McDonald’s Ürün Fotoğraflarını Rötuşlamayı Unuttu

Faaliyet gösterdiğiniz sektöre göre düşündüğünüzde bir bilişim firması kadar teknolojiyle ilgilenmeyebilirsiniz. Bir reklam ajansı veya sanat galerisi olmadığınız için görsel kalite konusunda da okyanuslar kadar bilginiz olmayabilir. Fakat eğer küresel bir markaysanız ve işiniz sayısız insanın iştahını açarak onları hızla doyurmak üzerineyse, en azından bazı temel noktaları atlamamanız gerekir. Görsel açıdan yapacağınız küçük hatalar bile dikkatli kişilerden kaçmayacak ve bir sorun yumağı olarak size geri dönecektir. Anlaşılan o ki dünyanın en büyük fast food zincirlerinden McDonald’s, bir ihmalkârlığın kurbanı oldu, ayrıntıları öğrenmek istiyorsanız yazımızı okumaya başlayabilirsiniz.

İştah açıcı
ve davetkâr görünmesi istenen pek çok yiyeceğin, restoranlara ait internet sitelerinde rötuşlandığını artık hepimiz biliyoruz. Bunun için domates diliminin üzerindeki su damlacıklarından tutalım da patatesin o şeffaf sarı görünümünün daha da parlak gösterilmesine kadar farklı amaçlarla birçok teknik kullanılır, buraya kadar her şey zaten bildiğimiz gibi.

Konu şu ki McDonald’s gibi yeme-içme sektörünün dev bir markası, internet sitesindeki görsel içerikleri rötuşlamayı unuttu. Kulağa garip geliyor ve inanması zor belki ama Business Insider’ın haberine göre gerçek bu. Kaynak portal, normalde McDonald’s’ın internet sitesindeki görsellere yakından bakıldığında rötuş katmanının kullanıldığının, böylece özel fotoğraf çekimi etkisi verildiğinin ve görsel çekiciliğin artması adına yeniden düzenlenmiş olduğunun görüldüğünü belirtiyor. Fakat her nedense markanın teknoloji ekibinin bazı görsellerin hem orijinal hem de düzeltilmiş hâllerini site üzerinde bıraktığını de hemen ardından ekliyor. Hâliyle bu durum, görsel dosyayı indirmek isteyen kullanıcıların, dosyanın her iki hâlini de görmesine yol açıyor.

Şurası bir gerçek ki dosyaların bu şekilde kaydedilmesi Photoshop gibi görsel düzenleme yazılımlarında oldukça sık karşılaşılan bir durum. Bununla birlikte, kamunun erişimine açık bu tür dosyaların bu yolla işlenmesinin bu tip olası krizlere neden olduğu da biliniyor. Hatta çok katmanlı görsellerin çıplak gözle röntgeninin çekilmesi zor olsa da Business Insider gibi dikkatli oluşumlar, bu örnekteki gibi hatayı ifşa edebiliyor.

Konuyu haberleştiren Emma Fierberg, McDonald’s ekibinin hatasını tamamen tesadüfen fark ettiğini, sonrasında emin olmak için ise görselleri birkaç meslektaşına göstererek karşılaştırdığını söyledi. Ortada kullanıcıların görmeye ihtiyacı duyduğundan fazlasının olduğunu hemen anladıklarını belirten Fierberg, sürecin McDonald’s sayfasında gezerken bir yandan da üzerinde çalıştığı hikâye için buradan görsel toplamaya başlamasıyla geliştiğini vurguluyor. Buradan indirdiği görselleri Photoshop’ta açan Fierberg, rötuş katmanını açıp kapadığında görsel dosyasının ham hâliyle karşılaşmış. Ardından McDonald’s sayfasından indirdiği diğer görsellere de bakmış ve bazılarında rötuş katmanının olmadığını görmüş.

Bu görsel malzemeleri GIF animasyonlarıyla karşılaştırmalı bir şekilde göstermek isteyen Business Insider ise bıkıp usanmadan her dosyayla uğraşmış. Nihayet fotoğrafların özgün ve rötuşlu hâlleri arasındaki farkı ilgi çekici bir şekilde yansıtmış. Bu arada, Business Insider’ın konuyla ilgili olarak sorduğu sorulara McDonald’s tarafından henüz bir cevap gelmediğini de sözlerimize ekleyelim.

