Marketing Meetup Intelligence’da Neler Konuşuldu

Türkiye’nin pazarlama bloğu Pazarlamasyon’un düzenlediği ve  şimdiye dek 2000’in üzerinde profesyoneli ağırlayan Marketing Meetup etkinliklerinin dördüncüsü bugün gerçekleşti. Her yıl sonbahar ve ilkbahar olmak üzere yılda 2 kez düzenlenen etkinliğin bugünkü teması “intelligence” yani “zekâ” oldu.  Teknoloji, pazarlama, IT ve dijital dünyayı bir araya getiren, klişeleşmiş konular yerine  iş zekâsına, analitiğe ve entelektüelliğe odaklanan yeni nesil bir buluşma serisi olan Marketing Meetup Intelligence‘ta sektörün önde gelenleri zekânın iş dünyasına neler getirdiğini ele aldılar.

Teknoloji ve teknolojinin şekillendirdiği dijital dönüşüme karşı markaların ve profesyonellerin ürettiği yaratıcı çözümlerin anlatıldığı etkinlik Necip Murat ve Elif Çetin’in açılış konuşması ile başladı.

Açılış konuşmasının ardından Açık Beyin Eğitim ve Danışmanlık kurucusu Prof. Dr. ve yazar Sinan Canan, Beynin esas işi: Örüntü zekâsı başlıklı konuşmasını gerçekleştirdi. İnsan beyninin ve zihinsel donanımının geleceğin dünyasında yapay zekâ ile yarıştığı dönemde insanın rolünü ele alan Canan; yaptığımız makinelerin bizi mutsuz ettiğine dikkat çekti. Sinan Canan, Jostein Gaarder’ın “Beynimiz onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, bizler yine onu anlayamayacak kadar basit olacaktık.” sözünü izleyici ile paylaşarak insan beyninin 3.5 milyar yıllık bir Ar- Ge sürecinin ürünü olduğunu dile getirdi.

Ülkemizde Nöropazarlama alanında laboratuvar çalışmaları yapan en önde gelen akademisyenlerden biri olan ödüllü reklamcı  Prof. Dr. Uğur Batı, Benim Zeki Markalarım: Beyninizi Mutlaka Kullanın adlı konuşmasında; varolan beynimizin hepsini kullandığımızı, hepimizin Einstein kadar zeki olduğunu belirtti. Konuşmada dikkat çeken ayrıntılar şöyle: Marka yönetirken de beynimizi kullanmak zorundayız ki markalar hayatta kalabilsin. Kendi kültürümüzü anlayamadan dünya markası olamayız. İbni Sina’yı yeterince anlasaydık bugün Hipokrat yemini değil, İbni Sina yemini ediyor olabilirdik. Tüketici davranışlarını konuştuğumuzda beyni konuşmak zorundayız. Beyin örüntü olarak güzeli tanıdığı için reklamın iyisi kötüsü olur! Artık tüm ülkeler Ar – Ge yatırımını beyin üzerine yapıp Uber, Airbnb gibi üretim değil pazarlama hikayeleri çıkarıyor, biz hala hangi markanın yüzü olduğu hatırlanmayan Cem Yılmaz, Beyazıt Öztürk çıkartma peşindeyiz. Markalar zeka dolu olmalıdır, aksi taktirde ölmeye mahkumdurlar. Pazarlamacılar beyni kullanmaya ne dersiniz?

Yerli yabancı 130 ödül ile sürdürdüğü pazarlama kariyerine ek olarak 16 senedir Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan Hepsiburada’nın CMO’su Yüce Zerey Marketing Next: Data @The Core adlı konuşmasında;  “Tüketici davranışlarını doğrusal kabul edemeyiz. Persona’lar çıkarın. Müşteriyi tetikleyen kanallarını tanı ve hikayeleştir. İşin sırrı hikayede.” diye belirtti.

