Markalar Bizi Ağlatmaya Kararlı: Sadvertising Trendi

Şunu baştan kabul edelim ki her şeyi hızlıca tüketmeye odaklanmış hayatlarımızda markalar için tüketici algısını açık, dikkatleri kendi üzerinde tutması bir zorunluluk haline geldi.

Evet bu söylediğimi hem sizler hem de markalar iyi biliyor zaten, bunun için “içerik pazarlaması” denilen bir şey var bu yüzden markalar sosyalleşiyor, yanımıza yakınımıza uğruyor, bizi “mention”lıyor sürekli bizi kendilerinden haberdar kılıyor.

Mecra sayısı azken işler görece daha kolaydı birkaç TV reklamı ya da birkaç afiş ile ilgimiz kolayca çekilebiliyordu. Bir slogan birkaç görsel ve biraz da mizahın yer aldığı sihirli reklam formülü ile tüketicinin nabzı tutulabiliyordu. Hala tutulabiliyor, mizah barındıran reklamlar hala çok seviliyor. Ama bugün biz farklı bir şeye odaklanacağız. Bugün tüketicinin kalbine dokunan, biraz daha bizden biraz daha duygulara fısıldayan bir reklam türü olan duygusal reklamlar olarak tabir edebileceğimiz “sadvertising” trendine odaklanacağız.

Sattığımız ürün ister bebek bezi olsun ister şemsiye ister peçete olsun ister arama motoru (yanlış duymadınız) bizi duygulandırabilecek sonunda buruk bir gülümseme ya da birkaç damla gözyaşının yanaklarımızdan süzülür olduğu reklam filmlerine sıklıkla rastlar olduk. Aslında biz bu reklamlara özellikle Çin ve Tayland dolaylarında çekilen kısa film tadında Facebook’ta paylaşılan, ya da bayram zamanlarında yapılan geniş aileli şeker reklamlarından aşinayız. Tüm bunlarla beraber,  daha da fazlasından bahsediyorum. Hem Dünya hem de Türkiye’de yükselişe geçen bir trend bu sadvertising.

Bugün markalar karşımıza bizden doğal duygusal tepkiler alabildikleri bir tür olan “duygusal reklamlarla” çıkıyorlar. Gerçekçiler, her tür duygumuzu kullanıyorlar, aklımıza özlediklerimizi getiriyorlar bazen, bazen de aslında yakınımızda olan değeri tam olarak anlayamadıklarımıza, zaferlerimize ve kırgınlıklarımıza, uzaklarda kalan çocukluğumuza odaklanıyorlar. İlham veriyorlar ya da farkındalık yaratıyorlar. Pazarlamaya bir tür anlam katmış oluyorlar.

İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek amaçlı satın alma kararını verirken geçmişteki deneyimleri ve tecrübelerinden yararlanıyor. Biliyoruz ki eğer bir şekilde o ürün ya da hizmet duygularımıza hitap etmiyorsa satın alma kararımızın yanına bile yaklaşamıyor. Bu temel öğe sadece satın alma davranışımızda değil, hayatımızın her alanında mevcut. Karar alma sürecimizde mantığımızı kullandığımız kadar duygularımızı da kullanıyoruz. Düşünün şimdi markaların yararlanabileceği ne kadar geniş bir alan var önlerinde. Hele ki bir de ellerinde müşterilerin satın alma süreçlerinde duygu ve mantığı ne kadar kullandıklarını analiz eden ve stratejilerini belirlemelerini sağlayan nöropazarlama gibi bir bilim dalı varken..

 Hepimiz önce hissederek, duygularımız ile satın alma kararını verip, sonra onu mantıklı bir zemine oturtmaya çalışmışızdır. Hayatınızın bir döneminde o ürüne ihtiyacınız olmadığını bilmenize rağmen satın almadınız mı hiç? Hatırlayın! Onca ayakkabınız varken görünce vurulduğunuz o ayakkabıyı almak için tabi ki mantıklı bir sebebiniz vardı. Mesela o renk ya da desenlerde hiçbir ayakkabınız yoktu.

Gel gelelim pazarlamacı müşteriye satın alma kararını duyguları ile verdirtmeyi başarabilirse sonradan bunu onun mantığına oturtacak bir yol da bulmayı başarıyor.

