Marka İdeolojisi mi? O da Ne? 0

Kendi ülkemiz, kendi içinde bambaşka dinamiklere sahip bir şekilde yürüye dursun, Amerika Birleşik Devletleri için başkan seçimi süreci de oldukça ateşli bir yola girdi. Dışarıdan bir göz ve markacı olarak bu süreci izlemek o kadar keyifli ki, anlatılması zor.

Amerika Aralık’da yapılacak olan seçimler için süratle yoluna devam ediyor.

Alevler hiç durmadığı gibi her an körüklenmekten muzdarip.

Amerika bu heyecanı seviyor.

Aslına bakarsanız, bu heyecanı biz bile seviyoruz. Her gün bambaşka tartışmaların oluşunu seyretmek, her başka gün başka bir gafın ortaya çıkışı bizlerin bile içini titretecek kadar heyecanlı ve dur durak bilmez bir beyin fırtınası ortamı.

Amerika’nın en ünlü siyasi kampanya yöneticilerinin Amerika için önemli bulduğu ana başlık ‘Clear Message’ yani net bir mesaj ve duyuru gücü. Herkese ulaşabilen, tüm pazarın ve kamunun anlayabildiği, üzerinde konuşabildiği netlikte maddeler hayati önem taşıyor. Amerika halkını kendi içinde konuşur kılmak önemli. Bu, onların hem yapılan tüm etkinliklere ve kampanya ayaklarına tepki vermesini sağlıyor hem de gündemi yoğun tutabilmek için de enerjilerini odaklamış kılıyor. Gündem değiştirme teorisi Amerika’da çok sık işleyebilen bir durum değil. O an için belirli bir akış sağlanıyor olsa da, hiçbir vatandaş, sonraki sezonda bunu unutmuş olmuyor. Yani yapacağınız her hareket, vereceğiniz bütün mesajlar an ve an beyinlere işleniyor. Yani tıpkı bir markanın, kötü bir ürününü kullanarak tecrübe etmiş tüketicinin tepkisi gibi.

Ancak tabii ki aslında tüm dünya üzerinde olduğu gibi bu konuda da ne kadar auraya sahip olduğunuz önemli bir yer kaplıyor. Hatta yakın zamanda eşimle bununla ilgili ‘Game Change’ adında 2012 yapımı bir televizyon filmi izledik. Belki de bu durumun en net yaşanmışlık hikayesine sahip film denilebilir.

Yani, ne kadar süperstar’sınız sorusu çok önemli.

are-you-in-two

Siyaset size de çok ciddi bir iş gibi geliyor olabilir, ancak dünyada her konunun yolunu değiştirmesi gibi, bu konu da, var olan jenerasyonlara, markalaşma süreçlerine ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişiklik yaşıyor. Uzun zamandır bunun üstünde ilerlediğinin farkındayız. Amerika bunun en yakın ve net örneğini Obama’nın seçimiyle gösterdi bize. Şimdi de bu konuda bir değişiklik olduğunu düşünen varsa yanılıyor.

Yani elimizde bir star, herkesin orta noktasına dokunabilecek net bir mesaj varsa, biraz biraz bu yolda ilerliyoruz demek.

Elbette ki Amerika’nın başkanı olmak o kadar kolay değil.

Verdiğiniz her demeç, yaşadığınız her olay, mimikleriniz, hikayeleriniz, aileniz, çocuklarınızın giyimi, taktığınız saat, gülümseme şekliniz, gazetecilere tepkileriniz, ne kadar cesur olabildiğiniz, üslubunuz ve daha bir çok etken bu konuda ana damarları oluşturuyor.

Öncelikle seçmenin algısını görsel ve sloganlar boyuyor. 60’lı yıllardan ve hatta daha öncesinden beri bu böyle evet, ancak artık bütçelerimizin hemen hemen yarısından fazlası online olmak üzerine yürüyor. Her an görünür olmak, her anır ulaşır olmak, telefonla ulaşılır olmaktan daha kolay yolla, sosyal medya platformları ve resmi internet sitesiyle mümkün. Artık yaygın bir şekilde görüyoruz ki ‘.com’ iletişimleri daha fazla yapılıyor. Bazen kampanyaların en önemli görsellerini bu banner lar oluşturuyor. Tıpkı barniesanders.com görselliği gibi. Hillary Clinton kendi kampanyası için belki çok daha fazla bütçe ayırmıştı ancak, görüyoruz ki sosyal medya kullanımı da bu kapsama, bu kadar yoğun bütçe harcamadan da ulaşabiliyor.

