Markalar Dijitalde Neden Başarısız ve Korkak Oluyorlar? 2

Yeni nesil medya olarak adlandırılan ve belli bir sınırı olmayan bu koca dünyada markalar başarısız olmaktan korkuyor. Her şeyden evvel bu gerçeği kabullenmek gerekiyor. Korkunun üzerine gitmeden evvel korkuyu kabullenmek gerek. Ardından çözüm üretme aşamasına geçilebilir.

Markaların dijitale karşı bu denli temkinli olmaları, dijitalin nimetlerinden yararlanmak konusunda markalara bir handikap oluşturuyor.  Markaların dijitali iyi ve etkili kullanamamasının ardındaki nedenleri sıralamadan önce her şeyin bir çözümü olduğunu hatırlatmak isterim. Ancak tedaviye başlamadan önce, teşhisi koymak gerektiğini de bilmemiz gerekiyor. Tam olarak markaların bu rahatsızlığının ardındaki nedenleri bulmadan bu hastalığa ilaç sunmak mümkün değildir.

***

Genel olarak dijitalde, dijitalin özelinde ise sosyal medyada markaların yeterince faal olamamasının nedenlerini herhangi bir önem sırası olmaksızın konuşmamız gerekiyor. Kısacası bu sebeplerin biri diğerinden daha önemli değil. Aksine her sebep markanın dijitalde tıkanıp kalmasında başlı başına büyük bir engel oluşturmaktadır. O halde hepsi için ayrı ayrı ama hepsine aynı etkide çözümler üretilmelidir.

Geleneksel düşüncedeki patronlar markaları hasta ediyor;

Çünkü bu düşüncedeki şirket yöneticileri değişen ve gelişen dünyada basmakalıp yöntemlerin hala işe yarayacağını düşünüyorlar.

Aslında bakıldığında dünyada ve Türkiye’de üretim anlayışı tarımdan sanayiye evrilirken, sanayi toplumunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere seri – fabrikasyon – üretimin önem kazandığı bilinen bir gerçektir. Bu durum ise “rekabet” denilen sihirli sözcüğü doğurdu.Rekabet ise beraberinde bir firmanın diğer bir firmaya üstün olma ihtiyacını getirdi.

dijital

Dünyadaki ve Türkiye’deki köklü şirketlere ve bu şirketlerden çıkan markalara baktığınızda hepsinde şunu görürsünüz; bu şirketler daha kuruldukları ilk andan itibaren bir stratejiye sahipler. Henüz “marka” sözcüğü tam anlamıyla kavramlaşmamışken daha doğrusu marka olmak bir lüks iken dahi bu şirketler ürünlerinin markalaştırma hususunda oldukça ileri görüşlü adımlar atmışlar. O halde aslında sihirli sözcük “marka” değil “strateji”dir dersek yanlış konuşmuş olmayız.

Konuyu niye buraya çektiğimi soracak olursanız açıkçası tüm bunları bir ironiye değinmek adına anlattım. Reklam sektöründe, reklamı gereksiz harcama olarak yorumlayan şirket yöneticilerine, sahiplerine “geleneksel kafadaki patronlar” deniliyor.Oysa ilk kurulan şirketlerin bugün dahi varlık sürdürmeleri aslında geleneksel zihniyetteki patronların başarılı olduğunu gösteriyor. Zaman içerisinde bu terim anlam kaymasına uğramış ve geleneksel zihniyetle yönetilen markaların başarısız olacağına dair bir inanç oluşmuş. Bu yüzden biz de şimdi markaları hasta eden, markaların dijitalden korkmasına neden olan olgunun geleneksel düşündeki patronlar olduğunu söylemek zorundayız.

