Markalar İçin ‘Hikaye’nin Değeri 2

Hikâyeler anlatılmalıdır, yoksa ölürler ve öldüklerinde kim olduğumuzu veya niye burada olduğumuzu hatırlayamayız” der Sue Monk Kidd. Hayat dediğimiz şeyin başlı başına bir hikâye olduğunu betimleyen pek çok daha söz bulabilirsiniz. Hemen herkes de hayatını hikâyeleştirse roman olacağı iddiasındadır.

Tarihin ilk zamanlarından itibaren, insanlığın iletişiminde hikâye önemli bir yere sahip olmuştur. Deneyimler hikâyeleri yaratmış, geleceğin en önemli yol göstericilerinden olmuştur. Bilgiyi doğrudan vermek yerine hikâyeler arasına gizlemenin; bilginin yayılma ve hatırlanma şansını artırdığı gerçeği de günümüzde hikâyeleri eskisinden çok daha değerli hale getirmiştir. Annette Simmons’un da vurguladığı gibi, günümüzde insanlar daha fazla bilgi istemezler. Boğazlarına kadar bilgiye boğulmuş durumdadırlar. Onlar inanmak ister; size, amaçlarınıza, başarınıza, hikâyenize inanmak isterler. Dağları yerinden oynatan gerçekler değil, inançtır.

Hikâyenin gücünün farkına varan markalar da hatırı sayılır bir süredir markalarını anlatırken hikâyenin gücünden yararlanmaktadır. Marka kişiliklerinden, ürünlerinin özeliklerine tüm anlatımlarını hikâyeleştirebilmektedir. Kendilerini ifade edebilmek için hikâye anlatımına yönelik gerekirse #bimilyonneden dahi bulabilirler!

Bu doğrultuda, 10 maddede hikâye kullanımı veya 15 mucizevî hikaye anlatma yönetimi veremeyecek olsam da neden hikaye kullanılır ile nasıl kullanılmalı üzerinde biraz kafa yoralım.

Öncelikle hikâyeler, doğrudan bilgi aktarımlarından daha eğlencelidir. Eğlencenin ön plana çıktığı noktada da, daha çok hatırlanır olmak ile artan paylaşım sayısı beraberinde gelecektir. Daha samimidir ayrıca hikâyeler.  İçindeki küçük ayrıntılar ile süslenirken zihinde yarattığı tasvir, beynin kıvrımları arasına asıl anlatılmak istenen bilgiyi de yerleştirir. Binlerce kelimenin yerine geçecek bir resim gibidir hikâye…

Mütevazı olmak zordur, zararlı olabilir ama mütevazı olmamak da çok kolay bir şekilde ukala görünmenize neden olabilir. Burada da hikâye yardımınıza koşar. Ben şöyleyim, böyleyim demek yerine bunları bir hikâye arasına gizlediğinizde, kendinizi istediğiniz şekilde ifade etme şansı bulurken, bunu gayet şirin görünen bir kalıp içerisinde de gerçekleştirebilirsiniz. Ayrıca bu hikâyenin içerisine eksikliklerinizi de gizlemeniz samimiyetinizi artırırken, üstünlüklerinizi daha belirgin kılacak ve belki daha da önemlisi karşınızdakilerin de kendi eksikliklerini size göstermesine olanak sağlayacaktır.

storytell_image_web

Harika hikâyeler, yanlış bünyelerde vücut bulabilir. Çok değerli bir hikâyeye sahip olmak, onu anlatma/aktarma yeteneğine sahip olmadıkça hiçbir önem taşımaz. Ayrıntılara önem vermez, bir deneyimi doğrudan aktararak ve bunu duygusal içerikten yoksun bir şekilde yaparsanız hikâyenin oldukça uzağında kalırsınız. Sizin bu yaptığınız olsa olsa örnek vermek olur… Örnekler ise size düşünme şansı vermekten uzaktır. Oysa hikâyelere gücünü veren belki de en önemli özelliklerinden biri, insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, seçimlerine yönelik düşünme şekillerini etkileyerek onları yönlendirmeleridir.