Human Works Design Kurucu Ortağı Canay Atalay Teknoloji Zekamızı Nasıl Etkiliyor? adlı konuşmasında Augmented Humanity (artırılmış insanlık) ekseninde geleceğin bugün yaşadığımız fakat henüz farketmediğimiz tasarımlar olduğunu, bu kapsamda insan zekâsını ve teknolojinin gücünü nasıl daha iyi kullanabileceğimizi irdeledi.  Eskiden insanların yaptığı işleri şimdi robotlara verdiğimizi ve biz insan olarak neler yapabileceğimize odaklanıdığımızı belirtti. Bütün bu teknolojik gelişmelerden sonra en çok bugün insan zekasına ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Katılımcıların profesyonel çevrelerini genişletip, sektörün duayenleri ile tanışma fırsatı yakaladığı kısa bir aranın ardından CNN Türk’te yayınlanan Gündem Özel programı sunucusu Deniz Bayramoğlu Bir Pazarlama Hikayesi Olarak Gündem Özel adlı konuşmasında başarılı bir program yapmanın temel adımlarından bahsederken klişelerin başarıya ulaşan hayallere nasıl dönüştüğünü ele aldı. Gündem Özel programını yapmaya başladıkları ilk günden itibaren aldıkları kararın programda kavga değil, nezaket olduğunu belirten Bayramoğlu; özellikle Türkiye gibi toplumlarda lümpen kalabalıkların akıntıya karşı kürek çekerken medyanın üzerlerindeki etkisinin daha fazla olduğunu dile getirdi. Televizyonda bilgi yerine eğlencenin tercih edildiği, özellikle 15 Temmuz sonrası yoğunluklu olarak siyasetin konuşulduğu bir dönemde ekip ve bütçe yetersizliğine rağmen programı yapmaya “Nasıl farklılaşabiliriz?” sorusu ile başladıklarını söyledi. Hararetli tartışma ve saygısız bağırışmaların sıkça yer aldığı siyaset programlarından farklı olarak, temel insanî melekeleri göz ardı etmeden nezaket ve saygı çerçevesinde gündemi ele almaya gayret ettiklerini dile getiren başarılı sunucu, CNN Turk’ün hali hazırdaki izleyici kitlesi dışındakileri de hedef aldıklarını belirtti.

Kurumsal iletişim politikaları gereği ilk başlarda herhangi bir tanıtım faaliyetinde bulunulmayan programı bir adım öne taşımak için sosyal medyayı kullanmaya başladıklarını, organik tanıtım videoları, tarafsız objektiflik ve izleyici yorumlarının paylaşımları ile dikkat çekmeyi başardıklarını ifade etti. İletişimci oldukları için big data gibi verilerden ziyade “yolumuzu el yordamı ile bulmaya çalıştık” ifadesini kullandı. Bu şekilde izleyici kitlesinin kendisini ciddiye alınan birey olarak hissettiğini, konuklarını misafir gibi ağırlamalarıyla da hem konukların gönüllü eşler haline geldiğini hem de başka kanalların programlarında yer alsalar dahi konukların Gündem Özel programı ile akıllarda kodlandığını dile getirdi. Fikir önderlerinin de zaman içerisinde aralarına katılmasıyla insanların birbirlerini dinledikleri, yeni değil ama özlenen, objektif, farklı görüşlere saygıyla yaklaşılan, siyasi yelpazeyi dikey değil yatay olarak keserek herkese hitap eden bir program haline geldiklerini söyledi. Nihai olarak ise saygı görmek için saygı göstermelisiniz diyen Bayramoğlu, başarılı bir siyaset programı yapmanın inceliklerine değindi.

CNN Türk Gündem Özel program yapımcısı gazeteci ve yazar Şafak Altun Ferrari’yi Çalan Fil / İnsan Neyi Neden Yapar? adlı konuşmasında her zaman kestirme yollara sapan insan algısının toplumsal düzeyde “etkilerin etkisi”nden kurtulup özgür irade ile nasıl karar verebileceğinden bahsetti. “Etkiler bizi nasıl etkiler? Olaylar mı bizi yönlendirir yoksa biz mi hayatımıza yön veririz? İyi insanlara kötülük yaptıran şey nedir? Yasaklar neden cezbeder?”  sorularıyla konuşmasına başlayan Altun, etkilerin özgür iradeyi ipotek ederek hayatımızı derinden etkilediğine, nevi şahsına münhasır insanlar olsak da bazı olaylar karşısında hep aynı davrandığımıza dikkat çekti. Hale etkisi, Diderot etkisi, Angelina Jolie etkisi, Aşinalık etkisi, Sosyal kanıt ilkesi gibi etkilerin davranışlarımız üzerindeki gücünü örneklerle açıklayan Altun, genel olarak kalabalıklara uyumsadığımızı ve faydamıza olanı tercih ettiğimizi belirtti.