Donald Trump, ünlü olmanın, ünün ve onlara yakın olmanın ne kadar önemli olduğunu göstermeye çalışan ve az harcamayla başarı elde eden farklı bir örnek olmuş durumda. Popülerliğin, güzel bir eş sahibi görünümünün, ünlülerle fotoğraflarının vurgulanması gerektiğinin çok farkında. Onun kampanyası Trump’ı başkan yapabilsin ya da yapamasın, başarılı olduğu kesin. Kitaplarda anlatılması gereken önemli stratejilere ve kriz yönetimlerine sahip.

Yani ideoloji savunmak da artık pazarda domates satmaktan farklı değil. Kötülemek manasında değil ancak işin matematiğini anlamak açısından bu şekilde dile getirmek daha doğru. Ürün ne olursa olsun mantık aynı şekilde ilerliyor. Çevresel faktörler markaları aynı şekilde etkiliyor.

İyi bir ürün, iyi bir mesaj, iletişim gücü, insanlarla konuşabilmek, ulaşılabilir olmak ve tüm bunlarla beraber güçlü, tutarlı marka yönetimi başkanlığın kan yapıcı maddeleri.

Kim başkan olursa olsun, ideolojinin kazanmadığını artık biliyoruz.

Artık strateji ve güçlü marka başkan olabiliyor sadece.

Sizin için en güçlü marka hangisi bu durumda?

 

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Reklamcılık ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu olan Zümrüt Tanrıöven; Pazarlamasyon'da pazarlama ve reklam üzerine yazılar yazmaktadır. Futbol Extra'da yazar olmasının yanında, bunun bir devamı olarak spor pazarlama konusunda oldukça derin eğitimler almış, bu konuda bir çok araştırmada ve projede bulunmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesinde bitirdiği yüksek lisansıyla beraber kültür ve sosyolojik yönetimlere de odaklanmaya çalışmış, bu alanları birbiri içinde kullanmaya yönelmiştir. Alamet-i Farika, Show Tv gibi yerlerin ardından son 5 yılında TTNET, Tivibu'da İçerik Pazarlama'cı olarak çalıştı. Şimdi Türk Telekom Pazarlama İletişiminde yolunda devam etmekte.

Bir Cevap Yazın

Cinemaximum Seyircileri Sınırsız Patlamış Mısırla Tavladı 0

Son birkaç yıldır Türkiye’deki sinema sektörünün önce konsolide olması, sonrasında ise tekelleşmesi mâlumunuz. Mars Entertainment Group’a bağlı Cinemaximum salonları, artık neredeyse her alışveriş merkezinde karşımıza çıkıyor. Bunun en büyük yansıması da sinema deneyiminin alışveriş merkeziyle eş anlamlı hâle gelmesi oldu. Her yerde Cinemaximum ve onun beraberinde getirdiği konsept olunca, birbirinin kopyası, özgün bir ortamı olmayan salonlar türemeye başladı. Üstüne bir de bu sinemaların yiyecek-içecek bölümlerindeki yüksek fiyatlar eklenince durum, bazı seyirciler tarafından çekilmez bir hâl almaya başladı.

Ülkemizin en büyük sinema zinciri muhtemelen bu gidişatı fark etmiş olacak ki yeni açılan alışveriş merkezlerinden olan Emaar Square Mall’daki salonunun cazibesini artırmak için kolları sıvadı. 20 Eylül 2017 tarihini “Kendi Kabıyla Gelene Sınırsız Popcorn” günü ilan etti ve saat 18:00’e kadar, izleyicilerin getirdiği kap ne kadar büyük olursa olsun, 5 TL karşılığında sınırsız patlamış mısır verileceğini söyledi.

