genç nüfusun tercihleriyle bu rakamın daha da artması bekleniyor.

Sosyal medya kullanımında bir diğer çarpıcı örnek de Facebook’un dünya çapında aylık mobil kullanıcı sayısı ise 1,74 milyar olması. Bu kullanıcıların yüzde 56’sı sadece mobil cihazlarından siteye giriş yaparken, Facebook’un toplam reklam gelirlerinin yüzde 88’i mobilden sağlanıyor. Türkiye’deki sosyal medya yatırımlarının yüzde 64’ü mobil cihazlarda gerçekleşti.

Video reklamlar daha fazla önem kazanacak

Video temelli mecraların iş modellerinin önemli bir parçası doğal reklamlar olacak. Dünyada mobil cihazlar üzerinden TV ve video izleme oranı son 6 yılda yüzde 85 artarken, Türkiye’deki 16-24 yaş arası kullanıcılar TV ve video izlemek için en çok akıllı telefonları tercih ediyorlar. Mobilden haftalık TV ve video izleme toplam süresi 5,3 saate kadar yükseldi.

Türkiye’de video reklam yatırımları yüzde 34’lük büyümeyle 122,7 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu rakamın önümüzdeki yıl hızla artması bekleniyor.

Sponsorlu içerikler en hızlı büyüyen segment olacak

2018 yılında markalar, sponsorlu içeriklere yoğunlaşacak ve influencer pazarlamanın da önemi artacak. Daha fazla blog yazısı, video ve fotoğraf sponsorlu olarak kullanıcılarla buluşacak. Türkiye’de sponsorluk reklamlarının yerini alan ve native olarak bilinen haber içeriği şeklindeki reklamları 2017’nin ilk 6 ayında ise 35 milyon TL’ye ulaştı.

Sadece mobil doğal reklamlar üzerine odaklanan FreakOut, Japonya’da geliştirdiği teknolojisini sadece mobil cihazlar üzerinde en iyi sonucu verecek şekilde optimize ediyor. FreakOut teknolojisi eşsiz kılan özelliklerden bir diğeri de tek bir reklam alanını tek bir marka için kullanması. Bu sayede daha büyük boyutta görsel ve metin kullanarak, doğal reklamcılıkta advertorial ile display etkisini pozitif anlamda kullanan şirket, mobil doğal reklamcılığın gelişimine öncülük ediyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Bir Cevap Yazın

Sweatcoin, Siz Yürüdükçe Kripto Para Kazandırıyor

Akıllı telefonların ortaya çıkışıyla birlikte hayatımıza giren mobil uygulamalar, zaman içinde o denli çeşitlendi ve sayıca çoğaldı ki artık onların olmadığı bir mobil yaşam düşünemiyoruz. Kilomuzu ve uyku düzenimizi onların denetlemesini istiyor, aradığımız yeri bulmak ve doğru rotayı çizmek için onlara soru soruyor ve daha pek çok konuda bu uygulamalardan yardım bekliyoruz. Öte yandan yaşadığımız dönem de artık gözle görülür bir biçimde kripto para devri olmaya doğru giderken, ihtiyaçlar ile yeni ödeme araçlarını birleştiren ilginç mobil uygulamalarla karşılaşıyoruz. Bunlardan biri de Sweatcoin.

Çoğu işimizi internetten halledebildiğimiz, mobil teknoloji kolaylığına kendimizi kaptırdığımız, sinemayı bile evimize getirebildiğimiz bu bilgi çağının göze çarpan olumsuz etkilerinden biri, kuşkusuz ki hareketsizlik. Sweatcoin işte tam da bu noktada devreye giriyor. Attığınız adımları günlük olarak sayan bu uygulama her adımınızı kripto paraya çeviriyor. Yürüdükçe topladığınız kripto paraları ise fitness platformunda harcayabiliyorsunuz.

Sweatcoin
Sweatcoin, hareketsizlikten şikayetçi olduğumuz dünyamızda kripto para teknolojisi ile aktif yaşam alışkanlığını bir araya getirmesiyle dikkat çekiyor.

Sweatcoin cihazınıza indirildiğinde akıllı telefonunuzdan aktivitelerinize dair verileri alıyor ve cihazınızın GPS özelliğinden yararlanıyor. Uygulamanın GPS bazlı olmasının nedeni, sizin gerçekten hareket edip etmediğinizi doğru bir şekilde saptamak. Zira bu sayede, bisiklet pedalında ya da koşu bandında yaptığınız hareketleri dikkate almıyor ve adım olarak kabul etmiyor.