Öğle arasından önce son konuşmacı olan Almanya’da etkinliğimiz için kalkıp gelen Kreatif Direktör Olcayto Cengiz Noktaları Birleştirmek adlı konuşmasında “bağlanma hali”ni iletişimde olma kapsamında ele alarak “intelligence”ın sadece canlılara özgü bir özellik olmadığı IoT (nesnelerin interneti) çağında noktaların insanları birleştirdiği bir geleceğe nasıl hazırlanabileceğimizi ele aldı. Steve Jobs’un “Noktaları bir sonraki noktaya bakarak değil, ancak geride bıraktığınız noktalara bakarak birleştirebilirsiniz. Bu yüzden de, geride bıraktığınız noktaların geleceğinizde bi şekilde birleşeceğine güvenmekten başka şansınız yok.” sözünü izleyicilerle paylaşan Cengiz, tüm yeni teknolojilerde eksik olanın duygu olduğunu ifade etti. İnsansı robotların hayatımıza girmeye başladığı günümüzde, bir ekran karşısında saatlerini geçirebilen bireyin de insansı robot olarak addedilebileceğini dile getirdi. Big datanın sürekli konuşulduğu teknoloji çağında Tylervigen sitesinden verdiği yıllara göre havuza düşüp ölen insan sayısı ile Nicholas Cage’in yer aldığı filmler arasındaki korelasyonun yer aldığı grafiğin olduğu absürd bir örnekle, datanın yeterli olmadığına, datayı anlamlandırıp tıkanılan noktada anlamı insanın kurabileceğine parmak bastı. Stephan Hawking ile Canan Karatay’ın esprili bir üslupla birbirine benzediğini söyleyen Cengiz, Hawking’in yapay zekânın bütün insanları öldüreceği fikrine gönderme yaparak ikisinin de doğruları söylediğini ama bunu yaparken çok kötü ifade ettiklerini dile getirdi.

Elon Musk ve Mark Zuckerberg’in yapay zekâ üzerine atışmalı Twitter paylaşımlarına da gönderme yaparak, duyguları işin içine katmanın bir yolunu bulmamızın şart olduğunu belirtti. Ünlü reklamcı Sir John Hegarty’nin geçtiğimiz ay Portekiz’de düzenlenen WebSummit etkinliğinde “Fuck data! Let’s have an idea.” sözünü izleyicilerle paylaşarak, hayatın bilgiden doğduğunu ve günümüz dünyasında pazarlamacıların bilgiyi oyunlaştırarak sunmaları gerektiğini ifade etti. Oyunlaştırmanın pazarlamacılar tarafından  yeni bir şeymiş gibi lanse edildiğini, halbuki dünyanın en eski pazarlama sistemi olduğunu, şirketinin ismine de atıfta bulunarak gözümüzü açtığımız anda oyunlaştırma ile karşılaştığımızı belirtti. Çocuklara yemek yedirebilmek için “Aç bakayım ağzını, uçak geliyor.” tabirinden yola çıkarak şirketine bu ismi verdiğini söyleyen Cengiz, “O kaşığı uçurursanız, satarsınız da öğretirsiniz de, her şeyi yaparsınız.” dedi. Samsung’un bir telefon uygulaması olarak geliştirdiği Look at Me ile otizmli çocukların ilk kez göz teması kurmada ilerleme geliştirmelerine ön ayak olmalarını ve Samsung’un bu fikri tıp camiasına sunması ile bugün doktorların da bu uygulamayı otizmli bireylerin ailelerine tavsiye etmeye başlamalarını oyunlaştırma kapsamında ele aldı. Cengiz son olarak “Gamification (oyunlaştırma) bir araçtır ve iletişim için kullanılır. Dünyanın ilk oyunlaştırması ise ‘Aç ağzını uçak geliyor.’ ifadesidir” diye belirtti.