Bunun dışında duygusal reklamlar markalara hedef kitleleri ile olan ilişkilerini şekillendirme imkanı da veriyor. Özel bir duygusal karakter şekillendiren, özgür bir hikaye yaratmayı başaran markalar, hedef kitlede o markanın ürünü ile ilgili olumlu bir tutumu da şekillendirmiş oluyor. Bu da sosyal markaların önemine vurgu yapar nitelikte bir analiz oluyor elbette. İnsanların gözünde kanserle savaşan, LBGTİ haklarını destekleyen ya da trafik kazalarını engellenmeye çalışan, kız çocuklarının okuması için çabada bulunan yani insanı ve insani değerleri önemseyen bir algıyı da kolaylıkla yaratabiliyorsunuz.

otizm.sbucks

Apple, Google, hatta General Electric duygu ile ilişkilendirebileceğimiz ürünler mi satıyorlar hayır. Peki bize ürünleri mantık çerçevesinde anlatmaya çalışsalardı aklımız da bu kadar kalırmıydı? Mesela Omo sıradan temizlik ürünlerinin yaptığı gibi ne kadar iyi temizlediğine odaklansaydı,  “kirlenmek güzeldir” demeseydi hala aklımızda başka bir şekilde yer etmiş olacakmıydı? Ya da güzellik endüstrisini ele alalım. Dove’u biliriz “doğal güzelliğe” yaptığı vurgu ile tüketicinin gözünde kendini başka bir yere koydurmayı başarmıştır. Ve her zaman kadınların “özgüveni” ile güzellik endüstrisinin kurduğu bağ olumlu sonuçlanır.

Ne demiş ünlü nörobilimci Antonio Damasio, “Biz hisseden düşünme makineleri değiliz, düşünen hissetme makineleriyiz.” İşte bu gerçeğin farkına varıp kalbimize dokunan markalar önce kalbimizde sonra aklımızda yer ediniyorlar. Süreç böyle işliyor. Marka bilinirliğini hedef kitleye doğru kodlayıp sadece müşteri sadakati elde etmekle kalmıyor hatta bazı durumlarda destekleyicileri haline getiriyorlar. B2C ya da B2B markanız neye ya da kime hizmet ediyor olursa olsun gözden kaçırmamamız gereken nokta, insanın duyguları ve o duyguların gücünü hafife almamamız gerektiğidir.

Bu konuda çalışan ve bahsedilecek birçok marka var. Sizin aklınıza gelenler neler?

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

2014'te Uluslararası İlişkiler lisansını birincilikle bitiren Burcu, global tecrübesine katkılarını 4 aylık ABD macerası ile perçinlemiştir Yazmayı düşünmeyi sorgulamayı ve üretmeyi hayatında tepelere koyar. Şimdilerde İstanbul Üniversitesi'nde Pazarlama tezli yüksek lisans programında öğrenimini sürdüren Burcu'nun ilgi alanları arasında girişimcilik, seyahat, markalar ve en büyük tutkusu olan California var!

Bir Cevap Yazın

Kind, Cesur Pazarlama Faaliyeti Kapsamında 10.000 Kişiye Rakiplerinin Ürünlerini Gönderdi

Bir markanın ürününe sonuna kadar güvenmesi çok önemli bir olaydır. Markalar sürekli olarak kendi ürünlerinin en iyisi olduğunu ve ürünlerine güvendiklerini söyleseler de, bu güveni göstermek yürek ister. Kind isimli marka ise son yaptığı pazarlama faaliyetiyle böyle bir yüreğe sahip olduğunu gösterdi.

Protein barı ve granola bar gibi sağlıklı atıştırmalıklar üreten bir marka olan Kind, protein barı pazarına girişini doğrudan rakiplerini hedef alan bir pazarlama hamlesiyle duyurdu. Yeni ürününü insanlara denettirmek isteyen marka, internet sitesi üzerinden kayıt olan 10.000 kişiye kendi ürününden göndermekle kalmayıp kendisi gibi protein barı üreten Clif, Quest, ThinkThin ve Power Crunch gibi çeşitli rakiplerinin ürünlerinden de gönderdi. Tabii ki Kind’in bunu yapmaktaki amacı, insanların iki ürünü de deneyip hangisinin daha iyi olduğuna karar vermelerini sağlamaktı.

Kind, kendi protein barlarında ana protein kaynağının fındık olduğunu ve bu yüzden otomatik olarak kendi protein barlarının, yoğun olarak yapay protein karışımları, yapay tatlandırıcı ve şeker alkolü barındıran diğer protein barlarından daha iyi olduğunu belirtiyor. Kind şirketinin entegre iletişimden aorumlu başkan yardımcısı Drew Nannis, bu pazarlama faaliyetiyle ilgili olarak şunları ifade etti:

“Yeni bir kategoriye girdiğimizden beri, insanları ilgi uyandıran bir şekilde değişiklik yapma konusunda ikna etmeye ihtiyaç duyuyoruz. Tat oldukça subjektiftir, bu yüzden insanların ürünümüzü denemelerini sağlayarak iyi bir etki yaratmak için elimizden gelenin en iyisini yapmak istedik.”