McDonald’s da dahil olmak üzere diğer restoranlar, müşterilerine sattıkları ürünlerin reklamlarında gösterildiği görünümde olmaması nedeniyle öteden beri eleştiriliyor. Bu nedenle, Business Insider ekibinin yaptığı çarpıcı GIF hamlesiyle, bu tartışmanın yeniden alevleneceğini ve şirketlerin müşterilere sattıkları ürünler ile bunları pazarlarkenki görünümleri arasında görsel tutarlılık açısından ne derece kontrol sahibi olması gerektiğinin yeniden masaya yatırılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Peki, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Reklamdaki ürünlerle gerçekte satın aldığımız ürünler arasında görünüm farkı olması normal mi? Belli durumlar için normalse, bunun sınırı nerede başlar ve biter? Sadece belli ürünler mi bu imkâna sahip, yoksa bütün markalar tüm ürünleri için bu yola başvurabilirler mi? Cevaplarınız ne olursa olsun şurası açık ki bu konuda son derece karışık bir durumla ve cevabı zor sorularla karşı karşıyayız.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2009 yılında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden, 2015'te ise Anadolu Üniversitesi Marka İletişimi Bölümü'nden mezun olan yazar, 2013 yılından beri pazarlama ve reklamcılık üzerine çalışıyor. Geleneksel ve dijital reklam ajanslarındaki çizgi altı ve üstü çalışmalarda metin yazarlığı yapan, ulusal ve küresel ölçekte birçok markayla birlikte çalışan yazar, bir yandan da Anadolu Üniversitesi'ndeki Türk Dili ve Edebiyatı öğrenimine de devam ediyor. En büyük tutkusunun edebiyat olduğu biliniyor, şehirdeki festivalleri yakından takip ediyor. Bir gün Patagonya'ya gitmenin hayalini kuruyor.

Bir Cevap Yazın

12 Milyar Farklı İçerikte Şampuan Sunan 110 Milyon Dolarlık Girişim

Kozmetik dünyası, tüketicileri her geçen gün yeni ürünlerle tanıştırıyor. Markaların hepsi de en iyi ürünün kendilerininki olduğunu iddia ediyor ve müşterilerinin bugüne kadar yaşadıkları kişisel bakım sorunlarını kökünden çözdüğü konusunda kendisine güveniyor. Fakat adı üstünde, “kişisel” bir bakım söz konusuysa ve her insanın farklı ihtiyaçları olduğunu da kabul etmemiz gerektiğine göre, bireye özel bir çözüm bulunması gerekmiyor mu? Function of Beauty adlı girişim, işte bu noktayı yakalayarak yepyeni bir vaatle tüketicilerin karşısına çıkıyor ve “Kendi şampuanını kendin seç!” diyor.

Geçen yılın ekim ayında kurulan New York merkezli girişim, tüketicilerin saç özelliklerini ve sahip olmak istedikleri saç tipini göz önüne alarak onlara özel formüllü şampuanlar hazırlıyor. Örneğin pürüzsüz ve parlak bir saç istiyorsanız ayrı, önceliğiniz hacimli ve düz bir saç ise ayrı bir formülü size öneriyor.

Girişim hızlandırma platformu Y Combinator’dan çıkarak, bir yıldan da az bir sürede büyük ilerleme kaydeden girişimin son olarak 12 milyon dolarlık bir gelire ulaştığı biliniyor. Hatta şirkete yakın bir kaynak, Function of Beauty’nin piyasa değerinin 110 milyon doları bulduğunu öne sürüyor.

Function of Beauty şampuanları, tüketiciye özel pazarlamanın başarılı bir örneği olarak karşımıza çıkıyor.

Şirketin CEO’su Zahir Dossa, Function of Beauty’i kurma fikrinin, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT), e-ticaret ve değer zincirinin iyileştirilmesi konularında yaptığı tez çalışması sırasında oluştuğunu söylüyor. Kişisel bakım endüstrisinin çok fazla gündemde olan bir alan olmasına rağmen, değer zincirinin son yüz yıldır neredeyse hiç değişmediğini fark etmesiyle sürecin başladığını belirten Dossa, bu noktadan hareket edip saç bakımına odaklanan ve tüketiciye doğrudan ulaşan bir girişim başlatmaya karar vermiş. Sayısız farklı saç tipinin olduğu günümüz dünyasında tüketicilerin de farklı istekleri olduğunu bilen Dossa, kişiye özel şampuanların bu boşluğu dolduracağını düşünmüş.