Katılımcıların öğle yemeği eşliğinde networking yapabildiği bir saatlik aranın ardından Arzum Yönetim Kurulu Başkanı  ve Genel Müdürü Murat Kolbaşı, Aydın Tekstil ve TETSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sami Aydın ve Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkan Danışmanı ve Sağlık Bölümü Danışmanı Oğuzhan Süral, Marka Danışmanı ve BrandMap Genel Yayın Yönetmeni Bülent Fidan Türk Markalarına Zeka Katmak konulu panelde bir araya geldiler. Sohbet havasında geçen panelde Bülent Fidan’ın soruları eşliğinde farklı sektörlerden gelen, ürünlerinin belli aşamalarında dijital uygulamalar gerçekleştiren ya da dijital zekâ ekleyen ihracatın bu üç farklı ismi markalarına dijital zekâyı nasıl kattıklarını irdelediler. “İnovasyonsuz, zekâyı işin içine katmadan başarılı olmanız mümkün değil.” diyen Aydın, günümüzde satışın yeterli olmadığını, her ürünü deneyimleyerek geliştirme zorunluluğunun bulunduğunu söyledi. Bir tekstil firması olarak turizm, sağlık sektörü ve savunma sanayi gibi alanlarda kendilerini deneyerek yeni ürünler geliştirmenin yollarını arayarak; bu yolda karşılaştıkları başarısızlık deneyimlerini ve sonrasında gelen ilham verici hikayelerini paylaştı. Denemeden ileriye doğru bir adım atılamayacağını belirten Aydın, bu zorlu denemeler sonrası elde ettikleri başarının şirketlerine katma değer sağladığını ifade etti. Türkiye’de doğalgaz ve petrol gibi hammaddeler olmadığı için zekâ katılmış ürünlere odaklanılması gerektiğini belirtirken, Türkiye’deki “Lider doğulur, lider olunmaz.” anlayışının şirketler için anlamsız olduğunu, hiçbir şirketin lider olarak başlangıç yapmadığını, bunun tek mümkün yolunun iyi bir zekâ katılımı lider konumuna gelmek olduğunu belirtti.

Ali Sami Aydın’ın ardından sözü alan Murat Kolbaşı “Dijitalin hardware tarafındayız.” diyerek ürettikleri her bir makinede interneti de içine alarak kullanıcılara nasıl fayda sağlayabileceklerini araştırma yoluna gittiklerini söyledi. Türk markalarının eskiden dünyadaki yenilikleri en yakın takip eden olarak gurur duyduklarını, bugün ise kendilerinin bir marka olarak “Onlar bizi takip etsin.” anlayışı ile ilerlediklerini kaydetti. Şirket içerisinde de neler olabilir kültürünü oturtmaya çalışarak, Türk kahvesi makinelerini dünya pazarına sunmalarını markalarının asseti olduğunu belirtti.

En yeni jenerasyonun kullanım alışkanlıklarına dikkat çeken Oğuzhan Süral ise, hedef kitlelerinin dijital ile büyüyen nesil olduğuna ve sağlık sektöründe inovatif yaklaşımların önemine değindi. Bizzat kendisinin de gözündeki bir mercek ile diyabet ölçümünde dünyadaki sayılı deneklerden biri olduğunu ifade eden Süral, en iyi hastane zincirlerinin bizde olmasının yeterli olmadığını, hastalıkları önceden tespit etmenin maliyet açısından da daha az olduğunu dile getirdi. Geliştirdikleri özel bir kalem vasıtasıyla Parkinson hastalarının her akşam çizdikleri bir resim ile dopamin seviyelerinin ölçüldüğünü ve bu sayede doğru tedavinin sağlanabildiğini ifade etti. Son olarak Bülent Fidan, üretim ve tüketim şekilleri değişiyorsa bunda bir devrim olduğuna dikkat çekti.