Attığınız her 1000 adımda 0.95 Sweatcoin almaya hak kazanıyorsunuz. Biriktirdiğiniz kripto paralarla, pek çok ürünü alma şansınız var. Anlayacağınız yürüyüşleriniz size bir iPhone X de getirebilir protein desteği besini de, bu sizin performansınıza ve biraz da sabrınıza kalmış. Yeri gelmişken, platformda sunulan ürünlerin zaman zaman değiştiğini de belirtelim.

Sweatcoin mobil uygulamasından ekran görünümleri.

Android kullanıcılarının Play Store, iPhone kullanıcılarınınsa App Store’dan indirebileceği Sweatcoin, sınırlı ve sınırsız olarak iki farklı şekilde kullanılabiliyor. Sınırlı kullanım sunan ücretsiz versiyonda günlük adım sayısı sınırlandığından, belli bir adım sayısına ulaştıktan sonra yapacağınız yürüyüşler size kripto para getirmiyor. Sınırsız versiyonda ise böyle bir durum söz konusu değil. “Peki yürüyerek yeterli miktarda Sweatcoin biriktirirsem, bunlarla uygulamanın sınırsız versiyonunu satın alabilir miyim?” diye soranları duyar gibiyiz. Hemen cevaplayalım: Evet. Siz yeterki pergelleri açıp harekete geçin, Sweatcoin size her türlü kolaylığı sağlıyor.

Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların artık daha sık konuşulduğu ve uyandırdığı büyük ilgiyle kendine yeni uygulama alanları bulduğu bir gerçek. Bakalım, gelecekte kripto paraları günlük hayatımızın farklı alanlarına sokan başka hangi uygulamalarla karşılaşacağız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2018’de Müşteri Deneyimi Alanında Bizi Neler Bekliyor?

Yeni yıl ile birlikte her alanda trend yazıları paylaşılıyor. Peki müşteri deneyimi alanında 2018’de bizi neler bekliyor? Türkiye ve Dünya gündemlerini de düşünerek bir liste hazırladım. Birazdan okuyacağınız maddeler teknolojik gelişmelerden çok, insan ve süreçler üzerine odaklanıyor. Buraya müşteri deneyiminde kullanılabilecek AR, VR, AI, IOT gibi birçok teknolojiyi de yazabilirdim, fakat bu bence üzerinde pasta olmayan boş tabağa krem şanti sıkmaya benziyor.

Müşteri deneyimi alanında Türkiye’de çok iyi olan firmaları saymaya başladığımızda ne yazık ki iki elin parmaklarını geçemiyoruz. Umut verici olan ise, şirketler artık “müşteri deneyimini iyileştirmeye yönelik çalışmalar yapılmalı mı yapılmama mı”dan, “müşteri deneyimini nasıl iyileştirebilirim” noktasına geldiler. Forrester’ın yaptığı bir araştırmaya göre şirketlerin %84’ü müşteri deneyiminde lider olmak istiyor, fakat ne yazık ki bu şirketlerin sadece %20’si iyi bir müşteri deneyimi sunabiliyor. Bu aradaki fark ve konuya duyulan ilginin artışı, müşteri deneyimi ve pazarlama yöneticileri için güzel bir fırsat olmaya bu yıl da devam edeceğini gösteriyor.

Araştırmalarım ve kişisel tecrübelerimi göz önüne alarak bu yılın, hatta önümüzdeki 3 yılın müşteri deneyimi odaklarını şu şekilde sıralayabilirim:

  • Müşteri Odaklı Kültür Yaratma
  • Çalışan Deneyimi
  • Müşteri Yolculukları Tasarlama
  • Tasarım Odaklı Düşünme
  • Duygusal Deneyim
  • Kişiselleştirme
  • Proaktivite
  • Dijital Kanal Deneyimi

Şimdi gelin, kısaca bu maddelerin üzerinden geçelim.

  1. Müşteri Odaklı Kültür Yaratma

Şirketlerde kültür yukarıdan aşağıya iner. Kariyerimin ilk yıllarındayken departman değişikliği yaparak IT’den IK’ya geçmiştim. Aynı şirketin iki departmanının ne kadar farklı kültürlerde yönetildiğini görünce dayanamayıp bunun nasıl olabildiğini eski yöneticime sormuştum. Aldığım yanıt şu oldu: “İnan CTO öyle olmasaydı, biz böyle olmazdık.” O anı yaşayarak bu gerçeğin farkına varmak beni çok etkiledi. Müşteri odaklı kültür yaratmadaki en önemli nokta, söylenenlerin tabiri caizse lafta kalmaması. Çok sevdiğim bir söz var: “İnsanlar liderlerinin dudaklarını değil, ayak izlerini izlerler.” Üst yönetim her konuşmada müşteri deneyimi vurgusu yaptıktan sonra önüne gelen iki projeden müşteri odaklı olanı değil de, gelir odaklı olanı tercih ediyorsa bu kültürün oluşturulması çok güç olacaktır. Şirket kültürü ile müşteri deneyimi arasındaki yakın ilişkinin detayları için bu makalemi inceleyebilirsiniz.