Kuşkusuz hikâyeler, insan davranışlarını etkilerler. Buradaki önemli husus ise davranışları etkileyecek olan hikâyenin etki şiddeti, hikâyenin iyi ya da kötü bir hikâye olmasına değil, en çok hatırlanan hikâye olmasına bağlıdır. Hikâyeler her zaman güzellikleri anlatmazlar. Hatta belki de iyi hikâyelerden çok daha fazla kötü hikâyelere sahip bir dünyadayız. Ya da (daha da vahimi) kötü hikâyelerin daha çok paylaşıldığı ve hatırlandığı bir dünyadayız. O yüzden, siz iyi hikâyelerinizi yazma derdin iken, başkalarının sizin kötü hikâyelerinizi yazıyor olmadığına emin olun. Unutmayın, hikâye anlatımı, anlatmayı ve dinlemeyi içeren karşılıklı alışverişe dayalı bir ilişkidir. Dolayısıyla hikâye anlatan olmak kadar dinleyen olmak da önemlidir. Bir marka olarak hikâyelerinizi anlatırken, rakiplerinizin ve mutlaka müşterinizin hikâyelerine de kulak veren olun. Hikâyenin değeri, yaratabildiği karşılıklı duygular kadar değerlidir.

Bir hikâye dinleyen olarak da en büyük tehlikenin gerçekten (gerçek olandan) uzaklaşmak olduğunu bilmek gerekir. Herkesin bir hikâyesi vardır ancak herkesin hikâyesi her zaman gerçek veya doğruları söylemiyor olabilir. Daha çok müşteri çekmek, beklentileri artırmak veya kendini haklı göstermek için manipüle edilmiş hikâyeler de maalesef çoktur. Kuşkusuz bunun en iyi örneklerine siyasette rastlayabilirsiniz.

Hikâyeye eleştirel bir bakış ile yaklaşan Rolf Dobelli, Max Frisch’in “elbise dener gibi hikâye deniyoruz” sözünü referans göstererek; hikâyelerin gerçekleri çarpıttığını ve basitleştirdiğini iddia eder. Ama Dobelli de, hikâyeyi eleştirirken, bunu yine onun gücüne vurgulayarak yapar.  “…Ürünün avantajlarının rasyonel sıralanmasındansa, bir hikâye anlatan reklamlar daha çok işe yarar. Gerçekçi bir bakış ile yaklaştığımızda bir ürün için hikâye son derece önemsizdir. Ama beynimiz böyle çalışmıyor. O, hikâye istiyor…” düşünceleri ile (en azından) markalar için hikâye kullanımının ne kadar doğru bir şey olduğunu o da kabul ediyor. Geri kalanlar için ise hikâyenin tehlikesinden uzak kalmanın yolunun; “bu hikâyenin gizlemek istediği ne?” sorusunun kendinize sorulmasında olduğunu belirtiyor.  

Bugün, Amerika’da “master the art of storytelling” adı altında yüksek lisans programlarına konu olmuş hikâye anlatımının farkındalığına sahip olmak, markalar kadar birey olarak bizler için de oldukça önemlidir. Günümüzde herkes, hikâyesi kadar değerlidir. O yüzden öncelikle doğru/güzel hikâyeler yazabilecek bir yaşam peşinde olmanın ve sonrasında da bunu keyifle dinletebilecek bir anlatım yeteneğinde olmanın gayretinde olmamız gerekir.

Yararlanılan kaynaklar; (Hikayenin Gücü – Annette Simmons – MediaCat Yayınları) ve (Hatasız Düşünme Sanatı – Rolf Dobelli – NTV Yayınları)

5 yildir bankacilik/finans sektorunde finansal analiz ve kredi degerlendirme profesyoneli olarak calisan yazar, 2007 yilindan itibaren de pazarlama uzerine yazilar yazmaktadir.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Bugün, 'Blind Date' İndiriminde Son Gün!
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link