İntel Türkiye  Orta Doğu, Türkiye ve Afrika Nesnelerin İnterneti Teknik Direktörü Cem Vedat Işık Herkes İçin Yapay Zekâ adlı konuşmasında Nesnelerin İnterneti’nden Zekânın İnterneti’ne giden yolculukta machine learning, deep learning, machine perception, cognitive computing, virtual agent, natural language processing, intelligent assistant, image recognition, robotic process automation, speech recognition, chatbot, personal advisor ve semantic search gibi son moda birçok karmaşık kavramın aslında ne anlattığını ele aldı. Intel’in 67 ülkedeki nesnelerin internetinden sorumlu olduğunu söyleyen Işık, yapay zekâ, makine öğrenmesi ve derin öğrenmenin temel farklarını ele aldı. Konuşmasının ilk bölümünde veri ve datanın stratejik önemini ele alırken, ikinci bölümde yapay zekânın temellerini ve bize ne gibi fırsatlar sunduğunu irdeledi. Veri için yeni petrol denmesinin güzel bir analoji olduğunu, veriyi iyi rafine edebilen şirketlerin cirolarının da aynı şekilde gelişeceğini kaydetti. Konuşmasında diğer dikkat çeken ayrıntılar ise şöyle: “Makineler düşünebilir mi?” diye soran Alan Turing’in ardından 1956 yılında yapay zekâ bilim dalının atası olarak kabul edilen John McCarthy “İnsan gibi algılayan, muhakeme eden ve sonunda ona uygun davranan makineler yapabilir miyiz?” sorusunu sordu ve bir yaz boyunca alanında uzman kişiler bir araya gelirse bunu başarabileceğini düşündü. O günden bugüne tam 61 yıl geçti ve hala bu soru üzerinde çalışmalar sürüyor. 2010’lardan sonra yapay zekânın kanıtlanmış başarıları sayesinde geçmişte olduğundan daha fazla insan bu alana yatırım yapmaya başladılar. Artık insanlar herhangi bir uygulamaya gerek duymadan ses aracılığıyla doğal bilgi işleme yeteneği sayesinde yapay zekâyı hayatlarına dahil etmeye başladılar. Yapay zekâ dünyanın en iyi satranç oyuncusunu, en iyi poker oyuncusunu açık ara farkla yenmeyi başardı. Yapay zekâ deep learning sayesinde insan beynindeki sinir bağlarını yapay olarak kullanıp karmaşık veriden anlamlı, işe yarayacak bilgilere ulaşabiliyor. Yapay zekâ gelecekteymiş gibi yanlış bir algı var. Bugünkü Google Maps ile bir yerden bir yere kaç dakikada gidebileceğimizi öğrenebiliyoruz. Bu başarılı AI örneklerini o kadar kanıksadık ki artık kimseden harika olduğunu duymuyoruz. 2013 yılında 4 yaşında birinin IQ’suna sahip olan AI, 2019 yılında yetişkin bir bireyin IQ’suna sahip olabilecek. Yapay zekânın Türkiye’de oluşturacağı iş hacminin gelecekte 600 milyon dolara ulaşması bekleniyor. Konuşmasını 1962 yılında Stephan Hawking’in Oxford Üniversitesi’nden mezun olurken dile getirdiği şu sözü ile bitirdi: “Zekâ, değişime ayak uydurabilme yeteneğidir.”

Katılımcıların soluklanıp fuaye alanında keyifli vakit geçirdikleri küçük bir aranın ardından etkinliğin son dönemecine girildi. Onda Yönetim Danışmanlık Kurucu Ortak ve Pazarlama Tasarımcısı Hanzade AcarHikayelerin Duygusal Zeka Üzerindeki Etkisi başlıklı konuşmasında bir markayı hayalin ötesine taşıyan, insan zihninin direncini kıran ve adeta bir gizli güç olan hikayelerin zekâ üzerindeki etkileyici ve düşündürücü etkisini ele aldı. “Hikâyeler ruhumuzun datasıdır.” diyen Acar, kültür olarak hikâye sıkıntımızın olmadığını, tek yapmamız gerekenin bu hikâyeleri araştırıp içselleştirerek yansıtmamız gerektiğini dile getirdi. Hikâyeler anlatıldığı zaman beyinde aynı bir fener gibi yol açıp aydınlattığını, nizamı sağlayarak ilham kaynağı olduklarını söyledi. Eşekli Kütüphaneci olarak da bilinen Mustafa Güzelgöz‘ün ve aslen bir şehir içi aracı olarak tasarlanmış eski bir  Vespa ile dünyayı gezen Osman Gürsoy‘un hikâyesini izleyicilerle paylaştı.