  1. Çalışan Deneyimi

2016’da yapılan bir araştırmaya göre, müşteri deneyimini iyileştirmek şirketlerin %75’inin öncelikleri arasında. Yine bu araştırmada çalışan bağlılığını arttırmanın oranı ise %86 olarak belirtiliyor. Çalışanların şirkete olan bağlılıkları ve adanmışlıkları ile müşteri odaklılıkları iyi bir müşteri deneyimi yaşatmak için en önemli adım. Bir müşteri deneyimi yöneticisi olarak gönül rahatlığıyla önce müşterilerin değil, çalışanların gelmesi gerektiğini söyleyebilirim. Bu konuyu detaylı olarak incelediğim yazıma buradan ulaşabilirsiniz. Nasıl ki müşteri deneyimi bir takımın değil, tüm şirketin işidir deniyorsa, çalışan deneyimi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Sadece insan kaynaklarının değil, CEO’dan başlayarak tüm yöneticilerin daha iyi bir çalışan deneyimi için yerine getirmeleri gereken büyük sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. CEO’lar artık hem müşterilerin, hem de çalışanların iyi bir deneyim yaşamalarından sorumlu hale geldi. Müşteri deneyimini iyileştirmek için öncelikle şirket kültürü ve çalışan deneyimine odaklanmak gerekiyor.

  1. Müşteri Yolculukları Tasarlama

Müşteri yolculukları tasarlamak son yıllarda gittikçe popüler olan bir konu haline geldi. Müşteri yolculukları, müşterilerin bir ürün veya hizmeti satın almayı düşünmeye başladıkları andan, o ürün veya hizmeti kullanmayı bıraktıkları ana kadar geçen sürede, müşterilere hangi kanallardan nasıl dokunulduğunun ve neler hissettirildiğinin belirlenmesidir. Sürece bu şekilde uçtan uca bakmanın yanı sıra, “satın alma deneyimi”, “destek alma deneyimi” gibi alt yolculuklar da detaylı incelenerek müşterilerin yaşadığı kötü deneyimler belirlenip bu deneyimlerin ortadan kaldırılmasına, iyi deneyimlerin ise etkisinin arttırılmasına çalışılmaktadır. Müşteri yolculukları, deneyimin iyi ve kötü yaşandığı aşamaları belirleyebilmek için çok etkili bir araçtır. Kanallar arasındaki tutarlı ve anlık bilgi akışı ise etkili yolculuklar tasarlamak için en kritik noktalardan biri olarak öne çıkmaktadır.

  1. Tasarım Odaklı Düşünme

Design Thinking/Tasarım Odaklı Düşünme, her geçen gün daha çok duyduğumuz bir kavram. Sadece müşteri deneyiminde değil, birçok alanda kullanılmaya çalışılıyor. Bu prensibin özünde ise, sorunun çözümünü şu beş aşamaya göre ele alıp değerlendirmek var:

  • Empati kur
  • Tanımla
  • Tasarla
  • Prototipini yap
  • Test et.

Tasarım odaklı düşünmede, en önemli noktalar sorunun kök nedenine inip, yenilikçi bir çözüm sunmak ve bunu test ederek çözümün uygulanabilirliğinden emin olmaktır. Tasarım odaklı düşünmede bu beş aşama sırasıyla uygulansa da her aşamada edinilen tecrübeler, geriye dönüp değişiklik yapmayı gerektirebilir. Bu açıdan tasarım odaklı düşünmenin yaşayan ve sürekli gelişen bir sistem olduğunu söyleyebiliriz.