Sınırsız Popcorn Günü, aslında ülkemizdeki kampanyacı ruhun bir yansıması.

İşin renkli tarafı, sınırsız patlamış mısır vaadini duyan izleyicilerin, sıra dışı paketler ve kaplarla gelmesi oldu. Giyim mağazasından alınan büyük karton torbalardan tutun da hasır sepetlere, yoğurt kutularına, ev yapımı kocaman paketlere kadar çeşit çeşit kaplarla Emaar Square Mall Cinemaximum’a gelen izleyiciler, toplumumuzdaki kampanyacı ruhun ne kadar üst düzeyde olduğunu kanıtladı.

Seyirciler, akla hayale gelmeyecek paketlerle salona geldiler.
Sınırsız patlamış mısır, her yaştan izleyiciyi çekmek için işe yarar bir fikre benziyor.

Bazı izleyiciler, Cinemaximum’un bu konuda yaptığı paylaşımların altına, 5 TL karşılığında patlamış mısırın satılabildiği bir yerde neden normal zamanda kendilerinden 20-25 TL arasında ücret alındığını sorgulasa da markaya günden kalan, izleyicilerin kaplarıyla oluşturduğu gülümseten kareler oldu.

Sınırsız patlamış mısırı duyanlar, getirdikleri “kap”larda da sınır tanımadı.

Sinema salonları çok kurumsal ortamlar sayılmaz. O yüzden kendi açımdan bu görüntülerin markanın imajına zarar verdiğini düşünmüyorum. Hatta belki de Apple’ın sinema salonlarındaki filmleri yayınlama isteğiyle daha zor şartlar altında faaliyet gösterecek sinema salonları seyircileri, gelecekte bu tür promosyonlarla salonlara çekmeye çalışacak. Çünkü keskin rekabet doğal olarak bunu gerektirecek.

Getirilen kaplar arasında ev yapımı olanlar da vardı.

Peki, Cinemaximum’un bu çalışması hakkında sizin görüşünüz nedir? Yoğurt kabıyla gelip patlamış mısır alan bir müşteri, bir sinema salonuna renk katar mı, yoksa tersine bir etki mi yaratır?

Walt Disney’in Minik Fareyle Başlayan Başarı Öyküsü 0

Çocukluk yıllarımızın vazgeçilmez çizgi film karakteri Mickey Mouse’un yaratıcısı Walt Disney’in minik bir fareyle tamamen değişen hayatı ve sizi mucizelere inandıracak kadar sefil bir hayattan karikatür filmlerinin öncüsü olmaya kadar yükselen başarı hikayesini anlatacağız.

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Walt Disney, hasta olan babası çalışamadığından ve ekonomik durumlarının kötü olması nedeniyle sürekli çalışmak, para kazanmak zorundaydı. Ayrıca ailesi sürekli taşındığı için düzenli bir hayata da sahip değildi.

Disney, maddi yetersizlikten okula devam edemediği için herhangi bir mesleğe de sahip değildi. Bu nedenle girdiği işlerin hepsi geçici olduğu için ayrılmak zorunda kalıyordu. Babasının ölümü ile derin bir sarsıntı yaşayan Walt, babasını tedavi ettiremediği için kendini suçladı ve bir süre bunun etkisinden kurtulamadı.

Walt tam bir kitap kurduydu ve kazandıklarının bir miktarını kitaplara ayırıyordu. Bir gün kitapçıdan aldığı kitabın arasında bir reklam kağıdı gördü. Kağıtta “Kansas City Sanat Enstitüsü sizi ücretsiz kurslara çağırıyor yazıyordu. Yazıyı okuyan Walt hiç düşünmeden kursa yazılmaya ve çizim konusunda kendisini geliştirerek bir meslek edinmeye karar verdi. Üstelik kurs için herhangi bir ücret ödemek zorunda değildi.