Protein barları, marka için net bir büyüme fırsatı barındırıyor. Bununla birlikte Kind, kendisini meydan okuyan bir marka olarak görüyor ve yerleşik rakiplerle boy ölçüşmekten hiçbir şekilde kaçınmıyor. Ayrıca belirtilene göre bu pazarlama faaliyetleri onlar açısından oldukça iyi sonuç verdi. Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse, Drew Nannis’in belirttiğine göre bu pazarlama faaliyetinin başlatıldığı hafta boyunca şirketin internet sitesinin trafiği %61 oranında arttı.

Tüm bunların yanı sıra Kind, Korkunç Bir Film’deki Cindy Campbell rolüyle tanınan Anna Faris’in rol aldığı bir dijital reklam kampanyası da yürütüyor. Bu reklam videosunda Anna Faris, Amazon kullanıcılarının piyasada yer alan lider protein barları hakkında yaptıkları ve tamamen gerçek olan kötü yorumları okuyor. Birkaç farklı dijital kanal üzerinden yayımlanan bu reklam videosunu aşağıdan izleyebilirsiniz.

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

McDonald’s, Müzeleri Kötülediği İçin Tepki Çeken Reklamını Yayından Kaldırdı

Markaların, sundukları ürünlerin ya da hizmetlerin insanlar tarafından tercih edilmesini sağlamak amacıyla yaptıkları reklamlar her zaman beklenilen sonucu vermeyebiliyor, hatta geri tepebiliyor. Şu zamana kadar tepki çeken birçok reklamla karşılaştık. Bunun geçtiğimiz yılki örneklerine “2017’nin En Çok Tepki Çeken 10 Reklamı” başlıklı yazımızdan göz atabilirsiniz. Bu durumun son kurbanı ise fast food restoran zinciri McDonald’s oldu.

Desing Taxi’nin yaptığı habere göre Kanada’da yayımlanan bir McDonald’s reklamı, 5 doları yemek almak için harcamanın, müzeye gidip dinozorlar hakkında bir şeyler öğrenmek için harcamaktan daha iyi olduğunu vurguluyordu. Reklamdaki anlatıcı, “5 dolara bir müze turu yapabilirsiniz.” diyor ve ardından müze rehberi olan bir kadın anlatıcının sözünü keserek “Dinozorlar vardı ve sonra yoktu. Tamam, öyleyse hediyelik eşya dükkanına geçin.” diyor. Daha sonra anlatıcı, izleyicilere 5 dolarlarını sandviç, patates kızartması ve içecekten oluşan değerli bir yemek için harcamalarını söylüyor.

Müze gezmenin aslında o kadar da önemli bir olay olmadığı izlenimini yaratan bu reklam, doğal olarak insanların tepkisini çekti. Kanada’nın en batısında yer alan Britanya Kolumbiyası eyaletinde bulunan bir bilim müzesi olan Exploration Place’in müdürü olan Tracy Calogheros, bu reklamın kendisini çok üzdüğünü belirtti. Tracy Calogheros reklamla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Aslında bizim hediyelik eşya dükkanlarımızda insanları söğüşlemek için bu işin içinde olduğumuzu ve 5 dolarınızı yeni McDonald’s hamburger promosyonuna harcamanızın daha iyi olduğunu ima ediyor. dedi.

Bu yaşananların ardından McDonald’s adına konuşan Adam Grachnik isimli şirket sözcüsü ise şirket adına özür diledi ve reklamın komik olması ve hiçbir müzeye karşı kırıcı olmaması gerektiğini ifade etti. Adam Grachnik, The Canadian Press isimli haber ajansına yaptığı açıklamada, “Müzelerin güvenilir, saygıdeğer ve Kanada kültürü hakkında bilgilendirici yerler olduğunun tamamen farkındayız ve herhangi bir kırgınlık için özür diliyoruz.” dedi.

Bunların yanı sıra McDonald’s Kanada, Amerikan Müzeler Birliği Başkanı Laura Lott’un reklamla ilgili olarak attığı tweet’e yanıt vererek resmi Twitter hesabı üzerinden de özür diledi ve şunları ifade etti:

“Herhangi bir kırgınlık için özür diliyoruz Laura. Müzelerin güvenilir, saygıdeğer ve Kanada kültürü hakkında bilgilendirici yerler olduğunun tamamen farkındayız ve bu reklamı derhal yayın kanallarından kaldırıyoruz.”

En Değerli Gelişmeleri Size İletmek İstiyoruz

Mail listemize abone olun!

Son bir adım kaldı. E-postanızı kontrol edin. (Gmail kullanıcısıysanız "promotoions" kısmına bakabilirsiniz.

Ops! Bir hata aldık, tekrar deneyebilir misiniz?

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link








Önümüzdeki yıllara
damgasını vuracak
trendleri derledik.
Raporu İndir

*Ücretsizdir.
close-link