  1. Duygusal Deneyim

İnsan duygusal bir varlık ve karar mekanizması bu duyguların yaşattıklarına göre çalışıyor. Şirketler bunun üzerine çalışsalar da çalışmasalar da, herkesin bildiği her marka için hissettiği bir duygu var. Bu deneyimin yönetimi için müşteriye hangi duyguların yaşatılmak istendiği düşünülmeli ve tüm iletişimlerde, sunulan hizmetlerde, bu duyguya vurgu yapılmalı. Müşterilerin yaşadıklarını anlayabilmek ve duygusal deneyim yaşamalarını sağlayabilmek için çalışanların sahip olması gereken en kritik özellik ise: “Empati.” Örneğin, hiç hatası yokken müşterinizin telefon hattını birdenbire kapatıp, 2 gün geçmesine rağmen açmıyor ve sizden destek istendiğinde, “gelen sorunları çözmek için 3 günlük süre taahhütüm var, henüz dolmadı” diyebiliyorsanız, ne yazık ki empati yapamıyorsunuzdur. Eğer empati yapabilen, müşteri odaklı biriyseniz, 2018 yılında sizin hatanız olmamasına rağmen 2 gün telefonunuzun kapalı tutulmasının nasıl bir duygu yaşatabileceğini hisseder ve bahanelerin arkasına sığınmadan sorunu gidermek için elinizden geleni yaparsınız. Bu nedenle, duygusal deneyim yaşatmak için çalışanların, öncelikle empati kurma yetkinliğine ve yardım etmeyi seven bir karaktere sahip olmaları gerekiyor.

  1. Kişiselleştirme

Kişiselleştirme, uzun süredir duyduğumuz bir kavram. 2018’de de güncelliğini koruyacak çünkü şirketler, hala müşterilerini yeterince tanımıyor ve onların tercihlerine göre deneyim tasarlamakta zorlanıyor. Kişiselleştirme yapılabilmesi için çok iyi bir CRM altyapısına sahip olmak, sadece bu altyapı ile kalmadan güncel verilerin sürekli olarak sisteme akmasını sağlamak gerekiyor. Bu konuda en sevdiğim örnek Ritz-Carlton’ın bir müşterisi için yaptığı sürpriz. Müşteri, Las Vegas’taki Ritz-Carlton’da konaklarken, otelin içindeki müzik marketten Mozart CD’si alıyor. Bunu kayıt altına alan Ritz-Carlton, birkaç ay sonra New York’taki otele konaklamaya giden aynı müşteri için, odasına girdiğinde Mozart’ın çalınmasını sağlıyor. Bu kadar uç örnekler olmasa da müşteriyi tanıyıp kişiye özel davranışlar planlayabilmek çok değerli olmaya devam edecek. Bunu en iyi şekilde yapan bir diğer firma ise Spotify. Dinlediğiniz müziklere göre otomatik olarak size özel haftalık keşif listeleri hazırlıyor ve kişiye özel bir dokunuş ile duygusal deneyim yaratıyor.

  1. Proaktivite

Müşterileri en çok etkileyen ve bir sonraki satın alma kararına götüren duygu: “Güven.” Marka algısı bu nedenle çok önemli. İnsanlar bildikleri ve güvendikleri markalardan alışveriş yapmaya meyilliler. Bu güven duygusunu arttırmanın en iyi yolu ise müşterilere proaktif yaklaşarak onlar henüz ihtiyaçlarının farkına varmadan onların ihtiyaçlarını karşılamak. Ürün veya hizmette bir sorun olduğunda, müşterilerin iletişime geçmesine gerek kalmadan önce sorunu giderip, sonrasında hizmet telafisi ile birlikte müşteriyi bilgilendirmek. Proaktif aksiyonlar, müşterilerde güven duygusu oluşturarak, “Bu firma, beni benim kadar düşünüyor.” dedirtebilir.

  1. Dijital Kanal Deneyimi

Dijitalleşme odağı, tabii ki müşteri deneyimini de etkiliyor. Her ne kadar şirketlerin çoğu, müşteri deneyiminin temellerini yerine getirmede çok başarılı olamasa da, üst yönetim baskısı, hızlı sonuç alma isteği ve dijital çözümlerin çok dikkat çekmesi gibi nedenlerle bu yıl da müşteri deneyiminde dijitalleşme odak noktası olmaya devam edecek. İnternet siteleri, online işlem merkezleri ve mobil uygulamaların daha fazla kullanıcı dostu olması çalışmalarının yanı sıra chatbot, canlı chat, whatsapp, sosyal medya gibi dijital çözümler de hayatımızda daha çok yer edecek. Artık, müşteriler neredeyse siz de orada olmak zorundasınız. Bunun en güzel örneği İstanbul trafiğinde sıkışmış olan araçlara su satan satıcının Yandex trafik uygulamasında bulunduğu konumu belirterek potansiyel müşterilerine ulaşma hikayesidir.

Bahsettiğim bu trendler layığıyla yerine getirildikten sonra AI, AR, VR gibi birçok heyecan verici teknolojiyi 2020’li yıllardan itibaren bu listeye alabileceğimize inanıyorum. Müşterilerimize çok daha iyi deneyimler yaşatabildiğimiz bir yıl olsun!

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?