Evet, dijital dönüşümün 2000’li yıllarda başlamasına değin hatta 2010 yılına gelindiğinde bile şirketler dijitalde var olmadan ayakta kalabildiklerini bu nedenle dijitalde ayak uydurma konusunda herhangi bir mecburiyetlerinin olmadığını dile getirdiler. Şunu kabul edelim Türkiye’de hala her departman direkt olarak patrona bağlı çalışır. Departmanların adı vardır ama işlevi yoktur. Şirketteki işlerin profesyonelce ilerlediği yapılanmalar Türkiye’de çok nadirdir. Vahim olansa hala birçok şirket, dijital pazarlama ve sosyal medya yönetimi işini şirkette çok iş yükü olmayan kişiye yaptırır. Hatta stajyere şirketin tüm sosyal medya ve web site yönetimini veren firmalar var.

Çünkü Türkiye’de patronlar böyle ister.

Çünkü Türkiye’de hiçbir maliyet olmadan dijitaldeyiz diye patronun gözüne girmeye çalışan departman yöneticileri vardır.

Çünkü Türkiye’de şirketler kuruluş aşamasında stratejiden yoksundur. Sonrasında da strateji çizmek ekstra bir maliyet olduğundan firmalar buna yanaşmazlar.

digital_imac

2 gün eğitimle dijital pazarlama yöneticisi olan (!) uzmanlar markayı hasta ediyor;

Çünkü iki üç gün süren eğitimlerde sosyal medya veya SEO, Adwords, remarketing, kreatif içerik gibi sözcükler sadece kavramsal olarak anlatılır. Bunların detaylı olarak öğrenilmesi bırakın iki üç günü haftalar hatta aylar sürebilir. Her konuda temel bilgiye sahip olmak insanı uzman yapmaz, uzman yardımcısı da yapmaz.

Kavramsal olarak bir meseleyi öğrenmek insana ancak iyi bir içerik yazma konusunda yardımcı olur. Marka / şirket / patron ise, dijital pazarlama & sosyal medya yöneticisinden Facebook’un tarihçesiyle ilgili bir içerik değil Facebook’ta nasıl bir stratejiyle ilerleneceğini öğrenmek ister. Daha doğrusu bunu görmek ister. Çünkü o hep eleştirdiğimiz “geleneksel yöntemlerle yönetilen” markalar sosyal medyayı daha fazla ürün satmak için kullanıyor.

İşini iyi yapan bir dijital pazarlama uzmanı satış ile pazarlama kavramlarının iki ayrı şey olduğunu bilir ve buna göre ilerleme kaydeder.

Pazarlama olmadan satış yapmaya kalkışırsanız kriz olur. Ve iki günlük eğitimlerde dijitalde kriz yönetimi nasıl yapılır size öğretmezler. Kavramsal olarak bilmek dijitalde bir krizi yönetmeye yetmez.

***

Özetlemek gerekirse markayı hasta eden iki olgu var;

  • Patronlar
  • Uzmanlar

Üçüncü bir grup yok.

Her iki tarafın yapacağı ilk şey markaya dokunmaktır. Kavramların ötesine geçip, markaya dokunmayı başaran uzmanlar, patronların reklama, dijitale ve sosyal medyaya bakışını değiştirir. Markaya dokunmadan yapılan işler başarısızlıkla sonuçlandığından patronlar kendilerini reklama, dijitale, sosyal medyaya yatırım yapmanın ne kadar gereksiz olduğu konusunda haklı görecektir.

Ajans Paradise - Genel Müdür / Dijital Pazarlama & Sosyal Medya Uzmanı, Marka Yöneticisi, Yazar

2 Comments

  1. Müfit bey yazılarınızı zevkle takip ediyorum.Dijital pazarlama hususunda önereceğiniz iyi bir kitap var mı?Esen kalın

    1. Merhaba Levent Bey, teşekkürler. Yakın zamanda marka yönetimi temalı yeni kitabım çıkıyor. Yazılarımı, konferanslarım, eğitimlerim ve kitaplarım hakkında duyuruları takip etmek için beni sosyal medyada takip edebilirsiniz Facebook+Twitter+Instagram/MurselSaglam

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link