Marka, Pareto’nun %20’sini Sever, %80’inden Ötürü

1900’lü yılların başlarında Vilfredo Pareto’nun, İtalya’daki arazilerin %80’inin, nüfusun %20’sinin elinde olduğunu tespit etmesi ve aynı çalışmayı İngiltere ve Fransa’da da yaparak aynı orana ulaşması ardından, bu oranın birçok alanda geçerli olduğunu fark etmeye başladı insanoğlu. Pareto’nun tespiti ile oldukça ilintili olan ülke gelirlerinin %80’inin, nüfusun %20’sinin elinde olmasından, telefon görüşmelerinin %80’inin, rehberdeki %20 ile yapılmasına; hatta toplamda çalınan malların %80’inin hırsızların %20’since gerçekleştiriliyor olmasına kadar birçok çalışmada 80/20 kuralının işlediği görülür.

Markaların, gelirlerinin %80’inini de %20’lik kesimden elde ettiği kabul edilir; sonuçların bu oranı haklı çıkardığı söylenir. Ancak gelirlerinin büyük çoğunluğunu %20’den elde eden marka için, kalan %80, bu oranın geçerli olduğu diğerlerine göre çok daha değerlidir. Çünkü o %20’yi markaya çeken en önemli unsurlardan biri, %80’in o markaya olan ilgisidir…

Pareto-Law-80-20

Günümüz rekabet ve bolluk ortamında, aslında bir birinden pek farkı olmayan ürünleri alırkenki marka tercihimiz üzerinde, hazsal(hedonik) ihtiyaçlarımız çok değerli bir belirleyicidir. Bu hazsal ihtiyaçlarımızın da başlıcalarından olan “beğenilme”, “takdir edilme”, “kıskanılma” gibi ihtiyaçlarımız ise tarih boyunca var olan ihtiyaçlarımız olmakla birlikte, gün geçtikçe şiddetini artırmakta. İşte, alışverişteki %80’lik hacmi yaratan %20’nin bu hazsal ihtiyaçlarını asıl karşılayan ise kalan %80’dir. Ürünün markası, bu ihtiyacı gidermeye yönelik bir araçtır sadece!

Dolayısıyla bir marka, konumlandırmanın %20’ye yapılırken, asıl hedefin %80’inin beğenisi olduğunu unutmamalı; reklamından, sosyal sorumluluk projelerine kadar tüm uygulamalarında %20’yi elde tutacak kitlenin %80 olduğunu bilerek hareket etmelidir.

Paylaş
5 yildir bankacilik/finans sektorunde finansal analiz ve kredi degerlendirme profesyoneli olarak calisan yazar, 2007 yilindan itibaren de pazarlama uzerine yazilar yazmaktadir.

CEVAPLA