Botudio Kurucusu Ali Erhan Tamer Yapay Zeka Çağında Pazarlama Zekası adlı konuşmasında farklı kaynaklardan milyonlarca veri girişinin olduğu yapay zekâ çağında, bu verileri makine öğrenmesi ve yapay zekâ algoritmaları ile otonom bir hale nasıl getirebileceğimizi ele aldı. Azınlık Raporu ve  Black Mirror gibi yapımlardan örnekler veren Tamer, yapay zekânın yapabilecekleri konusunda teknolojik olarak hazır olduğumuzu, fakat düşünsel olarak insansız araçlar gibi yeni teknolojilere hazır olmadığımızı belirtti. Sunumunun devamında dikkat çeken bazı ayrıntılar ise şöyle: Şu anda dünya üzerinde 5000 tane marketing teknoloji şirketi var. Pazarlama zekâsı data tarafından yönetiliyor. Bunun sadece yüzde 20’si yapılandırılmış durumda. Farklı kaynaklardan elde edilen data, machine learning sürecinden sonra business applicationlarına dönüşmekte. 2020’lere gelindiğinde ise applicationlardan ziyade geleceğin tasarım dünyasında ZERO UI anlayışının trend olacak.

Marketing Meetup Intelligence etkinliğinin son konuşmacısı Expertera Kurucu Ortak & CEO’su Alp Sezginsoy ise Yakasız Çalışanlar: İşin Geleceği ve İşgücünün (D)Evrimi başlıklı konuşmasında firmaların gelişen dünyaya ayak uydurmalarında yenilikçi işgücünün önemine değindi. “Aranızda insan ve makine tasarımcısı, artırılmış gerçeklik tasarımcısı var mı?” soruları ile konuşmasına başlayan Sezginsoy, yakın gelecekte bunların bilinen meslekler haline geleceğini söyledi. Beyaz yakanın yakasız çalışana dönüşmesi sürecinde, işgücünün 3 trilyon dolar olarak öngörüldüğünü dile getirdi. Bununla birlikte niş yeteneklerin artık daha önemli hale geleceğine de değindi.

Zekâ, Geleceğin İş Dünyasını Nasıl Değiştirecek? Keşfet. İlham Al. Paylaş. sloganı ile Marketing Meetup etkinlik serisinin bu yıl dördüncüsü düzenlenen Marketing Meetup Intelligence, yapay zekâ ve insanın gelecekteki iş birliğini pazarlama ekseninde sektörün ileri gelenlerinin sıradışı yaklaşımları ile katılımcılara unutulmaz bir deneyim sundu. Bir önceki etkinlik serilerinde yer alan fikir önderlerinin alıntıladığımız 10 değerli aforizması için tıklayınız

 

 

 

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Dilek Erdensoy, Amerika'da aldığı dil eğitiminin ardından lisansını Felsefe üzerine yaptıktan sonra; tasarım, dijital medya ve pazarlama üzerine eğitimler almıştır. Çeşitli sitelerde yazmaya devam eden yazar; bilim, teknoloji ve felsefe ile ilgilenmekte, medya ve reklam sektörünü yakından takip etmektedir.

Bir Cevap Yazın

Abonelerinin %95’ini Elinde Tutmayı Başaran Abonelik Servisi: BarkBox

Abonelik modelinin kendine göre birtakım avantajları olsa da, bu modelde mevcut müşterileri sürekli olarak elde tutmak pek de kolay bir iş değildir. Genel olarak abonelik servislerinde, mevcut aboneleri elde tutma yüzdesi pek yüksek olmazken Bark isimli marka abonelerinin tamamına yakınının devamlılığını sağlayarak bu alanda önemli bir örnek teşkil ediyor.

Köpek sahibi olan üç kişi tarafından hayata geçirilen Bark, köpeklere yönelik ürünler tedarik eden bir firma ve bu firmanın BarkBox isimli bir abonelik servisi bulunuyor. BarkBox, faaliyetlerine başladığı 2012 yılından bu zamana dek abonelerine 10 milyonun üzerinde kutu gönderdi ve bu kutuların içerisinde toplamda 70 milyona yakın evcil hayvan oyuncağı ve maması bulunuyordu. Ancak bütün bu etkileyici rakamlara rağmen, BarkBox’ın en büyük başarısı sahip olduğu müşteriyi elde tutma oranı. Toplamda 500.000’den fazla abonesi bulunan BarkBox, abonelerinin %95’ini elde tutmayı başarıyor ve bu gerçekten muazzam bir oran.