Saç bakımı konusunda farklı isteklere cevap veren tam 12 milyar farklı içerikte şampuan sunan şirket aynı zamanda, 5 çeşit renk ve 4 tür koku özelliği de sunuyor. Tüketicilerin kendine özel şampuan sipariş etmeleri süreci ise oldukça basit. Function of Beauty’nin internet sitesini ziyaret eden tüketiciler, burada küçük çaplı bir testle karşılaşıyor. Testte yer alan sorulara cevap vererek saç tipleri, saç yapıları ve saç derisi nemi bilgilerini veren ziyaretçiler ardından hacimli saç, uzunluk vb. noktalardaki isteklerini belirtiyor. Son adımda ise şampuanın rengini ve kokusunu seçiyorlar. İnternet sitesi, bu yanıtları bir algoritma üzerinden değerlendirerek tüketiciye özel formüllü şampuanı belirliyor.

Müşteriler, ihtiyaçlarına özel şampuanı kolayca satın alıyor.

Function of Beauty, satış vaadi konusundaki başarısını müşteri memnuniyeti alanına da taşıyor. Sipariş veren müşteriler, şampuanı deneme olanağına da sahipler. Yani şampuanı deneyip memnun kalmadıklarında ürünü iade edip kendine daha uygun yeni bir formülü ücretsiz olarak alabiliyorlar. Şirketin ayrıca, bir abonelik sistemi de bulunuyor ve yeni ürünler çıktıkça abonelerine, sipariş vermeleri beklenmeden şampuanları gönderiliyor.

Dossa, satın aldıkları şampuanların nasıl yapıldığını görmek isteyen sâdık müşterileri için özel alanlar ayırarak çevrimiçi ortamdaki hızlı büyümeyi, fiziksel ortamda da küçük çaplı bile olsa sürdüreceklerini söylüyor.

Function of Beauty, belki de bireye en çok inmesi gereken ama bugüne dek bu noktada beklenen performansı gösterememiş bir alanda, yani kişisel bakım konusunda dikkat çekici ve günümüz tüketicisini yakalayan bir strateji çizmiş. Bu doğrultuda hazırladığı şampuanlarla da kişiye özel pazarlamada önemli bir başarı yakalamış. Bakalım şirket, gelecek dönemlerde hangi yeni ürünlerle karşımıza çıkacak. Peki sizce, hangi sektörler kişiye özel ürünler çıkarmada yüksek potansiyel taşıyor?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

İsveç’teki Bir Enerji Santrali, Yakıt Olarak H&M Kıyafetlerini Kullanıyor

İsveç’in başkenti Stockholm’un kuzeybatısında yer alan bir ısı ve enerji santrali, yakıt olarak petrol ve kömür kullanıyordu ve yakıldığında çevre kirliliğine yol açan bu fosil yakıtlardan kurtulmak istiyordu. Ve enerji santrali, bu amaçla bir süre önce yakıt olarak geri dönüştürülmüş ahşap ve çöp kullanmaya başladı. Bloomberg’in yaptığı habere göre ise bu geri dönüştürülmüş malzemelerin arasında H&M’in merkez deposundan sağlanan 15 ton kıyafet de yer alıyor.

2010 yılında The New York Times’ın yaptığı bir haberde, New York şehrinin en bilinen bölgesi olan Manhattan’da yer alan bir H&M mağazasının çöpleri arasında daha önce hiç kullanılmamış, yeni kıyafetlerin bulunduğunu iddia etmişti. Buna karşılık olaraksa H&M, Bloomberg’e yaptığı açıklamada kullanım açısından herhangi bir sorun teşkil etmeyen kıyafetleri hiçbir şekilde imha etmediğini ifade etmişti. Bununla birlikte H&M, yine de kıyafetlerin küf içerip içermediklerinden ya da şirketin katı kurallarına uyup uymadıklarından emin olmanın, kendilerinin yasal yükümlülüğü olduğunu belirtmişti.

2010 yılında yaşanan ortaya atılan bu iddiayla bir alakası var mıdır bilinmez, şirket bir şekilde satışı ve kullanımı mümkün olmayan kıyafetleri güzel bir şekilde değerlendirmeye karar vermiş gibi görünüyor. Dünyanın fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjilere geçiş yapmaya çalıştığı şu dönemde, kullanılmayan kıyafetlerin de bir enerji kaynağı olarak kullanılması ve H&M’in de bir şekilde bu girişime katkıda bulunması takdire şayan bir olay.

Edinilen bilgilere göre bu enerji santrali, 2017 yılı içerisinde bu zamana kadar yaklaşık olarak 400.000 ton çöp yaktı ve bu çöplerin bir kısmı, Birleşik Krallık’tan ithal edildi. Yakılan bu yüksek miktardaki çöpün karşılığında yaklaşık olarak 150.000 haneye enerji sağlandı.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link