Walt çizim dersleri öğreniyor hatta bazı ajanslara karikatür çizerek az da olsa para kazanıyordu. Kansas Sanat Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin yanına dönen Walt, çizimlerini gazete ve dergilere yolluyor ancak hala bir sonuç alamıyordu. Bu kadar maddi imkansızlıkların ardından çalıştığı işinden de yeterince yaratıcı olmadığı için kovulan Walt tekrar karamsarlığa geri döndü.

Tüm olumsuzluklara rağmen vazgeçmeyen Walt çizim yapmaya devam etti ve bir gün çizim yaptığı sırada odasında küçük bir fare gördü. İlgisini çeken bu fareyi bir süre izlemeye ve beslemeye başladı. Ardından bu ikili arasında bir arkadaşlık oluştu ve bir gün onu çizmeye karar verdi. İşte bu çizim Walt Disney için bir dönüm noktasıydı.

Elindeki fare çizimleriyle Hollywood’a doğru yola çıktı ve Kansas Sanat Enstitüsü’den arkadaşı Iwerks’i bularak ona fare çizimlerinden söz etti. Walt bu fareye ilk olarak ‘Mortimer’ adı verilmiş ancak ilerleyen zamanlarda Walt Disney’in eşi Lilly’nin önerisiyle ‘Mickey Mouse’ olarak değiştirilmiş. Mickey Mouse adını verdikleri fare ilk olarak 1928 yılında ‘Steamboat Willie’’de yer aldı.

Walt Disney ve Iwerks ellerinde bulunan son paralarına kadar harcadıkları bu filmde büyük bir başarı elde ettiler ve film izlenme rekorları kırdı. İlk filmden sonra Walt Disney ve kardeşi Roy, Walt Disney Productions’ı kurdu. Ardından birçok çizgi film çekerek başarılarına başarı kattılar. Bir anda dünyanın en ünlü animasyonu haline gelen Mickey Mouse 100’den fazla çizgi filmde baş karakter olarak yer aldı. Bunu takip eden dönemlerde; Donald Duck (1934), Pinokyo (1940), Aslan Kral, Kayıp Balık Nemo, Külkedisi, Winnie The Pooh, Sindrella (1950), Uyuyan Güzel (1958), 101 Dalmaçyalı (1961) ve daha birçok başarılı çizgi filmde Walt Disney imzası yer aldı. 1938 yılında gösterime giren ve 1.5 milyon dolar harcanarak yapılan “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” 8 milyon dolarlık bir hasılata ulaştı.

1955 yılında Los Angeles’ta çalışanların çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği büyük bir eğlence parkı olan Disneyland projesini hayat geçirdi. Walt Disney bu projenin yapımında çalışan mühendislere “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum dedi.

Walt Disney Productions bugün 30 milyar dolarlık yıllık gelire sahip. Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve Entertainment and Sports Programming Network (ESPN) gibi kuruluşları da bünyesine katıp Kaliforniya merkezli çalışan devasa bir medya şirketi haline geldi.

Hayatın getirdiği zorluklar karşısında yılmadan, yorulmadan mücadele eden, hayal ettiklerinden her ne pahasına olursa olsun vazgeçmeyen Walt Disney zoru başardı. Çizgi film dünyasına adını altın harflerle yazdırdı. 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle hayatını kaybettikten sonra ardında medya devi bir şirket bıraktı.

GELİŞMELERİ
KAÇIRMAYIN!
Haftalık bültenimize
ücretsiz kaydolun!
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Hemen Kaydolun
close-link
Marketing Meetup
 

ERKEN
KAYIT FIRSATI


Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Orada Olmalıyım

Sektörü buluşturan etkinlikte siz de yerinizi ayırtın!
close-link
GELİŞMELERİ KAÇIRMAYIN
Haftalık bültenimize ücretsiz kaydolun, sizi gelişmelerden haberdar edelim.
BİZE KATIL
close-link
Marketing Meetup Intelligence

Zekânın iş dünyasına neler getireceğini konuşuyoruz
Erken Kayıt Fırsatı
close-link
İçerikle Pazarlama Workshop

Yemekcom Ürün Müdürü Batuhan Apaydın ile, içeriğin kral olduğu yeni dünyayı keşfetmeye hazır mısınız?
Hemen Kaydol
close-link