BarkBox, her ay farklı bir temayı takip ediyor. Abonelere gönderilen kutularda doğal bileşenler kullanılarak üretilmiş olan köpek mamaları ve oyuncaklar bulunuyor. Oyuncaklarla ilgili şöyle güzel bir taraf bulunuyor: Eğer köpek oyuncağı sevmezse, oyuncak ücretsiz olarak değiştirilebiliyor. Ayrıca aboneler, çeşitli tedavilere erişim hakkı elde ediyorlar ve yapacakları alışverişlerde indirim kazanıyorlar.

Bunların yanı sıra aboneler, aldıkları kutular hakkında geri bildirim vermeleri konusunda teşvik ediliyor. Bu geri bildirimler ise her köpeğe uygun bir ürün kutusu hazırlama konusunda şirkete çok önemli fikirler sağlıyor. Yani aboneler ne kadar uzun süre hizmetten faydalanırlarsa, aldıkları kutular da o kadar kendilerine özel oluyor.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

Personel Neden Gider ?

Yeni açılan bir kuruluşta çalışmak, MBA yapmak gibidir.

Bir kuruluşun açılış öncesinde, açılışında ve açılış sonrasında içinde bulunabilmek gerçekten oldukça öğretici. Büyümesini görmek, bu büyümenin içinde bulunmak güzel yanı. Ancak, tüm insan kaynağını kaybetmeye ve işin başında kilit eleman, bu adam çok iş yapacak, en önemli personelimiz olarak tanımlanan çalışanların sadece bir dişliden ibaret görülmeye başlanmasına tanık olmak ise acı verici.

Sektörel hastalıklar vardır, kariyerim sağlık hizmeti sunan kuruluşlarda ilerlediği için en iyi bildiğim sektör de burası. Temel sorun ise, nitelikli iş gücüne ulaşmak ve çalışanın devamlılığını sağlamak, insan kaynakları diliyle “turnover’ları düşük tutmak”

Kurumsal firmalarda işe alım süreçleri tam bir karmaşadır, defalarca görüşme yaparsınız, tecrübelerinizi anlatırsınız, yabancı diliniz test edilir, bazı kurumlar mantık testleri dahi yaparlar. Bunlar doğru kişiyi işe almak için yapılması gereken işlerdir. Ancak işin bir de personel tarafından bakmaya çalışalım, hayatınız boyunca asla bitmeyen, tekrarlayan işler vardır, bunlardan biri de “kendini kanıtlamaktır” yani eşimize, ailemize, sevgilimize, yöneticilerimize hatta astlarımıza kendimizi tekrar tekrar kanıtlamak zorundayız ve personel defalarca kendini anlatmak durumunda kalacak, tüm yetkinliklerini sergilemeye gayret edecektir, bunun sonucunda ise mutlu sona ulaşma niyetindedir. Peki, iş başı yaptıktan sonra neler oluyor ? Sanırım, burada bir sınır getirmeliyim özellikle ucundan kıyısından yaratıcı bir iş yapmaları beklenen, bütünleşik pazarlama olarak adlandırdığımız başlığın altında yer alan departmanların  -satış, kurumsal iletişim, crm, hakla ilişkiler vs.- çalışanları, oyun alanlarının ne kadar da dar olduğu, gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. Üstler ve diğer departmanların ilgililerinden şöyle cevaplar duymak oldukça muhtemeldir;

  • Bu yılki bütçede buna yer yok, maalesef.
  • O konuyu kaliteyle konuşmak lazım.
  • Burası, o tür çalışmalara pek uygun değil.
  • Biz çok konuştuk bunları ama üst yönetim sıcak bakmıyor.
  • Regülasyonlar elverişsiz.

Bu cümleler uzar gider. Özellikle belirttiğimiz uzmanlık alanlarında bu gibi durumlarla sıklıkla karşılaşılır, bu da personelin neden terk ettiği sorusunun cevaplarından biridir. İşin daha kötü yanı ise, müşterilerin de bu durumlardan haberdar olmasıdır. Şu soruyla bilmiyorum kaç kere karşılaştım “Mustafa bey o kurumda devam mı ?” Bazen inanarak bazen inanmayarak şöyle cevaplar veririm;

  • Biz hep buradayız hah hah ha
  • Tabii, biz topraktan girdik izzet bey :)

Tabii, personelin kurumu terk etmesinin onlarca nedeni olabilir;

Personel Nasıl Sadık Kalır?

Bu yazıya başladım, çünkü yeni mezun olarak işe aldığımız, bir yıl boyunca yetiştirdiğimiz bir arkadaşımızı, tam bir yılın sonunda rakiplerimizden birine teslim etmek durumunda kalmıştık. Meselenin sadece para olduğunu düşünmüyorum, mesele personelin değer görmediğini ve resmin bir parçası olarak hissetmediğinden kaynaklanmaktadır. Mesele bireysel değil, bu arkadaşın yerine farklı bir yeni mezun aldık, ancak bu durum beni oldukça sinirlendirdi. Ne yani, eğitip eğitip ayrılmalarını mı seyredeceğiz.

İlk çalıştığım kurumu evim gibi düşünürdüm, hala da çok farklı görmüyorum. Eğer çalışkan, istekli, kendini kanıtlama arzusu olan bir eleman yakalarsanız, işletme olarak kendinizi şanslı addetmelisiniz. Ancak tüm bu özellikler tecrübe eksikliğiyle birleştiğinde, ortaya beklenmedik sonuçlar çıkabilir. Personel, kendi alanının dışında veya üstünün yetki alanına girerek, iş yapma gayretine girebilir ve bu genelde pek hoş karşılanmaz. Bir işi başarmaktan daha mühimi o işi doğru yoldan tamamlamış olmaktır.

Şu da bir gerçektir ki, bir kurum sadece profesyonel ilişkilerle yönetilmez. Tüm yapılarda olduğu gibi, bireysel ilişkiler yapılacak tüm işleri etkileyecektir.

Sorduğumuz sorunun yanıtı vermeye gayret edelim. Personel nasıl sadık kalır? Önce doğru elemanları işe almakla başlamak gerektiği kesin. Ardından ise, onları oyunun bir parçası yapmak ve işlerinin karşılığını vermektedir. Samumed kurucusu Osman Kibar, Türk-Amerikan İş Konseyinde ki konuşmasında, iki kültüründe etkisinde büyüdüğünü ve Türk kültüründe “Brotherhood” “Kötü Gün Dostu” olarak tanımladığı kavramın kendisini en çok etkileyen özellik olduğunu belirtmiştir. Eğer şirketinize doğru personeli alıp, onları yapının bir parçası yapabilirseniz, kültürel yapımızdan dolayı sadece maddi avantajlardan dolayı sizi terk edip gitmeyeceklerdir.

Yöneticiler genelde bu durumun farkındadırlar ve size bu kurumun bir parçası olduğunuzu yılbaşı balosunda yada, bayram kutlamalarında tekrar tekrar söylerler. Ancak Fransız yazar Marcel Proust’un dediği gibi; Önemli olan söylenenler değil, davranışlardır.

How Google Works harika bir işletme ve insan kaynakları kitabı. Bir iki alıntı yaparak kapatalım;

  • General Patton şöyle demiş; “Herkes aynı şekilde düşünüyorsa, düşünmeyen biri var demektir.”
  • Adaya geçmişini sorduğunuzda, özgeçmişinde yazan okulunu, çalıştığı diğer yerleri ve deneyimlerini değil, tüm bunlardan neler öğrendiğini sorun.
  • Neden işe almayla sadece İK ilgilensin. Muhtemelen herkes harika birini tanıyordur, o harika kişiyi işe almak da herkesin görevi olmaz mı ? Bu bir döngü halini alır ve öyle devam eder.
  • Larry Page, bir yöneticinin geliştirmesi gerek en önemli özelliğin, işe alım olduğunu yazmış.

Personel nasıl sadık kalır, sorusunu sorarken, ayrıca şunu da düşünmemiz gerekmektedir; Peki kurum personeline sadık kalacak mı ? Starbucks Başkanı Howard Schultz şöyle demiş; Babamın hiçbir zaman çalışma şansı bulamadığı bir şirket kurmaya çalışıyorum. Babamın hiçbir patronuna sadakati yoktu, çünkü işverenleri işçilerine sadakat göstermemişti.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link